Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1730




Sizce Tarkan hala Türkiye'nin Megastarı mı?

Evet
Hayır

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 53 müzisyen gazete okuyor
 
 
Editör'den
 
 
Yayımlanan Sayı :

“Öyle değil mi?” - 30.12.2005





Çok yakında bir fotoğraf sergisi açılacak, Trabzon'da bir sanat galerisinde. Sanat meselesi çok “prezantabl” bir iş zannedildiğinden o serginin de bir kokteyli yapılacak kuşkusuz. Birilerinin gözleri, fotoğraflardaki “manadan”, ziyade o “mühim” olan, o “enteresan” olan insanları bulmak için fıldır, fıldır gezecekler.

Ben, o fotoğrafları çeken kişi olarak başrolü “oynamayı” beceremeyeceğim yine. O duruşları, o şık fotoğraf vermeleri, o “sanatçı gibi durmaları”, o “Kaf Dağı´nın ardından geldim, on beş dak´ka durup gidicem” yüz hallerini, o yalandan samimiyetleri, samimiyetsiz sevgi gösterilerini, bütün o “fotoğraf sanatçısı”(!) olmak için gereken şeyleri beceremediğim için çok sıkılacağım. Hemen eve gitmek isteyeceğim. Eve gidip insan içine çıkmamaya yemini etmek isteyeceğim!

Fotoğraflarımın ruhun dibini kazıyan cinsten olağanüstü fotoğraflar olduğunu, ama “mühim fotoğraf sanatçısı”(!) olmak için fotoğraf çekmekten başka bir şeyleri daha becerebiliyor olmak gerektiğini, o şeyleri de yapamayacağımı düşüneceğim!

Tıpkı “mühim yazar” olmak için iyi yazmaktan ya da “mühim besteci” olmak için müzik yazmaktan başka bir şeyleri daha beceriyor olmak gibi: Gövdede ve ruhta yüksek manevra kabiliyeti, “mühim” insanlara yanaşma isteği ve bu istekten dolayı kendini ucuz hissetmeme becerisi, sanatçı olmak için gerekli olduğuna nedense inanılmış “orijinal” kişilik gösterileri sergileyebilme yeteneği ve insan ilişkilerinin kurduğu gizli iktidarlara yıvışabilme performansı gibi...

Kokteyl denen hadise ise, bütün tarih boyunca icat edilmiş en pespaye sosyalleşme türüdür. İşlenen cinayetler kanıtlanamayacak türdendir; sözden bıçaklar uçuşur göbekler arasında, iki gülümseme arası karna girer kurşunlar. Eşantiyonlaşan ruhların değiş tokuş ettikleri “prezantabl” yüzler, küçük köftelerle birlikte ağızda eriyiverirler. Tam sizinle konuşurken “Acaba daha ´enteresan´, daha ´mühim´ biriyle karşılaşır mıyım?” diye aranan gözler, aslında her kırpışmalarında sizi “önemsiz” ilan etmekteler. Kokteylde herkes bir diğerini kendi figüranı yapmak ister! Bu konserlerde de öyle değil midir?

Oysa fotoğraflar ve yazılar, bütün bunların dışında, bir Kanlı Bulut Ülkesi´nde, bir İhtiyar Çocuklar Adası´nda çekiliyor ve yazılıyor. Hakikaten ve sadece “ihtiyaçtan”. Su gibi, nefes gibi... Biz kurtaramıyoruz kendimizi “mühim” insanları ararken bizden sekip giden, yüzümüze sıyrık bırakan gözlerden. Ama fotoğraflar kurtarır kendini. Yazılar da... Onlar yüzüp samimiyetsizlik bataklığından adresini bulur.

Bulurlar sevgili okurlarım, öyle değil mi?

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019