Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1736




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 66 müzisyen gazete okuyor
 
 
Zeren Çelebi
 
 
Yayımlanan Sayı : 420

Nevzat Sümer yorumuyla 17. yy’dan 20.yy’a saz eserleri - 23.10.2007





Hani her şeyin hakikisini yapan birileri vardır ya hep azınlıkta olan, işte onlardan birinden bahsetmek istiyorum bugün sizlere. İstanbul Klasik Türk Müziği Orkestrası’ndan. Akıllara bir türlü oturtulamayan bir şeyi başardılar onlar; Türk müziğinde orkestrasyon olabileceğini. Bu çok seslilik anlamını taşıyor mu bilmiyorum. Neden bilmiyorum, çünkü henüz bütün çalışmalarını dinleme olanağım olmadı. Sadece dün akşam dinlediğim konserden yola çıkarak bunları söyleyebiliyorum. Albümlerine gelince onun da eli kulağında “ha çıktım ha çıkacağım” diyor. Nevzat Sümer yorumuyla -albüm çıktığında, hele bir de dinlediğiniz de siz de göreceksiniz ki- Klasik Türk Müziği Orkestrası gerçekten yerinde bir tabirle harikalar meydana getiriyor. Nevzat Sümer, medyatik bir isim değil. Uzun yıllar İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuarı’nın mütevazı öğretim kadrosunda öğretim görevlisi olarak yer almış bir kişi. 78 yaşında bir insan neden yıllarca süren bir sessizliği bugün bozuyor. (Bu fikir bugün doğan bir fikir olmasa gerek.) Kısmet bugüneymiş demek en doğru söz olur herhalde. Kendisine o muhteşem konser sonrasında kuliste “neden böyle bir orkestra kurdunuz?” sorusunu soralım diye içeri girdiğimizde alnında boncuk boncuk terler, belki kalbinde o tatlı titreyişle ve birden bire salondan kulise akan bir başka seçkin topluluğun tebriklerini almak üzere ayakta bekliyordu. Bahtlıydık, sorumuzu sorabildik. Topluluk bilinçli olunca her iki cepheden de, yani icracılar ve dinleyiciler cephesinde, uyumsuzluk diye bir şey söz konusu olmuyor ne güzel ki.

“Hocam, neden böyle bir orkestra kurdunuz?” soruma Nevzat Sümer, “Klasik Türk müziği  derin anlamlar taşıyor, yüksek anlatım gücüne sahip. Ben de bu anlamları açığa çıkarmak için böyle bir orkestra kurdum. “cevabını veriyor kısaca. Bu konser CRR’de gerçekleşen bir konser ve CRR’ye ait başka bir  güzellikten bahsetmek istiyorum. CRR, bu yıl tarihinde bir ilki gerçekleştirerek bir müzik kültürü dergisi  neşretti. Bu dergide yok yok.  Yelpazesi oldukça geniş.  Ama ne yazık ki bu dergiler sadece İstanbullular için. Çünkü satılmıyor. CRR’nin İstanbullu sanatseverlere bir armağanı. Ben çok istifade ediyorum.  İstanbul’daysanız yolunuzu CRR’ye düşürüp her ay bir yenisi neşredilen bu dergilerden siz de bir  iki tane  alabilirsiniz. 

Konser salonuna ve konsere geri dönelim.  İki keman, iki viyola, iki kemençe, bir vurmalı, bir ud, bir tanbur, bir ney, bir kontrbas’tan oluşan temiz yüzlü orkestra elemanları  sahnedeki yerlerini alırken yüzleri tebessüm içersindeydi. Bu önemli bir ayrıntı. Kim demiş Klasik Türk müziği sanatçıları asık yüzlü olur diye aksine, onlar her daim mütebessimdirler. Sonra şef Nevzat Sümer sahneye geldiğinde alkış değildi sanki, duyduğum, ellerde çarpan, kalplerdi sanki. Tabi öyleydi, salonu sevenler doldurmuştu çünkü.  Sevenler ellerinden sevgi çırpmaz mı?! Sanki CRR’ye bir şeyler olmuş şu birkaç gündür. Bir hoşluk var çehresinde, bir değişiklik. Cemil İpekçi mi ne dokunmuş acaba?! diye insanın sorası geliyor. Konsere geri dönüyoruz. Nevzat Sümer’in önünde bir şef sehpası yok. Ne var biliyor musunuz? Ayağının altında çok hoş motiflerle bezeli kırmızı ve sıcak renkler ağırlıklı bir halı var.  Bu ayrıntı sahneye gerçekten büyük  şıklık katmış.  Derken yükselen nağmeler salonu kaplıyor, kalplere nüfuz ediyor, edebiliyor. Herkes sazına en üst seviyede hakim. Herkes uyum içersinde. Tonmaister yok orada. Herkes kendi sazının tonmaisteri. Bu olağünüstü beraberliği görmeliydiniz. Kuliste kemençe sanatçısı Lale Umul Akay’la görüşmeye gittiğimde bir hanımın duygularını ifade edememenin sıkıntısı içersinde “muhteşem bir cazdı” dediğini duydum. Cazdan kastı icradaki olağanüstülüktü herhalde diye düşünüyorum.  Oysa olağanüstü olan sanıldığı gibi caz değil, Türk Müziği’dir. Türk Müziği’nin olmadığı ya da kısırlaştırılmış batı müziğinin batı insanına cevap veremediği noktalarda tutunma olanağı doğmuş olan bir müzik  tarzı caz.  Bir olağanüstülük belirteci olamaz, olamamalı.  Konserde sazlar, üçlü, dörtlü ve orkestra olarak eserler seslendirdiler. 17. yy’dan 20. yy’a kadar olan süreçteki saz eserlerinden oluşan bir repertuarla huzurdaydılar.  Hepsi birbirinden eşsiz eserler, hepsi birbirinden güzel sazların icrasıyla günümüz dinleyicisinin ruhaniyetinde tarifi güç tesirler bırakarak hedefe nail oldular. Konser öncesinde Doç Dr. Nermin Kaygusuz’la küçük bir istişare yapmıştım. Nevzat Bey’in bu çalışması hakkında ne düşündüğü hususunda. “İlk kez bu akşam dinleyeceğim, ancak çok disiplinli çalıştıklarını biliyorum.” demişti. Konser bitiminde “Hocam konseri nasıl buldunuz?” diye sorduğum da ise “yürekten kopan bir sesle gerçekten çok iyiydi.” cevabını aldım. 

Şimdi kendi adıma bir not düşeyim. GERÇEKTEN ÇOK İYİYDİLER…


 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019