Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 13
Sayı: 1682




Müziğin Yaşamınızdaki Yeri Nedir?

Müzik Dinlemeden Duramam.
Müzik Dinlemem
Yaşamımdaki Yeri Çok Önemlidir!
Olmazsa Olmazım Değildir!
Müzik Dinlemenin Beni Geliştireceğini Düşünürüm!
Müzik Benim İçin Zengiliktir!
Çok Önemlidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler





 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 
Şu an 19 müzisyen gazete okuyor
 
 
Portre
 
  Cemil Hasletli Virtüöz… Tamburi Fransız Ali

Trabzon kentinin Klasik Türk Musikisine kazandırdığı en önemli tambur sanatçısı. Hayatı hakkında pek fazla bilgimiz yoktur. Bilgisine başvurduğum yaşlı ve kültürlü kişilerden onun hakkında fazla bir şey öğrenemedim. Doğum ve ölüm tarihleri de tahmini olarak verilmektedir. Bestekâr ve keman sanatçısı merhum Temel Şükrü Doğru’nun belirttiğine göre 1947 yılı veya bu yıla yakın bir tarihte 75 yaşlarında öldüğüne göre 1870’li yılların başında bir tarihte doğduğu ortaya çıkıyor. Onunla müzik yapmış meşk etmiş merhum İhsan Hızer dahi onun hakkında pek bir şey veremedi.

 

Gençlik yıllarında müziğe olan eğiliminden dolayı çevresinde mazbut ve iyi huylu biri olarak tanındı.  Trabzon’un Çömlekçi mahallesinde yaşadı. Onu yakında tanıyan Temel Şükrü Doğru, sazına hâkim bir sanatkâr olduğunu, nota bilmemesine rağmen çok iyi taksim yaptığını belirtmiştir. Tamburi Cemil Bey’in stilinde Tambur çaldığı da söylenegelmiştir.

 

Tamburi Fransız Ali, o yıllarda Trabzon’da faaliyet gösteren Fransız Peugeot motor Kumpanyasında mavnacılık yapar, gemilere mavnalarla yük taşırdı. Bu arada iyi derece Fransızca da bildiği için kendine Fransız Ali denilmiştir.

 

Yukarıda da belirttiğim gibi hayatı ile ilgili bilgilerimiz çok sınırlıdır. Bu nedenle araştırmalarımı sürdürürken Tamburi Fransız Ali’yi yakından tanıdığını istihbar ettiğim, hayatını Çömlekçide sürdürülen ve halk arasında “Balıkçı” ismiyle tanınan ve takriben 90 yaşının üstünde olan birinin olduğunu öğrendim. Yıl 1994 olmalı. Uzun aramalar sonucunda kendisini sıcak bir temmuz günü limandaki uzun mendireğin en uç noktasında deniz fenerinin yanında güneşte yatarken buldum. Kendimi tanıttım ve Tamburi Fransız Ali ile ilgili sorular soracağımı söyledim. Halsizdi ve zorla konuşuyordu. Tamburi Fransız Ali adını duyunca gözlerini açtı ve belli belirsiz zorla anlaşılabilecek bir ifadeyle “ Ali’yi tanırım, mahallede benim yakınımda otururdu. Tambur çalardı. Gündüzleri motor acentesinde çalışır mavnalarla yük taşırdı. İyi sanatkârdı. İstanbul’dan gelen gazeteciler onunla ilgilendiler ama sonuçta bir şey çıkmadı. Eski asker elbiselerini tamir eder boyatıp giyerdi. İyi arkadaştı.” (*) dedi. Bu arada söylediği bazı sözleri ise anlayamadım. Sonra konuşalım diye benden izin istedi. Ertesi gün evinde buluşmak üzere randevulaştık. Ancak beni hiç beklemediğim bir sürpriz bekliyordu ertesi gün. Sözleştiğimiz saatte gittiğimde eminim anılarından çok yararlanacağım ve o gün tanıdığım bu yaşlı kişi, o gece beyin kanamasından ölmüştü. Benim durumumu düşünebiliyor musunuz?

 

1995 yılında yaptığım araştırmalar yönünde Fransa’daki Peugeot firması genel merkezine mektup yazarak Tamburi Fransız Ali ile ilgili ellerinde bir bilgi olup olmadığını sordum. Bana gelen yanıt doğrultusunda bu yazışmalar dört yıl kadar sürdü. Sonuçta 1933 yılında Trabzon ve havalisine incelemelere gelen Michael Julden adındaki bir Fransız gazeteci tarafından kaydedilmiş balmumu kayıtlar olduğunu öğrendim ve uzun uğraşlar sonucunda bu balmumu kayıtların çok az bir kısmının dar bant kaydı elime ulaştı. Çok heyecanlıydım. Hemen TRT Trabzon radyosuna koştum, Başvurduğum prodüktöre bir program önerdim. Ancak aldığım yanıt ilginçti: “Siz gidin bu bantları üniversitede tescil ettirin!” Bu yanıt karşısında resmen bende film koptu. Gerisini hatırlamıyorum.

 

Tamburi Fransız Ali ile ilgili en net belgileri 1930 yılından 1935 yılına kadar Türkiye İş Bankası Trabzon Şubesinde Kambiyo Şefi olarak görev yapan Rebabî Sabahattin Volkan verir. Şimdi gelin Merhum Sabahattin Volkan’ın “Hatıralar ve Ötesi” başlığı ile Trabzon anılarını anlattığı anılarından Tamburi Fransız Ali ile ilgili bölüme kulak verelim:

 

Sene 1932… Trabzon’dayım.

 

Bir akşamüzeri, Beni, Harun-zade Hafız, erken saatlerde sinemasına davet ediyor, akşam yemeğini bermutat Yeşil Yurt Lokantasında yedikten sonra erkence sinemanın yolunu tutuyorum. Çok titiz ve meraklı insanlar oldukları için, bir sinemadan başka saray bahçesi imişçesine bakımlı ve çiçeklerle süslü olan bahçenin kapısı önünde Hafız beni bekler buluyorum. Selamlaştıktan sonra bahçeye giriyor ve henüz hiç kimsenin bulunmadığı sıra koltuklardan bir diziye girerek oturuyoruz. Hafız’ın yanında şahsen tanıdığım birkaç genç daha var. Onlar bize biraz uzakta oturuyorlar. Şuradan, buradan, havaiyattan konuşup şakalaşıyoruz. Bahçenin bütün ampulleri şıkıl şıkıl uyandırılmış, her taraf aydınlık ve rengârenk çiçekler içersinde. Nefeslerimizi okşayan çiçek kokularına, sinema hoparlöründen dinletilen günlük şarkıların sesleri de karışıyor. Gece de hem ılık ve çok güzel. Çalınan şarkılar da hiç fena değil. Hafız’ın tatlı esprileriyle süslü sohbeti de hepsi bu kadar güzel. Sanki Trabzon’da değil de Göztepe’mdeki dost ve ihvan bahçelerinden birinde gibiyim. Şakalaşmalarımız devam edip dururken bir ara hoparlörden, Tamburi Cemil Bey seslenmeğe başlıyor. Ben, hemen susuyorum. Onlar da susuyorlar. Plaktan ve kendi elinden Şedaraban Saz Semaisini dinliyoruz. O sesleri ne kadar göreceğim gelmiş olmalı ki, eserlerin ritmine gayri ihtiyari ellerimle iştirak etmeğe başlıyorum. Bu sesler, az evvelki tahayyülümün üzerinde bir bahar rüzgârı, Çamlıca’dan kopup gelmiş bir boğaz meltemi gibi esiyor. Huzurla dinliyorum… Fakat karşımdakiler bendeki su sükût ve ritme uyuşu tuhaf bir sinsilikle seyrediyorlar. Bir şeyden şüphelenmiyorum. Musikinin yarattığı rüyaya kendimi kaptırmış, hayalen gençliğimin içinde geçtiği çiçekli bahçelere doğru akıp gitmiştim.

 

Az sonra plak sona eriyor… Fakat o ne! Plakta çalmış olan Tambur, yani Cemil Bey, şimdi sazında akort yoklamaları yapıyor! Ve sonra, bu sefer de Ferahfeza Saz Semaisini çalmaya…

 

Hayretten gözlerim büyümüş. Hafızın yüzüne bakıyor ve tuhaf bir şaşkınlık içersinde “-Yahu… Yukarıda bir şeyler oluyor. Galiba, tamburi Cemil Bey’in ruhu zuhur etti. İki plak arasındaki akort yoklamalarını işitmedin mi? Diyorum.” Hafız tuhaf nazarlarla bana bakarak susuyor. Yanımdaki gençlerin yüz hatlarında ise, “-Artık durumu açık etsek mi, etmesek mi?” der gibisine mütereddit bir ifade var. Ben yine Hafız’dan medet umarken O, “Kalk sabacığım kalk! Gel bakalım benimle de, bu işi seninle beraberce tetkike çıkalım” diyor.

 

Hafız önde ben arkada, bahçenin arka kısmındaki makine dairesine çıkan merdivenleri tırmanıyoruz. Az sonra, kapısından içeriye girdiğim makine dairesinde, amplifikatörün karşısında ve elinde tuttuğu tamburu ile ayakta duran ve bize doğru küçük maviş gözleriyle gülümseyen, başı meşin kasketli, sırtında da balıkçı ceketlerini andıran ceketi ile yaşlı ve kısa boylu bir insanın, bana mahcubane nazarlarla bakarak gülümsediğini görüyorum.

 

Hayretim o mertebe artıyor ki, Hafıza: “-Yahu bu ne hal, bu ne manzara!? Sen beni çıldırtacak mısın? Kim bu Cemil hasletli Virtüöz” diye sesleniyorum. Hafız da, sürprizinin muvaffak neticesinden memnun ve şakacı gülüşü ile: “- İşte bu da bizim Tamburi cemil’imiz… Bizim meşhur motorcu Fransız Ali’miz” diyor.

 

Motorcu Fransız Ali’mi? Hem motorcu, hem Fransız ve hem de çok üstün bir tamburi! Hem tavrı ve hem de çalış ifadesiyle Cemil Bey’den hiçte fark edilmeyen bir tamburi Cemil Bey dublörü!

 

O’na yaklaşarak sağ elini tutuyorum. Utanmasam öpeceğim o nasırlı, sert parmaklı eli. Benden çok daha yaşlı olmasına rağmen, bir küçük çocuk kadar masum ve mahcup bir ifadenin gâzesine bürünmüş olan yüzüne sevgi ve hayranlıkla bakıyorum. Ve sonra, Anadolu’muzun sanat hareketleri yönünden çok ama pek çok kısır kalmış olan şu çorak çölünde doğmuş olduğu için, bütün şu üstün sanat kabiliyet ve istidadına rağmen, sırf bir lokma ekmek için motorculuk yaparak hayatını kazanmaya mahkûm olmuş ve fakat aslında, üzerinde oturmakta olduğu sanatkârlık tahtından asla haberi olmayan bu büyük insanı kucaklıyor ve öpüyorum.

 

O tanışma gecemizden sonra 1934 sonlarındaki Trabzon’dan ayrılışıma kadar, Peugeot Vapur Kumpanyasının Acente Motoru Reisliğini yaptığı için kendisine muhitinin “FRANSIZ” lakabını takmış oldukları bu melek hasletli insanla, bu üstün duyuştaki sanatkârla, ara sıra buluşmalarımız oluyor. O’nu hemen her seferki karşılaşmamızda, engin zevk ve vecd içinde dinliyorum Türk musikisini pek o kadar derinlemesine tanımamasına rağmen, icrakarlığındaki kudretle, zamanına erişmiş olduğu bütün eserleri, şarkıları, besteleri, asıllarını hiç tahrif etmeden tam ve mükemmel bir ritim içersinde çalıyor ve bazen da hafif ve pürüzsüz sesiyle sazına refakat edebiliyordu. Sıcak ve kalbi olan sesinde engin bir hüzün, tatmin edilememiş arzuların hikâyesi ve şikâyetleri vardı. Çalarken, hele taksimlerini yaparken, göz pınarlarına biriken yaşları gizlemiyordu. Bir büyük insan, bir üstün sanatkâr, yaşama kaderini ne hazindir ki Karadeniz’in azgın dalgalarıyla pençeleşmekte bulmuştu.

 

Trabzon’dan ayrılışımdan bir hayli sene sonra O’nun ölüm haberini aldığım zaman, gizleyemediğim, zapt edemediğim gözyaşlarımla gayri ihtiyari o günlerin hatıraları üzerine uçup gittim. Ve O’nu, yine, o yıllardaki evimin mevsim çiçekleriyle süslü odasında, Karadeniz’in engin ufuklarına bakan pencereleri önünde içli ve dertli sesiyle bana tamburunu dinletirken buldum.

 

Sabahattin Volkan’ın bu anıları 1930 ile 1935 yılları arasındaki yaklaşık beş yıllık dönemi içindeki Trabzon kentinin sosyal yaşamı ile ilgili net bilgiler aktarır.

 

Son bir not: Tamburi Fransız Ali, Atatürk’ün Trabzon’u son ziyareti olan 10 Haziran 1937 tarihinde Ulu önderin huzurunda çalmış ve onun dikkatini çekmiştir. Atatürk'ün bundan sonra senin adın Türk Ali olsun, maaşlı bir iş verilsin önerisini, Fransız Ali kabul etmemiştir.

 

 

Müfit Semih Baylan


(*) Fransız Ali ile ilgili bilgilerin yer aldığı tek kaynak olan gazetemizde bu bilgiler yayınlandıktan bir süre sonra, 9. Ekim. 2012 tarihinde Murat Kasımpaşalı imzasıyla gazetemizin kısa mesaj panosuna düşen notta (ki bu not hala kısa mesaj panomuzda durmaktadır), tarafımızdan bir düzeltme istenmişti. Bunun üzerine yaptığım çalışma sonucu, merhuma ve ailesine, tarihe saygı, okurları doğru bilgilendirme açısından da gerekli düzeltmeyi yaptım: Fransız Ali'nin çocukları hayattadır. Fransız Ali'nin fakirliği, yalnız öldüğü gibi bu metindeki bilgilere çok üzülmüşlerdir. Böyle bir şey olmayıp, bize aktarılan bu yoldaki bilginin yanlış olduğu bizzat kızı Nebahat Alper tarafından bana aktırılmıştır. Elimizdeki tek fotoğrafı da kızını doğrulamaktadır. Çocukları İstanbul'da yaşarlarken Trabzon'daki babalarına (Fransız Ali'ye) para gönderirler, ilgilenirlerdi. Hastalandığını duyduklarında da Trabzon'a giderek rahmetliyi İstanbul'a getirip yanlarında bakmışlardır. İstanbul'da vefat ettiğinde Edirnekapı mezarlığına damadı ve yeğeni hafız Osman Alper kaldırtmıştır.
 
Müfit Semih Baylan


* Merhumun fotoğrafını edinmemizde yardımlarını esirgemeyen, kızı Sayın Nebahat Alper Hanımefendiye sonsuz teşekkürlerimi sunarım.

Müfit Semih Baylan

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2017