Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1736




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 60 müzisyen gazete okuyor
 
 
Emel Armutçu
 
 
Yayımlanan Sayı : 582

Bu toprağın kemancısı: Cihat Aşkın - 17.06.2008





Türkiye’nin genç kuşak keman virtüözlerinden Cihat Aşkın, yedinci albümünü ‘Umutsuz’ adıyla bu hafta çıkardı. Keman virtüözü deyince ürküp uzaklaşacak olanlara hemen hatırlatalım: Aşkın’ın Minyatürler adlı albümü, Türkiye’de bugüne kadar bir ‘klasik müzikçi’nin ulaştığı en fazla satışı yakalayan albüm oldu.

Ayrıca onun albümleri hem klasik müzik, hem özgün müzik, hem Türk Müziği, hatta arabesk reyonlarında satılıyor; çünkü sadece Klasik Batı Müziği eserlerini değil, bugüne kadar Anadolu’dan yükselmiş tüm müziklerin Aşkın’ın kemanından yorumunu içeriyor. Bu yüzden ona ‘Bu toprağın kemancısı’ denmesi boşuna değil. Son albümün adının Umutsuz olduğuna da bakmayın, o bugüne kadar hep umutlu şeyler yaptı: 36 yaşında. Solistliğinin yanı sıra, araştırmacı, akademisyen ve besteci. Ödül üstüne ödül kazanmış, Türkiye ve dünyanın pek çok yerinde konserler veren, adına iki keman konçertosu adanmış bir sanatçı.

26 Nisan 1968’de, İstanbul’da, orta halli bir ailenin üç çocuğundan biri olarak doğar. Babası, sonradan hat yazmaya merak saracak, hafız imam Sami Bey, annesi Remziye Hanım’dır ve ailede babasının ilahileri dışında müzikle alakalı bir durum yoktur. Sanatın doğuştan geleni böyle bir şeydir herhalde; o ne istediğini bilen bir çocuktur. Daha konuşmaya yeni başladığı yıllardan itibaren müzik programlarını kaçırmaz, oyunlarında bile ‘müzikalite’ ön plandadır. Beşiktaş’taki Dikilitaş İlkokulu’na başladığında alınan mandoliniyle, notaları öğrenmeden ilk bestelerini yaptığı gibi, radyoda dinlediği müziklere söz yazar. Ziya Osman Saba’nın bir şiirini bestelediğinde, sekiz yaşında ya var, ya yoktur!

Bu durumda ilk hocası, ilkokul öğretmeni Gülnigar Gündem midir; yoksa hayat yolunu çizmesine neden olan kişi, babasının o dördüncü sınıftayken, müzik dersi alsın diye elinden tutup götürdüğü Beşiktaş Güzelleştirme Cemiyeti’nde keman çalışına hayran olduğu Mesut Duran mı? Şimdi Beşiktaş’taki yeni iskelenin bulunduğu yerde, sonraları Beşiktaş Musiki Cemiyeti olacak lokalde, resimden müziğe pek çok ders verilmektedir ama o ‘keman’ demiştir. Nedeni ve tarifi çok basittir: Aşk! Keman bir varlık olacaktır onun için. Her gün kutusunu törenle açıp, çıkardığı seslerle iç dünyasını yansıtabildiği mucize varlık...

Asıl hocalarının hocası, 11 yaşında başladığı konservatuvarda yıllarca birlikte çalışıp çok şey öğreneceği Prof. Ayhan Turan olur elbette. Ancak, bir din adamı olmasına rağmen, oğlunun müzik aşkına, özellikle klasik müzik merakına ket vurmak bir yana, büyük destek veren babası Sami Aşkın’ın bütün bunlarda payı, herhalde en büyüğü olmalıdır. Başlangıçta, çalmayı öğrendiği kemanlar -ki bugün fiyatları 300 dolardan 2,5 milyon dolara uzanmaktadır- onun memur maaşıyla alınmıştır üstelik. Nasıl bir kemanla çaldığı önemlidir tabii, çünkü ruhun hassasiyetlerini ancak çok iyi bir keman anlayıp yansıtabilir.

TÜRK YAPIMI HARİKA ÇOCUK

Bugüne kadar sanıldığının aksine Klasik Batı Müziği eğitimi veren bir konservatuvarın keman bölümünde değil, Türkiye’nin tek Türk Müziği eğitimi veren İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuvarı’nda eğitim görür. 11 yaşında okula adımını attığında, daha önce İdil Biret, Suna Kan gibi sanatçıların yurtdışında okuması için çıkarılan ‘harika çocuk yasası’, biraz da sonradan suistimale uğradığından kaldırılmıştır. Dolayısıyla, Ayhan Turan’ın daha özel bir eğitim verdiği ‘yetenekli çocuklar’ sınıfında alır yerini. Prof. Turan’ın uyguladığı metod, ona göre, Türkiye’nin ilk bilimsel keman çalma metodudur. Suzuki tekniği adı verilen bu metodda, çocuklar notalarla korkutulmadan müziğe ısındırılır ve sonra teorik eğitim alarak virtüöz olur. Suna Kan’lar, İdil Biret’ler Türkiye’de ders alıp yurtdışında yetişmişlerdir, onun sınıfından mezun olan ‘yetenekli çocuklar’ ise ilk ‘made in Turkey’ eğitime sahiptir. Emekli olduğundan bu yana ve bugün hálá ‘Keman ve Viyolanın Bilimsel Sırları’ adlı kitabı üzerine çalışan hocasının metodu çok etkilidir elbette ama o da kafayı çok takmıştır bu işe. En iyisini yapana kadar hiç bırakmaz peşini, tabii her sanatçı gibi onun için de ‘iyi’ varsa...

Başladıktan bir yıl sonra okuldaki ilk resitalini, 16 yaşında da ilk orkestra eşlikli, resmi resitalini verir. Artık Türkiye’nin her yerinde konser vermeye başladığı ve özellikle Paganini Caprice’leri seslendirmedeki üstünlüğüyle takdir topladığı o yıllarda, Türk Müziği-Batı Müziği ayrımı daha da belirgindir. Uzunca bir süre ‘iki tarafa’ da yaranamaz; Klasik Batı Müziği çaldığı için bir tarafın, Türk Müziği bölümünden olduğu için öbür tarafın kalkık kaşlarına muhatap olması epey sürer.

Ama bütün bunların her zamanki gibi bir önemi olmayacaktır: Londra Kraliyet Müzik Koleji’nde R. Friend’in sınıfından solistlik diplomasını alan; yine Londra City Üniversitesi’nde Prof. Neaman’la çalışarak 1993’de master, 1996’da doktora derecelerini elde edip müzik doktoru olan odur. 1987’de Yehudi Menuhin Yarışması’nda ‘En iyi Bartok Yorumcusu’ seçilir. Percy Coates, Leonard Hirsch ve iki kez Isolde Menges ödülü alır. Kathleen Long Oda Müziği ve Karl Flesh Keman Yarışması’nda da ‘Olağanüstü Liyakat’la ödüllendirilir. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası dahil Türkiye’nin bütün orkestralarıyla sürekli olarak konserler verir, Jesus Lopez-Cobos ve Yoel Levi gibi ünlü şeflerle Avrupa’nın birçok festivaline ve konser dizilerine katılır. Necil Kazım Akses, Ulvi Cemal Erkin gibi Türk sanatçıların eserlerini yorumladığı CD’leri, yurtdışında basılır, tüm dünyada satılır, iyi de eleştiriler alır. Bunlar, zamanında ‘Batı Müziği cephesinden’ kaş kaldıranlara yeterli cevap olmuş mudur acaba?

İMÇ’DEN ÇIKAN KLASİKÇİ

Ne var ki ‘diğer tarafa’ da cevapları çoktur: Piyanist Mehru Ensari ile birlikte kemanla yorumladığı ve Buselik Saz Semaisi’nden Sarı Gelin’e, Salacak Şarkısı’ndan kantoya, ağıtlara, bu toprakların ezgilerinden oluşan Minyatürler adlı albümü, 44 bin satarak, bugüne kadar bir ‘klasik müzikçi’nin ulaştığı en fazla satışı yakalar. Suyun iki yanının ezgilerini bütünleştirdiği Ege’nin Türküsü adlı albümü de çok beğenilir. Cumhuriyet’in 75. yılında, bugüne kadarki tüm Türk bestecilerinin keman için yazdığı eserleri araştırarak, arşivlenmesi, seslendirilmesi ve kaydedilmesini sağlamak gibi çok zor bir çalışmayı başlatır. Bu, Türk keman ekolünün en kapsamlı projesidir ve 70 kadar besteci, 140 kadar eser tespit eder. (Bugün 154’e çıkmıştır) Eserlerin 40’a yakınının kaydını bizzat yapar. Öyle ki Yalçın Tura ve Ertuğrul Oğuz Fırat, keman konçertolarını ona adarlar. Bundan sonra da her ay birinin kaydını yaparak, tüm besteci ve eserleri tamamlayacaktır. Hayat boyu sürecek bir projedir bu, çünkü yeni besteciler çıkacaktır hep.

‘Kendi gibi çalması’ gerektiğine karar verdiğinde, 20’li yaşlarının başındadır. O saatten sonra, jürinin kıstaslarına uymak zorunda kalınan yarışmalara katılmaz. Kendi gibi çalmak nedir derseniz, ‘nasıl bir insansa öyle.’ Sadece ona öğretilenleri değil, kendi yarattıklarını çalar. Ustaların bestelerini çalarken de kendi bestesi gibi düşünür, ‘besteci öldü, mezarda. Ben olmasam o yaşamayacak. Bu yüzden istediğim gibi çalmakta özgürüm’ diye düşünür. Bu özgüveni sağladıktan sonra kariyerinde yükselir. Star olmak da bundan başka bir şey değildir herhalde.

İşte kariyerine Londra üzerinden devam etmek yerine Türkiye’ye döndüğü, Klasik Batı Müziği eserlerinin yanında, kendi ülkesinin ezgilerini de yorumlamayı seçtiği için ‘Bu toprağın kemancısı’ derler ona. Müziği Türk sanat, halk, arabesk, caz diye ayırmaz; ayrımı kaliteli-kalitesiz diye yapar. Ona göre Itri, Dede Efendi, Mozart, Bach, Beethoven, Aşık Veysel, hepsi aynı kategoride değerlendirilmelidir.

Dolayısıyla Türkiye’de belli bir azınlığa değil, herkese seslenmeyi seçenlerden olur; bestelerini yaparken kendi halk danslarını kemanla yorumlayan dünya ustalarını örnek alır. Bu nedenle albümlerini belli bir tarza oturtmak mümkün değildir; her tür müzik reyonunda satılır. Zaten istediği de budur. Üstelik sponsor firmaların yılbaşı hediyesi olarak eşe dosta dağıtılacağı CD’ler yapmak yerine, Unkapanı çıkışlı, herkesin satın alabileceği albümler yapmayı yeğler.

1961–72 arası efsane olup sonra dağılan İstanbul Oda Orkestrası’nı bir sivil toplum kuruluşu gibi kendi aralarında örgütlenerek yeniden dirilten müzisyenler arasındadır. Orkestra bu idealist çalışma sayesinde, kendi bileğinin hakkıyla İstanbul Festivali’ne davet edilir hale gelir. 1999 yılından bu yana İTÜ Dr. Erol Üçer Müzik İleri Araştırmalar Merkezi Eşbaşkanı, Müzik Yüksek Lisans Programı Anabilim Dalı Başkanıdır ve bölüm, Türk öğrencilerin yüksek yapmak için yurtdışına gitmesini önlemek bir yana, yurtdışından da öğrenci almaya başlar.

YENİ KEMANCILAR YETİŞTİRİYOR

Dünyanın her yerinden bir grup öğrencisi de altı yıldır ders vermeye gittiği İsrail’deki Keshet Eilon yaz okulundadır. Bu okul, Sholomo Mintz gibi uluslararası virtüözlerin ders verdiği bir merkezdir. Bu arada Bursa’dan Van’a, Türkiye’nin pek çok kentinden yetenekli çocuklara keman dersi verir. CAKA (Cihat Aşkın ve Küçük Arkadaşları) adını verdiği bu proje de ‘Anadolu’daki çocukların önce karnını doyurun’ diye düşünenlere bir cevaptır. ‘Kültür götürürsek, kendine yetecek besini taştan çıkarır’ der. Bu fikri de ona bizzat çocukların kendisi vermiştir; her yerde ‘Ben de sizin gibi keman çalmak istiyorum’ diyen çocukların sayısı öyle çoktur ki... Bursa’da olduğu gibi her kentten yılda 20 çocuk yetiştirse, on yılda 1600 çocuğu kemancı yapabilecektir. Ama bu şahane projeye destek verecek bir sponsor ortaya çıkmamıştır henüz.

Ve yedinci albümünün adı ‘Umutsuz’ olur. Neden? Son yıllardaki haleti ruhiyesi bu olduğundan... Biraz memleket şartlarından; yüzlerin pek gülmediğini gözlemesinden... ‘Umutsuzluklar içinde yaşayan binlerce insana bir umut olsun’ diye... Düzenlemelerin hemen hepsinin kendisine ait olduğu albümde, Yılmaz Güney’in Umutsuzlar adlı filminin Yalçın Tura tarafından yapılan müziğinin Aşkın yorumu, Ermeni Halk Şarkısı, Seyid Rüstemov’un Oku Tar adlı parçası, Dede Efendi’den Sultaniyegah Ağır Semai gibi eserler vardır. Çaykovski ve Rahmaninov’un da iki ‘umutsuz’ eseri, Batı kontenjanından yer alır. Ama sevinç kontenjanından hiç umutlu eser de yok değildir; Refik Fersan’ın Acemkürdi Şarkı’sı ve bir Azeri halk türküsü...

Umut hep vardır.

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019