Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 13
Sayı: 1707




Müziğin Yaşamınızdaki Yeri Nedir?

Müzik Dinlemeden Duramam.
Müzik Dinlemem
Yaşamımdaki Yeri Çok Önemlidir!
Olmazsa Olmazım Değildir!
Müzik Dinlemenin Beni Geliştireceğini Düşünürüm!
Müzik Benim İçin Zengiliktir!
Çok Önemlidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 
Şu an 11 müzisyen gazete okuyor
 
 
Güvenç Dağüstün
 
 
Yayımlanan Sayı : 442

"Müziğini de al git" sendromu ! - 23.11.2007





Tüm dünyada yılda 130 konser veren Fazıl Say, 'Ben kimsenin gitmediği yerlerde, varoşlarda, okullarda çalmak istiyorum' dediğinde ona 'Müziğini de al git' demenin ne anlamı var? Hem de popüler kültür efendileri 'Halk bunu istiyor' diye Türkiye'ye sıradan olanı empoze ettiği yere.

Orhan Tekelioğlu'nun 25 Ağustos 2007'de Radikal Cumartesi ilavesinde Fazıl Say'ın 7 Ağustos'ta Radikal'de çıkan yazısına cevaben yazdıkları bende -Tekelioğlu'nun söz konusu yazıda pek severek kullandığı terim ile- bir 'flaşbek' etkisi yarattı. Nâzım Hikmet'in 1921'de yazdığı şiir geldi aklıma. Çokseslilik, 86 yaşındakibu şiirden daha güzel anlatılamaz herhalde.

Tekelioğlu'nun 'Terk edemediğimiz halka güzellik sunma sendromu' başlıklı yazısı ise adeta şunu anlatıyor: 'Çoğunluğun tercihi doğru olandır. Bu halka çirkinlik sunmalı zira bu halk ona alışkındır. Sen ne uğraşıyorsun Fazıl Say, git çal; dinleyen dinler, dinlemeyen dinlemez'. Söz konusu yazıda Say ve benzerlerinden 'kültür seçkinleri' diye söz ediliyor altı sürekli çizilmek istenen bir ironiyle. Say'ın, müziğini hiç ulaşmamış yerlere götürme isteği elitist bir tavır olarak algılanıyor; oysa yazının başından sonuna her kelimesinde elitizmin dibine vuruluyor.

Magazinci zihniyeti

1930'lu yılların kültür politikasının 'güzeli ve doğruyu empoze etmek' olup olmadığını tartışmaya açacak değilim. Hele 'kültür politikasız' günümüzden 80 yıl öncesine ancak 'iç çekerek' bakabilirken. Ayrıca Fazıl Say'ın yazısından da 'herhangi bir düşüncenin ya da güzel ve doğruların empoze edilmesi' falan gibi bir amaç bulup çıkarmak sanırım ancak iyi bir demagog için mümkün olacaktır. 'Halk bunu istiyor' magazinci zihniyetinin Tekelioğlu tarafından yinelenmesi de bir yandan şaşırtıcı. Halka kendi güzel ve doğrusunu dayatanlar, aslında popüler kültürün efendileridir. Popüler kültür zaten böyle işler. Kitlelerin kültürel ihtiyaçlarının istismarı bu sistemin olmazsa olmazıdır. Popüler kültür efendileri ancak böyle var oluşlarını sürdürüp kâr ederler. Çark böyle döner. Bu efendiler çoğunlukla 'hedef kitle'lerinden, 'müşteri'lerinden daha iyi eğitim almışlardır. Sattıklarını kendileri yemezler; kendi bilgilerini ve edindikleri kültürü kitlelere aktarmak yerine topluma daha 'düşük' bir kültür empoze etmektedirler. Böylece de üst kültür, bir aşağı kültür yaratmış olur. Üst kültür, yarattığı alt kültürü böyle sömürür ve böyle fakirleştirir. Buna paralel efendiler böyle zengin olur. İşte Tekelioğlu'nun sözünü ettiği 'Küstüm Şov'lar, 'İbo Şov'lar bunun en güzel araçlarıdır.

Ruhi Su'ya kulak verelim

Bakın Ruhi Su ne diyor: "Batı müziği, bizim halkımızın çoğunluğunca daima bir yabancıdır, anlaşılması güç bir dildir. Kültürümüzün kökleriyle başka dünyalarda oluşumuz bunun nedenlerinin başında gelir. Bizim geleneğimizde çokseslilik yoktur. Biz bu aşamaya Batı kültürüne yöneldiğimiz bir anda geldik. Batı kültürüne yönelişimizin tarihi de 200 yılı bulur. Yalnız müzik değil, bir uygarlık yaratılabilirdi bu süre içinde. Demek ki giysilerin ya da faydası kolayca anlaşılan diğer araçların değiştirilmesi gibi kolay olmuyor, müzikte değişiklik. Onun gelişebilmesi daha köklü dönüşümlerle ilgili. Bir toplumun müziği, konuştuğu dil kadar hayatına bağlıdır. Ve bundan dolayı da konuştuğu dil kadar kendisine anlamlı ve sıcak gelir.

Bunda ayıplanacak bir şey yok: İnsan, tamamıyla yabancılaşmadıkça ne dilinden, ne de müziğinden kopabilir. Toplum ileri bir toplumsa, müziği de ilerlemiş olur. 13.-14. yüzyıl Batı müziği, bizim bugünkü alaturkadan daha yeterli bir müzik değildi. Bugünkü Batı müziği ise bilim ve teknikte Rönesans'la uzay çağı arasındaki gelişmeyle orantılıdır. Bilimin ve tekniğin yalnız ürünlerini alıp da dünyada uygar olabilmiş bir toplum yok. Marifet, bu ilerici bilimin ve tekniğin içinde olabilmekte..."

Anadolu'daki klasik müzik konserlerinden sonra oradaki halkın 'Bilmem nere bilmem nere olalı böyle eziyet görmedi' demeleri gerçekten doğrudur, yaşanmıştır. Yıllarca birçok şişman penguen, mühim misyonerler gibi 'operacı operacı' bağırarak, 'ı'ları 'i' yapıp 'Çamdan sakiz akiyor kiz nişanlın bakiyor'lar söyleyerek, bunu yaparken -Allah muhafaza- seyirciden biri kazara öksürünce tıksırınca da -sanki dünyanın en mühim ritüeli bozulmuşcasına- ters ters bakıp afra tafra yaparak bu tepkileri hak etmiştir zaten. Buna denilecek bir lafım yok. Ancak Anadolu'nun dört bir yanında, büyük kentlerde, kasabalarda, köylerde, salonlu salonsuz, bir piyanonun girebileceği yüzlerce yerde birbirinden farklı dinleyicilere müziğini götürmüş, çalmış, anlatmış ve bunu da kimsenin kafasına silah dayamadan yapmış bir müzisyeni bu örnekle yermek ne kadar adil olur sizce?

Sponsor arıyoruz

Bu noktada 'İstanbul Okullarında Bin Konser' projesi burada biraz anlatılmalı. Fazıl Say'ın 2002 yılında başlatmayı düşündüğü proje sponsor bulunamadığı için gerçekleşememişti. Bu sene tekrar harekete geçmeye karar verdik, yine sponsor arıyoruz. İstanbul'un farklı bölgelerinde 200 okul seçmeyi planladık. Devlet okulundan özeline, ana okulundan üniversitesine, Nişantaşı'ndan Dudullusuna kadar geniş bir yelpazenin 200 okulu. Bu okulların her birine bir eğitim sezonunda beş farklı konser ile gidilecek; piyano, yaylı çalgılar, nefesli çalgılar, caz konserleri gibi her biri farklı repertuvarlar ile. Yüzün üzerinde tanınmış, tanınmamış, öğrenci, profesyonel müzisyen bu projede yer alacak. Bir eğitim sezonunda bin konseri başarmak istiyoruz. Arayı hiç soğutmadan. Bunu yapmamız demek günde aşağı yukarı beş farklı yerde beş sohbetli konserler demek. Her okulda anketler yapılacak, videolar çekilecek ve bu bilgiler araştırmacıların hizmetine sunulacak. Fazıl Say bu projeden bir kuruş para kazamayacak! Bu proje Cumhuriyet tarihinin en büyük kültür projelerinden biridir. Böyle bir projenin sahibini kalpazanlıkla suçlamak, kalpazanlığın ta kendisidir.

Ruhi Su devam etmiş: "Edebiyatımızdaki gelişmeyi düşünelim: Destandan, masaldan, halk hikâyelerinden ve halk şiirinden bugünkü Batı romanına, Batı hikâyesine ve Batı şiirine geçerken Batı'dan neler aldığımızın bir okuyucu olarak farında mıyız? Batı tekniği ile işlenmiş müziğimizi dinlerken de kendi dilimizi ve kendi yaşantılarımızı bula bula çoksesliliğin tadını anlamaya alışacağız ve böylece Batı müziği içindeki yerimizi alacağız."

Orhan Tekelioğlu'nun yazısında 'klasik Batı müziği' terimi öyle bir kullanılıyor ki anlam sığlaşıyor. Asıl altı çizilmesi gereken şey çoksesliliktir. Çokseslilik kavramını da müzikle sınırlandırmak yukarıda sözünü ettiğim elitist tavra hizmet eder. Çokseslilik Türkiye'nin en çok ihtiyacı olan şeydir. Ve o çokseslilik, popüler kültür efendilerince bugüne kadar engellenmiş Türkiye'ye sunulmamış, yepyeni bir şeydir. İnsanların ufkunu açacak, soru sorduracak bir düşünce biçimidir; nihayetinde her şeyin 'iyisini' seçmesini sağlayacak olan da 'çoksesliliktir'. Tüm dünyada yılda 130 konser veren Fazıl Say 'Ben kimsenin gitmediği yerlerde, varoşlarda, köylerde, okullarda çalmak istiyorum' diyorsa ona Tayyip'lik yapıp 'Müziğini de al git!' demek ne kadar doğru sizce?

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2018