Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 12
Sayı: 1677




2016 yılının müzik olayı sizce hangisidir?

Ozan, besteci ve müzisyen Bob Dylan'ın Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanması!
Kanserle mücadale eden Fatih Erkoç'un, hastalığının ilerlemiş olmasına rağmen konserlerine devam etmesi!
Fazıl Say'ın Beethoven Akademi Ödülü'nü kazanması
Kanadalı yazar, ozan, söz yazarı ve müzisyen Leonard Cohen'in vefat etmesi
Taylor Swift'in Grammy Ödülü'nü kazanması
Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı'nın Devlet Çoksesli Korosu'nun provasını İzlemesi
DOB'nin 2016 yılında da sürekli Türk müzikal ve operalarına repertuarında çokça yer vermesi!

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler







 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 
Şu an 41 müzisyen gazete okuyor
 
 
Özel Dosyalar
 
  ANDOB Sanatçısı Burcu Soysev'in OPSOD Çalıştayına sunduğu bildiri

Ankara Devlet Operası Müdürlüğü Yevmiyeli Sanatçısı Burcu Soysev'in 18 Mayıs 2011 Günü OPSOD Çalıştayı'nda sunduğu bildiri:

Ülkemiz operalarında görev yapan genç opera solistlerinin ve opera solisti adaylarının mesleki sıkıntılarını elimden geldi
ğince ifade edebilmek için karşınızda bulunmaktayım ve bu fırsatı bana tanıyan Opera Solistleri Derneği’ne çok teşekkür ederim.

Öncelikle, kendimi kısaca tanıtmak isterim:
İlk, orta ve lise öğrenimimi T.E.D. Ankara Koleji’nde tamamladım. Ortaokul yıllarımda devam ettiğim Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’nın yarı zamanlı programı sayesinde klasik müzikle tanıştım ve müzisyen olmak için büyük bir istek duymaya başladım. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandığım yıl Hacettepe Devlet Konservatuvarı’nın şan bölümünü de kazandım fakat ailevi koşullarım nedeniyle kaydımı yaptıramadım. Fakülteden mezun olup avukatlık stajımı tamamladım ama müzisyen olma isteğim hala çok kuvvetliydi ve birincilikle girdiğim Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Şan bölümü’nden sınıf atlayarak, üç yılda bölüm birincisi ve fakülte ikincisi olarak mezun oldum. Yüksek lisans ve sanatta yeterlilik eğitimimi de aynı üniversitede tamamladım. 1999-2000 sanat sezonundan beri misafir sanatçı olarak görev yaptığım Ankara Devlet Operası’nda korist ve solist olarak sahneye çıkıyorum. Operadaki görevimin yanında Selçuk Üniversitesi Devlet konservatuvarında da sözleşmeli öğretim görevlisi olarak çalışıyorum.

Yıllarca çevremde pek çok insanın neden hukukçuluk yapma
şansım varken operayı seçtiğime yönelik sorularıyla karşılaştım. Operayı seçtim, çünkü bence sanatçıya verilmiş olan şahsa özel yetenek ve yaratı gücü eşsiz bir zenginlik, bir kuvvettir ve bu kuvvet doğru yönde kullanılırsa insanlığı anında etkileyebilir. Bu da sanatı doktorluk, avukatlık veya polislik kadar önemli ve gerekli bir statüye koyar. Sanat, olayları farklı açılardan gözlemleyebilmeyi ve vizyon sahibi olabilmeyi sağlayacak en büyük etkendir. Sanatını icra eden için olsun, onu izleyen için olsun, insanın soyut varlığını güçlendiren, ona olmayanı hayal edip gerçeğe dönüştürme şansını veren de sanatçının yaratıcılık güdüsüdür ki bu güdü aydınlanmanın temelidir.

De
ğerli olan pek çok şey gibi, düzeyli, derin ve altı dolu bir sanat olan opera da uzun ve sancılı süreçlerden geçilerek yakalanan bir seviyeyle icra edilebilmektedir. Operanın derinliğini yakalayan, bu sanata gönül verecek bir bakış açısı kazanan seyirci, aldığı hazdan kolay kolay vazgeçemeyecektir. Bir ülkede evrensel sanatları kalifiye olarak icra eden kurum ve kişi sayısı ne kadar yüksek olursa o ülke her alanda önünü görmekte o kadar ustalaşacaktır.

Opera sanatı, kendini ülkemizde var etmeye devam etmek için zor bir süreçten geçmektedir. Dünyanın her yerinde performans yapabilecek kalitede solistleri olan operalarımızın aynı kaliteyi sürdürebilmesinin tek yolu gençlerini dünyaya paralel seviyede yeti
ştirmek, onlara yaratıcılıklarını besleyen yaşam koşullarını vermektir. Ülkemizde çeşitli şehirlerde şan eğitimi veren pek çok konservatuvar ve müzik fakültesi vardır. Konservatuvar sayısındaki artış, beraberinde kaliteli bir eğitim de getirmelidir.

Şan eğitimi teknik, müzikal, teorik ve sahne hakimiyetine yönelik çalışmalar çerçevesinde ve usta çırak ilişkisi şeklinde yapılan bir eğitimdir. Opera sanatçısı yetiştiren eğitmenler akademik gereklere yönelik eğitimlerinin yanı sıra, sahnede performans göstermenin zorluklarını da bizzat tatmış olmalıdır ki öğrencilerine hem teorik hem de pratik olarak yardımcı olabilsinler. Bu iki şartı bir arada bulundurabilen şan eğitmenleri sayıca azdır. Sahne performansı göstermeksizin teori ağırlıklı bir eğitimle mezun veren yüksek lisans ve doktora programları da amacına uygun akademik personel yetiştirmekten uzaktır. Teori ağırlıklı bir bakış açısıyla eğitim veren çeşitli konservatuvar ve müzik fakültelerinde şan öğrenimi gören öğrencilerin pek çoğu öğrenim hayatlarında mesleki hakimiyete erişemeden okullarından mezun olmakta, kişisel çabaları ile kendilerini opera sahnesine çıkmaya hazır hale getirmeye çalışmaktadırlar ki bu da bu öğrenciler için maddi kayıpların yanında, moral, zaman ve enerji kaybı demektir. Amaç sahne tecrübesi yaşayan ve aynı zamanda akademik olarak ilerlemek isteyen genç nesiller yetiştirmek ve şan branşının öğreti aşamasında daha sağlam temellere dayanmasını sağlamak olmalıdır.

Genç opera sanatçılarının görünen en önemli sorunu, operalardaki kadro sorunlarıdır. Kadro sınavı açılsa dahi, ses grubunuz sabit olan norm kadro sayısına göre ihtiyaç duyulan ses grupları içinde de
ğilse, otomatik olarak, açılmış olan kadro sınavının içeriğinden uzak kalmaktasınız. Örneğin, Ankara Operası korosu soprano sanatçılarının norm kadro sayısı ihtiyacı karşılar göründüğünden, Ankara Operası benim görev yaptığım on bir yılda gözlemlediğim kadarıyla, korosu için bir tek soprano sanatçı bile alamamıştır. Bununla birlikte, yevmiye usulü çalışan soprano, mezzo soprano, tenor, bariton ve bas, yüzü aşkın arkadaşımız, Türkiye genelindeki altı operamızda kadrolu sanatçılardan farksız bir iş yüküyle çalışmakta ve çalıştıkları gün başına, ayda maksimum yirmi altı gün üzerinden ücretlendirilmektedirler. Bu da, her gün provalarının olmaması durumunda veya provaları olup da rahatsız olduklarında, raporlu dahi olsalar aylık kazançlarında azalma demektir. Benim de dahil olduğum bu gruptaki arkadaşlarımızın operaların sezon yoğunluğunun hafiflediği, belirli turne programları dışında provaların olmadığı süreç olan Haziran ve Eylül ayları arasında da hiçbir gelirleri bulunmamaktadır. Misafir statüde çalışan gençlerin çoğu, genç solist adayları olarak da tanımlanabilirler, çünkü operalarımızda misafir statüde çalışabilmek için dahi sınırlı bir kontenjan vardır ve mezun pek çok gencin içinden en yüksek performansı gösteren az sayıda kişi misafir sanatçı sınavlarında öne çıkarak, kurumda görev alabilmektedirler.

Bir sanatçının hayat
şartlarını karşılamaya yeterli olmayan ve yaklaşık üç ay hiçbir gelirleri bulunmadan bu statüde kadrosuz çalışan sanatçılar, çalıştıkları operalar için hayati önemdedirler, operaların taze kanıdırlar ve mesleklerine duydukları aşkları nedeniyle tüm bu olumsuzluklara rağmen görevlerini sürdürmektedirler. Yüz binlerce sözleşmeli personelin çeşitli sektörlerde kamuya alındığı ülkemizde sayıları onlu yüzlü rakamlarla ifade edilen yevmiyeli sanatçılar, yıllarca açılmamış veya ikilerle üçlerle ifade edilebilecek derecede yetersiz sayılarla açılmış kadro sınavları nedeniyle bir yığılma yaşamakta ve kadrolu sanatçılardan farksız bir tempoyla uzun yıllar boyu çalışmaya devam etmektedirler. İçlerinden pek çoğu solist olarak da sahnede yer almaktadır.

Misafir sanatçı sahneye çıktı
ğında seyirci gözüyle kadrolu sanatçıdan ayırt edilemez, seyircinin beklentileri misafir ve kadrolu sanatçıya göre ayrı ayrı şekillenmez. Kurum tarafından seyirciye sunulmuş olan sanatçı, statüsü ne olursa olsun fiilen o işi yapıyor demektir. Okulundan çeşitli sınavlardan geçerek lisans diplomasını almış, defalarca sahneye çıkma sorumluluğunu üstlenmiş ve riskini yüklenmiş misafir sanatçıya bu görevi veren kurum onu zaten tanımış, o sanatçıya kadroyu hak ettiğini örtülü olarak söylemiştir. Çünkü sanatçı için en önemli sınav, seyirci karşısına çıkarılma sorumluluğunun kendisine verilmesi ve seyirci karşısında gösterdiği performanstır. Solist ve korist olarak opera perdesini açan misafir sanatçıların yapılan görev açısından kadrolu sanatçılardan bir farkları yoksa, yaşam standardı olarak da farkları kalmamalı, sanatçılar huzur içinde ve özellikle yazın nasıl geçineceklerine dair sorularla kendilerini bunaltmaktan uzak oldukları bir ortamda sanatlarını sergilemelidirler.

Yevmiye usulü çalı
şan misafir sanatçılar kendilerini her daim diri ve formda tutmak durumundadırlar çünkü öncelikle meslek etiği gereği sahneye en hazır halleriyle çıkma sorumluluğunu almaktadırlar, bununla birlikte, görevlerini sürdürebilmek için tabi oldukları denetimlerde belli bir çıtanın altına indiklerinde meslek hayatları risk altına girmektedir. Böyle denetimlere tabi olmak her ne kadar stres yaratan bir durum olsa da genç neslin kendisini daha çok geliştirmesine yol açtığından sanatsal düzeylerini de yükseltmektedir. Çünkü mesleğimiz, bir sporcu disipliniyle çalışarak, tekniğimizi, müzikal bilgi ve algımızı sağlam ve canlı tutmamızı şart koşmaktadır. Geçen yıllar, mesleğimize titizlikle eğilmezsek, yapabildiklerimizden çok şey eksiltebilmektedir. Bu denetim mekanizmasının belirli dönemlerde kurum genelinde işlemesi, performansı artıran ve kalite seviyesini yükselten bir etken olacaktır.

Genç opera solistleri ve solist adaylarının sorunlarını konu
şurken, koro camiasından ayrı bir değerlendirme yapmak da pek mümkün değildir. Çünkü solistik potansiyele sahip kadrolu veya misafir genç sanatçıların pek çoğu koroda görev yapmaktadırlar. Fiili ihtiyaca göre solist olarak görevlendirilen ve koro kadrosunda yer alan gençler zaman zaman hem koroda hem solist olarak çalışmak durumunda kalabilmekte, solist olarak çalıştıkları bazı dönemlerde ise koroda görev alamamaktadırlar. Bu durum koroda dengesizliklere yol açabilmekte, solist ve korist sanatçıların görev sınırlarıyla ilgili kavram kargaşalarına neden olabilmektedir. Koro ve solistlerin sorunları aslında iç içe geçmiş ve zincirleme olarak çözülmesi gereken boyuttadır.

Genç solist adayları için hayati önemdeki bir ba
şka konu da sahne performansına daha çok fırsat bulmaları gereğidir. Okul hayatında nasıl bir eğitimden geçerse geçsin, bir sanatçı için en belirleyici kıstas o eğitimi profesyonelce sahneye ne kadar taşıyıp taşıyamadığıdır. Sahneye ne kadar çok çıkarsanız odada çalışırken kafanızda geliştirdiğiniz yeni teknik ve müzikal fikirleri o kadar kaygısızca ve güvenle uygulayabilirsiniz. Sahnede ne kadar nadir yer alırsanız performansınıza dair heyecanınız ve gerginliğiniz o kadar artar ve bu gerginlik sizi özgürce müziğinizi ortaya koymaktan alıkoyar. Genç solist adaylarına operalarımızda elbette ki fırsatlar tanınmaktadır fakat bu fırsatların daha somut projelerle yaygınlaşması, gençlerin, kapasitelerinin tamamını gösterebilmelerine yardımcı olacaktır.

Bana mesleki sorunlarımızı bu kadar geni
ş bir kitle karşısında ifade edebilme fırsatı veren Opera Solistleri Derneği’ne tekrar teşekkür ederim. Gelecek kuşaklara çok daha parlak bir opera ve bale mirası bırakabilme umuduyla aydınlık günler diler, saygılarımı sunarım. 
Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2017