Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 13
Sayı: 1707




Müziğin Yaşamınızdaki Yeri Nedir?

Müzik Dinlemeden Duramam.
Müzik Dinlemem
Yaşamımdaki Yeri Çok Önemlidir!
Olmazsa Olmazım Değildir!
Müzik Dinlemenin Beni Geliştireceğini Düşünürüm!
Müzik Benim İçin Zengiliktir!
Çok Önemlidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 
Şu an 45 müzisyen gazete okuyor
 
 
Çetin Aydar
 
 
Yayımlanan Sayı :

Temel Yaylıçalgı Teknikleri - 05.07.2007





Yaylı çalgıları öğrenmek ya da öğretmek için dünyada pek çok yol ve yöntem var. Bu konuda yapılmış onlarca araştırma ve yazılmış pek çok metot bulunmakta. Bu yöntemler yüzyıllarca sürmüş olan araştırmalar, gereksinimler ve  deneyimlerin sonucunda oluşturulmuş. Keman ailesinin gelişimiyle İtalya’da başlamış olan bu süreç daha sonra bütün Avrupa’ya yayılmış ve yazılı  bir kültürün doğal sonucu olarak, yapılanlar ve yazılanlar kuşaktan kuşağa aktarılarak bir kartopunun çığa dönüşmesi örneği günümüze kadar gelmiş ve önümüzde bir hazine olarak durmakta. Atatürk’ün bizlere hedef olarak gösterdiği çağdaş uygarlığın bu bilgi birikimi olduğunu düşünmekteyiz.

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana çağdaş uygarlık yolunda belli mesafeler aldığımız bir gerçek. Hatta bu mesafenin bir mucize olduğunu bile söyleyebiliriz. Batı uygarlığının yüzyıllar süren gelişimini algılamamız ve uygulamamız bu kadar kısa bir sürede çok zor. Fakat gerçekleştirdiğimiz aşamanın büyüklüğü ortadadır ve bunu Cumhuriyeti kuran insanların çağdaş uygarlığa olan inançları sağlamıştır.

Müzik kurumlarımızı, çağdaş uygarlığı temsil eden ülkelerin en yetkili kişilerinin elleriyle kuran Cumhuriyetimiz, oldukça yüksek nitelikli bir müzik kadrosu yetiştirmiş ve artık ülkemizde kendi kadrolarımızla müzik eğitimi verilebilmektedir.

Ancak bu aşamada önemli bir eksiklikten bahsetmek gerekmektedir. Ülkemizde gerek çağdaş dünyanın gerekse kendi kadrolarımızın deneyim ve bilgi birikimini yeni kuşaklara aktarma konusunda büyük bir eksiklik görülmekte. Çeviri yayınlar konusunda hiçbir örnek olmadığı gibi Türk eğitimcilerinin de bugüne kadarki deneyim, bilgi ve önerilerini aktarmaları konusunda yeterli çalışmaları bulunmamaktadır. Bu durum, müzisyen yetiştirme konusunda her öğretmenin usta çırak ilişkisi içinde öğrenci yetiştirmesine neden olmakta, bu arada pek çok deneyim ve bilgi de yok olabilmektedir. Bu siteyi kurmaktaki başlıca amaçlardan biri de bir bilgi birikimi ve bilgi aktarma sürecinin başlaması ve gelişmesine katkıda bulunmaktır.                      

TARİHTE YAYLI ÇALGI EKOLLERİ

Çalgı ekolü, sözcük olarak bir çalgının çalınmasında ve öğretilmesinde kullanılan özgün yol ve yöntem anlamına gelir. Bu yöntemlerin bulunması ve olgunlaşması yüzyıllar almıştır. Çalgının ve yayın geçirdiği evrimler ve yeni teknik buluşların eklenmesiyle, günün beğeni öğelerinden de etkilenerek gelişmelerini sürdürmüşlerdir. Tarihsel süreç içerisinde genel çizgiler olarak İtalyan, Mannheim, Alman, Fransa-Belçika, Bohemya, Macar ve  Rus ekollerinden söz edebiliriz.

16. yüzyıldan başlayarak ve özellikle 17. ve 18. yüzyıllarda bu alanda İtalyanların çok ileri ve üstün olduklarını görüyoruz. Ticarette, bilim, sanat ve çalgı yapımındaki üstünlükleri, yaylı çalgı ekolü oluşturmada İtalyanları diğer ülkelere göre daha öncelikli bir konuma getirmekteydi. Çağın şartları gereğince diğer ülkelerdeki gelişimi izlemedeki zorluklar, ülkeler ve ekoller arasında etkileşimin sonraki dönemlere oranla daha yavaş olmasına ve gelişimin daha içe kapanık bir şekilde yürümesine neden olmaktaydı. Buna rağmen müzisyenlerin birbirleriyle olan alışverişleri tahmin edebileceğimizden daha fazlaydı. Örneğin barok keman virtuozları İtalya’dan kalkıp İrlanda’ya kadar ulaşabilmekteydiler. Barok çağda İtalyan ustalar çok revaçtaydı. Bunlardan ders almaya Avrupa’nın her yerinden öğrenciler geliyor, aynı zamanda ustalar da konserler vermek ya da daha iyi şartlarda çalışmak ve  yaşamlarını sürdürmek için başka ülkelere gidiyorlardı. Bu tür etkilenmeler yeni ekollerin oluşmasına yardımcı oluyor, birbirleriyle alışverişlerini ve kendi içlerinde dönüşümlerini sağlıyordu.

Kültürlerin karakterlerinin farklılığı, ekollerin önem verdiği noktaların da farklılaşması sonucunu doğuruyordu. Çalgıcı bestecilerin döneminin sona yaklaşması ve ulusal beste ekollerinin gelişmesi ve gelişim yönleri de çalgı ekollerindeki anlayışları etkilemiştir. Barok dönemde İtalyan çalgıcı-besteci  ustaların parlak virtüözlük dönemleri zirvesinde iken (Corelli, Vivaldi, Geminiani, Veracini, Tartini, Locatelli, Nardini, Pugnani), Mannheim’da modern orkestraların atasının kuruluşunu da gerçekleştiren yeni bir dönem başlar. Mannheim bestecilik ekolü kendi çalgı ekolünü de birlikte kurmuştur ve daha sonra Alman ekolünü oluşturmuştur (C. Stamitz ve oğulları, L. Mozart, Spohr, David, Wilhelmj, Joachim, Busch). Ardından Paris’te, daha sonraları Fransız-Belçika ekolüne dönüşecek Fransız ekolünün kurulduğunu  görüyoruz (Leclair, Gavinies, Viotti, Kreutzer, Baillot, Rode, Beriot, Vieuxtemps, Wieniavski, Ysaye, Thibaud).

İtalyan ve Alman barok dönemleri sürerken önemli bir ekol de Bohemya'da oluşmuştur. Bunda Mannheim ekolünün kurucularının kökeninin Bohemya olmasının da etkisi vardır (Çekce adı Stamic olan Stamitz, Ernst, Benda).

Zaman içerisinde Prag (Sevcik, Kubelik, Kocian, Prihoda) ve Viyana (Bohm, Hellmesberger, Dont) önemli birer merkez olurlar. Artık iletişim ve etkileşim çok hızlandığı ve kültürel açıdan Viyana ile Paris arasında çok fazla etkileşim oluştuğundan Viyana’da Fransa-Belçika ekolünden daha fazla etkilenen bir kesim oluşmuştur (Kreisler, Enesco, Flesch). Viyana Konservatuvarının ilk Profesörü Bohm’un Macar olmasının da etkisiyle Budapeşte’de bir ekol ortaya çıkar (Hubay, Vecsey, Szigeti, Vegh, Telmanyi). Yine daha çok bu ekolün bir uzantısı olarak, 19. yüzyılda Rusya’da çok önemli bir ekol kendini gösterir (Auer, Stolyarsky, Yampolsky, Heifetz, Milstein, Elman, Oistrakh, Kogan).                                                                                                                   

GÜNÜMÜZDE DURUM            

Sovyet Devriminden sonra Rus ekolünün çok önemli  üyelerinden bazıları Birleşik Amerika’ya yerleşirler. Yalnızca Rusya'dan değil Avrupa’nın pek çok ülkesinden Amerika’ya yerleşenler olmuştur. Ancak artık dünyanın kültürel, ekonomik ve tarihsel süreçte geldiği noktada ekoller, çağımızın iletişim ve ulaşım olanaklarıyla da birlikte öyle bir  gelişim ve sentez göstermiş bulunmaktadır ki yeni bir ekolün doğuşundan söz edilememektedir. İsrailli, Rus, Japon, Koreli, Çinli, Kuzey Amerikalı, Latin Amerikalı, Avrupalı, İskandinavyalı binlerce müzisyen artık tek bir ekole bağlı olduğu söylenemeyecek şekilde yaylı çalgı çalmakta, pek çok çalgı ustası eğitim sürecinde farklı ekollerin temsilcileriyle çalışmış ve onların farklı özelliklerini kendi beğenisiyle birleştirerek kullanabilmektedir.

Bu noktada kendi eğitimime de bakarak, artık safkan bir örneğin bulunamayacağına ilişkin kişisel bir saptama da yapmak istiyorum.  Türk keman eğitimciliğinde ön sırada gelen Necdet Remzi Atak Almanya'daki eğitiminden önce, İstanbul’da Karl Berger’in öğrencisi olmuştur. Karl Berger, Bohemya ekolünün en önemli temsilcilerinden O. Sevcik’in öğrencilerindendi. N. R. Atak Ankara Devlet Konservatuvarı'nda çok nitelikli pek çok öğrenci yetiştirdi. Bunlardan biri de Ankara Devlet Konservatuvarı'nda öğrenimimi yanında gerçekleştirdiğim Prof. Koral Çalgan’dır. Prof. Koral Çalgan konservatuvarı bitirdikten sonra yine Ankara Devlet Konservatuvarı öğretmenlerinden J. Higny ile çalıştı. J. Higny ise Fransa-Belçika ekolünün bir temsilcisiydi. Daha sonra Almanya’da Prof. E. Nippes ile yüksek lisans eğitimi gören  Koral Çalgan, Ankara Devlet Konservatuvarı'nda öğretmen oldu. Ankara Devlet Konservatuvarı'nda on yıl kendisinin öğrencisi oldum. Daha sonra yüksek lisans için gittiğim Almanya’da Prof. E. Cantor ile yüksek lisans yaptım. Kendisi Fransa-Belçika ekolünün en önemli temsilcilerinden Prof. S. Collot’nun öğrencisiydi. Şu anda Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda ve Başkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümünde ders vermekteyim. Bu bilgiler ışığında benim ve öğrencilerimin hangi ekole ait olduğumuzu söyleyebiliriz?

Yukarıda kısaca ve çok genel olarak vermeye çalıştığımız ekollerin gelişiminde de görüldüğü üzere günümüzde saf bir ekolden bahsetmek olası gözükmemektedir. Bunun yanı sıra artık yeni bir ekol yaratmak da tarihsel süreç gözden geçirildiğinde pek olası gözükmemektedir. Yeni bir yaylı sazlar eğitim metodu ortaya koyarak, en yeni ve büyük çıkışı yapmış olan Japonya’nın bile yeni bir ekol yaratma iddiası olamamıştır. Yeni bir ekol yaratabilmek için yeni bir çalma tekniği, kimsenin aklına gelmemiş yeni bir ifade biçimi, yeni bir ses anlayışı bulunması gerekir ki bu artık günümüzde pek olanaklı görülmemektedir.  

Japonya’nın Türkiye’yle bir önemli bir ortak özelliği de bulunmaktadır.  Bu ülkeler doğu kültürüne ait olmalarına rağmen batının teknik, kültür ve sanat dünyasını kendilerine hedef seçmiş  ülkelerdir.  Bu yüzden Japonya'nın tecrübelerinden öğrenebileceğimiz çok şey bulunmaktadır. Japonya yeni bir çalgı ekolü yaratma iddiası ile değil, yeni bir eğitim modeli yaratma konusunda 20. yüzyıla damgasını vurmuş bulunmaktadır. Kendi kültürel karakterlerine ve çalışma alışkanlıklarına uygun bir eğitim modeli yaratmış bulunmaktadırlar. Yarattıkları yöntemler ile bu konuda kendilerinden yüzlerce yıl önce bu işe başlamış batılı ülkelere esin kaynağı olmuşlardır. Bunun yanında binlerce Japon müzisyen, ileri aşamalarda eğitimlerini devam ettirmek için Avrupa ve Amerika’ya gitmektedirler. Japonya örneğinden de yola çıkarak, artık günümüzde dünyada yeni bir ekol oluşturulması arayışında olmanın gerçekçi olamayacağını söyleyebiliriz. Ancak yine Japonya örneğinde olduğu gibi kendi özelliklerimize uygun bir eğitim modeli oluşturabileceğimizi düşünmekteyiz. Bunun birkaç yıl içinde olamayacağı kabul edilmelidir. Ancak seçmemiz gereken yolun bu yol olması gerekir.

ÜLKEMİZDE ÇALGI EĞİTİCİLİĞİNDE DURUM

Ülkemiz müzik eğitiminde ihmal edilmiş konuların en başında çalgı eğiticiliği eğitimi gelmektedir. Çalgı eğitimini yaşlara ya da hedeflere göre ayırmadığımız gibi çalgı eğitimciliğini de hiçbir kategoriye ayırmamaktayız (başlangıç eğitimi, orta ve üst düzey eğitim, hızlı çalgı eğitimi, özel yetenekli çocuk eğitimi, kitlesel çalgı eğitimi, vs.). Eğitici olmak isteyenler bu konuya ancak yüksek lisans veya  sanatta yeterlik aşamasında eğilebilmekteler ya da özel çabalarıyla kendilerini yetiştirmektedirler.

Ülkemizde çalgı eğiticileri yetiştirmek yerine eğiticilerin deneme yanılma yoluyla eğitim yapmaları alışılmış bir yöntem olagelmiştir. Ülkemizde yazılı ciddi bir eğitim metodu ve teknik üzerine yazılmış yeterli çalışma bulunmaması eğitici olmak isteyenlerin önüne çıkan en önemli engellerden biridir. Aşağıdaki sayfalarda bu soruna katkıda bulunmak için yazmış olduğum bir çalışmayı bulacaksınız. Bu çalışma, bilgilerimiz ve deneyimlerimizle birlikte güncellenip geliştirilecektir. Bu çalışmada başlangıç yöntemleri arasında büyük bir farklılık olmadığını düşündüğümden yalnızca viyolaya yönelik bir anlatım yerine kemancıların da kullanabilmesi için viyola ya da keman sözcüğü yerine çalgı sözcüğü kullanılmıştır.

Katkısı olması dileğiyle,





Kaynak:
 http://www.cetinaydar.com/index.php?cid=5

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2018