Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 13
Sayı: 1700




Müziğin Yaşamınızdaki Yeri Nedir?

Müzik Dinlemeden Duramam.
Müzik Dinlemem
Yaşamımdaki Yeri Çok Önemlidir!
Olmazsa Olmazım Değildir!
Müzik Dinlemenin Beni Geliştireceğini Düşünürüm!
Müzik Benim İçin Zengiliktir!
Çok Önemlidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 
Şu an 10 müzisyen gazete okuyor
 
 
Cemal Yurga
 
 
Yayımlanan Sayı :

Sanat Eğitiminde Eleştiri Sanatı (1. Bölüm) - 01.06.2007





Sanatın anlamı kültürden kültüre değişebilir. Buna bağlı olarak felsefe, mantık ve estetik değerler de değişebilir. Bütün dünyanın kabul ettiği sanat ölçülerini, bazıları kabul etmeyebilir.

Eleştiri yapmak bir sanattır. Eleştiri denilince millet olarak hep olumsuz eleştiriyi algılarız. Oysa eleştiri, neresinden bakılırsa bakılsın, olumlu ve olumsuz, her iki ögeyi de içinde barındırır.

Eleştiri sanatı; sanat eğitiminin en vazgeçilmez ögesidir. Ancak ülkemizde sanat eleştirisi üzerine ne yazık ki yeterli sayıda kaynak yaratılmamış, araştırmacılar tarafından da eğilinmemiştir. Oysa; sanat eğitimini yükseltecek yegane çalışmalar, sanat ürünlerinin eleştirileriyle daha mükemmele ulaşması sağlanarak elde edilecektir.

Sanat üzerine en çok eleştiri yapanlar; edebiyatçılardır. Kitap, şiir, roman, deneme, öykü, söyleşi, üzerine yazılan çok sayıda eleştiri kitabı, edebiyatçılar tarafından kaleme alınmış ve alınmaktadır. Sinema, tiyatro, müzik, heykel ve resim gibi diğer sanat dallarında sıklıkla eleştirilerin yer almadığını, basılıp yayımlanmadığını da görüyoruz.

Dikkat edilirse, yüzlerce radyo ve TV kanalı ve yine yüzlerce ulusal ve yerel gazete, dergi bulunan ülkemizde, doğruya ulaşmak için siyaset ve spor dışındaki konularda eleştirilerin yapılmadığını görürüz. Haber, spor, sanat, magazin, ekonomi, yayıncılık ve bütün konular üzerinde yapılacak eleştiriler, ülkemizdeki yanlışları ve eksikleri azaltarak yok edebilir. Yapılan doğruları ve güzellikleri de yüreklendirip çoğaltabilir. Ülke geneline yayılan yazılı basına baktığımızda ise (Milliyet Sanat Dergisi dışında) yalnızca o sanat dalını izleyenlerin takip ettiği dergilerde yayımlanan yazılar vardır. Oysa bu tür yazılar halka inmeli. Amatörleri de etkilemeli ve Türkiye’nin geneline yayılmalı. Çok kişi tarafından okunmalı. Unutulmamalı ki her yazı, okuyucunun sanat felsefesini, sanat kavramlarını, sanat duygusunu geliştirecek, sanata bakışında ve anlayışında önemli değişiklikler ve ilerlemeler yaratacaktır. Üstelik sıkça yapılan ve duyulan eleştiriler, insanları eleştiriye ve hoşgörüye alıştırabilir.

Tarih yazarı gerçekte olmuş olayları, edebiyat yazarı hem olmuş olayları, hem olabilirleri hem de olabilecekleri yazar, herhangi bir hayali veya olayı senaryolaştırabilir. Herkesin göremediği ayrıntıları görme yeteneğine sahip olan müzik yazarı ise yalnızca notalara bağımlı olanları değil, her konuyu yazabilir.

70’li yıllarda magazin dergilerinin köşelerinde müzikseverlerin yorum ve eleştirileri ile birlikte, konser ve plak eleştirileri vardır. Oysa günümüzde, ulusal gazete ve dergilerimizde popüler müziklerin eleştirisini bile çok az görüyoruz.

Eleştirinin, eleştiri yapmanın ve eleştirilmenin elbette çeşitli zorlukları olacaktır. Örneğin; 25 Haziran 1989 tarihli Hürriyet Gazetesi’nin 9. yüzleminde “Sanat Dünyasından” köşesinde yazan Doğan Hızlan: “Kendimizi eleştirmekten korkuyoruz. Başkalarının eleştiri hakkı da bu korkaklığımızdan doğuyor.”diyor.

9 Eylül 1998 ve 25 Temmuz 2001 tarihli Cumhuriyet gazetesinde “Allegro” köşesindeki yazılarında Evin İlyasoğlu, az övdüğü veya olumsuz eleştirilerde bulunduğu dostlarının kendisine sitemde bulunduklarını söylüyor.

Her konuda yazan, Cumhuriyet gazetesi başyazarı Nadir Nadi ve İlhan Selçuk da zamanın hükümetlerini eleştirirken, bazen müzikten örneklerle eleştirmeyi tercih etmişler. Örneğin; 28 Temmuz 2001 tarihli Cumhuriyet gazetesinin 2. yüzleminde İlhan Selçuk, Nadir Nadi’nin geçmişteki bir yazısında hükümete karşı yazdığı bir eleştirinin, hükümeti destekleyen bir meslektaşı tarafından: “Seni iktidar koltuğuna oturtalım da ne yapacağını görelim” demesi üzerine: “Peki arkadaş, sen şefin yerine geç, değneği eline al, marifetini görelim demek, ne denli mantıksızsa, hükümeti eleştiren bir yazara: Seni başbakan yapalım da görelim demek o kadar saçma bir yaklaşımdır” dediğini anlatıyor.

Geçmişteki gazete ve dergi köşelerinde Türkiye’deki Rock çalışmaları ile ilgili bilgi ve eleştiriler de görebiliriz. Örneğin: 24 Şubat 1996 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nin 2. yüzleminde: “Türkiye’de etrafında olup biteni sorgulayan rock’ın seyri hiç de iç açıcı değil. Sayıları onu aşmayan rockçılar dışında suya sabuna dokunmayan rock albümleri üretiliyor ve bunlar giyim, kuşam, saç biçimi gibi plastik ambalajla tüketiciye sunuluyor, rock’ın pasifize olmasına ve ısırmamasına dikkat ediliyor.” deniyor.

Yazıda rock gruplarının isimlerinden söz edilmemiş. Hangilerinin yukarıdaki sözleri hak ettiği belli değil. Yazının kendisi suya sabuna dokunmadığı için, rockçıların suya sabuna dokunmaması son derece doğal. Rock’ın önemli özelliklerinden biri protest oluşudur. Ancak tek özelliği bu değildir. O nedenle her rock şarkıda suya sabuna dokunulmasını beklemek ne kadar doğrudur? Suya-sabuna değmeyen sözler de eleştiri olarak değerlendirilemez. Eleştiri, hem suya değmeli, hem sabuna. Köpürmeli bile...

1969’dan 1980 yılına değin araştırılan dergilerde, müzik, tiyatro, sinema alanlarında okuyucuyu bilgilendirmeye yönelik sanatsal haber, yorum ve eleştirilerin yoğun bir şekilde bulunduğu görülür. Ancak 80’den sonra günümüze değin sanat dallarıyla uğraşan insanların tamamen özel yaşamını gündeme getirmeyi amaçlayan önemsiz haberler, basının artık sanata değer vermediğini veya sanattan anlamadığını gösteriyor. Gündeme getirilmek veya gündemde tutulmak istenen kişilerin meslekleriyle ilgili olayları değil, sosyal yaşamlarıyla ilgili alışkanlıkları, hobileri gibi hiç kimseye bir yarar sağlamayacak olayları önemlendirip haber yapan basın, insanların ilgisini çekip, günlük malzeme yaratmak ve bunu satmak için her yolu deniyor. Oysaki kişilerin özel yaşamlarını değil, mesleksel yaşamlarını ve varsa başarılarını ön plana çıkaran bir basın ülkemize ve insanlığa daha yararlı olacaktır.

Konserleri ve operaları aksatmadan izleyen Avrupalıların önemli bir bölümü, yaratıların şef partiturlarını alarak izlemeye gidiyor. Yaratının sahneye konuşunu ve seslendirilişini izlerken, notasından da takip ediyor. Konser bitiminde dostlarıyla; şefin yönetiminden, seslendirenlerin yorumuna kadar, yakalayabildikleri ve diğer sunumlarla kıyaslayabildikleri her konuyu konuşup, paylaşıyorlar. Kendilerine sorarsanız, yalnızca iyi bir dinleyici olduklarını söylerler. Oysa bir eleştirmenin öncelikle yapması gerekenlerdir bunlar. Uluslararası Sanat Müziği eleştirilerimizi yapabilmemiz için, o dinleyicilerden bile çok üst düzeyde ayrıntıları görebilmemiz ve konuşabilmemiz, teknik özelliklerini bilimsel bir birikimle tartabilmemiz gerekir.

devam edecek

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2018