Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 13
Sayı: 1700




Müziğin Yaşamınızdaki Yeri Nedir?

Müzik Dinlemeden Duramam.
Müzik Dinlemem
Yaşamımdaki Yeri Çok Önemlidir!
Olmazsa Olmazım Değildir!
Müzik Dinlemenin Beni Geliştireceğini Düşünürüm!
Müzik Benim İçin Zengiliktir!
Çok Önemlidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 
Şu an 10 müzisyen gazete okuyor
 
 
Editör'den
 
 
Yayımlanan Sayı : 37

Evlilik Şirketi - 30.01.2006





Evliliklerinin dokuzuncu yıldönümünü kutluyorlardı o gece... Pencerenin dışında koşarcasına yağan kara bakarak şarap içtiler gece boyunca... Gece yarısına iki dakika kala adam bir teklifle çıkageldi:

“-Gel 10. yılımıza güç bir şeyi deneyerek başlayalım” dedi. “Bugüne dek gizlediğimiz her olayı, düşündüğümüz her şeyi anlatalım birbirimize... Var mısın?”

“-Varım “ dedi kadın...

Yelkovan gece yarısıyla buluştuğunda başladılar.

Daha ilk beş dakika, çocukluk aşklarını, ilk cinsel deneyimlerini anlatırken, öyle şeyler söyledi ki adam, kadın dayanamadı.

“-Sus keşke başlamasaydık!” dedi.

Işığı açıp biraz ara verdiler. Pikaba bir 45´lik koyup dans ettiler. Henüz yolun başın- dalardı: ”Bu gece olmazsa bir daha deneyemeyiz” deyip yeniden başladılar.

İlk genelev ziyaretinden söz etti adam; kadın ilk mastürbasyonunu anlattı. Konu, kızların “mühürlerini” evliliğe yatırım için saklamalarına gelince gölgelendi sohbet...

Kadın yüreğinde bir şeylerin yıkılıp ufalandığını hissetti. Aralarındaki buzlar çözülmüş, ancak bu kez de sele kapılıp akmaya başlamışlardı. 9 yıldır yan yana, ama birbirlerinden habersiz yaşadıklarını fark ettiler. İlk kez gerçek anlamda tanışıyorlardı. Korktular, ama “dürüstlük oyunu”nu sürdürdüler.

Lâf gizli ilişkilerden açılınca:

“-Keşke kadınlarla yatamayacak kadar güçsüz bir erkek olsaydım. Hatta alt başımı kesip fırlatsaydım, özgür olabilecek miydim o zaman?” diye sordu adam: “Kıskanmazdın değil mi, belki de daha mutlu olurdun? Özgürlüğüm alt başıma bağlı değil mi? Yaşama umudum hep onda asılı?”

“-İğrençsin... Rica ederim sus...” dedi kadın...

Deştikleri yara kanamaya başladı.

Adam, kapısını çaldığı yasak evleri hatırladı.”Her kadın, kocasını gitmez bilir böyle yerlere” dedi, “Peki kimler gidiyor öyleyse? Şu kentte binlerce kadın var herkesin karısı olmuş. Çevremizde en dürüst bildiğin birisini sor bana?”

Bir isim verdi kadın... Ürperdi; gülünce kocası...

Sohbet koyulaştıkça evlilikleri ilmek, ilmek çözülüyordu adeta...

“-Bitmedi” dedi adam... “daha da iğrenç şeyler var sana anlatmak istediğim... Biliyor musun, seni öperken filmlerde, dergilerde, sokaklarda görüp beğendiğim öteki kadınları öpüyordum... Hele göğüslerin, bacakların...”

Durdu kadın; kocasının kafasının içinde gezdirdiği haremine şaşarak...”Ne olur daha ileri gitme” diye yalvardı, “...temiz bir yerlerim kalsın bedenimde bana...”

Ellerini kocasının avucunda ısıtmayalı yıllar olduğunu fark etti o an... Babasının cenazesinde o kadar yakınlaşmışlardı en son... Belki yeni bir cenazeye kadar beklemeleri gerekecekti.

“-Senin aradığın güvenmek değil, sığınmak” dedi adam; “İnsanlar bir araya gelince, iki olacağına azalıyor, küçülüyor nedense...”

“-Güzel bir gardırop gibi... Arkası uydurma bir tahta parçasıyla kapatılmıştır. Gardırobu satarken sırtını döndürmezler hiç... Sen de dışarı çıkarken sarkmış karnını korselerle toparlıyorsun, ama evde kirli kombinezonun sarkıyor eteklerinden...”

Sabah oluyordu, sustular...

“-Boş ver” dedi adam, “İki kişilik şirketimiz iyi gidiyor. Zamanla dörde çıktık. Aramızdaki kopuklukları onların eti kemiğiyle besledik.”

Kadın, karnındayken parça, parça leğene atılan öbür çocuklarının hesabını sordu:

“-Nasıl yaşayacağım şimdi” diyerek bir koltuğa yığıldı.

“-Yaşamaya zorunluyuz” dedi adam. “En azından dürüst olabilme umuduna sahibiz şimdi; hiç olmazsa birbirimize karşı... Var mısın?”
                                                   
                                                        * * *
Bekir Yıldız´ın “Evlilik Şirketi”ni okuduğumda 19 yaşındaydım. Kemalettin Tuğcu romanlarından, ergenlik öykülerine O´nunla çıkmıştım ve kitaptaki fırtınalı 10. yıl gecesi ile “evlilik şirketi”nin “halkalı köle”leri yıllar yılı çıkmamıştı aklımdan...

24 Eylül 2004 günü Moskova´da Arbad sokağından Kremlin´e doğru yürürken uğradığım bir kitabevinde, “Evlilik Şirketi”nin İngilizce çevirisine rastlayınca O´nu son yolculuğuna uğurladığımız sonbahar gününü hatırladım.

O, edebiyatımızda bir fırtına gibi esti, Mahmut Makal´ın vaktiyle öncülük ettiği “köy edebiyatı”na görülmemiş bir gerçekçilik, gözlem gücü, dramatik kurgu ve yoğunluk getirdi. Biz, onu okuyarak, geri kalmışlığın ne demek olduğunu, ekonomik koşulların nasıl insanı insanın cellâdı yaptığını öğrendik.

Ama sonra ne olduysa oldu Bekir Yıldız yazmayı bıraktı. Tüm 80´ler boyunca hiç yazmadı. Elbette 90´larda da...

Ülkemden yüzlerce kilometre uzakta, Moskova´da metroda yürürken, aklımda tam O´nun öldüğü günlerde, O ve ergenliğim...

Ergenliğimin öykücüsünü bir sonbahar günü Karacaahmet´ten son yolculuğuna uğurladılar...

İyi hatırlıyorum, başucunda karısı ve iki kızı vardı...

Ben, Arbad sokağından Kremlin´e gidiyorum

Cebimde bozduramadığım düşlerimle...


Müfit Semih Baylan
Editör





Kaynak: Can Dündar'ın 16.8.1998 tarihli yazısı...

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2018