Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1709




Müziğin Yaşamınızdaki Yeri Nedir?

Müzik Dinlemeden Duramam.
Müzik Dinlemem
Yaşamımdaki Yeri Çok Önemlidir!
Olmazsa Olmazım Değildir!
Müzik Dinlemenin Beni Geliştireceğini Düşünürüm!
Müzik Benim İçin Zengiliktir!
Çok Önemlidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 
Şu an 10 müzisyen gazete okuyor
 
 
Şeyda Öztürk
 
 
Yayımlanan Sayı :

Müzik dersi boş ders olmaktan çıkarılmalı - 05.09.2007





Yaşıtları bisiklete binip, ağaç dallarında oynarken; iki kardeş piyano ve kemanın büyüsüyle tanışmış. Biri kemanın tellerinde bulmuş hayatın anlamını, diğeri piyanonun tuşlarında... Fulden Gökşen kemanla, Gülden Gökşen ise piyano ile Türkiye’yi dünya çapındaki yarışmalarda temsil etmiş, ödüller almışlar.

Annelerinin yönlendirmesi ile ilkokuldan itibaren konservatuara giden Fulden - Gülden kardeşler bugün klasik batı müziğini’nin Türkiye’deki iki önemli ismi.  Bizi evlerinde ağırlayan Fulden ve Gülden Gökşen kardeşler ile müzik eğitimini, Türkiye’de klasik batı müziğine bakış açısını, müzik kültüründeki yozlaşmayı konuştuk. Şen kahkahaları hiç eksik olmayan iki kardeş; Türkiye’de müzik eğitiminin daha ciddi yapılması gerektiğini söylüyor.



- Genelde evde müzikle uğraşan biri varsa, çocuklar da onu örnek alarak müzik konusunda çalışmalar yapar. Sizin için de böyle mi oldu? Sizi etkileyen yada yönlendiren biri var mıydı?

- Fulden Gökşen: Aslında bizim hikayemiz biraz farklı. Ailemizde müzikle uğraşan kimse yoktu. Ama bizi yönlendiren annem oldu. Kız çocukları okusun, genel kültür edinsin, mesleklerinin yanında farklı bir alanda da başarılı olsun diye düşündüğü için elimizden tutup bizi konservatuar sınavlarına soktu. Sınavlara girerken öyle dersler filan da almadık.  İkimiz de kazandık. Gülden piyanoya girdi ben de keman bölümüne... Böyle başladı bizim hikayemiz, ikimizde başarılı olduk.

Gülden Gökşen: Türkiye’de genel bir kanı var. Çocuk televizyonda veya radyoda bir şarkı çıktığı zaman eline aldığı bir şeyi mikrofon yapıp şarkı söylüyorsa; anne babası ‘aa benim çocuğum çok yetenekli” diyor. Halbuki yok böyle birşey. Önemli olan yetenek.  Ama çalışmak yetenekten daha önemli. Yetenek bir sanatçının başarılı olmasında yüzde 10’luk bir paya sahipse çalışmanın yüzde 90’lık payı vardır. Bizim yeteneğimiz vardı. Ancak iyi okullara gittik, aldığımız eğitimleri güzel kullandık, çok çalıştık ve başarılı olduk.

Şimdi ki nesil rahatlığa  alışmış

- Peki şimdiki gençlikte böyle bir gayreti görüyor musunuz?

Fulden Gökşen: Ben daha sonradan İstanbul Üniversitesi’ne bağlanan İstanbul Belediyesi Devlet Konservatuarı’nda okudum. Orta 1’e gidiyordum ve şimdi rahmetli olan bir hocamız vardı. Normal sınav yapmaz, Eylül ayında bütünlemeye alırdı. Biz bütün bir yaz boyunca çalışırdık. O zamanda öyle bir sistem vardı ki, bu sınavı vermezsen okuldan atılırdınız. Yaşım 10-11, bütün çocuklar dışarıda oynuyor ve benim canım gidiyor. Sınava üç gün var ve bisikletle ağaca çıkmaya çalışırken sağ elimin küçük parmağına dal girdi. Sınava şişmiş bir parmakla gittim. Hocam bana ya çalacaksın ya da atılacaksın dedi. Annem kararı bana bıraktı. Ben çalacağım dedim. Parmağımdan kanlar akarak kemanı çaldım, 95’le de sınavı geçtim.

-  Çocuğunda yetenek olduğunu düşünen anne babalar nasıl bir yol izlemeli?

Gülden Gökşen: Öncelikle çocuklarını bu işin profesyoneli olan bir hocaya götürsünler, yeteneği olup olmadığını o söyler. Çünkü çocuğun sadece müzik kulağının olması onun müzikte harikalar yaratacağı anlamına gelmiyor. Örneğin piyano için tabii ki duyma yeteneği önemli; ancak iki el, on parmak ve ayakları ayrı ayrı kombine edeceksiniz. Beynin sol tarafı çok gelişmiş olacak, hafıza yeteneği çok güçlü olacak, sahneye çıktığı zaman heyecanlanmama yetisine sahip olabilecek, duyuş yeteneği, ritim yeteneği çok fazla olacak, bunun haricinde de duygularını da müziğe yansıtabiliyor olacak. Şimdi tüm bunların toplamından oluşan çocuklara yetenekli diyoruz. Yoksa sadece benim bastığım bir sesin aynısını çıkartan çocuğa ben yetenekli diyemem.

- Türkiye’de klasik batı müziğine bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce gereken değer veriliyor mu?

Gülden Gökşen: Türk halkı klasik müziğe pek meraklı değil diye düşünülür. Ablam nasıl düşünür bilmiyorum ama ben bu konuda çok fazla pesimist değilim. Bundan 10- 15 yıl öncesine kadar Türkiye’de sadece iki tane devlet orkestrası vardı. Bugün sayamayacağımız kadar özel orkestra varsa; bu arz varsa talep de vardır.

Sanatı ve sanatçıyı korumak gerek

Belki biraz ters olacak ama benim için arabesk tek bir tema adına işlenmiş çok basit bir alt yapıyla ticari kaygıyı fena bir şekilde içeren müzik türüdür. Arabesk müziğin sanat dünyasına kattığı bir şey yok. Klasik batı müziğinin çağlar öncesine dayanan bir geçmişi var. Birçok kültürden beslenerek bu güne gelmiş. Klasik müzik sanatçılarının çoğu dünyaca tanınmış kişilerdir. Bunun yanında mimariye, heykele, resme zamanında gereken değeri vermiş batılı toplumlar ve çok güçlü bir altyapısı mevcut bu sanat dallarının. Bizde Osman Hamdi’yi veya onun Kaplumbağa Terbiyecisi adlı eserini kaç kişi bilir?  Sanatı ve sanatçıyı korumak gerekir. Çünkü bir piyanist ve arabeskçi arasında dağlar kadar fark vardır. Arabeskçi, şarkıcı olunabilir ve piyanist olmak zordur. Doktorla çıkıkçı arasındaki fark gibi bir fark var aramızda.

- Bu farklılıklara biraz değinir misiniz?

Fulden Gökşen: Her şeyden önce eğitim farkımız var. Yıllarımızı kitaplara adadık. Ellerimiz kanayana kadar hiç durmadan çalıştık. Bazen çalışmaktan su bardağını ağzımıza götürecek hal kalmıyordu bizde. İşin kolayını seçenlere böyle bir çalışma temposu zor gelir. Ciddi bir performans gerektirir. Arabada giderken klasik müzik dinleyemem. Ama insanlar arabada giderken arabesk müzik veya türkü dinleyebiliyorlar. Çünkü düşünce gerektirmiyor. Ülkemizin geneline baktığımızda maalesef eğitim seviyesinin çok düşük olduğunu görüyoruz. Klasik müzik dinlemek için eğitim seviyesinin yüksek olması gerekir. Reklam, ticari kaygılar çoğunluk neyi istiyorsa ona göre hareket etmeyi beraberinde getiriyor. Oysa ki sanat bambaşka bir olay. Basınıyla, televizyonuyla, yapım şirketleriyle çoğu zaman bu şekilde düşünülüyor. Maalesef birçok şeyin körelmesine yol açıyor bu durum.

- Son yıllarda özel okullarda çocuklara klasik müzik eğitimi veriliyor….

Gülden Gökşen: Evet çoğu okullarımızda olmasa bile kimi özel okullarda bu tarz eğitimlerin başladığını duyuyoruz. Çok iyi müzik eğitimi veriliyor. Çocuklar solfej ders alıyorlar. Bu konuda çok büyük bir gelişme var. Bu mutluluk verici bir gelişme.  Devlet okullarının müfredatında böyle bir eğitim verilmiyor. Oysaki daha yaygın hale getirilmeli. Şu an verilen müzik eğitimlerinin çok yeterli olduğunu düşünmüyorum. Müfredat programının da müzik eğitimine gerekli önem verilirse çocuklarımız çok küçük yaştan itibaren eğitilir.

- Size göre müfredatta ne tür değişiklikler olmalı?

Gülden Gökşen: Müzik genel kültür konusu. Mesela müzik dersi olarak değil de sanat dersi olarak geçebilir. Türk sanatçıları, Türk beşlisi diye bir şey var kaç tane çocuk bunu bilir bırakın ilkokulu üniversitedeki çocuk bile bilmiyor. Beethoven kimdir? Bach kimdir? Bunları bilmeli çocuklar. Müziğin tarihi gelişim süreçleri var. Bunları öğretmek lazım çocuklara böyle adamlar yaşamış tarihte herkes belki gerçekten flüt mandolin çalamaz ama bunun bir tarihini anlat ortaçağ diye bir şey olmuş hemen ardından rönesans diye birşey yaşanmış. Rönesansta neler olmuş edebiyatta akımlarda ne kadar büyük değişiklikler olmuş. Klasik müzik nerelere gelmiş romantik besteciler çıkmış dönem değişmiş. Rönesanstan sonra romantik dediğimiz bir dönem başlamış. Onun üzerine empriyonistler geliyor sonra onlar gidiyor arkasından modern çağ geliyor. Bunları anlat, dönemleri göster dedim ya her şeyi devletten beklemeyeceğiz diye. Ama eğitmenin burada çok önemi var işini çok iyi yapan bir eğitmen ciddi düşünen bir eğitmen o müfredatı uygularken yanında ek olarak bunları verebilir. Benim lisede okurken bir sanat tarihi öğretmenim geldi. o kadını hala unutmam kulakları çınlasın inanılmaz bir genel kültür sağlamıştır bana. Sonra her yabancı ülkede gittiğim her kilisede şunu şöyle yapmışlar demek ki diyebiliyordum. Ve bu lise bilgilerim. Sanat tarihi için özel bir ders almadım ben ve kendimi geliştirebildim demek ki bir eğitmen bu kadar etkili olabiliyor.


Kaynak: Kent Yaşam
  

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2018