Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1736




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 69 müzisyen gazete okuyor
 
 
Deniz Ertan
 
 
Yayımlanan Sayı :

Günümüz Türkiye’sindeki Müzik Türlerinin Ulusal ve Evrensel Ölçütler Açısından Durumu (8. Bölüm) - 18.01.2006





B. SANAT YÖNELİMLİ MÜZİKLER

Günümüz Türkiye’sinin diğer önemli bir müzik sınıfı olan “Sanat Yönelimli” müzik, müzik türleri içinde kuşkusuz önemli bir yere sahiptir. Bugün devlet konservatuarlarında eğitimi yapılan, Batı Müziği sistemine dayanan geleneksel Türk müziğine özgü batı unsurları da kullanılan müzik türümüz, özellikle Cumhuriyet döneminde Atatürk’ün batılılaşma ilkeleriyle gelişmeye başlamıştır.

Ancak bu müziğin Türkiye’deki gelişimine bakıldığında, ilk etkilenmelerin 19. yy.a kadar gerilere gittiği görülebilir. Osmanlı İmparatorluğu’nda Batı Müziğinin ilk etkileri 19.yy.da Avrupa’dan gelen müzisyen ve toplulukların sarayda yaptıkları müziklerle başlamıştır. Bu etkinlikler sadece ufak bir azınlık tarafından izlenebiliyor, saray dışındaki kişilere, yani halka ulaşmıyordu. Bununla beraber, bu dönemdeki en önemli gelişme Müzika-i Hümayun’un kurulmasıdır; bu süreç içinde müzik toplulukları, müzisyen ve çalıcılar artmış, batılı uzmanların eğittiği (Saffet Bey, Zati Arca, Zeki Üngör gibi, batı müziği anlayışındaki) ilk müzisyenler bu dönemde yetişmeye başlamıştır. Cumhuriyet’in ilanından sonraki dönemde müzik, Atatürk’ün de etkisiyle çağdaşlaşma ve batılılaşma felsefesi ile birlikte ele alınmıştır. Paul Hindemith, Karl Ebert gibi bazı Batılı müzisyenlerin de destekleriyle, devlet konservatuarları ve Devlet Operası kurulmuştur. Böylelikle, bu yeni müzik türünün, yani “çağdaş” Türk müziğinin ileride yetişecek besteci ve müzisyenleri için bir zemin hazırlanmıştı. bu atılımla beraber, ilk öncü bestecilerimiz olarak kabul edilen beş besteci (Ahmet Adnan Saygun, Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin, Hasan Ferit Anlar ve Necil Kazım Akses), dönemin akımlarıyla beraber ulusal gereçleri de kullanarak ilk eserleri vermeye başlamışlardır. bu bestecileri izleyen (İlhan Baran, Muammer Sun, İlhan Usmanbaş gibi) birçok yeni kuşak bestecileri, daha da zenginleşen, çeşitlenen ve büyüyen bir repertuarın oluşmasında katkıda bulunmuşlar, Batı müziği çokseslilik ilkeleri ve müzik biçimlerini, geleneksel Türk müziğinin zengin ve renkli makamsal nitelikleri ile birleştirmişlerdir.

Türkiye’deki sanat yönelimli müziğin en büyük atılımı, Mustafa Kemal Atatürk’ün desteği ve yönlendirmesiyle gerçekleşmiştir. Devrimlerinin ve düşüncelerinin bir ortam yaratması sonucunda, yeni kurumlar ve topluluklar kurulabilmiştir. 1934 yılında Büyük Millet Meclisi’nde yapılan açılış töreninde vermiş olduğu söylevde Atatürk, şu sözleri söylemiştir: “Bir ulusun terakkisi (ilerlemesi, gelişmesi), musiki alanında gerçekleşen yenilikleri ve dönüşümleri kabul ve benimsemek kabiliyetiyle ölçülür.” Atatürk ulusal kültürümüzün, dünyadaki “çağdaş” müzik normları ile bütünleşmesi gerektiğini öngörmüştür; yani vurgulanan amaç, ulusal kimliğin saptanmasından sonra evrenselliğe yönelmektedir.

Türkiye’de “Çağdaşlaşma” ve “Batılılaşma isteği ve görüşü sonucunda ortaya çıkan bu geniş müzik türünün, çok sayıda ve çeşitlilikteki (makamlar, armoni, “polifoni”, modlar gibi) gereçleri kullanabilen, hatta birleştirebilen, aynı zamanda ulusal ve evrensel kaynakları birlikte kullanarak, yine evrensel bir düzeye ulaşabilecek yeterlilikte olduğuna inanılmaktadır. Dünyada ve Türkiye’de akademik koşullar içinde eğitimi yapılan ve hatta üretilen bu “ciddi” müzik türünün, “sanat yönelimli” olduğu düşüncesindeyiz. Dünyada ve ülkemizde kabul edilmiş belirli estetik ölçütlerin sıkı bir şekilde uygulandığı ve “sanat için müzik” yapma düşüncesinin egemen olduğu bir müzik türü, bu nedenlerden dolayı yöresellikten uzakta olup, evrensel ölçütlere daha yakındır. Sanat yönelimli müzik, bu ince niteliklerinden dolayı herhangi bir ticari amaç ya da kaygıdan uzaktır. Ancak, yukarıda saydığımız niteliklerden dolayı, bu müzik Türk halkının sadece çok ufak bir kesimine ulaşmakta ve yine çok küçük bir azınlık tarafından tüketilmektedir. Aslında diğer ülkelerde de aynı şekilde görülebilen bu durumun Türkiye’de daha yoğun yaşanmasının nedenlerinden en önemlileri, ülkemizdeki eğitimsel ve kültürel tutumların yetersiz kalması ve Türkiye’nin son derece farklı bir müzik kültüründen gelmesidir.

devam edecek


*Deniz Ertan’ın imzasıyla yayımladığımız bu çalışma, Yiğit Aydın, Deniz Ertan ve Cem Soydemir’in grup çalışmasıdır ve çok değerli bir jürinin değerlendirmesi sonucu Mavi Nota’nın düzenlediği “Nimet Koray Araştırma-İnceleme Müzik Ödülü”nü kazanmıştır.


 

 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019