Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1736




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 67 müzisyen gazete okuyor
 
 
Alkan Akçan
 
 
Yayımlanan Sayı :

İsyanın notalara dökülüşünün kısa bir serüveni: Rock - 27.07.2007





Yaşam olan her şeyi önüne katıp, silip süpüren ölümün önünden ancak hiçbir yaşam olmayan şey kurtulabilir: Ebedilik.

Ve ebediliğin resmi olarak müzik...

Theodor Adorno



İnsanoğlu dünyaya merhaba dediğinden itibaren sayılamayacak kadar fazla olan problemlere de merhaba der. Toplumsal, ekonomik, problemlerle sürekli olarak boğuşur, insan onuruna yakışacak bir şekilde yaşamak için mücadele eder durur. Bu şekilde sürüp giden kavganın içerisinde isyan etme, başkaldırma, reddetme gibi birtakım kişiler, kuruluşlar tarafından ‘’ pek de hoş görülmeyen ‘’ duygular da belirir. İşte konumuz olan Rock Müzik bu duyguların bir dışa vurumu olarak teşekkül etmiştir. Rock bu duyguları iletmeye yarayan bir isyan sanatıdır.

Frankfurt Okulu (Marxizmi modernize ederek bir toplum kuramı ortaya koyan düşünce geleneği. Sosyal Bilim literatüründe “Eleştirel Teori” olarak da adlandırılır. Max Horkheimer, Theodor Adorno, Herbert Marcuse ve Jurgen Habermas, okulun en önemli düşünürleridir.) temsilcilerinden sosyolog, müzikolog Theodor Adorno müziğin toplumsal problemleri yansıtma hadisesini şöyle açıklar: “Müzik çaresiz bir destek içindeki toplumun karşısında küstahça bir bilgisizlik içinde olmamalıdır; toplumsal sorunlar müziğin içinde, tekniğin en içsel hücrelerinde yer alır ve müziğin kendi materyaline ve kendi biçimsel yasalarına göre temsil edilirse müziğin toplumsal işlevi olacaktır. Bir sanat olarak müziğin görevi, bu bakımdan toplumsal kuramınki ile aynı olacaktır.

Yukarıda belirttiğimiz problemler arasına sıkışmış bireyler içlerindeki huzursuzluğu, isteklerini, ümitlerini, özlemlerini, nefretlerini, sevgilerini yani hayata dair ne varsa her şeyi daha geniş kitlelere duyurmak, başka bireyleri de haberdar etmek istemişlerdir. Bunun birçok yolu vardır, çıkıp sokaklarda tüm güçleriyle bağırmak, topluca protesto yürüyüşleri yapmak, dergi gazete gibi basın yayın araçlarını kullanmak yada eline sert bir cisim alarak pervasızca etrafa zarar vermek, böylelikle de dikkat çekmek. Legal yada illegal, doğru yada yanlış bunlar yapılabilmesi olağan ( ki tarihte ve günümüzde de birçok kez yapılan) eylemlerdir. Fakat gittikçe büyüyen dünyada bu saydıklarımız da kısıtlı gelmekteydi. Bu problemler evrensel problemlerdi, birtakım yerel özellikler içerse de tüm dünya insanlarının ortak problemleriydi. Bu yüzden sadece birkaç bölge ile sınırlandırılamazdı. Daha geniş etki alanı gerekliydi.

Tüm bu soruları diğerlerinden daha çok daha gerçeklik payı ve ‘’ göze ve kulağa hoş gelen’’ bir eylemle tek bir şey cevaplıyordu; Sanat! Kendi yaşam tarzlarına daha fazla uyan, icra ederken daha fazla zevk alacakları ve daha fazla zevk verecekleri bir sanat dalı gerekliydi. İşte bu gereken şeyin adı da müzikti. Ve bünyesinde ‘’ isyan ‘’ kavramını maksimum seviyede barındıran Rock Müzikti.

Rock, ilk önce pamuk tarlalarında köle olarak çalışan zencilerin gitarından ve gırtlağından ‘’ Blues ‘’ olarak çıktı. O zamanlar blues, tek bir akustik gitar ve insan sesiyle icra edilmekteydi. Günlerinin büyük bir bölümünü beyaz sahiplerine hizmet için pamuk tarlalarında çalışarak geçiren, itilip kakılan, emeklerinin karşılığını sadece üç öğün yemek ve kuru bir yatak ile alan zenci kölelerden gelmekteydi Rock’ın müzikal temeli. Müzikal yapı ile birlikte, bu kötü yaşam koşulları Rock Müziğin felsefesinin çehresini de çizmekteydi. Blues’da bir isyandan çok hüzün ve karamsarlık hakimdir. Bu karamsar havanın yanında komik öğelerin ve cinsel temaların varlığı da hissedilir.Blues, Missisippi Friends, Lightning Hopkins, B.B. King, John Lee Hooker, Budy Guy, Othis Rush gibi bluescular sayesinde büyük yaygınlığa kavuşmuştur. Amerikan geleneksel müziği olan country etkileri de büyük oranda bluesda mevcuttur. Teknolojinin gelişmesi, elektrikli gitarların icat edilmesi ile blues değişik bir ivme kazandı ve o ivme ile bu günkü Rock müziğin kökenini oluşturmaya başladı.

1950’lere gelindiğinde ise müzikal düzeyde blues un, felsefi düzeyde Beatnik hareketinin etkisiyle oldukça geniş yığınları çok kısa zamanda etrafına çeken bir müzik ekolü doğmaya başladı. II. Dünya Savaşı’nın bunaltıcı ve rahatsız edici ortamında dünyaya gelmiş birsürü genç, sevgi ve barışı ilke edinip bu ilke etrafında toplandılar. Amaçları umutlarına, özlemlerine ulaşamamanın acısını çıkarmaktı. Giysileri, uzun saçları, takıları, tavırları diğer insanlarca kuşku ile karşılanıyordu. Çalışmaya ve ‘’iş’’ e duyulan düşmanlık refah toplumunun kendini yenileyerek geri geldiği 50’li yılların başında, hippilerin ataları ’’Beatnik’’ lerde ilk kez ortaya çıktı. 18-25 yaşlarında olan, savaşın ve savaş sonrasının çöküntüsü içerisinde yaşamlarına başlayan kuşağa yenilmiş, yıkılmış anlamında ‘’ Beat ’’ kuşağı deniliyordu.

Hippilerde müziğin etkinliğinin, hatta müzik anlatım ve iletişim aracı olmasının nedenleri neydi? Müziğin etkinliği ve evrensel bir dil haline gelmesi, varolan iletişim sisteminin yapısının ve buna duyulan tepkinin sonucuydu. İletişim sistemi insanı edilgenleştirmiş, salt alıcı konuma indirgemiştir. Televizyon bu ilişki biçiminin en has aygıtıydı, iletişim olayını tek yönlü kılıyordu, iletime indirgiyor ve karşısında suskun, sadece dinleyen bireyler istiyordu.

Egemen iletişim sistemi böylece, rahatca konuşamayan, anlatacağını anlatmak için yeterli aygıtlara, en başta da dile sahip olmayan bireyler yaratmıştır. Ayrıca uzmanlaşmanın sonucunda her konuda, ancak bir konuyla dolaysızca ilgili olanların anlayabilecekleri bir dilin, bir jargonun oluşması iletişim sürecinin temel unsuru olan dilin kullanılmasının toplumsallaşmasının önüne set çekiyordu. Sonuçta insanların bırakalım yazmak, konuşarak kendini ifade etme yetenekleri dumura uğramakta, gelişememekte, varolan günlük dilin kavramları içersizleştirici, düşünce üretimini olanaksızlaştırıcı yapısı da bu süreci pekiştirmektedir. Konuşmayı, yazmayı kısaca düşünce üretip ifade edebilmeyi de meslekileştiren bir süreçtir söz konusu olan.

Bu ifade bunalımı daha doğrusu ifade edilecek olanın içeriğini belirleyecek olan bu ifade tekeli, hippilerin egemen iletişim araçlarını reddederek, kendilerine en yakın, en doğal, en insani olan müziğe ifade ve iletişim aracı olarak başvurmalarını getirmiştir. Aşırı ve gereksiz yere davranan, gerçeklikle ilişkisini kurmakta zorlanılan, tamamen tecimsel kaygılarla yapılmış müziklere bir tepki olarak da misyon üstlenmişti Rock Müzik. Bu misyonunu hala da devam ettirmektedir. Sanatta da samimiyetsizliğin karşısında duran bir hareket, bir müzik dalıdır.

PUNK

İngiltere’de 70’li yılların yeniyetme gençlerinin artan işsizliğinde ve parlamenter demokratik aygıttan yabancılaşmanın derinleşmesinde belirginleşen toplumsal kırıklık, punk ın muhalif duruşunu ateşledi ve bu duruşta ifadesini buldu.

Gençlik kesiminin yaşantıladığı işsizlik ve yabancılaşma; düşük düzeyli teknolojik gelişme; rock müzisyenlerinin ve onların plak sektörü holdinglerinin mesafeli duruşları, gösterişcilikleri ve ileri teknoloji saplantıları; kent merkezi bölgelerinde bohemler ve işci sınıfı gençliği arasında ittifaklar hazırlamada durumcu hareketin yeniden dirilişi ve öbür irili ufaklı etkenler nihilist, minimalist anonim şirket karşıtı olan ve herşeyden önce kendin için kendin yap kültür üretimi düşüncesine adanmış bir rock üslubu üretmek üzere bir araya gelmişti.

Punk şehirli bir müziktir, harekettir. 70’lerin ortalarında çıkan biçimiyle İngiliz kültürünün bombardımana tutan bir alt kültür olarak şekillenmiştir. Görüldüğü gibi içinden geldiği topluma muhalif olmak, o sistemi yıkmak gibi bir misyon üstlenmiştir. Mevcut yönetimi en sert ve alaycı bir üslupla eleştirmek Punk için olmazsa olmaz bir kaidedir. Fakat burada şunu söylemek gerekli; sadece eleştiri olmuş olsun diye değil, gerçekten eleştirinin ve muhalifliğin gereğine inanıldığı ve bu inançla icra edildiği sürece Punk, punklığını koruyacaktır. Sınıf savaşlarının,sanayi burjuvazisi ve proleterya çelişkisinin en yüksek seviyede yaşandığı bir dönemde İngiltere’de filizlenen bir sokak insanı reddedişidir. Fakat bir süre sonra Punk’da her daim karşısında olduğu sisteme ayak uydurmak zorunda kalmış ve yok olmaya yüz tutmuştur. Günümüzde post punk olarak adlandırılan bir müzik akımı, eski, anarşist, sistem karşıtı bir müzik olarak pazarlanmaya çalışılmıştır. Fakat bu çaba, birtakım müzik kanallarının, yazılı medyanın ceplerini doldurmak için oynadığı oyunlardan biriydi. Post Punk diye lanse edilen grupların bırakın muhalifliği, sistemle birlikte ortaklaşa çalıştıkları da bir gerçektir. Dolayısıyla bu müziğe Punk denmesi yanlış bir yakıştırmadır. Punk müzikallikten çok bir tavırdır, Punk tavrını içselleştirmeyen müzikler Punk olarak görülemez.

68 başkaldırısının yıkımının sonrasında varoş yada marjinal lümpen kesimlerin reddedişlerine sahne olacaktı ileri sanayi toplumları. Punk, 1968 gençliğinin isyanından çok farklı özellikler içerecekti. Yalnız burada Punk’ın 68’lerdeki gibi bir başkaldırıyı değil de, doğrudan doğruya reddedişi temsil ettiğini söylemek gerekir. Sevgi ve barışı esas alan hippilerin tersine Punk, birikmiş nefreti ve kargaşayı savunur. Neredeyse tüm ideolojileri reddederken, çözümü de ‘’ kaos ‘’ olarak görmüştü.

HEAVY METAL

Heavy Metal insanlara, düzenbazlık ve para ile yönetilen bu dünyada kendine inanma ve onurunu
koruma gücü verir.

Jack STARR

Heavy Metal 1970’lerin sonundan itibaren İngiltere’de şekillenmeye başlayan rock müzik türevlerinden biridir ve hem şarkı sözleri hem de müzikal yapısıyla rock müziğin en sert koludur. O zamanlar- yukarıda da değindiğimiz gibi- Punk fazlasıyla revaçta olan bir müzik tarzıydı ve Heavy Metal, Punk’a karşı olan bir müzik olarak ortaya çıktı. Punk’dan farklı olarak bünyesinde daha fazla müzikal estetik kaygısı taşımaktaydı. Şarkı aralarına büyük bir ustalıkla serpiştirilen elektro gitar soloları, enstrumanlarında ustalığa ulaşmış bateristler, bas gitaristler ve sesini çok iyi derecede kullanan solistler Heavy Metal’in müzikal yönden büyük bir ustalık gerektirdiğini kanıtlamaktaydı. Heavy Metal’in Punk ile ayrıldığı nokta, sadece müzikal estetik kaygısı olmamış, yitik, umutsuz ve kaybetmiş değil, her zaman sert, karşı koyan, tehditkar bir özgürlük çığlığı olmuş olmasıdır. Öfke, ihtişam, gurur ve sevgi gibi kavramları her zaman müziklerinde iç içe sunmuşlardır. Çünkü Heavy Metal insan temelli bir müziktir, her zaman insan denen garip yaratığın Dünya üzerindeki uygulamalarını, duygularını konu etmiştir

Heavy Metal icra eden müzisyenlerinin ve dinleyicilerinin çok büyük bir kısmı toplumun alt tabakasından gelen bireylerden oluşmaktadır. İngiliz proleter gençliğinin iç huzursuzluğunu, burjuvazi tarafından sömürülüşlerini, umutlarını yansıtan bir varoş müziğidir Heavy Metal. 1979 yılından itibaren N.W.O.B.H.M ( New Wave Of British Heavy Metal – Yeni Dalga İngiliz Heavy Metali- ) diye adlandırdığımız bir müzik akımının etkisiyle Heavy Metal artık fırtına öncesi sessizliğini bozmuş olacaktır. 1979-1983 yılları arasında yüzlerce grup ortaya çıkmış, birkaç albüm yaparak sanat yaşantılarına nokta koymak zorunda kalmıştır. SAXON Wheels Of Steel albümü ile, SAMSON Head On, HOLOCAUST The Nightcomers ile, GASKİN End Of The World, GRIM REAPER See You In Hell ile, SAVAGE Loose N Lethal ile, RAVEN Rock Until You Drop, DARK STAR Dark Star, SATAN Court In A Act albümleri ile NWOBHM tarihine altın harflerle yazılmış belli başlı gruplardandır.

1980’lerin ortalarından itibaren Amerika’da heavy metal türevleri yavaş yavaş belirginleşmeye başlamıştı. San Fransico eyaletinin Bay Area bölgesinden Metallica, Exodus, Testament, Slayer, Megadeth gibi N.W.O.B.H.M etkili fakat daha hızlı, daha sert ve daha vahşi gruplar çıkıyordu ve bu grupların yaptığı müziğe de hem sözleri hem de müzikal yapısından dolayı Thrash ( Türkçe anlamı; dağıtmak, kamçılamak, parçalamak) Metal denildi. Aynı dönemde Avrupa’ya da sıçrayan Thrash Metal, Almanya’dan Kreator, Destruction gibi günümüze değin var olan seslerin de müziklerinde bire bir olarak hissedilmektedir. Heavy Metal bundan sonra da Death Metal, Black Metal, Doom Metal gibi kollara ayrıldı. Özellikle Venom adlı İngiliz grup, din karşıtı, kiliseye saldıran lirikleri ile Death ve Black Metalin atası olarak Heavy Metal tarihindeki yerini aldı.

Heavy Metal hep sert bir üslupla anlatım buldu. Çeşitli toplumsal olaylara, konulara ( örneğin Nuclear Assault’ın çevreci tavrı, Vendetta’nın savaş karşıtı lirikleri, Running Wild, Rumble Militia, Kreator gibi Alman grupların Nazi karşıtılığı,Anti-Faşist duruşları, Exodus’un içkili araba kullanarak insanların ölümüne sebep olanlara karşı sert tavrı ve Impact Is Imminent albümünün kapağında bunu görsel olarak, İmpact Is İmminent adlı şarkısında da müzikal olarak yansıtması gibi... ) pervasızca saldırısı, daima gerçekleri söyleme dürtüsü onun tüm ihtişamını ortaya sermekteydi. Fakat bu sert tavır özellikle üst merciler tarafından oldukça tepki almaktaydı. 80’lerde ABD’de birtakım kişiler Heavy Metal gruplarının çocuklara kötü örnek teşkil ettiğini, biran önce bu grupların önüne geçilmesi gerektiğini düşünerek P.M.R.C adında bir sivil toplum örgütü kurdu ve Heavy Metal aleyhinde çalışmaya başladı. Kuşkusuz buradaki kaygı, gençlere verilen zarar değildi, kaldı ki böyle bir şey söz konusu edilemezdi, kaygı duyulan şey, Heavy Metal gruplarının sistemi eleştiren, protest yapısıydı.

Kişisel görüşüme göre; Heavy Metal asla salt eğlence, deşarj olma müziği değildir. Toplumsallığın ve müziğin iç içe geçtiği, et ve tırnak misali birbirini tamamladığı bir müziktir. Bu özelliği gözardı edildiği sürece, Heavy Metal tarihin karanlığına gömülecektir. Birtakım insanlar da dejenere edilmiş müzikler ile kendilerini tatmin edeceklerdir.

Heavy Metal, fanlarının büyük bir saygıyla ve kopmaz bir bağla bağlandıkları bir tavır olarak vuku buldu. Yazdıklarımıza, eski Şebek Heavy Metal dergisi ve DeliKasap.com yazarlarından Şanver Ofluoğlu’nun sözleriyle nokta koyalım: Heavy Metal hep gerçek yaşamı kendine problem etmişti. Kendini doğuran gerçekler bu yüzyılın belki de en önemli nimetleri ya da keşifleriydi. Bunaldığında ise ardında büyük özlemlerin yattığı kurgulanmış, fantastik dünyalar yazdı. Öykülerinde iyiler, kötüler, aydınlıklar, karanlıklar oynadı. Her şey ikiye ayrılıyordu; iyi yada kötü... Sorgu hissiyatı, saldırganlığı ise tahammül edemeyişiydi. Tarifsiz, tanımsız ruh hali, tarihte yerini alan hiçbir müzik akımına nasip olmamış sadık kitlesine en büyük gerekçeydi.

Bu yazı yazılırken aşağıdaki eserler faydalı olmuştur.

1) Tanıl Bora, Hippiler, Gençlik ve Toplum Dergisi, 1983
2) Abdülkadir Elçioğlu, Şebek Heavy Metal Dergisi, İstanbul 1999

NOT: Bu yazıda üzerinde durulan şeyleri elbetteki birçoğumuz biliyoruz. Fakat, mevcut müzikal gidişat itibariyle bunların bir kez daha hatırlanması gerektiği kanısındayım. Bu yazının amacı ne ahkam kesmek, ne de başka müzikal akımları, tarzları aşağılamaktır. Sadece ve sadece bir amacı vardır, bu da; giderek apolitikleştirilen, toplumsal duyarlılığından soyutlanıp, kültür endüstrisi içerisine sokulmaya çalışılan (kısmen de sokulan) rock müzik ve türevlerinin gerçek misyonunu ve vizyonunu hatırlatmaktır.
 

 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019