Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1734




Sizce Tarkan hala Türkiye'nin Megastarı mı?

Evet
Hayır

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 35 müzisyen gazete okuyor
 
 
Vecdi Sayar
 
 
Yayımlanan Sayı : 506

Klasik Müzik ve Türban - 28.02.2008





Geçen hafta, Can Dündar' ın NTV'de yayımlanan "Neden?" adlı programında Fazıl Say olayından yola çıkarak tartışmaya açtığı devlet-sanat ilişkisi konusuna girmiştik (kim bilir kaçıncı kez).

Şimdi kaldığımız yerden devam edelim.

Devlet-sanat ilişkileri tartışmasının iki boyutu var: Biri, Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana süreklilik gösteren 'resmi' sanat politikamız, diğeri ise AKP iktidarının yarattığı kuşku ve kaygılardan doğan tartışma. Fazıl Say'ın başlattığı tartışma bu ikinci boyut üzerinde yoğunlaştı. Kuşkusuz, hükümetin kadrolaşma politikası herkesi rahatsız ediyor. Ama, elimizi vicdanımıza koyup konuşalım; hangi hükümet döneminde kadrolaşma olmadı ki? Bu dönemde, kamunun sanat alanına desteğinin azaldığını söylemek insafsızlık olur. Gerek merkezi idarenin gerekse yerel yönetimlerin kültür-sanat alanındaki harcamalarında azalma değil, artış söz konusu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi sanat etkinliklerini 22 merkeze yaymış durumda. Sanatın bir azınlığın tekelinden çıkıp, toplumun diğer katmanlarında yaygınlaşmasından şikâyetçi olunabilir mi? Sanat etkinliklerine yeni izleyici kitlelerinin katılımının sağlanmasını kendi payıma önemli bir kazanç olarak görüyorum.

Pera Fest kapsamında düzenlenen Ulucan kardeşlerin konserinde, bir izleyicinin türbanlı bir genç kızı işaret ederek "Bunların ne işi var burada" demesine değinmiştim geçen hafta. Türbanlı bir genç kızımız klasik müzik konserine gidiyorsa bundan mutlu olmamız gerekmez mi? Cumhuriyet, kültür ve sanatı tüm toplum kesimlerine götürmek için kurumlar kurmadı mı? Bu kurumların sanat politikaları kuşkusuz tartışılmalı. Geleneksel kültürle çağdaş kültürü nasıl buluşturacağız, siyasal etkilerden arınmış bir sanat politikasını hangi ilkeler üzerine temellendireceğiz?
Bunları tartışmak yerine, siyasi argümanlarla zaman tüketmeyi, hele hele doğru da yapsa, iktidarın her yaptığını karalamayı doğru bulmuyorum.

Fazıl Say tartışması bağlamında Ahmet Hakan' ın söylediği bir söze kulak vermemiz gerekiyor. Kültür-sanat alanındaki tehlike 'İslamcı' tehlike değil, 'köylüleşme' tehlikesi, diyor Hakan. Bunu engellemenin yolu, 'öteki' bireyleri ve kurumları dışlamak değil, onları etkilemeye çalışmak, 'köylülük' ten kurtulmanın onlar için de tek çıkış yolu olduğunu göstermek olmalı. Bu yüzden, türbanlı kızlarımızın kültür-sanatla içli dışlı olmalarını sağlayacak her türlü girişime destek olması gerekir aydınlarımızın.

Kamunun kültür-sanat kurumlarının siyasi baskılardan ya da yönlendirmelerden kurtulmasının yolu, adil, eşitlikçi, saydam politikalardan geçer. Bunun gerçekleşmesi için muhalefet iktidarla işbirliği yapabilir pekâlâ. NTV'deki tartışmada İskender Pala da benzer şeyler söyledi; "Bu tartışma yerine, kültür-sanat adına neler yapılabilir, bunu konuşmalıyız" dedi ve sanat alanındaki siyasi kamplaşmadan yakındı. "O, yüzde 70 dediğiniz kesimin çocuklarının sanatla buluşması için devlet bir şeyler yapmalı. Sanatçı da ışığını her tarafa eşit vermeli" derken Say'ın bir siyasi kampın sözcüsü gibi davrandığından yakınıyordu. Ama Say'ın itirazlarını dile getirebilme hakkını savunarak... "Bir sanatçının rüyalarının ölmesi, o sanatçıya doğum sancıları çektirir" demesi 'ironi' sanatına ne denli hâkim olduğunu gösteriyordu. Ama tabii "Biz onların rüyalarını öldürelim. Böylece sanatçıların yaratıcılığını kışkırtmış oluruz!" biçiminde algılamadık bu sözleri... Bu, bir gerçeğin saptanmasıydı (Baskı dönemlerinde, açık söylemlerin olanaksızlığı karşısında, daha incelikli ifade yolları arandığı ve başyapıtlar yaratıldığını biliyoruz -bakınız, Franco İspanya'sı...) Herhalde kültür-sanat alanında yeni atılımlar için baskının dozunu arttırmaktan başka yollar da olmalı!

Bu yolların birincisi, sanatçının önündeki engelleri kaldırmak, ifade özgürlüğünün sınırlarını evrensel standartlara yükseltmektir elbette. Bu da, siyasal iktidarın kültür-sanat alanını doğrudan kontrol hevesinden ('parayı veren düdüğü çalar' meselinden) vazgeçmesini gerektirir.

Kültür ve Turizm Bakanımız Ertuğrul Günay ile Ahmet Say' ın üzerinde ittifak sağladığı önemli noktalar vardı. "Devlet kurumlarında çalışan sanatçıların memur statüsünde olmalarının yarattığı sorunlar" dan (Say), "devletin müdahaleci olmadığı, kültürel çeşitliliği savunan, yaratıcılığı destekleyen, sanatçının isyanını anlayışla karşılayan bir kültür politikası" na (Günay)... Yalnızca onların değil, tüm katılımcıların ortak görüşüydü bunlar. Umarım, bu yönde önemli adımlar atılır Günay'ın bakanlık döneminde.

"Neden?" programında son noktayı koyan Adalet Ağaoğlu, zurnanın zırt dediği noktayı şu sözlerle vurguluyordu: "Sorun, kültür-sanat kurumlarının özerkleşmesi sorunudur."

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019