Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 12
Sayı: 1677




2016 yılının müzik olayı sizce hangisidir?

Ozan, besteci ve müzisyen Bob Dylan'ın Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanması!
Kanserle mücadale eden Fatih Erkoç'un, hastalığının ilerlemiş olmasına rağmen konserlerine devam etmesi!
Fazıl Say'ın Beethoven Akademi Ödülü'nü kazanması
Kanadalı yazar, ozan, söz yazarı ve müzisyen Leonard Cohen'in vefat etmesi
Taylor Swift'in Grammy Ödülü'nü kazanması
Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı'nın Devlet Çoksesli Korosu'nun provasını İzlemesi
DOB'nin 2016 yılında da sürekli Türk müzikal ve operalarına repertuarında çokça yer vermesi!

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler







 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 
Şu an 20 müzisyen gazete okuyor
 
 
Özel Dosyalar
 
  Caz nasıl sevdirilir?

Başlık bazılarınıza garip gelecektir, farkındayım. Ancak, Açık Radyo’da caz programcılığına başlayalı beri –yani yaklaşık sekiz senedir- bu soru bana o kadar çok soruluyor ki, ben de oturup bu konuda kafa yorup bir yazı yazayım, hiç değilse bundan sonra soranlara verebileceğim bir referansım olur diye düşündüm.

Öte yandan, bu başlıkla istenen tam olarak ifade edilebilmiş midir, ondan da pek emin değilim. Çünkü caz dinletilebilir ama zoraki sevdirilemez. O zaman acaba başlık “caz dinlemeye nasıl alıştırılabilir veya ikna edilebilir” mi olmalıydı? Ama basitlik ve konuyu çok dağıtmama adına, isterseniz başlık şimdilik böyle dursun, bakarsınız yazının sonunda değişmiş!

Bu konu aslında herhalde iki açıdan ele alınabilir. İlk akla geleni bence şu: “caz niçin sevdirilmeli, dinletilmeli?” Ancak bu soruyu hakkıyla cevaplayabilirsek “caz nasıl sevdirilmeli, dinletilmeli?” konusunu irdeleme hakkına kavuşabiliriz bence.

Caz niçin sevdirilmeli, dinletilmeli?

Aslında bu sorudan “caz” kelimesini çıkarıp daha genel bir özne koyarak da işe başlayabiliriz. Özelden genele doğru bir yol çizersek, bu soru “klasik müzik niçin sevdirilmeli?” şeklini alabilir veya çok daha genel olarak “müzik” üstünde durulabilir. Hatta sanatın başka dallarına da atlanabilir, mesela “Resim niye sevdirilmeli?” diye bir soru hiç de garip kaçmaz herhalde; aynen “Klasikler niye okunmalı?”  sorusunun da garipsenmeyeceği gibi.

Tabi cevap açık ve net: Böylece, bireyler, seçeneklerinin, onlara yazılı, görsel ve işitsel medyada sunulandan çok daha çeşitli ve kapsamlı olduğunun farkına varabilsin, zevklerini onlara dayatılanlarla değil, bizzat kendilerinin oluşturduğu derin bir havuzdan esinlenerek şekillendirebilsinler, ufuklarını genişletebilsinler diye.

Ben diğer soruların cevaplarını uzmanlarına bırakıyorum ve bu yazıda “caz niçin ve nasıl sevdirilmeli/dinletilmeli”  konusuna odaklanmak istiyorum.

Bana bu soruyu soranları iki kategoriye ayırabilirim: Bir grup var ki, sınırlı sayıda ve kulaklarını pek de zorlamayan tarzda birtakım caz albümleri dinlemiş, burdan cesaretle bazı başka –belli ki bu defa onları oldukça zorlayan- albümler edinmiş ve tam da bu nedenden caz deneyimleri oracıkta sona erme tehlikesiyle karşı karşıya olan kişilerden oluşuyor. Öte yandan, cazın zaman harcayarak öğrenmeye, benimsenmeye değer ilginç bir müzik olduğunu kavramış olan bu kişiler, yanlış albümlerle başlayıp cazdan soğumak yerine, nasıl daha doğru bir yol izleyebileceklerini merak ediyorlar. Böylesine idealist bir tutumu çok takdir ediyorum elbette, ama ikinci grup var ya, işte ben esas onlara hayranım.

Bu ikinci grup, cazı zaten severek –hem de pek çok severek- dinleyen ama yakınlarından biri –genellikle hayat arkadaşları- sevmediğinden, bu hobiyi onlarla paylaşamamanın üzüntüsünü çekenler. Paylaşma benim için olduğu gibi pek çok insan için hemen herşeydir. Paylaşamadıktan sonra hiç bir şeyin tadı olmaz, ne yenilen nefis bir yemeğin, ne seyredilen güzel bir filmin, okunan iyi bir kitabın, doğanın, müjdeli bir haberin ve tabi müziğin. Beni sekiz sene kadar önce bir program teklifiyle Açık Radyo’nun kapısına götüren de işte böyle bir paylaşma tutkusuydu. Dinlediğim o olağanüstü müzikleri yakın çevrem dışında da birileriyle paylaşmak istiyordum. Ben şanslıydım, eşim de caz meraklısıydı. Ama çevremdeki cazsever arkadaşlarımın çoğu benim kadar şanslı değillerdi. Bırakın sevdiği bir parçayı eşine dinletmenin hazzını, müzik dinleyecekse odasına hapsolması gereken dostlarım vardı. Hatta, “Evde onca albüm var, yine niye gereksiz para harcadın?” tarzı şikayetlerden bunaldığı için aldığı albümleri eşinden saklayan, evde onlara gizli bir bölme açanları biliyorum. Bu eşler arasında büyük tartışmalara yol açan, onları birbirlerinden soğutan önemli bir konudur. O nedenledir ki eğer bir dinleyicim veya okurum “eşime nasıl sevdirebilirim caz müziğini?” diye bir soru soruyorsa, bence o kişinin eşine sevgisini, aşkını hiç sorgulamamak gerekir. O kadar sevmekte ve önemsemektedir ki eşini, çok büyük keyif aldığı müziği ne pahasına olursa olsun ona dinletecek ve bundan duyulacak muazzam hazzı ille de onunla paylaşacaktır. Bundan büyük bir aşk, bundan hülyalı bir romantizm olur mu?

Caz nasıl sevdirilmeli?

Benim her iki gruba da önereceğim yol, yıllar evvel bizzat aşındırdığım yol olacaktır. Ben olsam öncelikle, bu kişilerin en çok severek dinledikleri müziği tespit etmekle işe başlardım. Sonra da hemen her tarzla harmanlanabilen bir müzik olan cazın bu alandaki başarılı örnekleri sayılan albümleri dinletirdim kendilerine. Onları dinleyip benimsedikçe, giderek caz tarafı daha ağır basan albümlere yönlendirirdim ta ki artık dinleyip beğendiği albümlerde çalan müzisyenleri takip etmeye, onların diğer albümlerini almaya ve çaldıkları farklı türde cazları da merak edene ve dinleyene kadar.

İsterseniz hemen bir kaç örnek üzerinde duralım. Diyelim ki, söz konusu rock veya popüler müziktir. O halde başlangıç olarak ben bu kişilere, mesela en kaliteli rock gruplarından Radiohead’in parçalarını müthiş bir şiirsellikte –ve bana kalırsa, orijinalinden kat be kat daha güzel bir şekilde- yorumlayan son yılların gözde piyanisti Brad Mehldau’nun “The Art Of The Trio-Vol.IV- Back At The Vanguard” isimli albümünden “Exit Music for a Film” ve “Largo” albümünden “Paranoid Android”e kulak vermelerini salık verirdim ve bu iki parçanın Mehldau’nun diğer parçalarını da keşfetmek açısından iştahlarını kabartacağından emin olurdum.

Özellikle vokali sevenlere ise son yılların önemli caz vokalistlerinden Cassandra Wilson’ın veya Patricia Barber’ın albümlerini dinlemesini önerebilirdim. Bu şekilde Bono’dan, Bob Dylan’a, U2’ya, Sting’den The Doors’a, Simon & Garfunkel’a, Santana’ya, Beatles’a kadar sevdikleri pek çok parçanın caz yorumlarını dinleme şansına sahip olurlardı. Bir başka önerim ise The Bad Plus grubu olurdu. Onlar da klasikleşmiş rock ve pop parçalarını yorumlayan ve son yıllarda özellikle gençler tarafından çok tutulan Amerikalı bir akustik grup. Tabi ki E.S.T.yi de unutmamak gerekir. Bu grup da, cazı Avrupa’da geniş, genç kitlelere sevdiren son derece kaliteli ve özgün İsveçli bir trio’dur.

Varsayalım cazı sevdirmek istediğimiz kişi bir klasik müzik dinleyicisi. O zaman ben olsam hemen kendisinin önüne cazla klasiği harmanlamakta oldukça başarılı bir Fransız piyanistin, Jacques Loussier’nin, -öncelikle Bach- ama daha sonra Satie, Vivaldi, Ravel ve Debussy yorumlarını koyardım. Hala ilgisini çekememişsem muhakkak bir de usta çellist Yo-Yo Ma’nın cazın en büyük kemancılarından Stephane Grapelli ile yapmış olduğu albümü “Anything Goes” u dinletirdim.

Cazı sevdirmeye çalıştığımız kişi günümüzün latin tınılarına kendini yakın hissediyorsa, o zaman hemen her caz müzisyeninin kariyeri boyunca, en az bir parçasını muhakkak yorumladığı Brezilyalı büyük besteci Antonio Carlos Jobim’in albümlerine kulak vermesini önerirdim. Aslında önerilebilecek o kadar isim var ki! Chick Corea’nın “My Spanish Heart” isimli albümü, Miles Davis’in, Rodriguez’in ünlü “Concerto de Aranjuez”ine yer verdiği “Sketches of Spain” albümü, Norveçli piyanist Tord Gustavsen’in zaman zaman latin esintileri taşıyan “Changing Places” albümü, Dominik Cumhuriyeti’nden piyanist Michel Camilo’nun albümleri, veya Charlie Haden’ın son yıllarda çıkardığı ve çoğunlukla latin baladlarına yer verdiği albümleri (mesela  Kübalı piyanist Gonzalo Rubalcaba ile işbirliği yaptıkları “Nocturne” veya “Land of the Sun”...) Latin müziğinden bahsederken Arjantin’e uğramamak olmazdı. Tango tutkunlarına  “yeni tango”nun yaratıcısı büyük besteci Astor Piazzolla’nın vibrafoncu Gary Burton ile yaptığı “The New Tango” isimli albümü de önerilerim arasında olurdu.

Laf Charlie Haden’dan açılmışken, ‘30’ların, ‘40’ların Hollywood filmlerine ve tabi müziğine meftun birine cazı sevdirmek istiyorsak, ünlü basçının “Always Say Goodbye” albümü tartışmasız en üst sırada yer alır. Hatta böyle birinin, Charlie Haden’ın diğer albümlerinin hemen peşine düşmesi için bu albümden sadece “Our Spanish Love Song” isimli parçayı bile dinlemesi yeter!

Günümüzün vazgeçilmezi “club” müziği de caz ortamında kendisine hiç de azımsanmayacak sayıda destekçi buldu.  Burda da yine Avrupalı cazcılar bayrağı taşımakta: Bugge Wesseltoft, Erik Truffaz, Marc Moulin, Cinematic Orchestra hemen akla gelen isimler.

Diyelim ki kişinin ilgi alanı doğu müzikleri. O zaman da, udi Anouar Brahem ve Rabih Abou-Khalil hararetle önerebileceğim isimler. Her ikisi de müzikleri cazdan oldukça etkilenmiş doğulu müzisyenler.

Bu liste say say bitmez ve her zaman eksik kalır, o nedenle yazıyı destana çevirmemek adına son olarak şunu ekleyerek bitirmek istiyorum: Kulağınız sadece Türk popuna mı alışık? Korkmayın bunun da çaresi var. Gitarist Önder Focan’ın “Standard a la Turc” albümünde Tarkan’dan, Sezen Aksu’ya, Bülent Ortaçgil’den, Candan Erçetin’e pek çok ünlü şarkıcının sevilen şarkılarının caz yorumlarını bulabilirsiniz.

Peki ya bu yazının başlığı?

Gelelim yazının başında çok takıldığım başlığa. Değiştirmiyorum işte! Yukarda yer alan –hatta yer almayan- bu muhteşem albümleri dinleyenlerin cazı “seveceklerinden” eminim çünkü! 



ANDANTE
Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2017