Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1739




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 33 müzisyen gazete okuyor
 
 
Deniz Durukan
 
 
Yayımlanan Sayı : 482

Her Müziğe Türkçe Söz Yazılabilir - 23.01.2008





Gökalp Baykal hem müzik yazarlığı, hem şarkı sözü yazarlığı, hem de yazdığı kitaplarla birçok özelliği bir arada taşıyan önemli sanatçılarımızdan.

Şarkılarında rock'n roll, blues, reggea ritimlerini kullanan Baykal, son albümü "Akustik Anılar"ı internet üzerinde yayınladı. Biz de Gökalp Baykal'ı bulup, müziği üzerine kısa bir konuşma yaptık.


İnternette "Akustik Anılar" isimli resmi bir albüm yayınladınız. Sanırım ilk kez böyle bir albüm yayınlanıyor.

Evet, kısa bir süre sonra bir firma tarafından da piyasaya çıkacak olan albümü internet üzerinden yayınladım. Benim bildiğim kadarıyla böyle bir albüm resmi olarak çıkmadan önce İnternet üzerinde yayınlanmamış. En azından benim için ilk...

"Akustik Anılar"ın özelliği unplugged (akustik) bir çalışma olması. Tamamen konser kayıtlarından yapılmış bir albüm. Eski şarkılarının dışında beş yeni şarkı da var.

Evet, şarkıların büyük çoğunluğunu daha önce çıkardığım üç albümden (Ağustos 1996, Günaydın Hüzün, Yabancılar) aldım. Beş yeni parçanın dördü konser kaydı, bir tanesi de evde dört kanal kasede doldurduğum demo. Şarkıların yorumlarının farklı olması çok normal. Çünkü aletler farklı, kadro farklı. Davul yok, synthesizer yok, elektro gitar yok... Geriye sadece akustik gitarlar, bas ve piyano kalıyor. Piyano aslında elektrik piyano olmasına karşın, piyano tekniğinde çalınıyor. Çalan İsmail Safa Yalbaz, zaten piyanist. Klavyeci veya synthesizercı değil. Cenk Tarhan da yıllardır beraber çaldığım bir arkadaş malum.

Başka kimler var?

Bir şarkıda Cem Ünal var, birinde Berkant Taşkıran. Bir de hem "Günaydın Hüzün"de, hem de Borusan Konserinde beraber çaldığım Berke Hatipoğlu var.

İnternet üzerinden böyle bir çalışma yapmanız, ticari kaygılardan tamamen arınmış olduğunuzu gösteriyor. Bu tavrınız bütün müzik yaşamınıza yansımış zaten. Hiçbir zaman bu tür kaygılar taşımamışsınız.

Doğru, ticari kaygım hiç olmadı. Ama olmasını isterdim. Böyle bir kaygının olması için harcayacağım enerjinin karşılığında alacağım şey, kaybettiğimden daha az olacaktı. Değmez diye düşündüm. Üç albüm yaptım, bir kuruş bile kazanmadım. Üstünde de durmadım. Bu kez baştan bunu kabul edeyim dedim. Bedava halka açılalım dedim. Aldığım maillerden anlıyorum, dinleyicim de benden böyle bir şey bekliyordu zaten. Eski unplugged günlerini, o konserlerdeki soundu bekliyordu.

Özel bir dinleyiciniz var sanıyorum.

Sanmıyorum. Böyle bir müziği yapan çok az kişi var. Beni dinleyenler başkalarını da dinliyorlardır diye düşünüyorum. Belki heavy metal, hiphop veya benzeri müzikleri dinleyen bir kitleye hitap etmiyor olabilirim, ama ortalama bir rock dinleyicisine ulaştığımı sanıyorum. Bunların da çok çok özel bir kitle olduğunu düşünmüyorum.

Yaptığınız müzik blues, rock and roll, reggea ritmlerini taşıyor, son derece ilginç ve oldukça da çarpıcı. Bu tarz müziğe Türkçe sözlü şarkı yazan çok fazla kişi yok sanırım. Ya da oldukça az...

Bunu çok iyi yapan Tibet Ağırtan vardır. Şu anda piyasada olanlara göre daha geniş bir yelpazede müzik yapıyor olabilirim. Dinlediğim ve yapmaya çalıştığım birkaç tane müzik türü var. O yüzden şarkı ortaya çıktığında kendi soundunu da ortaya çıkarıyor. Türkçe söz yazmaya gelince, her müziğe Türkçe söz yazılabilir. Kolay bir şey değil, ama hayatında dilekçe yazmamış kişiler şarkı yazıyorlar. O zaman olmayabiliyor ya da oturmayabiliyor. Özenti gibi kalabiliyor. Türkçe'ye hakim olmak, çok okumak, yazmak gerekiyor. Hayatınızda hiçbir şey yazmadan birden bire şarkı sözü yazıyorum dediniz mi, çok kötü örnekler çıkarabiliyorsunuz.

Etkilendiğiniz şairler elbette olmuştur.

Sadece şairlerden değil, şarkı yazarlarından da etkilendim. Şiirle şarkı sözü elbette aynı şey değildir, birbirinden çok farklı şeyler. Ama yer yer ara kesit sağlayabiliyorlar. Fransız kolejinde okumaktan kaynaklanan bir ilgi oluştu Fransız Edebiyatına karşı. Bunun sonucunda Fransız şairlerine karşı bir etkilenme yaşadım. Baudelaire, Rimbaud, Eluard...gibi isimlerden etkilendim. Türk şairlerinden Nazım Hikmet, Behçet Necatigil... gibi yerleşik isimleri okudum. İllaki etkilenmiş olmak gerekmiyor. Bunlar benim kontağımı açtı, motorumu çalıştırdı. Müzik yazarlığına gelince, Türkiye'den esin alacağım çok fazla isim ne yazık ki olmadı. Ama Fransız, İngiliz ve Amerikan şarkı yazarlarından etkilenmişimdir. Dylan, Leonard Cohen, Paul Simon, Neil Young ilk aklıma gelenler.

Batı etkisi altında kalmışsınız...

Evet, öyle de denilebilir. Batı eğitimi aldım, evde batı müziği dinlenirdi. Yapılan diğer müzikleri doğulu müzik diye ayırabileceksek eğer, çok daha sonraları öğrendim, geç tanıştım onlarla.

Bunların dışında, bir zamanlar çıkarmış olduğunuz Diplo Docus adlı fanzinde MrG imzasıyla yazdınız. Daha sonra bu MrG sizinle bütünleşti, hatta canlandı, üstelik iki tane de demo çıkardı: MrG Meets Dylon Thomas ve MrG Meets Charles De Gaule. Neden kendinizi ikiye böldünüz?

Normalde hep mono yaşıyoruz, orada biraz stereo olduk. Başka bir kişilik oluşturma isteği duydum. İçimden farklı müzikler yapmak geçiyordu. Bu saklanma değil. Zaten herkes biliyordu kim olduğumu. O değişik işleri, değişik bir kişiye yaptırmak istedim. İşi eğlenceli hale getirdim. O zamanlar fanzinler yaygın değildi. Benim bildiğim, Mondo Trasho ve Antoloji vardı. Bu karakter herkese ilginç gelmişti.

MrG daha mı cesur?

Belki de... O maskeyi takınca daha rahat davrandım.

Sonra sanırım Gökalp Baykal MrG'yi biraz kıskandı ve "Büyük Gerçek" adlı yayınlanmamış bir demo, ardından "Akustik Anılar"la birlikte dört resmi albüm çıkardı.

Evet, onu ortadan kaldırıp gerçeğe döndüm. Yani sonuçta gene mono oldum.

Albümlerinizi dinlerken büyük bir gevşeme, rahatlama duydum. Şarkılarınızın böyle bir etkisi oldu bende. Özellikle de "Günaydın Hüzün" beni çok etkiledi.

Çünkü öyle bir ortamda yapılmıştı bu müzikler. Özellikle "Günaydın Hüzün" çok rahat bir ortamda yapılmış, keyifli şarkılardan oluşuyordu. Bir albümün oluşmasında ortam çok önemli. Gergin ortamlarda yapılan müziği, albümü hissederim. Belki de öyle bir duyguyu vermek için onu ortaya koymuşlardır. George Martin yıllar önce kitabında "kimi prodüktörler özellikle ortamı gererler, o koşullarda çıkan soundu tercih ederler" diye yazmış.

Siz de sakin birisiniz sanırım. Yaptığınız müzikteki gibi biri misiniz?
Sakinimdir, gergin bir insan olduğumu sanmıyorum. "Ağustos 1996"yı Sabih Cangil'le beraber sekiz kanallı kaset teybe kaydettik ve inanılmaz eğlendik. "Yabancılar" daha değişik deneyimdi. Oradaki arkadaşlarla da birkaç parça kayıt edip, ara verip başka bir kadroyla başka bir gün gene birkaç parça daha kaydediyorduk. Böyle bir ortamda yaptık kayıtları.

"Aşk denen şu küçük şeyler"den bahsetsek...

Şarkıda küçük demişim ama, ben aşkı aslında "minyon" anlamında kullanmak istemiştim. Aslında şarkı sözlerini açıklamak tırstığım bir durum, nasıl söylesem...

Her aşkın üzerine sigara mı yakıyorsunuz?

Ben onu, aşk yaptıktan sonraki bir zevk olarak düşünüp, yazmıştım.

Genelde öyle olur ama, başka bir açılımı da var gibi geldi. Her biten aşkın üzerine sigara yakarsın, geriye dumanı kalır...

Belki öyle de olabilir, şarap da içebilirsin. O şarkılar biraz gırgır şarkılardı; aslında ben o kadar esprili biri değilim, kafamda kurduklarım yalnızca bana göre komik fantezilerdi.

Aşkı hafife alan, komik yanlarını çıkaran şarkılar. Belki çok ciddiye alıyorsunuz da şarkılara yansıması böyle oluyor.

Evet, çok ciddiye alıyorum. İnsanın bir şeyi ciddiye alması için, komik yanlarını da görebilmesi lazım. Ben de onu yapmaya çalışıyorum. Gerçekten hepimizin yaşadığı komik şeyler de oluyor aşkta.

Son arzunuz...

Ölmek...




*Bu söyleşi Öküz dergisinin Eylül 2001 sayısında yayınlanmıştır.

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019