Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 12
Sayı: 1677




2016 yılının müzik olayı sizce hangisidir?

Ozan, besteci ve müzisyen Bob Dylan'ın Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanması!
Kanserle mücadale eden Fatih Erkoç'un, hastalığının ilerlemiş olmasına rağmen konserlerine devam etmesi!
Fazıl Say'ın Beethoven Akademi Ödülü'nü kazanması
Kanadalı yazar, ozan, söz yazarı ve müzisyen Leonard Cohen'in vefat etmesi
Taylor Swift'in Grammy Ödülü'nü kazanması
Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı'nın Devlet Çoksesli Korosu'nun provasını İzlemesi
DOB'nin 2016 yılında da sürekli Türk müzikal ve operalarına repertuarında çokça yer vermesi!

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler







 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 
Şu an 25 müzisyen gazete okuyor
 
 
Özel Dosyalar
 
  Geçmişten günümüze, gümüzden geleceğe Türk Müzik Kültürü

Ali Uçan


Türk müzik kültürü, ilk kökleri/kökenleri itibariyle Tarih Öncesi’nde başlayan ve tüm Tarih Çağları boyunca devam eden “sürekli bir oluştur”; başlangıcından günümüze değin kesintisiz sürüp gelen varlığı ve evrimiyle Dünya müzik kültürünün en eski, en köklü, en etkin ve en yaygın öğelerinden biridir. Türk müzik kültürünün (en) uzak geçmişinden günümüze değin süregelen bu temel özelliğinin, günümüzden (en) uzak geleceğine doğru da süregitmesi doğaldır, doğal bir beklentidir.

Günümüzde Türk müzik kültürü, Avrasya’da yaklaşık 11 milyon kilometrelik bir alana yayılmış olan, Türk dil-kültür kökeninden gelen, Türkçe konuşan-Türkçe yaşayan, yaklaşık 250 milyonluk bir insan topluluğunun ve onun oluşturduğu Türk Dünyası’nın müzik kültürüdür. Somut olarak günümüz Türk Dünyası’nın müzik kültürü denilince, başta Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere, bağımsızlığına kavuşmuş Kuzey Kıbrıs, Kafkasya ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile özerk, yarı bağımsız veya bağımlı yaşayan, örgütlü veya örgütsüz, irili ufaklı tüm Türk Toplum ve Toplulukları’nın müzik kültürleri anlaşılır.1

2. Türk Müzik Kültürünün Tarihî Dönemleri ve Evrim Evreleri

Bilindiği gibi, “kültürün tahmini yaşı 2 milyon yıl öncesine gider”.2 Başlangıcından günümüze insanlığın kültürel evrim süreci, insanbilimde (çoğu insanbilimcilerce), genel olarak “üretim öncesi” (paleolitik), “üretim” (neolitik) ve “yoğun üretim” (endüstri) olmak üzere en azından üç ana evre ye ayrılır.3 Bu ayrım, kuşkusuz, Türk toplumunun kültürel evrimi ve onun bir parçası’ olan Türk müzik kültürünün evrimi için de geçerlidir. Ancak, Türk müzik kültürünün “üretim öncesi” (paleolitik) evresine ilişkin eldeki insanbilimsel bulgu, kazıbilimsel buluntu ve tarihbilimsel bilgiler henüz çok yetersizdir.4 Müzikbilimsel veriler de henüz son derece kısıtlıdır, hatta yok denecek kadar azdır. Bu nedenle Türk müzik kültürünün varlığını ve evrimini inceleme ve betimleme işine, daha çok “üretim” (neolitik)5 evresinden başlamak (daha) doğru olur.6

Türk müzik kültürünün “üretim” (neolitik) evresinden bu yana geçirdiği en azından 5000 yıllık uzun evrim süreci, Türk kültür tarihinin kendine özgü akışı içinde kendine özgü belirli dönemlere, her bir dönemde kendine özgü belirli evrelere ayrılır.

Türk müzik kültürünün “üretim” (neolitik) evresinden bu yana geçirdiği uzun evrim sürecinde Türk kültür tarihinin kendine özgü akışı içinde ortaya çıkan kendine özgü belirli dönem ve evrelere bakarken yüzer yıllık, beşyüzer yıllık ve biner yıllık zaman dilimleri “anlamlı birimler” olarak belirir ve evrimin tarihî akışının izlenmesinde çok büyük kolaylıklar sağlar. Çünkü, kültürel evrim sürecinde yüzyıllar beşyüzyıllara, beşyüzyıllar binyıllara ağar, akar, dökülür ve yığılır. Bu bağlamda göreli olarak binyıllar “geniş zaman dilimleri”, beşyüzyıllar “orta zaman dilimleri”, yüzyıllar ise “dar zaman dilimleri” olarak işlev görür.

Nitekim, “tarih öncesi”ne dayanan kökleriyle “tarih çağları insanlığı”nın en önemli ve en sürekli öğelerinden biri olan Türk toplumunun müzik kültürünün yaklaşık beşbin yıllık evrim sürecine geniş zaman dilimleri halinde bakıldığında “binyıllar”, orta zaman dilimleri halinde bakıldığında “beşyüzyıllar”, dar zaman dilimleri halinde bakıldığında ise “yüzyıllar” daha çok anlam ve önem kazanır. Öbür yandan aynı sürecin yakın geçmişine “yüzer yıllık”, orta geçmişine “beşyüzeryıllık”, uzak geçmişine ise “bineryıllık” zaman dilimleri halinde bakışın (kendine özgü) belli kolaylık, yararlık ve üstünlükleri vardır.

Türk müzik kültürünün yaklaşık beşbinyıllık evrim süreci dikkatlice incelendiğinde, bu sürecin, her yüzeryıllık dilimler içinde adım adım

3. Karahanlılar-Gazneliler-Selçuklular Dönemi,

4. Türkiye Selçukluları, [Türkiye] Osmanlılar ve Türkiye Cumhuriyeti Dönemi,

5.Bağımsız Türk Cumhuriyetleri Dönemi: Türkiye-KKTC-Azerbaycan­-Kazakistan-Özbekistan-Kırgızistan-Türkmenistan Cumhuriyetleri Dönemi.

Şimdi, önce Türk müzik kültürünün bu dönemlerdeki genel durumunu kısaca gözden geçirelim.

3. Türk Müzik Kültürünün Tarihî Dönemleri

Bilindiği gibi Türk kültürünün ve dolayısıyla Türk müzik kültürünün tarihteki “ilk kökleri-ilk kökenleri” Orta Asya’da Altaylar’da olup, orada İlk Çağın derinliklerine dayanır, hatta Tarih Öncesi Çağlara uzanır. Eldeki en son, en yeni ve en geçerli-en güvenilir insanbilimsel bulgulara, kazıbilimsel buluntulara ve kültür tarihi bilgilerine göre Altaylılar “Türklerin ataları “dır, “Ön-Türkler “dir, “ilk Türkler “dir.14 Öyleyse, Türk müzik kültürünün Orta Asya’daki ilk köklerini kökenlerini ve ilk-ön-temel oluşumunu Altaylılar dönemini inceleyerek, o dönemin başlarından yola çıkarak belirlemek gerekir.

3. 1. Altaylılar Döneminde Türk Müzik Kültürü

Altaylılar önceleri (M.Ö. 4. bine kadar) kendilerine özgü bir avcı toplayıcı kültüre sahip iken, M.Ö. 3. binde hayvan (at, sığır, deve) beslemeğe başlayıp üretim evresine yani üretici yaşama geçtiler ve “avcılık”la birlikte “çobanlık”ı da yürüttüler, M.Ö. 2. binde “çobanlık”la birlikte madenci kültürü geliştirip “altın işlemecilik” ile “altın kaplamacılık”ın merkezi konumuna geldiler, M.Ö. 1. binde ise “tunç (bronz) çağı”nı aşıp zamanla “demirci bir halk” oldular. Böylece Altaylılar, genel olarak, Tarih Öncesi’nde üretim öncesi evre müzik kültürüne sahip iken Tarih Çağlarnnn başlamasıyla birlikte üretim evresi müzik kültürü aşamasına geldiler

Kökleri-kökenleri İlk Çağ’nı derinliklerine dayanan ve Tarih Öncesi Çağlara uzanan her müzik gibi Türk müziği de başlangıçta çok az perdeli idi. Ezgiler belirli aralıkta iki ses (perde) üzerinde oluşur, iki ses üzerinde dolaşır dururdu. Kullanılan perde sayısı, zamanla artıp giderek üçe, dörde yükseldi. Dörtperdelilik (tetratonik)le birlikte “mod öncesi müzik”te15 en ileri aşamaya gelindi. Ezgisel seyir (gidiş-akış) yalın, ritim ise çeşitli idi. Biçim (form) çoğunlukla yineleme (tekrarlama) ve başkalama (çeşitleme) dizilişindeydi. İnsan sesi ve şarkı çalgıdan önceydi, öncelikli idi. İnsan sesine ve şarkıya eşlikte davul ve defin önceliği vardı. Boru (borguy) ve kopuzun (kubuzun) ilk-ön örneklerine erişildi. “Şaman müziği” denilen “büyüsel-dinsel-törensel müzik” giderek belirginleşti. “Şaman” denilen “mesleksel müzikçi”nin topluluk ve toplum içinde önemli bir konumu ve saygın bir yeri vardı. Türk dilinin evriminde oluşmaya-belirmeye başlayan “Ön Türkçe”ye [Proto Türkçe’ye] bağlı-asılı olarak “sözlü Ön Türk Müziği” [sözlü Proto Türk Müziği] de oluşmaya-belirmeye başladı.

Altaylıların M.Ö. 2. binde yavaş yavaş Altaylardan çıkıp adım adım (ve özellikle M.Ö.700/600 dolaylarında yoğun biçimde) Orta Asya’ya dağılmaları-yayılmaları ve genişlemeleriyle birlikte Altay-Türk müzik kültürü “dar yöresel” bir müzik kültürü olmaktan çıkıp “geniş bölgesel” bir müzik kültürü niteliğine bürünmeye ve böylece “çevre müzik kültürleriyle çok yönlü etkileşime açık” bir konuma girmeye başladı. Daha sonra Büyük Hun Devleti’ni kuracak boyların (M.Ö. 500 dolaylarında) Orta Asya’da yavaş yavaş kendilerini göstermeğe başlamalarıyla16 “Orta Asya-Türk müzik kültürü” olma özelliği kazanmaya başladı.

3. 2. Hunlar, Göktürkler ve Uygurlar Dönemlerinde Türk Müzik Kültürü

Türk müzik kültürü, Altaylılar döneminde gerçekleşen ilk-ön-temel oluşum ve gelişimin ardından gözlenen ilk geniş kapsamlı oluşum/gelişim, değişim ve dönüşümü Hunlar, Göktürkler ve Uygurlar dönemlerinde göstermiştir. Bu dönemde Türk müzik kültürü ilkin tam anlamıyla bir Orta Asya-Türk müzik kültürüne ve giderek Orta Asya’nın Türkistanlaşması’yla 17 Türkistan müzik kültürüne dönüşmüştür.

Hunlar Döneminde (yaklaşık M.Ö. 4./3. yüzyıl-M.S. 3. yüzyıl/557) Türk müzik kültürü, Devlet ve kamu eliyle, sonraki dönemlerin tümüne temel oluşturacak biçimde yapılandı, örgütlendi ve kuruluşlaştı. Hun Kağanlığına bağlı ilk “devlet askeri müzik topluluğu” olarak “Tuğ takımı” kuruldu, ilk “devlet sivil müzikçileri topluluğu” olarak “kopuzcu ozanlar” yada “ozan kopuzcular” bulunduruldu-görevlendirildi. “Dinsel müzik­dünyasal müzik”, “sivil müzik-askerî müzik’’, “devlet müziği-halk müziği yada “sanat müziği-halk müziği” doğrultulu ilk ana ayrımlaşmalar başladı (meydana geldi). Türk müziği “modal müzik”18 aşamasına ve bu aşamada ileri basamaklara ulaştı. Türk müziği ses sistemi “beşperdelilik” (pentatonik) temele oturduktan sonra giderek altı, yedi, sekiz perdeliliğe erişti. Halk müziğinde “beşperdeli ezgi tipi” [tüm Orta Asya’da] kök saldı ve yaygınlaştı. Ezgilerde inici karakter [iyice] belirginleşti, “başkalama”nın (çeşitlemenin) yanı sıra “karşıtlama-sıralama” biçimi kullanılmaya başlandı. Bu arada “davul-zurna ikilisi” oluşup birbiriyle kaynaşmaya başladı. Daha çok “sanat müziği” doğrultulu olmak üzere “kam (şaman) müziği, tuğ müziği, ozan-kopuz müziği, tören-şölen-oyun-eğlence müziği” türleşmeler belirginleşti. Kendine özgü bağdaştırmacı-bireştirmeci bir “göçebe imparatorluk müzik kültürü” niteliği kazandı ve tüm Orta Asya’ya damgasını vurdu. Bir yandan kendi içinde karıştı, harmanlandı, kaynaştı, birleşti ve bütünleşti: diğer yandan Yakın Doğu (İran) ve Uzak Doğu (Çin) Müzik kültürleriyle etkileşim içine girdi Bu etkileşimde zaman zaman İpek Yolu etkin Rol oynadı.

Göktürkler Döneminde (552-745) Türk müzik kültürü, yapısı ve niteliğinin yanı sıra Devletin ve toplumun adıyla-sanıyla da “Türk müzik kültürü” oldu. Modal müzik aşamasında yeni ilerlemeler sağlandı, halk ve sanat müziklerinde kullanılan değişik perde sayıları arttı, ezgi genlikleri genişledi. Vokal/sözel müziklere yır, çalgısal müziklere ise, kök denildi. Sanat müziğinde daha “incelikli ve sanatlı bir üslup” gözlenmeye başladı. İki telli kopuzun yanı sıra ıklığ denilen “yaylı (oklu) kopuz” gelişti. Göçebe müzik kültüründen yarı göçebe-yarı yerleşik müzik kültürüne geçildi. İpek Yolu’yla dışa açılım süreklilik kazandı. Adları ve yaptıkları, yazılı Çin kaynakları yoluyla günümüze kadar ulaşan ilk büyük Türk müzikçileri yetişip kalıcı izli etkinliklerde bulundu. Bunların en ünlülerinden biri olan Sacup Akari19 560’lı yıllarda “12 perdeli Türk müziği ses sistemini-kuramını” ve Türk müziği modlarını-çığırlarını Çinli müzikçilere tanıttı, açıkladı ve sunduğu müziklerle örneklendirdi. Türk müziği Çin müzik yaşamını derinden etkiledi.

Uygurlar Döneminde (745-840/1209) Türk müzik kültürü, modal müziğin en gelişkin düzeyine erişti. Yerleşik yaşama geçişle birlikte yerleşik yaşam biçimi müzik kültürüne geçildi, müzikte yepyeni türler ve çeşitler ortaya çıkmaya başladı. Onyediperdeli Türk müziği ses dizgesine giden yolda önemli ilerlemeler gözlendi. Ezgiler daha geniş genlikli, incelerden kalınlara doğru daha büyük adımlı, daha uzun örgeli (motifli), çoğun simetrik ölçülü ve yalınç sıralama biçimli bir yapı kazandı. Ezgisel-ritimsel tunsal örgü ve doku karmaşıklaştı. Çeşitli dinlerin benimsenmesine de bağlı olarak dini müzik kendi içinde zengin bir çeşitliliğe büründü. Kullanılan çalgıların tür ve çeşitleri, görevlendirimleri-oturtumları, tutuluş biçimleri ve çalınış yöntemleri, müzik topluluklarının oluşum biçimleri, müziğin yapıldığı yer ve gerçekleştirildiği ortam bakımlarından yeni ayrımlılaşmalar ortaya çıktı. Bütün bunlar yeni tavır ve üslup farklılaşmalarına yol açtı. Müzik yaşamında belirli ilke, kural, kalıp, yöntem ve tekniklere bağlı kalınarak müzik yapma ve yaratma anlayışı yaygınlaştı. Yazıya dayalı müzik yapma-yaratma aşamasına gelindi. Özellikle “ozan çalgıcılık” kendine özgü bağımsız bir iş veya meslek niteliği kazandı. Başta Çin, İran, Hint, Arap, Kore ve Japon müzikleri olmak üzere çevre müzik kültürleriyle yoğun ilişkiler ve etkileşimler içine girdi, onları etkidi.20 Çok yönlü, çok boyutlu, çok katmanlı, çok türlü, çok çeşitli, çok zengin ve çok canlı (dirik-dinamik) bir müzik yaşamı oluştu.

3. 3. Karahanlılar, Gazneliler ve Selçuklular Döneminde Türk Müzik Kültürü

Karahanlı, Gazneli ve Selçuklu Devletleri, birbirlerinin yerine değil birbirleri ardısıra kuruldular ve belirli bir süre birbirine komşu olarak aynı zamanda yanyana yaşadılar ve ayrı ayrı egemenliklerini sürdürdüler. Bu üç devlet, İslâmlığı tüm toplumca ve devletçe-resmen benimsediler ve bu nedenle tarihçiler tarafından “ilk Türk-İslâm devletleri” olarak anıldılar ve nitelendirildiler. Türk müzik kültürü bu üç devlet döneminde resmen içine girdiği İslâm kültür çevresinde adım adım yeni ve köklü bir oluşum-gelişim, değişim ve dönüşüm evresi geçirdi. Bu dönemde Türk toplumunun ve Türk müzik kültürünün etkisiyle İslâm toplumu ve müzik kültürü de derinlemesine bir değişime ve dönüşüme uğradı.

Karahanlılar Döneminde (840-1212) Türk müzik kültürü İslâmlığın toplumca benimsenmesi ve Devlet’in resmî dini haline gelmesiyle yeni bir oluşum-gelişim, değişim ve dönüşüm sürecine girdi. Köklü “modal” Türk müziği makamsal müzik çevresine açıldı ve onun etkin bir öğesi olmaya başladı. Tuğ takımı tabılhaneye dönüştü, “kopuz eşliğinde türkü söyleme”nin yanı sıra tanbur eşliğinde şarkı söyleme geleneği oluşmaya başladı. Yeni tür, çeşit ve biçimler belirdi. Türk sanat müziğinde kullanılan perde sayısı arttı, bir sekizliyi onyedi aralığa bölen ve ilk sesin sekizlisi ile birlikte onsekiz perdeden oluşan (geleneksel) Türk sanat müziği ses sistemi Mehmet Farabi tarafından Horasan tanburu üzerinde gösterildi-anlatıldı. Böylece tanbur Türk sanat müziğinde temel-ölçek çalgı oldu. İlk Türk müzik kuram kitapları yazıldı. Bunlardan Mehmet Farabi (874-950)’nin yazdığı Kitab-ül Mudhal fi’il Musiki (Musikiye Giriş Kitabı) ile Kitap-ül Musiki-ül Kebir (Büyük Musiki Kitabı) yalnız Türk ve İslâm dünyasının değil, aynı zamanda çağının en önemli iki temel kuram kitabı oldu. Kaşgarlı Mahmut (11. yüzyıl) yazdığı ünlü Divan-ı Lügat-it Türk’te Türk müzik kültürüne ilişkin çok önemli ve kapsamlı bilgilere yer verdi. Hoca Ahmet Yesevi (1103?-1166) öncüsü olduğu Türk tekke şiirine asılı olan “Türk tekke müziği”nin doğmasına yol açan temelleri oluşturdu.

Gazneliler Döneminde (962–1187) Türk müzik kültürü, büyük bir kültür, sanat ve müzik merkezi durumuna gelen Gazne kentinde çok yönlü bir değişim-gelişim gösterdi. Fars, Arap ve Hint müzik kültürleriyle yoğun bir etkileşim içine girdi. Makamsal müziğin belli özelliklerini edindi. Çoğu övgü amaçlı “kaside” türündeki şiirler “doğaçtan” ve “usûl”süz ezgilendirildi, “klâsik şiir”le ilintili “klâsik müzik” ortaya çıkmaya başladı. Türk müziği özellikle Kuzey Batı Hint müziğini etkiledi. Türk müziği dizgesi Kuzey Hint müzik bilginlerince çok iyi biliniyor ve “Turuşka” adıyla anılıyordu.

Selçuklular Döneminde (1040–1157/1308) Türk müzik kültürü, yeniden imparatorluk müzik kültürü niteliği kazandı. Ama bu kez Türk müzik kültürü göçebe değil, kendine özgü bir yerleşik imparatorluk müzik kültürü idi. Aynı sınırlar içinde Fars ve Arap müzik kültürleriyle birlikte oldu, yan yana yaşadı, iç içe geçti, doğrudan etkileşti ve giderek kaynaştı. Kendi gelişim, değişim ve dönüşümünü gerçekleştirirken İslâm müzik kültürüne yepyeni bir canlılık, devingenlik, çeşitlilik ve zenginlik getirdi. Kısa bir süre içinde İslâm müzik kültürünün en güçlü, en etkin ve en belirleyici öğesi durumuna geldi.

3. 4. Türkiye Selçukluları, Osmanlılar ve Türkiye Cumhuriyeti Dönemlerinde Türk Müzik Kültürü

Türk müzik kültürü, coğrafi ve kültürel olarak Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının kesişme noktasında yer alan Türkiye’de yeni bir oluşum/gelişim, değişim ve dönüşüm dönemine girdi. Altaylılar döneminde başlayıp Orta Asya ve Orta-Batı Asya Türk devletleri dönemlerinden geçerek oluşan Türk müzik kültürü birikimi Türkiye’de21 11. yüzyıldan itibaren Anadolu’nun, 14. yüzyıldan itibaren Balkanların ve daha sonra Orta ve giderek Batı Avrupa’nın müzik kültürleriyle etkileşti. Ayrıca Kuzey Afrika, Doğu Avrupa ve Güney Batı Asya müzik kültürleriyle de ilişki ve etkileşim içinde bulundu. Türkiye’de birbirinin yerine kurulan, birbirinin yerini alan, birbirinin yerine geçen, birbirinin devamı sayılan ve dolayısıyla birbirinin (sonraki öncekinin) birikimini devralan Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti devletleri dönemlerinde Türk müzik kültürü birbirini izleyen, birbiri üstüne kurulan, birbirine dayanan fakat birbirinden farklı oluşum/gelişim. değişim ve dönüşüm evreleri geçirdi.

Türkiye Selçukluları Döneminde (1071/1075-1308) Türk müzik kültürü, “sanat müziği” ve “halk müziği” türlerinde yeni bir oluşum-gelişim evresine girdi. İnançsal müzik alanında özellikle “tekke müziği” çok hızlı bir gelişme gösterdi. Batıda Türkistan’dan getirilen eski-köklü-çokyönlü Orta Asya Türk dinsel müziği geleneklerinin çok büyük etkileri-katkıları oldu. Kentsel tekke müziğinde Mevlânâ ( 1207-1273) ve oğlu Sultan Veled (1227-1312), kırsal tekke müziğinde ise Taptuk Emre (13. yüzyıl), Yunus Emre (1240-1320) ve Şeyyad Hamza (13. yüzyıl) belirleyici oldular. sDünyasal müzik alanında sanat müziğinin belli dallarında oturtum ve üslûp farklılaşmaları belirginleşti, halk müziğinin bazı çalgıları ise ad, yapı ve işlev değişikliğine uğradı. Orta Asya’dan getirilen “kopuz”dan, uzun saplı Anadolu “saz”ı geliştirilmeye başladı. Müzik yaşamında geniş bir özgürlük ve hoşgörü ortamı oluştu, egemen oldu. Türk müzik kültürü, yeryüzünün en eski kültür ülkelerinin başında gelen Anadolu’nun köklü, güçlü ve zengin müzik kültür birikimiyle buluştu, etkileşti, içiçeleşti ve daha da zenginleşti.

Bu arada, Türkiye Selçuklularının son ve Osmanlıların ilk döneminde bu ülkenin doğu sınırları dışında Azerbaycan’da yaşayan büyük Türk müzik bilgini Urmiyeli Safiyüddin (1224-1294) bir sekizli içinde “onyedi aralıklı­-onsekiz perdeli Türk müziği ses sistemi”nin dizgesel betimlemesini ve kuramsal açıklamasını yaptı. Ortaya koyduğu sistem ve kuram tüm Orta ve Yakın Doğu’ya yayıldı, yerleşti, kök saldı. Yazdığı Kitab-ül Edvar ve Şerefiyye (Şerefiyyad Risalesi) kendinden sonraki tüm kuram kitaplarına temel oldu. Kitab-ül Edvar’da ebced yazısıyla yer alan nevruz bestesi, günümüze ulaşan yazılı Türk müziği dağarının en eski yapıtı sayılır. Daha sonra aynı ülkeden Maragalı Abdülkadir ( 1360-1435) Cami-ül Elhan adlı kitabıyla ve diğer eserleriyle Türk müziğini ve onun kuramsal temellerini daha da geliştirdi. Yazdğı Makasid-ül Elhan adlı kitapta Safiyüddin’inkinden sonra günümüze yazılı olarak ulaşan ikinci en eski Türk ezgisine yer verdi.22 Öbür yandan Orta Asya’da Timurlular Döneminde (1370–1507) “Türk müzik kültürünün ilk rönesansı” denilebilen çok ileri, çok gelişkin bir evre yaşandı23.Bu evrede Timurluların müzik yaşamında çok etkin ve belirleyici rol oynadı.

Osmanlılar Döneminde (1299-1920/l922) Türk müzik kültürü yeniden, ama bu kez Avrasya’nın yanı sıra Afrika’ya da yayılan, kendine özgü bir yerleşik imparatorluk müzik kültürü niteliği kazandı. Üç kıtaya yayılarak gerçek anlamda bir Dünya müziği oldu. Dünyasal ve inançsal müziğin ana kurum ve kuruluşları olan Tabılhane Mehterhane’ye, Saray Musiki Meşkhanesi Enderun Musiki Mektebi’ne dönüştü, Mevlevihaneler diğer belli tekkeler ile birlikte çok etkin bir yapıya kavuştu. Bunların yanı sıra Darülkurra ve Darüllhuffazlar etkinleşti. Yeni yeni makamlar ve usuller kullanıldı. En sanatlı türler ve çeşitler büyük canlılık gösterdi, gözde tutuldu.

Besteleme ve seslendirme alanında çok yüksek düzeylere erişildi. Kuram ve kuramsal çözümleme geleneği canlılığını korudu, çok çeşitli kuram kitapları yazıldı. çeşitli müzik yazı sistemleri oluşturuldu, bunlarla günümüze kadar ulaşan yüzlerce yapıt yazılaştırıldı, ancak. belleğe dayalı meşk yöntemi etkinliğini sürdürdü. Batı Avrupa’lı müzikçiler Türkiye’ye gelip konserler verdiler (1543), Avrupa “nota yazısı” Türk müziğine uyarlandı (1650),24Avrupa kemanı saray fasıl müziğinde kullanıldı (1740), Batı-Avrupa örneğine uygun ilk “boru-trampet takımı” oluşturuldu (1794). Öbür yandan Avrupa’da “Türk modası’’ ve “alla Turca” müzik yaratma-yapma yaygınlaştı. Avrupalı besteciler Türk müziğiyle ve Türklükle ilgili eserler bestelediler. Türk mehter müziğinin “davul-zil-çeliküçgen” üçlüsü Batı Avrupa senfonik orkastrasına girdi ( 18.-19. yüzyıl). Türkiye’de ise Batı Avrupa örneğine uygun “Bando” kuruldu, “müzikte çokseslilik” devletçe-resmen benimsendi ve böylece Türk müzik kültüründe kesin olarak yeni­köklü bir dönüşüm sürecine girildi (1826). İlk “çoksesli Türk müzik eseri” olan ve “ilk Türk ulusal marşı” sayılan “Mahmudiye Marşı” bestelendi ­seslendirildi (1829) ve böylece “modal-makamsal-tonal evre”ye geçilmiş oldu. Doğu ve Batı müziğini kapsayan bir okul olan Muzika-i Humayun kuruldu ( 1826-1831), ilk Türk Senfonik Orkestrası’nın çekirdeği oluşturuldu (1840). Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’yle (Genel Eğitim Tüzüğü’yle) müzik eğitiminde batılı anlayışla yeni-modern düzenlemelere gidildi (1869).25 “Avrupa modası” ve “alla Franga” müzik yapma-yaratma yaygınlaştı. “Nota basımı ve yayımı”na başlandı (1876)26’, “yazıya dayalı müzik yapma-yaratma” yaygınlaşmaya başladı. Devlet adına müzik öğrenimi görmek üzere Orta-Batı Avrupa’ya öğrenci gönderildi ( 1908), halka açık ilk resmî müzik okulu olarak Darülelhan kurulup açıldı ve Saray Senfonik Orkestrası Avrupa’nın çeşitli kentlerinde konserler verdi ( 1917).

Türkiye Cumhuriyeti Döneminde (1920/1923’ten günümüze) Türk müzik kültürü, daha önce başlamış olan “yenileşme ve batılılaşma” ile yetinmemeyi ve ulusal özyapıyı (karakteri) koruyup geliştirerek çağdaşlaşma ve evrenselleşmeyi amaçlayan yeni bir süreç içine girdi. Bu süreçte özde ulusallık, yöntemde-teknikte çağdaşlık ve nitelikte evrensellik birbirlerini tamamlayıp bütünleyen üç temel-vazgeçilmez ilke-ölçüt ve amaç olarak belirlendi.27 Kısaca ulusallık-çağdaşlık-evrensellik biçiminde dile getirilen bu üçlü ilke-ölçüt ve amaç doğrultusunda yeniden temellenme, yeniden yapılanma, yeniden örgütlenme, yeniden kuruluşlaşma atılımları gerçekleştirildi. Bütün bunlar tümüyle lâik düzen içinde belirli bir sistem bütünlüğüne kavuşturuldu; anayasal, yasal, tüzüksel, yönetmeliksel, yönergesel ve programsal düzenlemelere bağlandı. Bu düzenlemeler müziği “yapma-yaşama, öğrenme-öğretme, yaratma-besteleme, seslendirme­ yorumlama, dinleme-dinletme, üretme-tüketme, derleme-sınıflama, inceleme-araştırma, kuram-lama-uygulama, koruma-destekleme ve yayma­-yaygınlaştırma” alanlarının tümünü kapsayıcı biçimde geniş tutuldu. Müziğin bireysel, toplumsal, kültürel, ekonomik ve eğitimsel boyutları birlikte gözönüne alındı. Yerel/yöresel, bölgesel, ulusal ve uluslararası müziksel iletişim ve etkileşim ile müziksel kültürleşim, çağın ve çağcıllığın gerektirdiği biçimde sürekli gelişen bir düzeneğe (mekanizmaya) bağlandı.

Bu bağlamda Tevhîd-i Tedrisat Kanunu (Öğretimi Birleştirme Yasası) yürürlüğe girdi (1924) ve ana kurumlar olan Musiki Muallim Mektebi (1924) kuruldu-açıldı, 1923’te yeniden açılan Darülelhan Konservatuar’a dönüştürüldü (1926), geleneksel Türk sanat müziği Tespit ve Tasnif Heyeti (1926) ve İcra Heyeti (1927) oluşturuldu, Radyo müzik yayını başladı (1927), Devlet Konservatuarı (1936) kuruldu, Gazi Terbiye Enstitüsü Müzik Bölümü açıldı ve Musiki Muallim Mektebi buraya aktarıldı (1937), Askerî Muzıka Ortaokulu (1938) açıldı, Türk Halk Müziği Belgeliği (1938) oluşturuldu. Devlet Operası (1949) ve Balesi (1959) kuruldu, Televizyon müzik yayını başladı(1968). TRT Çoksesli Korosu (1971), Güzel Sanatlar Fakültesi Müzikbilimleri Bölümü (1975), Türk Musikisi Devlet Konservatuarı (1975), Devlet Klâsik Türk Müziği Korosu (1978), Devlet Türk Halk Müziği Korosu (1987), Devlet Çoksesli Korosu (1989), Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi (1986), Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi Müzik Bölümü (1989) kuruldu ve işlerliğe kavuşturuldu.

Türkiye’nin tarihsel gelişimi, coğrafi konumu, kültürel birikimi ve siyasal yönelimi ile iç ve dış dinamiklerinin doğal bir gereği ve sonucu olarak biri geleneksel- teksesli Türk müzik kültürü, diğeri çağdaş-çoksesli Türk müzik kültürü olmak üzere iki ana kol da biçimlenen çok yoğun bir oluşum-gelişim, değişim ve dönüşüm süreci yaşandı. Türk müzik kültürü. bu iki ana koldan oluşan kendine özgü birlik-bütünlük içinde “temel müzik” “halk müziği” “sanat müziği”, “yığın müziği” (“popüler müzik”) ve “öncü müzik” (“avantgart müzik”) diye adlandırılan altı ana türden (oluşan bir nitelik kazandı. Türk müziğinin gerek “geleneksel-teksesli” ve gerekse “çağdaş-çoksesli” alanlarında çok sayıda ünlü besteci, seslendirici-yorumcu, müzikbilimci-kuramcı ve eğitimciler yetişti, çalıştı, hizmet verdi. Bu arada geleneksel-teksesli Türk müziğinde “eşit olmayan 24 aralıklı ses sistemi” geliştirildi,28 çağdaş çoksesli Türk müziğinde ise- bir yandan daha önce Batı’dan alınmış olan “12 eşit aralıklı ses sistemi”29 iyice yerleşti-kökleşti-­yaygınlaştı, diğer yandan kendine özgü “çoksesli Türk müzik-bestecilik okulu” oluşturma yolunda “dörtlüsel uyum dizgesi” diye anılan kuram ortaya konuldu ( 1944/1945).30 Devletin yapısı ve işleyişi, toplumun ve bireylerin amaç ve beklentileri, ülkenin koşul ve olanakları, köklü-güçlü Türk kültürünün özellikleri, ileri-modern Dünya kültürünün boyutları ve çağın gerekleri doğrultusunda gerçekleştirilen atılım ve açılımlarla, kendine özgü bir “lâik-demokratik-özgürlükçü-serbest müzik kültürü”ne dönüştü. Böylece, Türk müzik kültürü, kendi içinde çağın gerektirdiği çokluk, çeşitlilik ve zenginlik özelliklerine sahip bir “çağdaş-modern ülke müzik kültürü” kimliğine (ve görünümüne) büründü. Bu kimlik ve görünüm içinde kendine özgü modal-makamsal-tonal-atonal müzik aşamasına gelindi ve bu aşamada epey yol alındı.

3. 5. Bağımsız Türk Cumhuriyetleri Döneminde Türk Müzik Kültürü

Hun’lardan günümüze bağımsız Türk devletleri zincirinin son halkasını 1983 yılına kadar Türkiye Cumhuriyeti oluşturuyordu. 1983’ten itibaren Kıbrıs’ta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve 1990-1991’den itibaren Sovyetler Birliği’nin çözülüp dağılmasıyla Kafkasya’da Azerbaycan Cumhuriyeti ile Orta Asya’da Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Türkmenistan Cumhuriyetleri egemenlik, bağımsızlık ve özgürlüklerine kavuştu. Böylece yaklaşık iki bin beş yüz yıllık bir geçmişe sahip olduğu bilinen bağımsız Türk devletleri zincirinde son halka olan Türkiye Cumhuriyeti’nin yanına yeni kardeş halkalar eklendi ve Türk müzik kültüründe yeni bir dönem başladı. Bu yeni dönemde Türk müzik kültürü önceki dönemden farklı olarak yeniden çok merkezli bir duruma geldi. KKTC, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan’ın, geleneksel-teksesli müzik kültürlerinin yanı sıra çağdaş-­çoksesli müzik kültürlerini oluşturma-geliştirme doğrultusunda belli bir süreden beri gerçekleştirdikleri yeniden temellenme, yeniden yapılanma, yeniden örgütlenme ve yeniden kuruluşlaşma çalışmaları belirli bir aşamaya ulaştı. Bunlarla bağlantılı olarak söz konusu ülkelerin müzik kültürleri de geleneksel teksesli ve çağdaş çoksesli tür ve çeşitleriyle çok ileri düzeylere erişti. Bütün bunlar, günümüz Türk Dünyası müzik kültürünü geleneksel­-çağdaş boyutlarıyla bir bütün olarak eskisinden çok daha güçlü bir duruma getirdi; çok daha geniş kapsamlı, çok daha çeşitli ve çok daha zengin (yeni) bir görünüme büründürdü. Bu arada Türkiye Cumhuriyeti ile diğer bağımsız Türk Cumhuriyetleri arasındaki her türlü müziksel iletişim-etkileşim, alış­veriş ve işbirliği belirgin bir hız ve yoğunluk kazandı. Bu arada Türkiye’de Ahmed Adnan Saygun (1907-1991), Azerbaycan’da Üzeyir Hacıbeyli (Hacıbekov) (1885-1948) ve Türkistan’da Veli Muhatov (1916- ) gibi çağdaş besteciler, yaşadıkları ülkelerin çağdaş müzik kültürlerinin yanı sıra, doğrudan ve dolaylı olarak, Türk Dünyası çağdaş müzik kültürünün gelişmesine de önemli katkılarda bulundu.

5. Türk Müzik Kültürünün En Köklü Oluşum-Gelişim, Değişim ve Dönüşüm Evreleri

Bilindiği gibi insanoğlu yaklaşık beşbin yıl önce yazıyı kullanmaya başladı ve böylece Tarih Çağları’na girdi. İnsanlığın oluşturup geliştirdiği “tarih öncesi müzikler” tarih çağlarında birden yok olmadı, bireyin ve toplumun, uygarlığın ve kültürün gelişmesiyle “ilkel müzikler”e ve giderek “halk müzikleri”ne dönüştü. Bu bakımdan tarih çağlarının “ilkel müzikler”i, genel olarak, “tarih öncesi müzikler”den daha gelişkin sayılır.31

Türk müzik kültürü başlangıçta “üretim öncesi” (paleolitik) evreye özgü bir “avcı ve toplayıcı müzik kültürü” iken Altaylılar döneminde “üretim” (neolitik) evresine geçilmesiyle “hayvancı-çobancı müzik kültürü” oldu, Hunlar döneminde “göçebe imparatorluk müzik kültürü” niteliği kazandı, Göktürkler döneminde “yarı göçebe-yarı yerleşik müzik kültürü” görünümüne girdi, Uygurlar döneminde “yerleşik yaşam biçimi”ne ve “tarımsal üretim”e geçişle birlikte yeni bir aşamaya daha ulaştı ve kendine özgü bir “hayvancı-tarımcı müzik kültürü”ne dönüştü. Karahanlılar ve Gazneliler dönemlerinden sonraki Selçuklular ve onu izleyen Osmanlılar dönemlerinde iki kez “yerleşik imparatorluk müzik kültürü” niteliği kazandı ve Türkiye Cumhuriyeti döneminde girilen “endüstrileşme” evresiyle başlayan “yoğun üretim”e geçişle birlikte “yoğun üretici yaşam (biçimi) müzik kültürü”ne dönüştü. Bu dönüşüm daha sonra yavaş yavaş diğer (bağımsız) Türk Cumhuriyetleri döneminde de gözlendi ve giderek yoğunlaşmaya başladı.

Türk müzik kültürü Altaylılar döneminin başlangıcından bu yana geçen yaklaşık beşbin yıllık tarihî evrim sürecinin yaklaşık ilk ikibinbeşyüz yıllık bölümünü (M.Ö. 3000-500) “devletsiz” -yani devlet biçiminde bir siyasal örgütlenmenin olmadığı- bir ortamda, yaklaşık son ikibinbeşyüz yıllık dönemini (M.Ö. 500-M.S. 1997/2000) ise, “devletli” -yani devlet biçiminde bir siyasal örgütlenmenin olduğu- bir ortamda geçirmiştir. Türk müzik kültürünün evriminde bu iki ortam arasındaki fark çok büyük ve derindir. Bu nedenle Türk müzik kültürünün son beşbin yıllık evrimini en makro yaklaşımla “devletsiz dönem” ve “devletli dönem” olmak üzere iki döneme ayırarak incelemek ve betimlemek olanaklıdır. Türk müzik kültürünün evrimi, ilk ikibinbeşyüz yıllık “devletsiz dönem”de çok yavaş, son ikibinbeşyüz yıllık “devletli dönem”de ise oldukça hızlı bir seyir izlemiştir. Çünkü, devlet kurma veya devlet haline gelme ile müziksel gelişme arasında olumlu (pozitif) yönde, doğrusal ve çok sıkı bir ilişki vardır. Devlet kurma veya devlet haline gelmeyle birlikte müzik yeni ve daha ileri işlevler kazanır, (yeniden) katmanlaşır, türleşir ve çeşitleşir.

Türk müzik kültürü ilk Türk devletini kuran Hunlar ve dolayısıyla Büyük Hun Devleti döneminde, sonraki dönemlerin tümüne temel oluşturacak biçimde yapılandı, örgütlendi ve kuruluşlaştı. Hun Kağanlığına bağlı ilk “devlet askeri müzik topluluğu” olarak “Tuğ takımı” kuruldu, ilk “devlet sivil müzikçileri (topluluğu” olarak “Kopuzcu ozanlar” ya da “Ozan kopuzcular” bulunduruldu-görevlendirildi. “Dinsel müzik-dünyasal müzik”, “sivil müzik-askeri müzik”, “devlet müziği-halk müziği” ya da “sanat müziği-halk müziği” doğrultulu ilk ana ayrımlaşmalar başladı (meydana geldi). Bu temel yapılanma, örgütlenme, kurumlaşma ve ayrımlaşmalar Göktürkler ve Uygurlar döneminde daha da gelişti.32 Bunlardan “tuğ takımı’’ Karahanlılar, Gazneliler ve Selçuklular dönemlerinde “Tabılhane”ye, “tabılhane”de Osmanlılar döneminde “Mehterhane”ye dönüştü.”33 Hun Kağanlığına bağlı ilk “devlet sivil müzikçileri” olan “ozan kopuzcular” Göktürkler ve Uygurlar döneminde varlıklarını koruyup geliştirdiler, Karahanlı-Gazneli-Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde “Saray hanendeleri­sazendeleri” oldular ve “Saray Fasıl Topluluğu”nu oluşturdular, Türkiye Cumhuriyeti döneminde ise “Devlet Türk Halk ve Sanat Müziği Koroları”na dönüştürüldüler. Öbür yandan Osmanlı’nın son döneminde modern “Saray bandosu”34 ile “Saray orkestrası” kuruldu ve bunlar Türkiye Cumhuriyeti döneminde Devlete bağlı “Armoni Muzıkası” ve/veya “Askeri-Sivil Bando”. ile “Devlet Senfoni Orkestrası”na dönüştürüldü, bunların yanı sıra yetişkin, genç ve çocuk müzikçilerden ayrı ayrı “Devlet Çoksesli Koroları” ile ses ­çalgı veya koro-orkestra birleşimli “Karma Müzik Toplulukları” kuruldu. Diğer Türk Cumhuriyetleri’nde de adım adım benzer kurum, kurulmuş ve topluluklar oluşturuldu.

Kökleri-kökenleri İlk Çağ’ın derinliklerine ve Tarih Öncesi Çağlara dayanan her müzik gibi Türk müziği de başlangıçta çok az perdeli idi. Ezgilerde kullanılan değişik perde sayısı Türk bireyinin-toplumunun ve kültürünün gelişmesiyle arttı. Bu artışla birlikte Türk müzik kültürü. Altaylılar döneminde “mod-öncesi müzik”te en ileri aşamaya ulaştı, Hunlar döneminde “modal müzik” aşamasına erişti, Göktürkler ve Uygurlar döneminde “modal müzik’’ aşamasında çok ileri düzeylere yükseldi, Karahanlılar döneminde “modal yapı”sını koruyarak “makamsal müzik” çevresine açıldı-girdi, Gazneliler ve Selçuklular döneminde “modal­-makamsal müzik” görünümüne girdi (büründü), Osmanlılar döneminde “modal-makamsal-tonal müzik” yapısına büründü, Türkiye Cumhuriyeti döneminde “modal-makamsal-tonal-atonal müzik” niteliği kazandı. Türk Cumhuriyetleri döneminde de “modal-makamsal-tonal-atonal müzik” aşamasında çok ileri düzeylere ulaştı. Görülüyor ki, diğer benzer gelişkin ­yüksek müzik kültürlerinde olduğu gibi Türk müzik kültürünün evriminde de önceki evrelere ilişkin kalıcı müziksel yapılar sonraki evrelerde hemen yokolmadı-yitipgitmedi, varlığını korudu, etkinliğini sürdürdü, birikti, üstüste yığıldı, içiçe girdi. Böylece Türk müzik kültürü, tarihî gelişim sürecinde, günümüzde yaşayan çok az kültürde rastlanılabilen çok yönlü bir “evrimsel derinlik” kazanmış oldu.

Türk müziğinin dayandığı “ses sistemi” ilk kez Göktürkler döneminde 6. yüzyılda Türkistanlı ünlü müzikçi Sucup Akari tarafından “7 çığırlı (modlu)” ve “12 perdeli” bir Türkistan “Türk müziği ses sistemi “olarak ortaya konulup tanıtıldı. Ondan yaklaşık dört yüz yıl sonra Karahanlılar döneminde 10. yüzyılda yine bir Türkistanlı olan Mehmet Farabi tarafından “17 perdeli” bir sistem olarak Horasan tanburu üzerinde gösterilip anlatıldı. Ondan yaklaşık üç buçuk yüzyıl sonra ise, Türkiye Selçukluları döneminde 13. yüzyılda Azerbaycan’dan Urmiyeli Safiyüddin tarafından “17 perdeli Türk müziği ses sistemi” olarak dizgesel biçimde tanımlanıp-betimlenip açıklandı. 15. yüzyılda Azerbaycan’dan Maragalı Abdülkadir, Türk müziği kuramını geliştirdi. 20. yüzyılda ise, Türkiye’li Yekta-Arel-Ezgi-Uzdilek tarafından “24 perdeli Türk müziği ses sistemi” diye anılan sistemi ortaya konuldu. Bunların tümü, eşit olmayan bölünüm temeline dayalı, eşit olmayan aralıklı ses sistemleri ve bunlara ilişkin müzik kuramlarıdır. Öbür yandan 19. yüzyıldan itibaren Türkiye’de, 20. yüzyıldan itibaren ise, Türkistan’da eşit bölünüm temeline dayalı 12 eşit aralıklı ses sistemi ile buna ilişkin müzik kuramı da kullanılmaya başlandı ve bundan yeni-modern Türk nıüziği kuramı doğdu.

Türk müzik kültürü “edim (uygulama) ve kuramı” veya “kuramı ve edim” olarak, Türkler’in kendileri tarafından ilk kez 6. yüzyılda tam bir açıklık  kesinlik ve bütünlükle ortaya konuldu ve başkalarınca yazılı belgelere geçirildi. Türk müzik kültüründe Türklerce oluşturulan “yazılı kuram” ve “yazılı kuram kitapları” geleneği ise bilindiği kadarıyla 10. yüzyılda başladı ve günümüze değin hemen hemen kesintisiz sürdü. Bu gelenek, yani “el yazmalı kuranı kitapları geleneği”, 19. yüzyıldan itibaren matbaanın kullanılmasıyla birlikte “basılı kuram kitapları” geleneğine dönüşmeye başladı, bu yeni gelenek 20. yüzyılda kökleşti, yerleşti ve yaygınlaştı.

Türk müzik kültüründe “yazıya dayalı müzik yapma” ilk kez (Türkistan’da) Uygurlar döneminde gözlendi. Bu amaçla ayalgu denilen ilk “Türk müzik (nota) yazısı” ya da “ezgiler yazmada kullanılan med, nota” kullanıldı.35 Böylece “yazısız müzik kültürü”nden “yazılı müzik kültürü” ya da “yazıya dayalı müzik kültürü’’ olma aşamasına erişildi. 10. yüzyılda “ebced” yazısı benimsendi. (Türkiye’de) 17. yüzyılda Avrupa nota yazısından uyarlanan “Ali Ufki nota yazısı” oluşturuldu, 18. yüzyılda “Kantemiroğlu yazısı” geliştirildi, 18./19. yüzyılda “Hamparsum yazısı” geliştirilip sınırlı bir yaygınlıkla kullanıldı, 19. yüzyılda sonraları “uluslararası nota yazısı” da denilen “Avrupa nota yazısı” kesin olarak benimsendi ve kullanımı hızla yaygınlaşmaya başladı, nihayet 20. yüzyılda “çağdaş-grafiksel yazı”ya gelindi.36 Bütün bunlara rağmen, Türk müzik kültüründe yazıya dayalı müzik yaratma-yapma geleneği belli nedenlerle uzun süre oluşmadı37 genel olarak oldukça geç oluştu, oldukça geç yerleşti, oldukça geç kökleşti, oldukça geç yaygınlaştı. Bu arada resmen kesin olarak 19. yüzyılın ikinci çeyreğinde girmesine karşın Avrupa nota yazısıyla müzik yazma-yapma geleneği hızla oluştu, gelişti, yerleşti, kökleşti ve yaygınlaştı.

Türk müzik kültüründe, 10. yüzyılda başlayan “müzik eserlerini elle yazma geleneği”, epey sınırlı da olsa varlığını ve etkinliğini en azından sekiz yüz yıl sürdürdü, matbaa ise, oldukça geç kullanılmaya başlandı. Bir Türk müzik eseri Batı (Avrupa)’da nota yazısıyla ilk kez 17. yüzyılda yayınlanmış olmasına karşın, Türkiye’de Türk müzik eserleri ve notaları ilk kez, matbaanın girmesinden yaklaşık yüzelli yıl sonra, 19. yüzyılda basılıp yayınlandı. Bu yeni yöntemin ilk adımını izleyen yeni kişiler tarafından benimsenmesiyle birlikte “müzik eserlerini basım-yayın geleneği” denilen yeni bir gelenek oluştu. Bu yeni gelenek özellikle 20. yüzyılda belirgin bir yoğunluk, etkinlik ve yaygınlık kazandı.38

Türk müzik yaşamında başlangıcından 18. yüzyıla kadar, bazı ayrıcalıklı (istisnai) durumlar dışında, genellikle “teksesli müzik kültürü” egemendi. Türkiye’de, daha önce 16. yüzyılda başlayan belli tanışma, karşılaşma ve etkileşmelerden sonra 18. yüzyıl sonlarındaki kısa süreli bir “ilk adım”ın ya da “ilk deneme”nin ardından 19. yüzyılda “çoksesli müzik kültürü çevresi”ne tam açılım sağlandı ve sınırlı biçimde fakat gerçek anlamda “çoksesli müzik kültürü”ne geçildi. Bu geçiş, Türk müzik kültüründe daha öncekilerden çok farklı, yepyeni, köpköklü ve depderin bir oluşum/gelişim, değişim ve dönüşüme yol açtı. Burada tam yeri gelmişken hemen belirtmek gerekir ki, geleneksel Türk müziği, öteden beri, özellikle bazı çevreler tarafından, genellikle “salt teksesli müzik” olarak görülmesine bilinmesine ve tanınmasına karşın, aslında, yer yer bilinçli ve edimsel olarak ‘`geleneksel-doğal çokseslilik” öğelerini de kapsayan-içeren bir müziktir. Ne var ki, sözü edilen “geleneksel-doğal çokseslilik” öğeleri, kısmen “kurallı” olmasına karşın hemen hemen tümüyle “kuramsız”dı. Bu bakımdan Türk müzik kültüründe, geleneksel “tekseslilik”in yanı sıra amaçlanan modern “çokseslilik”, aslında, köklü Türk müziğinin özüne ve yapısına temelden aykırı, bambaşka bir unsur değildi. Nitekim, gerçek anlamda “kuramlı çoksesli müzik” yaşamına geçiş gereksinimi doğduğunda, bu gereksinimi gidermeye yönelik doğru-tutarlı düzenlemeler ve çabalar, [bazı çevrelerde beklenenin ötesinde bazı yanlış anlama ve yorumlamalara yol açtıysa da. ilgili çevrelerde pek fazla yadırganmadı], kısa sürede kolay kabul gördü. Türk Dünyası’nda ilkin Türkiye’de başlayan çoksesli müzik kültürüne geçiş süreci, daha sonra 20. yüzyılda diğer Türk Cumhuriyetlerinde de gerçekleşti. Önce batıcılaşma olarak başlayan, sonra batılılaşma olarak gelişen bu süreç daha sonra kendine özgü çağdaşlaşmaya dönüştü ve böylece ikiyüz yıl içinde çok önemli bir aşamaya erişti.

Türk müzik kültürü İlk Çağ’dan bu yana çevre müzik kültürleriyle ilişki ve etkileşim içindedir. Bir başka deyişle İlk Çağ’dan bu yana çevre müzik kültürleri Türk müzik kültürüyle ilişki ve etkileşimde bulunmaktadır. Türk müzik kültürü ilk kez Altaylılar döneminde İç-Asya müzik kültürleriyle ilişki ve etkileşime başlamış, onu Hunlar döneminde Uzak Doğu-Çin ve Yakın Doğu-İran müzik kültürleriyle, Göktürkler döneminde Çin, İran ve Bizans müzik kültürleriyle, Uygurlar döneminde Çin, Kore, Japon, İran, Arap ve Hint müzik kültürleriyle, Karahanlılar döneminde İran ve Arap müzik kültürleriyle, Gazneliler döneminde Kuzey Batı Hint müzik kültürüyle, Selçuklular döneminde Acem, Arap ve Bizans müzik kültürleriyle, Osmanlı döneminde Asya, Avrupa ve Afrika müzik kültürleriyle, Türkiye Cumhuriyeti döneminde Avrupa, Asya ve Amerika müzik kültürleriyle, Kafkasya ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri döneminde ise özellikle Rus müzik kültürü ve onun aracılığı sayesinde Avrupa müzik kültürüyle olan ilişki ve etkileşimler izlemiştir. Yaklaşık dört bin yıl öncesinden bu yana meydana gelen bu çok yönlü, çok boyutlu ilişki ve etkileşimlerin büyük (ve önemli) bir bölümünde Türk müzik kültürü genellikle daha çok etkileyici konum da, çevre müzik kültürleri ise, daha çok etkilenici konum da olmuştur.39

Türk müzik kültürünün gerek iç ve gerekse dış etkileşiminde tarihî İpek Yolu her zaman çok önemli ve son derece belirleyici bir rol oynamıştır. Bu yol Türk müzik kültürünün belli iç dinamikleriyle erken gelişmesinde, erken dışa açılmasında, sürekli dışa açık kalmasında ve bir bütün olarak erken tarihlerde Avrasya ölçeğinde kıtalararası müzik kültürü olma niteliği kazanmasında en büyük, en uzun süreli, en etkili ve en stratejik müziksel ulaşım, dolaşım, iletişim ve etkileşim yolu olmuştur. Bu yol üstündeki bin yıllık Türkistan-Türkiye ekseni, Türk Dünyası müzik kültürünün bütünlüğünü korumasında ve Doğu ile Batı kanatları arasındaki bağların kopmadan sürdürülmesinde çok önemli işlev görmüştür.

Türk müzik kültürü tarihi evrim süreci içinde yaşanan belli oluşum/gelişim, değişim ve dönüşüm evreleriyle başka kültürlerin, başka kültürlerden insanların sürekli ilgi odağı olmuştur. Türk müzik kültürüne başka kültür ve insanlar tarafından gösterilen ilgi, genellikle varlığını sürdürmekle birlikte, belli nedenlerle veya belli niçinlerle, belli dönemlerde azalan, belli dönemlerde artan, belli dönemlerde sığlaşan, belli dönemlerde yoğunlaşan yeğinleşen derinleşen bir seyir izlemiştir. Bu ilgi sadece yakın çevre müzik kültürleriyle veya insanlarıyla sınırlı kalmamış, zaman zaman onları aşan, onların çok ötesine ulaşan boyutlar kazanmıştır.40

Türk müzik kültürünün tarihsel evrim sürecinde “Küğ/Küy”, “Musiki” ve “Müzik” sözcükleri can alıcı bir anlam ve önem taşır. Çünkü bu üç sözcükten her biri, Türk müzik kültürünün evrim sürecinde belli bir aşamadan sonra, yaklaşık biner yıl arayla yaşanan üç ana oluşum-gelişim, değişim ve dönüşüm evresinden birini simgeler. Bunlardan “küğ/küy” sözcüğü daha çok “modal müzik evresi”ne, “musiki” sözcüğü daha çok “makamsal müzik evresi”ne, “müzik” sözcüğü. ise, daha çok “tonal müzik evresi”ne ilişkin köklü oluşum-gelişim, değişim ve dönüşümü anımsatır, çağrıştırır. Ayrıca “küğ/küy” sözcüğü ilk evre kültürümüzün, ondan kopmayışımızın ve onu sürdürüşümüzün, “musiki” ve “müzik” sözcükleri ise, “batı”ya yönelişimizin-yürüyüşümüzün ve onunla bağlantılı oluşan gelişen ikinci ve üçüncü evre kültürlerimizin anısını taşırlar.41

Günümüzde Türk müzik kültürü genel olarak biri “geleneksel Türk müzik kültürü”, diğeri “modern Türk müzik kültürü” olmak üzere, birbirini tamamlayan-bütünleyen iki ana kolda gerçekleşmekte ve yaşanmaktadır. Bunlardan “geleneksel Türk müzik kültürü” yaklaşık beşbin yıllık, “modern Türk müzik kültürü” ise, yaklaşık ikiyüz yıllık bir geçmişe sahip bulunmaktadır. Bu arada, “geleneksel” (ananevî) ile “modern” arasında, genellikle “eski kuşak” ile “yeni kuşak” arasında yaşanan “göreneğe (adete) göre oluşan” ve bu nedenle “göreneksel Türk müzik kültürü” denilebilen kendine özgü bir müzik kültürünün de varlığından ve etkinliğinden söz etmek gerekir. Bunlardan başka, henüz çok sınırlı çevre ve ortamlarda da olsa, “postmodern Türk müzik kültürü” denilen, “modern ötesi” bir yeni müzik kültürü daha yavaş yavaş oluşmaya ve yaşanmaya başlamaktadır.

Günümüzde Türk müzik kültürü, kendine özgü bir bütün olarak, beş ana katmandan veya beş ana türden oluşmaktadır: Bunlar sırasıyla temel müzik (elementar müzik), halk müziği, sanat müziği, yığın müziği (popüler müzik) ve öncü müzik (avantgard müzik)tir. Bu ana müzik katmanları veya türleri arasında belirli iletişim ve etkileşim kanalları ile belirli örtüşüm. çakışım ve kesişim alanları bulunmaktadır. Bu kanallar ve alanlar yoluyla söz konusu katmanlar veya türler birbirlerine bağlanmakta, birbirlerini dengelemekte, tamamlamakta ve bütünlemektedir.

Günümüz Türk müzik kültüründe “geleneksel”, “modern” ve “elektro” nitelikli olmak üzere “tepmeli, vurmalı, çarpmalı-çırpmalı, sallamalı, üflemeli, ditmeli, sürtmeli, dokunmalı ve kurmalı” çalgıların tümü yer almakta ve kullanılmaktadır. Günümüz Türk müzik kültürü, kullanılan çalgı türleri ve çeşitleri bakımından Dünya’nın en zengin müzik kültürlerinden biridir.

Günümüz Türk müzik kültüründe yerel, bölgesel, ulusal, uluslararası, kıtalararası, küresel ve evrensel nitelikli, küçük, orta ve büyük ölçekli boyutlu müzikler yan yana, birlikte ve iç içe yaşamaktadır. Müzik eserleri en yalın “çocuk tekerlemeleri”nden en karmaşık “koro eserleri”ne, en yalın “türküler ve şarkılar”dan en karmaşık ve artistik “şan eserleri”ne, en yalın “marşlar”dan en karmaşık “bando eserleri”ne, en yalın “çalgı ezgileri”nden en karmaşık “konçertolar’’a ve “senfonik eserler”e, en yalın “oyun havaları’’ndan en karmaşık “dans” ve “bale müzikleri”ne, en yalın “ortaoyunu havaları”ndan en karmaşık “opera eserleri”ne, en yalın “ilâhiler”den en karmaşık “oratoryolar”a kadar uzanan, alabildiğince zengin bir çokluk ve çeşitlilik göstermektedir. Günümüz Türk müzik kültüründeki bu alabildiğince çokluk, çeşitlilik ve zenginlik başta Türkiye olmak üzere tüm Türk Cumhuriyetlerinde yaşanmaktadır.

Günümüzde Türk müzik kültürü, genel olarak “müzik eğitimi “ yoluyla, özel olarak ise, onun üç ana türünü oluşturan “genel müzik eğitimi’’. “özengen (amatör) müzik eğitimi” ve “mesleksel (profesyonel) müzik eğitimi” yoluyla42 ilköğretim öncesi, ilköğretim, ortaöğretim, yükseköğretim ve yüksek öğretim sonrası düzeylerde örgün müzik eğitimi kurumlarında veya örgün olmayan müzik eğitimi ortamlarında çocuklar, gençler ve yetişkinler tarafından öğrenilmekte, öğretilmekte ve geliştirilmektedir. Müzik alanında lisans, yüksek lisans, doktora ve ona eşdeğer sanatta yeterlik programlarıyla akademik dereceler alınmakta, üniversite anlamda yardımcı doçentlik, doçentlik ve profesörlük ünvan ve yetkileri kazanılmaktadır. Türkiye’de gözlenen bu olgu, özellikle diğer köklü ve bağımsız Türk Cumhuriyetlerinde de gittikçe yaygınlaşmaktadır.

Günümüz Türk müzik kültürünün geleneksel ve çağdaş her alanında yöresel, bölgesel, ulusal ve uluslararası düzeyde çok değerli “müzikçiler” veya “uzman müzikçiler” yetişmiş ve yetişmektedir. Genel olarak “müzik sanatçıları, müzik bilimciler, müzik eğitimcileri, müzik eleştirmenleri ve müzik teknikçiler” olarak da adlandırılıp nitelendirilen söz konusu uzman müzikçiler arasında çok sayıda ünlü besteciler, seslendiriciler-yorumcular, kuramcılar, araştırmacılar, eğitimciler, yazarlar, eleştirmenler ve çalgı yapımcılar yer almaktadır.43

Günümüz Türk müzik kültüründe yer alan bilimsel, sanatsal, tekniksel ve eğitimsel kurum ve kuruluşların, çalışma ve etkinliklerin, araştırma ve yayınların, kitap ve dergilerin, kaset band plak ve CD’lerin çalgıların, müzik yapma-yaratma dinleme araçlarının tür, çeşit ve sayılarında önemli artışlar, niteliklerinde anlamlı yükselişler, kullanımlarında geniş yayılışlar ve yararlanımında dengeli dağılışlar gözlenmektedir.44 Müzik kültürüne katılım, müzik kültürünü paylaşım yeni boyutlar kazanmaktadır.

5. Sonuç

Türk müzik kültürü bir “olgu”dur, “evrimsel bir olgu”dur, “evrimsel bir olgular bütünü”dür. Bu olgu yada olgusal bütün, doğrudan veya dolaylı gözlenebilen-izlenebilen belli oluşum-gelişim, değişim ve dönüşümleri kapsar ve onlara dayanır. Bu bakımdan “algısal ve çıkarımsal” bir nitelik taşır. Bu nedenle onu “nesnel” bir anlayış ve yaklaşımla ele almak olanaklıdır. Öyleyse, Türk müzik kültürünün evrimini bilimsel yöntemle ele alırken, onu, olgusal boyut, sınır, kapsam ve aşamalarıyla bir bütün olarak incelemek ve betimlemek gerekir.

Türk müzik kültürü kendine özgü tipik bir “Avrasya müzik kültürü” dür. Avrasya’da yaklaşık 11 milyon km’lik bir alanda yaşayan, yaklaşık 250 milyonluk bir “Türk Dünyası’nın müzik kültürü”dür. Bu özelliğiyle “Dünya müzik kültürü”nün en özgün, en karmaşık ve en belirleyici öğelerinden biridir. Şu bir gerçektir ki, Türk Dünyası’nın kendisi başlı başına bir “evren”dir. Sadece yerküre üzerinde kapladığı alanın ve kapsadığı insan topluluğunun büyüklüğü itibariyle değil, aynı zamanda bu alanın ve topluluğun niteliği itibariyle de kendi içinde, kendine özgü, kendi kendine veya kendinde bir “evren”dir. Bu evrende çok çeşitli Türk boy, oymak ve budunları ve nihayet bugünkü deyişle çok çeşitli Türk halkları yer alır. Aralarındaki temel-ortak müzik kültürünün yanı sıra her Türk oymak, boy ve budunları veya her Türk halkının kendine özgü bir müzik kültürü de vardır. Bütün bunlar Türk Dünyası müzik kültürüne çok yönlü, çok boyutlu ve çok zengin bir çeşitlilik sağlar.

Türk müzik kültürü, yaşandığı-yaşatıldığı alan ve yaşayan-yaşatan insan topluluğu bakımından sadece Türk Dünyası’yla sınırlı bir müzik kültürü değildir, o sınırları aşar, o sınırların çok ötesine taşar. Eski Dünya’da ve Yeni Dünya’da sanıldığından çok daha geniş bir alana ve insan topluluğuna ulaşır ve yayılır. Bunda Türk müzik kültürünün yaklaşık iki bin (beş yüz) yıldır taşıdığı Avrasyasal özelliği etkin ve belirleyici rol oynar.

Türk müzik kültürü, Avrupa müzik kültürü ile Asya müzik kültürünün birbiriyle yeniden etkileşmeye, birleşmeye, kaynaşmaya ve bütünleşmeye başladığı ve böylece her iki kültürde yeniden Avrasyalılaşma sürecine girildiği bir dönemde, bu süreçte son derece önemli, etkili ve verimli bir işleve yada işgörüye sahiptir. Çünkü, Türk müzik kültürü, (Rus müzik kültürüyle birlikte) sürekli olarak bir ayağı Asya’da, diğer ayağı Avrupa’da olan ve bu nedenle hem Asya müzik kültürünün ve hem de Avrupa müzik kültürünün özelliklerini birlikte taşıyan, bu özellikleri kendi-öz potasında eritip kendi-öz teknesinde yoğuran ve bundan gerçek anlamda Türk damgalı yeni-özgün bir Türk-Avrasya bireşimi oluşturup-yaratıp ortaya koyabilen bir müzik kültürüdür.

Türk müzik kültürünün evriminde İlk Çağ’da Orta Asya’nın “Türkistanlaşması”, Orta Çağ’da ise Küçük Asya’nın “Türkiyeleşmesi” süreci can alıcı bir önem ve değer taşır. Türk müzik kültüründe Türkistan (Orta Asya) ve Türkiye (Küçük Asya) değişik Türk boy, oymak, budun ve halklarının müzik kültürlerinin en büyük iki erime potası, en büyük iki yoğrulma teknesi görevi-işlevi görür. Bu iki pota ve tekne, Türkiye ile Türkistan arasında yer alan Azerbaycan’da (Orta-Batı Asya’da) birbiriyle buluşur, birleşir, kesişir, iç içeleşir.

Türkistan ve Türkiye yeryüzünün en eski kültür ülkelerinden ikisidir. Türkistan ve Türkiye müzik kültürleri çok çeşitli Türk boy, oymak ve budunlarının müzik kültürlerinin bir alaşımıdır, karmaşık bir bütünüdür. Azerbaycan müzik kültürü bu iki alaşımı veya karmaşık bütünü birbirine bağlayan iki yönlü bir köprüdür. Türk müzik kültürünün evriminde Türkistan-Azerbaycan-Türkiye ekseni ve bu eksenle çok büyük ölçüde örtüşen İpek yolu son derece etkin ve belirleyicidir.

Geçmişten günümüze yaklaşık kesintisiz beşbin yıllık bir geçmişi olan Türk müzik kültürü, tarih sahnesine çıkarken ilk adımını uzun süreli bir “imparatorluk müzik kültürü” olarak atmış, bu niteliğini belirli aralıklarla en az üç kez yinelemiş ve her defasında yeniden harmanlanmış, yeniden evşirilmiş, yeniden devşirilmiştir. Daha sonra gelen (ulusal) Türk devletleri dönemlerinde de imparatorluk kültürü ölçekleri ve gelenekleri, varlığını­-etkinliğini az-çok korumuş ve sürdürmüştür.

Türk müzik kültürü, son ikibinbeşyüz yıllık döneminin yaklaşık yarısını veya yarısından uzun bir süresini “imparatorluk müzik kültürü” olarak geçirmiştir. Bu olgu, Türk müzik kültürüne kendine özgü bir hoş görmeci, uzlaştırmacı ve bireştirmeci karakter ve onunla çok sıkı ilişkili olan uluslararasılaşma doğrultulu, evrenselleşme yönelimli ve küreselleşme eğilimli özellikler kazandırmıştır.

Türk müzik kültürü, geçmişten günümüze izlenegelen tarihsel süreç içinde Hunlar, Selçuklular ve Osmanlılar dönemlerinde yaşadığı “imparatorluk müzik kültürü” evrelerinde, birbirinden çok farklı müziksel öğeleri biraraya getiren ve birbirleriyle buluşturan, etkileştiren, birleştiren, bağdaştıran, kaynaştıran, bireştiren, bütünleştiren ve sonunda yeni-özgün bireşimlere varan bir karakter (yapısı) edinmiştir. Türk müzik kültürünün bu karakteristik özelliği (yapısı), daha sonraki (ulusal) dönemlerde meydana gelen müziksel oluşum-gelişim, değişim ve dönüşümleri de belirleyen bir etken olmuştur.

Türk müzik kültürü, en azından üçbin yıldır belirgin biçimde “açık” bir ­müzik kültürüdür. Beş bin yıldır kesintisiz süregelen varlığın ve evrimini en başta bu özelliğine borçludur. Çünkü, “açılan müzik kültürü gelişir, gelişen müzik kültürü açılır”. Bu nedenledir ki Türk müzik kültürü, başlangıcından bu yana, bazen yavaş bazen hızlı, ama “sürekli oluşkan-gelişken, değişken ve dönüşken” bir özellik göstermektedir. Bu özellik, sürekli oluşan gelişen, değişen ve dönüşen bir Dünya da var kalabilmenin ve etkin olabilmenin en temel koşuludur yada en temel koşullarından biridir.

Günümüz Türk müzik kültürü, Dünya’daki başlıca müzik kültürlerinin geçtiği başlıca “kültürel süreçler”in ve edindiği başlıca “kültürel deneyim­ler’’in tümünü yaşayan; “Dünya müzik kültürü”, “küresel müzik kültürü” yada “evrensel müzik kültürü” olma yolunda (bazı) en belirgin özellikleri kendi bünyesinde taşıyan; “özgeci” (diğerkâm) bir müzik kültürüdür.45 Bu niteliği kazanırken, başka müzik kültürleriyle gerçekleşen çok yönlü, çok boyutlu, çok katmanlı etkileşimlerinde kendi özyapısının da sürekli koruyabilmiş ve geliştirebilmiştir.
Türk müzik kültüründe öteden beri güçlü bir uluslararasılaşma, evrenselleşme ve küreselleşme eğilimi vardır. Çünkü öteden beri Türk toplumunun ve Türk müzik kültürünün ``kendisi bir evren’’dir. Bu evren içinde çok geniş bir alana yayılan çok çeşitli Türk boy, oymak ve budunları ile çok çeşitli Türk halklarının müzik kültürleri yer alır. Türk müzik kültürü evreni, Eski Dünya’da ve Avrasya’da kendine özgü bir “kıtalararası müzik kültürü”dür. Müzik kültüründe evsenselleşmenin ilk beş temel koşulu “kendi içinde evren olmak”, “evrensel öğe(ler) taşımak”, “evrensele açık olmak”, “evrensel ile etkileşmek” ve “evrensel kaliteye (niteliğe) sahip olmak” veya “evrensel kalitede (nitelikte) üretilmek”tir. Türk müzik kültürü bir bütün olarak bu koşulları tümüyle önemli ölçüde karşılamaktadır. Zaten, “kendisi evren” veya “kendinde evren” bir müzik kültürünün evrenselleşme şansı her zaman vardır ve yüksektir. Ancak, bu şansın var ve yüksek olması, geçekleşmesi için tek başına yeterli değildir, yerinde ve zamanında iyi kullanılması gerekir. Ayrıca yeterli bir tanıtım, sunum, ulaştırım ve beğendirim ile yeterli bir yaygınlaştırım ve gönüllü bir kullandırım da gereklidir.

Günümüz Türk müzik kültürü 20. yüzyılda, belli koşulların bir sonucu olarak, biri özgür ve bağımsız Türkiye’de, diğeri kısıtlı ve bağımlı Azerbaycan ve Türkistan’da olmak üzere, birbirinden farklı iki düzende­-ortamda,46 birbirinden farklı iki kültür deneyimi (tecrübesi) geçirmiş ve bu iki farklı kültür deneyimiyle, birbirinden oldukça farklı iki birikim elde etmiştir. Bu olguyu belli yönleriyle, 20. yüzyıl Türk Dünyası müzik kültürünün eşzamanlı geçirdiği iki önemli kültür deneyimi olarak görüp değerlendirmek gerekir. Türk müzik kültürü bir bütün olarak, sonuna iyice yaklaştığımız 20. yüzyılda edinmiş olduğu bu birbirinden farklı iki kültürel deneyim birikiminden edindiklerini, tarihten birtakım dersler de alarak, önümüzdeki 21. yüzyılda “çoğulcu bir anlayış ve yaklaşımla” birbirleriyle en sağlıklı biçimde bağdaştırıp bütünleştirebilmek ve yalnız kendisi için değil aynı zamanda Dünya için, daha yeni ve daha özgün bireşimlere dönüştürebilmek durumundadır. Günümüz Türk müzik kültürü bu yeni bağdaşımı, yeni bireşimi ve yeni dönüşümü kısa sürede gerçekleştirebilecek güçtedir.

Türk müzik kültürünün günümüzden geleceğe evrimini, en azından şimdilik birbirine karşıt doğrultuda gibi görünen iki ana eğilimin derinden etkilemesi beklenmektedir. Bunlardan biri “Dünyasal, küresel, evrensel birlik-bütünlük eğilimi”, diğeri ise “kökten-temelden çoğulculuk-çeşitlilik eğilimi”dir. Bu iki ana eğilimin etkileşiminden doğan bir itkiyle Türk müzik kültürü, bu iki karşıt görünümlü eğilimden kaynaklanan “modern birlik/bütünlük” ile “post-modern çoğulculuk/çeşitlilik”in doğurduğu bir çağcıl gerilim-çözülüm ilişkisi içinde yeni bir arayış sürecine girmektedir.

Günümüz Türk müzik kültürü, modenleşme anlamında yaklaşık ikiyüz yıldan, demokratikleşme anlamında ise yaklaşık yüzyirmibeş yıldan bu yana adım adım sağlanan belli siyasal oluşum-gelişim, değişim ve dönüşümlerle ilintili veya bağlantılı olarak, kendine özgü çok yönlü, çok boyutlu ve çok katmanlı bir “demokratik, lâik, serbest, özgürlükçü müzik kültürü” olma niteliği kazanmıştır. Bu niteliğin giderek Türk Dünyası’nın tümünde iyice kökleşmesi ve yaygınlaşması gerekmektedir.

Günümüzden geleceğe Türk (Dünyası) müzik kültüründe “ortak kök­köken” ve “ortak temel” üzerinde, “çokluk, farklılık, çeşitlilik ve zenginlik” içinde, geniş çerçeveli “esnek birlik-bütünlük” ilkesinin varlığını sürdürmesi ve etkinliğini artırması beklenmektedir. Bu beklentiyle de ilintili ve tutarlı olarak, “esnek çokmerkezlilik” ve “dönüşümlü eşgüdümlülük” ilkelerini esas alan yeni saydamlanmalara, yeni temellenmelere, yeni yapılanmalara, yeni örgütlenmelere gerek duyulmaktadır.

Türk müzik kültürünün geçmişten günümüze beşbin yıllık kesintisiz evrimi, günümüzden geleceğe kesintisiz evriminin de başlıca dayanca ve güvencelerinden birini oluşturmaktadır. Ancak, bu kesintisiz evriminin yeterince doğru ve gerçekçi biçimde anlaşılabilmesi için “geçmişini çok iyi bilen”, “şimdisini doğru algılayan” ve “geleceğini güzel boyutlayan” uzmanlara gereksinim duyulmaktadır.

Türk müzik kültürünün geçmişten günümüze beşbin yıllık tarihsel evrim sürecinde M.Ö. 3., 2. ve 1. binin başları, ortaları ve sonları ile M.S. 0./I., 5./6., 10./11., I5./16. ve 20. yüzyıl dolaylarında en uzak geçmişten günümüze doğru gelindikçe hızlanan, yoğunlaşan ve derinleşen birtakım oluşum-gelişim, değişim ve dönüşüm evreleri yaşanmıştır. Bu evreler, günümüzde bitirmekte olduğumuz 20. yüzyıldan 21. yüzyıla girerken daha hızlı, daha yoğun ve daha derin biçimde yaşanmaktadır. Bu evrelerin, günümüzden geleceğe doğru akıp giden (akıp gitmekte olan ve akıp gidecek olan) yolda ise, kuşkusuz çok daha hızlı, çok daha yoğun ve çok daha derin biçimde yaşanması beklenmektedir.

6. Öneriler

Türk müzik kültürü, bir veya birkaç Türk ülkesinin değil, tüm Türk Dünyası’nın müzik kültürüdür. Bu nedenle Türk müzik kültürü, Türk Dünyası’nın tümünü temsil eden bir müzikbilim, müziksanat, müzikteknik ve müzikeğitim adamları topluluğu (grubu) tarafından birlikte ele alınmalı, birlikte incelenmeli, birlikte araştırılmalıdır. Bu amaçla yeterli nicelik ve nitelikte uzman üyelerden oluşan ve belirli aralıklarla toplanıp düzenli çalışan bir Türk Dünyası Müzik Kültürü Araştırma ve Geliştirme Topluluğu (Grubu) oluşturulmalıdır.

Türk müzik kültürünün geçmişten günümüze ve günümüzden geleceğe evrimini ve bu bağlamda çevre müzik kültürleri ve diğer Dünya müzik kültürleriyle ilişki ve etkileşimlerini bir bütün olarak ele alıp incelemek, araştırmak ve geliştirmek üzere sürekli çalışan bir Türk Dünyası Müzik Kültürü Araştırma ve Geliştirme Merkezi kurulmalı ve etkinliğe (faaliyete) geçirilmelidir. Bu merkez Türk Dünyası müzik kültürünü felsefi, sanatsal, bilimlik, tekniksel ve eğitimsel boyutlarıyla bir bütün olarak araştırmalı ve geliştirmelidir.

Türk müzik kültürünün Türk Dünyası’nın tümü için geçerli ortak paydaları belirlenmelidir. Türk müzik kültürünün ortak paydaları belirlenirken, geleneksel-göreneksel ve modern-çağcıl boyutlar bir bütün olarak kapsanmalı, yeterince sağlam ve doğru, yeterince geçerli ve güvenilir bilimsel, sanatsal, teknik ve eğitimsel bilgi ve belgelere dayanılmalıdır. Böyle bir belirlemede yeterince nesnel ve gerçekçi olunmalı, her türlü abartmadan kaçınılmalı ve kesinlikle bilimsel davranılmalıdır. Türk müzik kültürünün, gerçek boyutları, kapsamı ve içeriğiyle, her türlü öznelliği ve abartıcılığı yersiz ve gereksiz kılan, yeterince büyük, köklü, diri(k) ve dinamik bir müzik kültürü olduğu iyi bilinmelidir, unutulmamalıdır

Ayrı bir Türk Müzik Kültürü Kongresi (Sempozyumu) yada Türk Dünyası’nda Müzik Kültürü Kongresi (Sempozyumu) adıyla, ayrı bir Kongre yada Sempozyum düzenlenmelidir. Düzenlenecek olan böyle bir Kongre veya Sempozyum’da Türk müzik kültürü müzikbilimsel, müziksanatsal, müzik tekniksel ve müzik eğitimsel boyutlarıyla bir bütün halinde ele alınmalıdır. Böyle bir Kongre veya Sempozyum’un gerçekleştirilmesinde konuyla ilgili tüm uzman ülke, kurum, kuruluş ve kişilerin etkin işbirliği, katılımı ve katkısı sağlanmalıdır.

Her Türk ülkesinde yerleşik bir Türk Dünyası Müzik Kültürü Müzesi kurulmalıdır. Bunların yanı sıra ayrıca bir Türk Dünyası Müzik Kültürü Gezici Müzesi oluşturulmalı ve bu gezici müze Sempozyum-Festival-­Dinleti gibi etkinliklerle birlikte veya desteklenerek Avrupa ve Asya (Avrasya) ile Afrika, Amerika ve Avustralya kıtalarında belirli aralıklarla düzenli bir biçimde sergilenmelidir.

Türk Dünyası’nı oluşturan tüm ülke, devlet, toplum ve topluluklar arasındaki müziksel iletişim ve etkileşimi yeterince etkili ve verimli kılmada kullanılmak amacıyla, Türk müzik kültürleri ile Türk dilinin kolları ve lehçeleri tümüyle eksiksiz taranıp değerlendirilerek Türk Dünyası’nın tümü için geçerli bir Türkçe Müzik Terimleri Sözlüğü hazırlanmalıdır.

Dönemsel çalışan bir Türk Dünyası Müzik Kurultayı toplanmalı, toplanacak ilk Kurultay’da düzenli-sürekli çalışan bir Türk Dünyası Müzik Konseyi kurulup etkinliğe başlatılmalıdır. Türk Dünyası Müzik Konseyi, içinde yer almak üzere oluşturulması şimdiden düşünülen-tasarlanan Avrasya Müzik Konseyi’nin ve giderek Dünya Müzik Konseyi’nin kurulması doğrultusunda etkin bir çaba içine girmelidir.

Türk Dünyası Müzik Konseyi’nin oluşumu içinde yer almak üzere, Türk müzik kültürünün başlıca müziksel meslek örgütleri veya başlıca müziksel uzmanlık kuruluşları olarak, her biri kendi meslek veya uzmanlık alanında derinlemesine-genişlemesine çalışmak ve etkinlikte bulunmak üzere, ayrı ayrı birer Türk Dünyası Müzik bilimcileri Birliği, Türk Dünyası Müzik sanatçıları Birliği, Türk Dünyası Müzik eğitimcileri Birliği ve Türk Dünyası Müzik teknikçileri Birliği kurulmalıdır. Bu birliklerin bir araya gelmesiyle de Türk Dünyası Müzikçiler Birliği oluşturulmalıdır.47

Türk müzik kültürüne ilişkin Almanca, Arapça, Çince, Farsça, Fransızca, İngilizce, İtalyanca, Macarca ve Rusça başta olmak üzere, başka dillerde yazılı-basılı tüm temel kitaplar ve belgeler, daha çok gecikilmeden, en azından günümüz Türkiye Türkçesi’ne çevrilerek Türk diline kazandırılıp yayınlanmalı ve böylece tüm Türk Dünyası’ndaki ilgili kurum, kuruluş ve kişilerin doğrudan veya dolaylı yararlanımına sunulmalıdır.

Türk müzik kültürünün geçmişten günümüze ve günümüzden geleceğe evriminin en sağlıklı biçimde izlenip incelenebilmesi ve araştırılabilmesi için, başta Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Fransa, İngiltere ve Rusya olmak üzere bu alanda ciddi insanbilimsel, kazıbilimsel, tarihbilimsel, müzikbilimsel ve eğitbilimsel çalışmaların yapıldığı başka ülkelerdeki ilgili uzman kurum, kuruluş ve kişilerle sürekli ilişki, iletişim ve etkileşim içinde olunmalıdır. Bu tür uzman ülke, kurum, kuruluş ve kişilerle Türk müzik kültürünü konu alan ikili ve çok taraflı ortak çalışmalar yapılmalı, ortak kongre-sempozyum ve seminerler düzenlenmelidir. Böylece Türk müzik kültürü konusunda sağlanan tüm dış kaynaklı, uluslararası belge-bilgi-bulgu-buluntu-vargı ve yorum değerlendirim birikiminden en geniş ölçüde yararlanılmalıdır.

Türk müzik kültürünün geçmişten günümüze ve günümüzden geleceğe evriminin, özellikle Türkistan (Orta Asya)’daki ilk kök-köken ve kaynaklarından hareketle yeterince sağlam, doğru, geçerli ve güvenilir biçimde izlenerek incelenip araştırılabilmesi için, diğer yabancı dilleri bilenlerin yanı sıra, özellikle Çince’yi veya Rusça’yı çok iyi bilen Türk müzik bilim, müzik sanat, müzik teknik ve müzik eğitim adamlarına da gerek vardır. Çünkü, bir yandan, Türk müzik kültürüne ilişkin ilk yazılı bilgiler ve belgeler Çin kaynaklarından edinilmektedir, öbür yandan Türk müzik kültürüne ilişkin insanbilimsel, kazıbilimsel ve tarihbilimsel bilgi, bulgu ve buluntuların önemli bir bölümü Rusça kaynaklarda yer almakta veya Rusça kaynaklardan sağlanmaktadır. Türk araştırmacıların doğrudan kendilerinin söz konusu Çince ve Rusça kaynaklara dolaysız ulaşabilmeleri Türk müzik kültürünün sağlıklı biçimde araştırılabilmesi için çok büyük önem taşımaktadır. Bu bakımdan, bu iki dilden birini veya her ikisini çok iyi bilen-kullanan müzik uzmanlarının da yetişmelerine fırsat vermek ve olanak sağlamak üzere, Üniversitelerde müzik alanında Doktora veya ona eşdeğer Sanatta Yeterlik derecelerini alabilmek ve/veya Yardımcı Doçentlik, Doçentlik ve Profesörlük ünvan ve yetkilerini kazanabilmek için açılan sınavlarda belirlenen başlıca yabancı diller arasında Çince’ye ve Rusça’ya da gereken ölçüde yer verilmelidir.

Türkiye’deki müzik yükseköğretim kurumlarında belirli sürelerle her Türk Cumhuriyeti’nden birer uzman müzik öğretim elemanı görevlen­dirilmeli, bu kurumlardaki lisans ve lisansüstü müzik programlarında her Türk Cumhuriyetinden (yada her Türk devlet, toplum ve topluluğundan) belirli sayıda öğrencilerin öğrenim görmelerine fırsat verilmeli ve olanak sağlanmalıdır. Aynı anlayış ve yaklaşım, ekonomik gelişme ve bürokratik düzenlemeleri elverişli olan diğer Türk Cumhuriyetlerinde de izlenmeli ve böylece Türk Dünyası’nı oluşturan ülke, devlet, toplum ve topluluklar arasında çok gerekli olan üniversiteler-akademik iletişim, etkileşim ve paylaşım olabildiğince güçlendirilmeli ve yaygınlaştırılmalıdır. Bu doğrultuda bir süredir kısmen dağınık biçimde işlemeye başlamış olan öğretim elemanı ve öğrenci değişimi süreci daha dizgesel bir düzene veya daha dizgesel bir yapıya kavuşturulmalıdır.48

Günümüzden geleceğe Türk Dünyası müzik kültüründe kendine özgü bir “yeniden saydamlanma”, “yeniden temellenme”, “yeniden yapılanma” ve “yeniden örgütlenme” gerekli görülmektedir. Bu süreçte çokluk, farklılık, çeşitlilik ve zenginlik içinde esnek birlik-bütünlük, esnek birlik-bütünlük içinde çokmerkezlilik ve çokmerkezlilik içinde dönüşümlü eşgüdümlülük ilkeleri temel alınmalıdır.49

Türk müzik kültürü yaklaşık ikibin (beşyüz) yıldır kendine özgü bir Avrasya müzik kültürüdür ve dolayısıyla kendine özgü bir kıtalararası müzik kültürü niteliği taşımaktadır. Bu özelliğiyle Dünya’nın en geniş coğrafi bölgelerinde en çok kişi tarafından yaşanan en yaygın başlıca müzik kültürleri arasında yer almaktadır. Bu bakımdan Türk müzik kültürü geçmişten günümüze ve günümüzden geleceğe Avrasya ve Dünya müzik kültürünün en vazgeçilmez öğelerinden biridir. Bu nesnel bir olgudur. Türk Dünyası, bir bütün olarak, bu nesnel olgunun bilincinde olmalı, bu nesnel olgunun gerektirdiği bilinçle davranmalı, bu nesnel olgunun gerektirdiği bilgi, duygu, düşüngü ve devingiyle eylemelidir.

Türk müzik kültürünün evrimi, geçmişe dayanan, günümüze yansıyan ve geleceğe uzanan bir süreklilik içinde biçimlenmektedir. Türk müzik kültürünün uzun evrim sürecinde bu sürekliliğin son derece önemli bir belirleyici olduğu ilgililer tarafından çok iyi bilinmelidir.

Türk müzik kültürü, geçmişten günümüze geçirdiği beş bin yıllık evrim sürecinde, bir bütün olarak, bir tek uygarlık veya benzer uygarlıklar içinde değil, çok-çeşitli ve farklı uygarlıklar içinde oluşan bir müzik kültürüdür. Bu bağlamda hem “Doğu uygarlığı”nın hem “Batı uygarlığı”nın, hem “Kuzey uygarlığı”nın hem “Güney uygarlığı”nın, hem “Orta Asya uygarlığı”nın hem “Küçük Asya uygarlığı”nın, hem “Asya uygarlığı”nın hem “Avrupa uygarlığı”nın ve dolayısıyla “Avrasya uygarlığı”nın, hem “İslâmdışı uygarlık”ın hem “İslâm uygarlığı”nın, hem “dinsel uygarlık”ın hem “dünyasal uygarlık”ın ve hem de “lâik uygarlık”ın, hem “geleneksel uygarlık”ın hem “çağdaş uygarlık”ın bir parçasıdır. Bu açıdan bakıldığında görülüyor ki, Türk müzik kültürü “çok uygarlıklı” bir müzik kültürüdür. Bir başka deyişle Türk müzik kültürünün uygarlık adresi çok ve çeşitlidir. Türk müzik kültürünün çok uygarlıklı yapısal özelliğinin günümüzden geleceğe de varlığını ve etkisini sürdürmesi beklenmektedir. Türk müzik kültürünü tüm öğeleriyle bir bütün olarak ele alıp inceleyenler ve araştıranlar, onun bu karakteristik özelliğini dikkatle göz önünde bulundurmalıdırlar.

Çok uygarlıklı Türk müzik kültürü, olabildiğince genel bakıldığında Doğu-Batı bireşimi ile Kuzey-Güney bireşiminin bireşimi olan bir müzik kültürüdür ve bu özelliğiyle gerçek anlamda bir bireşimler bireşimidir. Bu nedenle günümüz Türk müzik kültürü, bir bütün olarak ilişkin yada ilişkili olduğu uygarlık(lar) yönünden çözümlenirken, kesinlikle yanlış bir yaklaşım izlenerek tek bir uygarlık açısından ele alınmamalı, tek bir uygarlığa indirgenmemelidir. Ancak, Türk müzik kültürünün çok uygarlıklı yapısından yola çıkılarak illa tek bir uygarlık temeline veya ortak paydasına varılmak istenilirse, o temel veya ortak payda, olsa olsa Dünya uygarlığı olur. Çünkü günümüz Türk müzik kültürünün çok uygarlıklı yapısı, kendine özgü bir uygarlıklar uygarlığına dayanır, bu da onu olsa olsa tüm uygarlıkların bileşimi-bireşimi veya ortak paydası demek olan Dünya uygarlığına götürür. Türk müzik kültürünün günümüzden geleceğe evrimini kestirmeye çalışırken bu olgu göz ardı edilmemelidir.

Geçmişten günümüze ve günümüzden geleceğe çok uygarlıklı Türk müzik kültürü Dünya müzik kültürlerinin bir kavşağıdır ve bu kavşakta uygarlıklar çatışmasını uygarlıklar uzlaşmasına, uygarlıklar çelişkisini uygarlıklar uyuşkusuna, uygarlıklar savlarını ve karşı savlarını uygarlıklar bireşimine dönüştürebilen bir kültürdür. Türk müzik kültürünün bu özelliği ve onun sayesinde Dünya müzik kültürleri arasında kazandığı-edindiği yeri-­konumu ve işlevi ilgililerce iyi bilinmeli ve doğru değerlendirilmelidir.

Türk müzik kültürü geçmişten günümüze kültürel evrim sürecinin üretim öncesi (paleolitik), üretim (neolitik) ve yoğun üretim (endüstri) evrelerinden geçen bir kültürdür ve bu nedenle bu evrelerin en belirgin ve en kalıcı izlerini birlikte taşmaktadır. Bu olgu, günümüzden geleceğe doğru uzanan Türk müzik kültürünün sahip olduğu kendine özgü köklülük, derinlik, süreklilik, çeşitlilik, zenginlik ve birikimlilik özelliklerinin en temel nedenlerinden biridir. Bu durum, Türk müzik kültürünü çözümlerken dikkatlice göz önünde bulundurulmalıdır.

Türk müzik kültürünün geçmişten günümüze beş bin yıllık tarihsel evrim sürecinde gerçekleşen oluşum/gelişim, değişim ve dönüşümler, yaşanmış olan her yüzyıldan her beş yüz yıla, her beş her binyıla akar, dökülür, yığılır ve böylece gittikçe büyüyen bir birikimi oluşturur. Bu birikim belli dönemlerde ilgili uzman kurum, kuruluş ve kişilerce doğru bir biçimde süzülüp değerlendirilerek yaşanacak olan yeni yüzyıla, yeni beş yüz yıla ve yeni binyıla taşınır, aktarılır. Bu dönemler, genellikle, “bitmekte olan” zaman dilimleri ile “başlamakta olan” zaman dilimlerinin kesiştiği evrelerdir. İçinde bulunduğumuz dönem işte böyle bir dönemdir, böyle bir evredir. Öyleyse içinde bulunduğumuz dönem (evre), bitmekte olan 20. yüzyıl, 4. beşyüzyıl ve 2. binyılın birikiminin doğru bir biçimde süzülüp değerlendirilerek başlamakta olan 21. yüzyıla, 5. beş yüz yıla ve 3. binyıla taşınması, aktarılması dönemidir. Bu dönemde, özellikle bu süreç içinde etkin rol alan uzman kurum, kuruluş ve kişilere çok büyük ve önemli görevler, sorumluluklar ve yükümlülükler düşmektedir. Bu nedenle, tüm ilgililerden kendilerine düşen görev, sorumluluk ve yükümlülüklerini yerine getirmeleri beklenmektedir. Öyleyse tüm ilgililer kendilerinden beklenenleri gecikmeksizin yerine getirmelidirler.

Türk müzik kültürü, geçmişten günümüze ve günümüzden geleceğe Türk kimliğinin, Türk dili ile birlikte veya Türk dilinden sonra yada önce gelen en önemli belirleyicisi, en önemli tanımlayıcısı ve en önemli simgeleyicisidir. Türk müzik kültüründe “sözel Türkçe” “müziksel Türkçe”nin, “müziksel Türkçe” “sözel Türkçe”nin etkileyici, tamamlayıcı ve bütünleyici bir öğesidir. Daha açık bir deyişle Türk (müzik) kültüründe “Türkçe’’ ile “Müzikçe”, biri “sözel” diğeri “sesel” iki dildir.50 Bu iki dil Türkçe sözlü Müzikçe’de birbirini etkiler, tamamlar, bütünler ve böylece yepyeni-bambaşka bir bileşke-dil niteliğine bürünür. Bu gerçek, Türk Dünyası’nı oluşturan tüm Türk ülkelerinde (bölgelerinde) ve tüm Türk Devlet, Toplum ve Topluluklarında, en başta ülkenin, devletin ve toplumun en üst düzey kurum ve kuruluşları ile onların en üst düzey yöneticileri ve o arada kültür ve eğitim bakanlıkları ile onların yöneticileri ve eğitimciler olmak üzere, tüm ilgililer tarafından çok iyi bilinmeli; yeterince önem ve öncelik verilmesi ve duyarlı ve özenli olunması gereken bir gerçek olarak özümsenmelidir.

DİPNOTLAR

1 Son on yıl içinde Türk Müzik kültürünü böyle bir “bütün olarak” ele alan, geniş çerçeveli bir anlayış ve yaklaşımla yapılmış, oldukça geniş kapsamlı iki “temel çalışma olarak bkz. Ali Uçan, “Hunlar Öncesinden Günümüze Türk Müzik (Eğitimi) Tarihi” Ders Notu), Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Müzik Eğitimi Bölümü, Ankara 1988-1989; Ali Uçan, “Türk Dünyası’nda Orta Asya Anadolu Müzik İşleri”, Uluslar arası Sempozyum: Timur’un 660. Doğum Yılında Türkistan-Anadolu Kültür İlişkileri (24-25 Aralık 1996), Ahmet Yesevi Üniversitesi-Gazi Üniversitesi, Ankara 1996.

2 Bozkurt Güvenç, İnsan ve Kültür, İkinci Basım, Remzi Kitabevi, İstanbul 1974, s. 169.

3 Ay. es., s. 161.

4 Bahaeddin Ögel, İslamiyetten Önce Türk Kültür Târihi, Üçüncü Baskı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1988. s. 1, 10 ve 11 .

5 Bu çalışmada “neolitik” evre, kimi kazıbilimciler ve çoğu insanbilimciler gibi, yeni taş-cilalı taş ve maden (bakır, tunç, demir) ya da madencilik dönemlerini içine alan ve “endüstri” evresinin başlangıcına kadar devamı eden “üretim’’ evresi anlamında kullanılmaktadır. Bu konuda bkz. Güvenç, a.g.e., s.161.

6 Belli gerçeklerle Türk kültür tarihine de genellikle “neolitik” dönemle başlanır. Böyle bir başlangıç örneği için bkz. Ögel. a.g.e., s. 1-4 ve 9.

7 Bilindiği gibi tarihbilimcilere göre Türklerin ilk anayurdu Altaylardır ve Çoğu dilbilimcilere göre Türk dilinin ilk oluşumu “Altay dönemi”yle başlar. Bu nedenle Türklerin kültür tarihini Altaylar ile başlatmak ve Türk dilinin ilk oluşum dönemiyle birlikte veya ona paralel olarak izlemek tutarlı bir yaklaşım olarak görülmektedir. Öbür yandan, insanbilimsel ve kazıbilimsel kaynaklarda da Türk kültür tarihi, bazı istisnalar dışında, genellikle Altaylar ve Altaylılarla başlatılır. Bu konuda son yıllarda yayınlanmış çok çeşitli kaynaklara ilişkin farklı nitelikte dört örnek olarak bkz. (yayınlandığı yıl sırasına göre) : Bahattin Ögel, İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi. 1988, s. 1, 3-7, 8. 15 ve 21. [Bkz. 4. Dipnot]; Jean-Paul Roux, Türklerin Tarihi. Türkçesi: Galip Üstün, İkinci Baskı. Milliyet Yayınları. İstanbul 1989, s. 18; Melek Tekin (Haz.), Türk Tarihi Ansiklopedisi. Milliyet Yayınları. İstanbul 1991. s. 5. 7, 9 ve 26. MY. Dünya Tarih Ansiklopedisi. Milliyet Yayınları, İstanbul 1991. s 26-27.

8 “Eski Dünya” denilince Asya. Avrupa ve Afrika kıtalarından oluşan bütün anlaşılır.

9 Ali Uçan’ın 1 numaralı dipnotta verilen iki Çalışmasında da böyle bir yaklaşım izlemiştir.

10 Bu konuda çok kısa bilgi için bkz. Tekin, a.g.e.. s.7.

11 Bu konuda çok kısa bilgi için bkz. Ögel, a.g.e.. s.1-18.

12 Eldeki son bilgi, bulgu ve buluntulara göre Altaylılar (Altaylı Türkler) M.Ö. 2. binin başlarından itibaren Altaylardan çıkıp-ayrılıp Orta Asya’ya dağılmaya ve yayılmaya başlamışlardır. Türk bilimciler arasında da yayınlık kazanan bu Görüş için bkz. TDK (Türk Dil Kurumu), Türkçe Sözlük I. A-J. Yeni Baskı. Milliyet Tesisleri. İstanbul 1992, s. XIII; Öğel, a.g.e., s. 4 ve 7.

13 Türk müzik kültürünün tarihî evrimini söz konusu beş ana evrede inceleyen derli-toplu iki örnek Çalışma olarak bkz. Uçan. “Türk Dünyası’nda Orta Asya-Anadolu Müzik İlişkileri”, 1996. [Bkz. I. Dipnot]; Uçan. “Hunlar Öncesinden Günümüze Türk Müzik (Eğitimi) Tarihi”, 1988-1989. [Bkz. 1. dipnot].

14 Bu konuda yeterince geniş bilgi için bkz. Öğel, a.g.e.. s. 1-5, özellikle s. 3-4; Roux, a.g.e.. s. 40-41 ve 44-4s: MY (Milliyet Yayını). a.g.e. (1991). s. 26-28.

15 Mod öncesi müzik dört veya daha az perdeli müziktir. Dörtperdelilik, modöncesi müzikte en ileri aşamadır. Örnek için bkz. Ahmed Adnan Saygun, Töresel Musiki- Okuma Kitabı, Devlet Konservatuvarı, MEB. İstanbul 1967, s. 1-8.

16 Ögel. a.g.e.. s. 4.17 Modal müzik “yapışık veya ayrışık” ya da “bitişik veya kesişik” olarak birleştirilmiş iki dörtperdeli müziktir. Buna göre modal müzik beşperdelilikle başlar, altıperdelilikle gelişir, yediperdelilik ve sekizperdililikle en ileri aşamaya ulaşır. Bu konuda kısa-özlü bilgi için bkz. Curt Sachs, Kısa Dünya

18 Orta Asya’nın Türkistanlaşması süreci çok önce başlamış adım adım ilerlemiş ve 6. yüzyılda, özellikle Gök-Türk Devletinin kurulup egemenliğini pekiştirmesiyle birlikte kesin bir sonuca ulaşmıştır. Ancak Orta Asya için “Türkistan” kelimesinin kullanılışı Göktürkler döneminden daha öncelere gider. Nitekim bu bağlamda bu kelimenin (ilk) kullanılışının M.Ö. Sakalara kadar dayandığından ve böyle bir dayanağa ilişkin bazı bilginlerin veya kayıtların varlığından söz edilir Konu ayrıca araştırılmaya değer bir önem taşımaktadır.

19 Bu Türk müzikçinin Çince kaynaklardan öğrenilip alıntılanan adı. değişik dillerde yayınlanan değişik kaynaklarda değişik biçimlerde yazılır ve belirtilirdi. Bu arada. Çince yazılışın Türkçe aslının aynısı olmadığını bilenlerden kimi müzikbilimciler, bu Türk müzikçinin adını kullanmaksızın yaptıklarını belirtmekle yetinirlerdi. Ancak. 1994 yılında Uygur Türklerinden Nuri Mahmut’tan ve onun Türkiye’de yayınladığı Uygur müziğine ilişkin bir makaleden, söz konusu müzikçinin Türkçe adını ve yaptıklarını, yaklaşık bindörtyüz yıl sonra da olsa, en doğru biçimde öğrenmiş oluyoruz Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Nuri Mahmut. “Uygur Müziğinin İslamiyetten Önceki ve Sonraki Durumu Üzerine G.Ü gazi Eğitim Fakültesi Dergisi GEFAD: Türkiyede Müzik Öğretmenliği Eğitiminin Yetmişinci Yılına Armağan (1924-1994), Özel Sayı Ankara 1994 , s. 336-334 Uçana.g.e. (1988/1989 ve 1996) Gültekin Oransay, Müzik Tarihi II. Sınıf, Milli eğitim Bakanlığı Yaykur/Açıköğretim dairesi , Ankara 1976, s. 91. Mahmud Ragıp Gazimihal, Ülkelerde Kopuz ve Tezeneli Sazlarımız , Kültür bakanlığı Yayını , Ankara 1975. s. 30-31.

20 Nuri Mahmut, a.g.e.. s. 343.

21 Küçük Asya’ya. Anadolu’ya Avrupalılarca 11. yüzyıldan (1095’ten) itibaren Turchia (Türkiye) denilmeye başlandı. Ancak. Selçuklular ve Osmanlılar kendi ülkelerine batılılarca verilen bu adı hep duydu ama benimsemedi. kullanmadı. Bilgi için Bkz. Taha Akyol. “Tarih Bilimci”. Milliyet . 31.08.1997. s. 15: Claude Cahen, Osmanlılardan Önce, Anadolu’da Türkler, E-Yayınları, İstanbul 1984, s. 150; Bozkurt Güvenç. Türk Kimliği. Gözden Geçirilmiş İkinci Baskı. T.C. Kültür Bakanlığı Yayını, Ankara 1994. s. 134.

22 Safiyüddün ve Abdülkadir’in yazdığı kitaplarla günümüze ulaşan bu iki ezgi Rauf Yekta Bey tarafından “en eski Türk ezgileri olarak nitelendirilir. Oysaki, bu iki ezgi gerçekte “en eski Türk ezgileri değildir. Çünkü anlardan çok daha eski Türk ezgileri vardır Öyleyse Bu iki ezgiyi gerçekte yazılı olarak günümüze kadar ulaşan en eski Türk ezgileri olarak nitelendirmek gerekmektedir. Rauf Yekta Bey’ de aslında böyle demek istemiştir veya böyle demek istemiş olmalıdır. Bu konuda bkz. Rauf Yekta Bay. Türk Musikisi. 1. Baskı. Fransızca’dan Çeviren Orhan Nasuhioğlu Pan yayıncılık İstanbul 1986. s. 49.

23 Timurlular Dönemi kimi bilim adamlarınca “Türk uygarlık [kültür] tarihinin rönesansı” olarak nitelendirilir. Bkz. Saffet İlhan. Orta Asya Bilgin Türk Hükümdarlar Devletinde Eğitim-Bilim-Sanat, Türkiye Diyanet Vakfı Yayını, Ankara 1988. s. 21.

24 Ali Ufkî Mecmua-i Saz-ü Söz, Hazırlayan: Şükrü Elçin. Kültür Bakanlığı Yayını. Ankara 1976.

25 Ali Uçan, Müzik Eğitimi, 2. Basım, Müzik Ansiklopedisi Yayınları, .Ankara 1997. s. 42.

26 Bülent Alaner, Osmanlı İmparatorluğundan Günümüze Belgelerle Müzik Yayıncılığı (1876-1986). Anadol Yayıncılık, Ankara 1986. s. 15.

27 Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu Önder Atatürk 1923’tcn itibaren Cumhuriyet’in ilk on yılında yaptığı belli konuşma ve görüşmelerde ve yeterli ipuçlarını açıkça verdikten sonra, Cumhuriyet’in ikinci on yılına girerken ve girdikten sonra değişik ortamlarda yaptığı konuşmalarda görüşmelerde ve özellikle 1932, 1933, 1934, 1935, 1936, 1937, 1938’deki TBMM’ni Açış Söylevleri’nde ve ayrıca Onuncu Yıl Söylevi’nde (1933) yeni Türk müzik kültürünün bu üç temel özelliğini en yüksek düzeyde, önemle ve altını çizerek vurgulamıştır. Bu konuda derli-toplu bilgi için bkz. TDK, Atatürk’ün Milli Eğitimle İlgili Düşünce Ve Buyrukları, İkinci Baskı, Türk Dil kurumu Yayını. Ankara 1979. A. Adnan Saygun, Atatürk ve Musiki: O’nunla Birlikte-O’ndan Sonra Sevda-Cenap And Müzik Vakfı, Ankara [1981-1982]. Gültekin Oransay [Haz.], Atatürk İle Küğ-Belgeler ve Veriler, Genişletilmiş İkinci Basım, Küğ Yayını, İzmir 1985. Ali Uçan, “Atatürk ve Türk Müzik İnkılabı” ,Atatürk Haftası Armağanı Genel Kurmay Başkanlığı. Ankara 1992. s. ;53-83.

28 Bu sistem, ilkin Rauf yekta (1871-1935) tarafından. Albert Lavignac’ın yayınladığı Encyclopedie de la Musique (Paris 1922) için 1913 te yazılan “Türk Müziği” maddesinde (s. 2945-3064) tanbur’un pest sekizli içindeki 24 perde bağı esas alınarak ana çizgileriyle ortaya konuldu –önerildi, sonra Saadettin Arel(1880-1955), Suphi Ezgi(1869-1962) ve S. Murat Uzdilek (1891-1967)tarafından yapılan çalışmalarla geliştirildi. Bu bağlamda sistem, eğer ilgili kişilere bağlı kalınarak adlandırılıp anılacaksa, kimilerin önerdiği- savunduğu veya belirttiği gibi “Arel-Ezgi-Uzdilek Sistemi”olarak değil Yekta sistemi veya Yekta-Arel,Ezgi_uzdilek sistemi olarak anılmak gerekir. Bu sisteme ilişkin özlü bilgi ve eleştiri için bkz. Rauf Yekta Bey, Türk Musikisi, 1. Baskı, Fransızca’dan Çeviren: Orhan Nasuhioğlu, Pan Yayıncılık, İstanbul 1986, s. 7, 88. Murat Bardakçı, “Rauf Yekta Bey’in Hayatı ve Eserleri” Rauf Yekta Bey Türk Musikisi, 1. Baskı, s. 8-16. Yalçın Tura.Türk Musikisi’nin Meseleleri Pan Yayıncılık İstanbul 1988, s. 57-60, 116-157 ve 174-207. M. Cihat Can “Türk Müziğinde Ses Sistemleri” Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi (GEFAD)Türkiye’de Müzik Öğretmenliği Eğitiminin Yetmişinci Yılına Armağan, Özel Sayı Yeni Dönem,Ankara 1994, s. 227-262, özellikle s. 238-242. Onur Akdoğu, Türk Müziğinde Perdeler, 2. Baskı, Müzik Ansiklopedisi Yayınları Ankara 1994,s. 22-25.

29 Bu Sistemin Batı Avrupa’dan Türkiye’ye resmen alınışı kullanılmaya başlanışı konusunda. belli nedenler ve birbirinden farklı belli gerçeklerle değişik görüşler öne sürülüp 1794, 1826, 1828,. gibi değişik tarihler verilebilir. Çünkü Türkiye’de bu sistem resmi olarak ilk kez 1794 te kurulan “Nizam-ı Cedidtle” birlikte “yeni mehter”. denilerek batılı anlamda oluşturulan ilk “Boru-TrampetTakımı” ile 1826’da kurulan “Asakir-i Mansure” ile birlikte yeniden oluşturulan “Bando Takımı” ile veya 1828 de yeniden düzenlenen “Osmanlı Saltanat Muzıkas” ile alınıp kullanılmaya başlanmış olmalıdır. Konu Ayrıca üzerinde durulmaya ve· araştırılmaya değer.

30 bu kuram; oluşturucusu Kemal İlerici tarafından tüm ayrıntılarıyla kitaplaştırılmış ve 1970 yılında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanmıştır. Bunun için bkz. Kemal İlerici, Bestecilik Bakımından Türk Müziği ve Armonisi Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1970

31 Gültekin Oransay, a.g.e.. s. 51.

32 Uygurlar dönemi Türk müzik kültürünün çalgısal gelişiminde de çok önemli bir dönemeçtir. Bu konuda bilgi için bkz. Uçan, a.g.e.. (1988-1989). Mahmut, a.g.e., Bahaeddin Ögel. Türk Kültür Tarihine Giriş, 8, 9, 1. Baskı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1987. s. 733, 734.

33 Mehterhane ve Mehter müziği konusunda ayrıntılı bilgi için Türkiye’de yapılıp yayınlanmış iki temel çalışma olarak bkz. Haydar Sanal, Mehter Musikisi, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1964. Mahmut R. Gazimihal, Türk Askeri Muzıkaları Tarihi, Maarif Basımevi, İstanbul 1955

34 Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Gazimihal, a.g.e . (1955).

35 Uygurlarda “Ayalgu” denilen “Türk nota yazısı” ve kullanımı konusunda daha geniş bilgi ve açıklama için bkz Mahmut R. Gazimihal Musiki Sözlüğü,Milli Eğitim Basımevi. İstanbul 1961,s. 25-26

36 (Türkiye) Türk müzik kültüründe kullanılan müzik yazılarına ilişkin derli-toplu, geniş kapsamlı ve sistemli bilgi için bkz. Adnan Atalay, “Müzik Yazıları”, Müzik Ansiklopedisi, 3. Cilt, Yayınlayan: Ahmet Say, Ankara 1985, s. 890-948.37 Türk müzik kültüründe yakın dönemlere kadar yazıya dayalı müzik yapma-yaratına geleneğinin oluşmaması, gelişmemesi, yerleşmemesi ve yaygınlaşmamasının temel nedenleri konusunda “Klâsik Türk Müziği” ile sınırlı olarak bazı açılardan belirli ölçüde ışık tutan iki önemli çalışma olarak bkz. Cem Behar, Zaman. Mekan, Müzik: Klasik Türk Musikisinde Eğitim (Meşk. İcra ve Aktarım) AFA Yayınları, İstanbul 1992: Klasik Türk Musikisi Üzerine Denemeler, 1. Baskı, Bağlam Yayınları, 1987, özellikle s. 19-63.

38 Bu konuda daha geniş kapsamlı bilgi için bkz. Alaner, a.g.e.

39 Türk müzik kültürünün yaklaşık beş bin yıllık tarihi evrim sürecinde çevre müzik kültürleriyle ilişki ve etkileşimi belli yönleriyle çok çeşitli yazılı-basılı kaynaklarda çok değişik boyut, kapsam ve biçimlerde dile getirilmiştir. Burada. söz konusu yazılı-basılı kaynakların tümünü ayrı ayrı belirtmeye olanak yoktur. sadece birkaç kaynağın belirtilmesiyle yetinilmektedir. Ali Uçan. “Türk Dünyası’nda Orta Asya-Anadolu Müzik İlişkileri” (1996), bkz. Dipnot 1; Ali Uçan, “Perspektiven der Musikpüdagogik in der Türkei”.Musikpüdagogik:Tradition und Heransforderung (Internationale Feschrift für Josef Sulz). Hrg. M. Oebelsberger U. W.Reinstadler, Verlag Müller- Speiser, Anif Salzburg, 1996, s. 385-402, özellikle s.385-395: Ali Uçan, Musikalische und Musikpadagogische Begegnungen zwischen Ost und West in und durch die Türkei”, Musikalische Begegnungen zwischen Ost und West [lnternationale Festschrift für Primoz Kuret]. Buchverlag Rombach, Freiburg. 1995. Ulrich Michels; dtv-Atlas zur Musik-Band 1, 15. Auflage. Deutscher Taschenbuch Verlag, München, 1994, s.169; Ali Uçan, “Hunlar Öncesinden Günümüze Türk Müzik (Eğitimi) Tarihi” (1988-1989) bkz. Dipnot 1.H. Sadettin Arel, Türk Musikisi Kimindir?. Kültür Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1988. [Bu kitap özellikle İran, Eski Yunan ve Bizans müziklerinin Türk müziğiyle ilişkilerinin incelendiği bir temel kaynak olarak kabul edilmektedir.]; Cornelia Zimmermann-Kalyoncu, Deutsche Musiker in der Türkei Europaische Hochschulschriften Reihe 36,Musikwissenschatt Bd. Is, Peter Lang, Frankfurt am Main-Bern-New York, 1985; Kurt und Ursula Reinhard. Musik der Turkei. Band 1 : die Kunstmusik- Band 2: die Volksmusik. lnternationales lnstitut für Vergleichende Musikstudien, Heinrichshofen’s Verlag, Wilhelmshafen, 1984.Hans Oesch. “Die Europaische Rezeption aussereurapischer Musik”,Musik 2. Hrg. Carl Dahlhaus, Funk-Kolleg Musik-Fischer Taschenbuh Verlag, Frankfurt am Main, 1981, s. 422-448, özellikle s. 423 ve 429: Gültekin Oransav. Müzik Tarihi, II. Sınıf, MEB Yaykur AÖ, Ankara, 1976, s. 91, 98-99, 105, 149-151. 156-157;-Erdoğan Okyay, “Die Schulmusikerziehung in der Türkei”, Mitteilungen 12 der Deutschen Gesellschuft fün Musik des Orients, Berlin 1973/74, s. 5-39; Gültekin Oransay, “Cumhuriyetin İlk Elli Yılında Geleneksel Sanat Musikimiz”, 50. Yıl Kitabı Ayrıbasım. Ankara Üniversitesi, Ankara 1973. s.227- 271. özellikle s.258-259. Mahmut R. Gazimihal, Musiki Sözlüğü. Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1961: Mahmut R. Gazimilıal, Türk Askeri Muzıkaları Târihi. Maarif Basımevi, İstanbul 1955

40 Yakın çevreden başlayarak başka kültürlerin veya başka kültürlerden insanların Türk müzik kültürüne gösterdikleri ilgiye değinen, onu belirten, konu edinen, inceleyen-araştıran ve işleyen çok çeşitli kaynaklar vardır. Bunlar arasında erişilebilenlerin çokluğu ve çeşitliliği, henüz erişilemeyen kaynaklarında varlığı göz önünde bulundurulursa, konunun nedenli önemli olduğunun somut bir göstergesidir. Söz konusu kaynaklara ilişkin olarak, 37. dipnotta belirtilenlerin yanı sıra, diğer çeşitli kaynaklardan hemen akla geliveren üç başka örnek olarak bkz. Bülent Aksoy, Avrupalı Gezginlerin Gözüyle Osmanlılarda Musiki, 1. Baskı, Pan Yayıncılık, İstanbul 1994. Koral Çalgan, Franz Liszt ve M. R Gazimihal’in Bir Araştırması: “Liszt’in İstanbul Konserleri”, Müzik Ansiklopedisi Yayınları. Ankara 1991. Paul Hindemith, Türk Küğ Yaşamı İçin Öneriler /Vorsclaege für den Aufbau des türkischen Musiklebens, Türkçe’ye çeviren: Gültekin Oransay, Küğ Yayını, İzmir 1983.

41 “Musiki” ve “Müzik” sözcüklerinin kökeni ve dilimiz Türkçeye girişi konusunda derli-toplu bilgi için bkz. Ali Uçan, “Müzik Teriminin Kökeni, Oluşumu-Gelişimi ve Türkçeleşimi”, İnsan ve Müzik/İnsan ve Sanat Eğitimi, İkinci Baskı, Müzik Ansiklopedisi Yayınları, Ankara 1996, s. 60-71 .

42 Müzik eğitiminin niteliği, üç ana türü ve bunlar arasındaki ilişkiler konusunda özlü bilgi için bkz. Ali Uçan, Müzik Eğitimi. 2. Baskı, Müzik Ansiklopedisi Yayınları, Ankara 1997, s. 27–38.

43 Bu konuda sadece modern Türkiye ile sınırlı genel ve özlü bir durum saptaması yapabilmek için bkz. Ali Uçan. “Atatürk ve Türk Müzik İnkılâbı”. Atatürk Haftası Armağanı. Genel Kurmay Başkanlığı, Ankara 1992, s. 53-83; ve daha sonra yer aldığı kitap olarak bkz. Ali Uçan, İnsan ve Müzik/İnsan ve Sanat Eğitimi. Müzik Ansiklopedisi Yayınları, 1. Baskı 1994, s. 43-65 ve 2. Baskı 1996, s. 92-118. Ahmet Say, Müzik Tarihi, 2. Basım, Müzik Ansiklopedisi Yayınları, Ankara, 1995, s. 508-545. Ahmet Say, The Music Makers in Turkey, Music Encyclopedia Publication, Ankara, 1995. Önder Kütahyalı, Çağdaş Müzik Tarihi, Yayınlayan: N. İ. Leblebicioğlu, Varol Matbaası, Ankara 1981, s.100-122.

44 Uçan. a.g.e. (1992, 1994, 1996). Say, a.g.e., (1995, 1995).

45
Burada özgeci kültür. “yalnız kendine değil, başka kültürlere de yararlı olmaya çalışan kültür ­anlamında kullanılmıştır.

46 Türkiye’de 1923’ten günümüze süregelen sistem ile Azerbaycan ve Türkistan’da 1920’lerden 1990’ların başlarına kadar süren sistem, belli yönleriyle birbirinden çok farklı iki sistem olup, değişik kişiler tarafından değişik açılardan bakılıp ele alınarak değişik biçimlerde tanımlanır, adlandırılır ve nitelendirilir.

47 Buraya kadar belirtilen öneriler, belli bir süredir çeşitli vesilelerle değişik ortamlarda değişik biçimlerde tarafımızdan dile getirilmektedir. Kurucusu olduğum ve başkanlığını yürüttüğüm Gazi Üniversitesi Türk Müzik Eğitimi Araştırma ve Geliştirme Merkezi, bütün bu önerilerin gerçekleştirilmesi için ilgili kurum, kuruluş ve kişilerle işbirliği içinde olmaya hazır durumdadır. Bu konudaki istekliliğin ve kararlılığın en son göstergelerinden biri olarak bkz. Ali Uçan, “Türk Dünyası’nda Orta Asya-Anadolu Müzik İlişkileri”, Uluslar arası Timur’un 660. Doğum Yılında Türkistan-Anadolu Kültür ilişkileri (24-25 Aralık l996) Sempozyumu, Ahmet Yesevî Üniversitesi- Gazi Üniversitesi, Ankara 1996.

48 Bu konuda meydana gelen son gelişmelere ilişkin özlü bilgi için bkz. Uçan, ay. es.

49 Bilindiği gibi, geçmişte zaman zaman Türk Dünyası müzik kültürünü “tekmerkezlilik” ve “tekmerkezden (dönüşümsüz) eşgüdümlülük” ilkelerine dayalı bir anlayış ve yaklaşımla bir bütün halinde yapılandırmaya-örgütlendirmeye dönük girişimler pek başarılı, uzun ömürlü veya kalıcı olamamıştır. Çünkü Türk Dünyası ve müzik kültürü, doğal yapısı ve yayılışı gereği, “tekmerkezli” değil “çok merkezli” bir özelliğe sahiptir. Bu nedenle, bu temel özelliği görmezden gelen veya dikkate almayan, bu temel özelliğe uymayan yeniden saydamlanma, yeniden temellenme, yeniden yapılanma ve yeniden Örgütlenme çalışmaları pek başarılı, uzun ömürlü veya kalıcı olamazlar.

50 “Müzik dili ilk kez Prof. Dr. Ali Uçan tarafından “Müzikçe” biçiminde düşünülmüş, adlandırılmış, tanımlanmış, önerilmiş ve kullanılmıştır. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Ali Uçan, “Müzik Eğitiminin Ana Odağı / Ana Özeği Müzik Dili ve Müzikçe Eğitimi”, II. Ulusal Eğitim Sempozyumu (18-20 Eylül 1996). Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi, Kadıköy-İstanbul, 1996 [baskıda]; Ali Uçan, Müzik Eğitimi, 2. Baskı. Müzik Ansiklopedisi Yay., Ankara 1997. s. 117-141.

Ali Uçan’ın notu:

Bu bildiriyi, kurduğu yeni Türkiye Devleti’ni “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür, yüksek Türk kültürüdür’ diyerek tanımlayan, kültürün üç ana sacayağından bilimi ve tekniği “yaşamda en gerçek yol gösterici”, sanatı da “ulusun başlıca yaşam damarlarından biri” olarak nitelendiren, onun bir dalı olan müzike “güzel sanatlar içinde en çabuk ve en önde götürülmesi gereken Türk müziğidir” diyerek birinci öncelik veren, “batılılaşma”yı aşarak Türk müzik kültürüne “çağdaşlaşma” yolunu gösteren-açan, Türk müzik kültürüne “çağdaş uygarlık düzeyine erişme, onun üstüne çıkma” ve bu biçimde “evrensel müzik kültüründe yerini alma” doğrultusunu veren ve nihayet Türk müzik kültürünü bu doğrultuda yeniden saydamlandıran, yeniden temellendiren, yeniden yapılandıran, yeniden örgütlendiren ve yeniden kuruluşlaştıran (kuruluşlaştıran), 20. Yüzyıl Türk Dünyası’nın en Ulu Önderi Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’e armağan ediyorum.

* Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi (Müzik Eğitimi Bölümü) Öğretim Üyesi ve Türk Müzik Eğitimi Araştırma ve Geliştirme Merkezi Başkanı, Ankara - TÜRKİYE.


Kaynak: http://www.akmb.gov.tr




Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2017