Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1739




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 48 müzisyen gazete okuyor
 
 
Vüsal Hacıyeva
 
 
Yayımlanan Sayı :

Azerbaycan’da Caz - 17.02.2006





Tüm dünyada Türk olduğunuz Için itibar ve sevgi gördüğünüz tek ülkedir Azerbaycan. Yabancı ülke diyecektim ama dilim varmadı çünkü politik sınırları ayrı Da olsa Azerbaycan gerçekten bir Türk yurdu, bunu oraya giden bütün Türkler hemen hissederler. Ayrıca orada yaşayan hatırı sayılır miktarda Türk vatandaşı Var Tanıdığım ilk Azeri jazz sanatçısı Aziza Mustafazadeh idi. Onunla Istanbul'da konuşurken Azerbaycan jazz dünyası hakkında epey bilgi almıştım. Aziza,nın rahmetli babası Vagif Mustafazadeh ise jazz dünyasının böyük sanatçılarından Kabul ediliyor.Geçen sene temsilcimiz olan Azeri firmasının müdürü Elçin bey'in bana Vagif Mustafazadeh'in kasetini bulmak Için nasıl çırpındığını hala hatırlıyorum. Maalesef Azeri müziğini Azerbaycan'da CD olarak bulmak çok zor ama kasete razı Olanlar Için her zaman bir çözüm buluyorlar. Hacı Hacıyı Mekke de derviş derviş tekkede bulur derler, bir gün ben de Bakü'de jazzı Buldum ve Bakü Yaşantım değIşti. Bakü'de bindiğim taksi güzel bir soraktan geçerken gözüm dükkânlardan birinin levhasına takıldı; Karavan Jazz Club. şuraya Bakü Sörtümde uğramak üzere internet usulü Bir bookmark koyayım dedim ama körün istediği bir göz Allah şaşkına Verdi iki göz misali Karavan'a çok havalı Bir şekilde gideceğimi o an bilmiyordum. Kendisi ile görüşmek üzere ziyaret ettiğim Bakü Vali yardimcısı Eldeniz bey ile Iş konuşmalarımızı bitirdikten sonra biraz sohbete dalmışken sordum; "Bakü'de jazz varmı ü'. Eldeniz bey "Tabi var, vaktiniz müsait ise sizi oraya göndereyim, bizim Karavan Jazz Club'ı dostumuz Rana hanım Işletir, tanış olun o size bizim müzisyenleri tanıtır" demez mi. Sevgili öğle yemeğimi bile ihmal ederek Caravan'a koştum. Rana Hanım tipik bir Azeri Hanım ve tüm Azeriler gibi Türk kardeşlerini çok seviyor. Bir anda sofralar donandı, sohbetler açıldı ve kardeş Azerbaycan halkının jazz dünyasına ilk defa girmiş oldum. Her yerde olduğu gibi Bakü'deki jazz kulplerinde de ançak geceleri canlı Müzik oluyor. Ilk tanışmadan sonra Rana hanımın davetlisi olarak gece dönmek üzere vedalaştım. Ancak bunu diğer geceler de takip etti. O günlerde programı Olan iki ayrı Azeri jazz grubu ile tanışma ve sohbet imkânımız oldu ve onlara kendilerini sizlere de tanıtacağıma söz verdim. "Syndicate" Bakü'nün en tanınmış gruplarından biri ve iki yıl önce kurulmuş. Benim tanıdığım şekli ile üçü kardeş olan dört kişiden oluşuyorlar. Tatlı Bir sonbahar akşamı Karavan'ın bahçesinde konuştuk. "Bak kardeş, bu bizim Bakü'de herkes kendini bir şeyin mafiası Ilan etmiş, bizde kendimizi jazz mafiası Ilan ediyoruz ama bizde Mersedes yok, bisiklete biniyoruz." Kahkahalar ile gülüyoruz. Bu sözlerin sahibi üç erkek kardeşin en küçüğü 33 yaşındaki Rain Sultanof. Her çeşit nefesli saz çalıyor. Rain klasik müzik eğitimi almış konservatuarın klarnet bölümünü bitirmiş, soprano saksafon çalarken yaptığı Müzik insane meditasyon gibi geliyor. Hem Azerbaycan Devleti Televizyon ve Radio orchestrasında çalıyor hem de bir çok yabançı Gruplar ile çalışmak üzere yurt dışına gidiyor. Türkiye'ye de gelerek otellerde çalışmış. Bekar, evliliğin jazz ile iyi gitmediğini söylüyor. Ama gece program aralarında yerli yabancı Bir çok genç hanım ile sohbetler yapdığını bizzat gözlerimle gördüm, bekar kalması Zor gözüküyor. Rain sözlerine devam ediyor; "5 yaşımdan beri jazz müzüıinin Içindeyim, gözümü açtım jazz çalan ağabeylerimi gördüm. Almanya'ya sık sık gidir çalıyorum, Türkler bizim öz kardeşlerimiz, bu sözsüz(Azerice tartışmasız demek istiyor), onlar ile çalmak çok isterdim, Istanbul'a gelmek, sizin jazz insanları Ile tanışmak ve jam session yapmak, tüm bunlar bizim hayallerimiz, inşallah birgün gerçekleştierceğiz. Miles Davis, John Coltrane, Micheal Bresker ve Jan Garbarek hayranıyım. Bence jazz müzikte varılan en üstün insani duygudur, doğaçlama ise düşüncedir, beyindir, yürektir." Bu sözler üzerine tartışmaya başlıyoruz ve sözü ağabey Rauf Sultanof alıyor; Jazz nedir diye hep sorulur ama hiç kimse bilemez. Jazz hem müziktir hem de felsefedir. John Coltrane öz sözünü saksofonu ile insanlığa iletmiştir. çok eski bir geçmişI olmamasına rağmen jazz bugün klasik müzigin seviyesine varmışdır." Rauf Sultanof grubun başçısı, elektirik bas çalıyor. 1979 model bir Fender bass çalıyor ve bu çok değerli olduğunu belirttiği aletinin üstüne titriyor. Müziğe piyano çalarak başlamış, onun çocukluğunda Sovyetler Birliğinin parçası Olan Azerbaycan'da jazz yasaklı Imiş. Tüm yaşamında müziıin önemli bir yeri olmuş. şarkıçı Raşhid Beybatav ile çalışmış. Esas hocası Piyanist Rafik Babayev olmuş. Ondan "rehberim" diye bahsediyor. Azeri saksafoncu Tevfik Abanov'u beğeniyor. Ama son tahlilde o da Vagif Mustafazadeh'e hayran, söz babasının izindeki kızına geliyor; " Aziza çocukken bizlerin arasında büyüdü. Babayev'e gelirdi. Daha o zamanlar çok yetenekli olduğu belli idi." Kulübün alt katında ve Iç salonun divarında Vagif Mustafazadeh'in bir resmi var, sanki sahnede çalan tüm jazz'çıları denetliyor gibi. Hersinin ona saygı duyduğunu hemen hissedebiliyorsunuz. Rauf biraz da bugünün dünyasında Azeri jazz'çıları anlatıyor; Bar ve kulüplerde çalıyoruz ama oldukça kısıtlı. Hiçbirimizin mali durumu çok iyi değil. Genç nesil jazz ile pek ilgilenmiyor. Jazz'ın reklâmı Da yok. Dinleyicisi az. Biz de olabildiğince değIşik yerlerde çalıyoruz var olmaya çalıyoruz. çok isterdik ki Azerbaycan'da daha derin bir jazz kültürü olsun. Rusya'da durum Bakü'den değIşik. Novosibbir sk'e bir festivale gitmiştik, insanlar orada jazz'a çok meraklı, bizi sokaklarda durdurup imza istiyorlardı, çok şaşırdık ama bizleri tanıyorlardı. Ülkemizden ayrılmak ve köklerimizden kopmak istemiyoruz, biz olarak kalmak istiyoruz. Bana göre jazz başka Iş kaldırmaz, jazz çalanın sadece bunu yapması Lazım. Ben inaniyorum ki yeni çağda jazz çok popüler olacak, insanların kültür seviyesi arttıkça jazz daha çok sevilecek. Jazz öyle bir organizma ki her yerde kök veriyor" Grubun piyanisti olan Eldar Rzakuluzadeh ise ogün Paris'te bir jazz festivaline davetli idi. ülkesinin tanınmış müzisyenlerinden biri. Devlet Televizyon ve Radyo Jazz Orkestrasının da hem sanat yönetmenliğini hem de şefliğini sürdürüyor. Ramin Sultanov grubun davulcusu ve ortanca kardeş, o az konuşuyor, daha çok kardeşlerini dinliyor. üç yaşında annesinin tencerelerini çalarak bu Işe başlamış… Sonra uzun müddet folk müzik ile uğraşmış. Onun yerine basçı ağabeyi konuşmamızı sürdürüyor; "Kendi destelerimiz var, hep beraber bir albüm yapacakdık ki stüdyo yandı. Zaten burada iyi stüdyo ve ses mühendisi de yok. Türkiye'de albüm yapmak isterdik. Siz Türk kardeşlerimizde de jazz'ın ruhunu ateşleyecek tutkulu bir ruh yapısı ve sıcak kan var, beraber yapacağımız çalışmaların çok iyi sonuçlar vereceğine inanıyoruz." Vakıt geçti ve onlar programa çıkmak üzere aşağı kata indiler. Ben de o geceki konuklarının arasına karıştım. Jazz'ın sorunlarının ve düşüncelerinin dünyanın her tarafında ne kadar birbirine benzediğini düşündüm. Karavan'ın o geceden sonra bana alışkanlık yapacağı çok belli idi ve ertesi gece aynı Yerde bu sefer başka bir Azeri grubu ile tanıştım. "Baküstik Jazz" adından da analşıldığı Gibi sadece akustik müzik yapan bir Bakü Grubu, piyanist Salman Gembarov tarfından kurulmuş. Emil Hasanof bas Tevfik Jabarov ise davul çalıyor. Gembarov konuşmaya başlamadan önce bana özel bir konser vereceklerini söyluyor. Oturup dinliyorum. önce "When I Fall in Love" başlıyor sonra Miles Davis'den "prefrancing" ile devam ediyor.Bak/'nun ortasında tuhaf bir duygu bu. Minik konserimiz iki adet Gembarov bestesi ile bitiyor, sonra sohbete başlıyoruz. "Biz jazz'da Amerikan düşüncelerine Azerbaycan yolu ile varıyoruz. Azerbaycan'ın ekmeği ve suyu ile büy/yen insanlar olarak başka bir yol düşünemeyiz. Ben kişisel olarak sözler ile kendimi iyi ifade edebilen bir insane değilim. Müzik beni ifade ediyor. Bakü'de jazz'a olan ilgi az, ancak yurt dışından yıldız bir sanatçı Gelince ilgi oluyor. Biz bir çok kişI gelsin ve dinlesin diye çalmıyoruz, müziğimizde dans etmek yok, yemek yemek yok. Bize az insane gelsin ama derin insane gelsin istiyoruz. Popüler müzikten uzağız, büyük mekanlarda çalmayı Sevmiyoruz, o tip yerlerde müziğimiz ile herkese ulaşamıyoruz. Ancak jazz eğlenceli olmasın da demiyoruz, jazz hem eğlenceli hem de ciddi olabilir, biz jazz'ın ciddi tarafına inanıyoruz ve ömrümüzü de bu yola adamak istiyoruz. çok ünlü bir Azeri bestecisi vardır, bilmem Işittiniz mi, adı Kara Karayev'dir. Biliyorsunuz ülkemizde çok eski yıllardan beri petrol çıkıyor. Karayev müziği petrole benzetirdi. "Petrolü üstten götürmeyin, derinden kazın, ancak bu şekilde kaynağını keşfedersiniz ve sürekli akar derdi. Işte biz onun gösterdiği yoldan gidiyoruz, derinden kazıyoruz ki daha değerli müziğe varalım. Biz mugam çalmayız, onu çalacak Azerbaycan'ın öz sanatçıları var, milli enstrümanları var, Biz mugam çalarsak Işte bu yüzeyden çalmak olur. Ben ancak kendi bestelerimi çalarak müziğin derinine inebilirim. Birçok insane bizim fikirlerimizi anlamıyor ve bu da bizi çok üzüyor." Tiflis'den yeni geldiklerini öğreniyorum. Oradaki güzel sanatlar festivalinde çalmışlar. Konu Istanbul'a dönüyor, "Istanblues" jazz kulubünü internetten tanıyorlarmış, kapandığını söylüyorum çok üzülüyorlar. Bu internet müthiş birşey. Bizdeki Cafe Gramofon ve Kerem Görsev Jazz Bar'dan bahsediyorum, çok ilgi duyuyorlar. Sırf jazz müziğine olan merak artsın diye bir çok parasız konserler verdiklerini duyuyorum. Gembarof klasik bestecilerden Bela Bartok, Igor Stravinsky ve Karayev'I beğeniyor. Ona göre Karayev'in prelüdleri 1950 de yazıldığı Halde rahatlıkla 21. yüzyılın m/ziği sayılabilir. Jazz'da ise başköşesinde Keith Jarret var. Onu herkesin üstünde tutuyor. Yabancı Jazz'cılardan Belçikalı Saksafoncu Joe Heim, Amerikalı şarkıcı Koko York ve Hollandalı Flütçü Bart Platto ile çalışmalar yapmışlar. Joe Heim'in Belçika'daki web sayfasında grubun adı Yer alıyor. Bir ara gözüm Basçı Hasanov'un gitarına takılıyor. "Fender Prestige,Jacko", çok güzel bir alet. O da John Pattutuchi hayranı. Tiflis'de onu dinlemış, Pattutuchi 6 telli bir basgitar ile playback çalan bor CD eşliginde konser verminş. Bir başka seferde ise Michael Petrucianni'yi dinlemiş ve çok beğenmiş. Gürcistan'ın Azeri jazz dünyasına da bir çıkış kapısı olduğunu böylece teşhis etmiş oluyoruz. "Bir arzumuz var, sizing güzel festivalleriniz var, bilmelisiniz ki Amerika'dan başka ülkelerde de jazz'a gönül verminş iyi müzisyenler var. Bizleri de hatırlayın, sizing managerleriniz bizleri biraraya getirsin. Bizleri tüm eski Sovyet ülkelerinde iyi müzisyenler olarak tanıyorlar. Bizleri festivallerinize davet edin tanışalım, çalalım. Beraber yapabileceğimiz çok güzel şeyler var. Sizlere şimdiye kadar Azerbaycan'dan Gönderilen müzisyenler gerçek temiz Azeri müziğini icra etmiyorlar. Tar çalmak demek Azeri müziği demek değildir. Iyi müzisyenleri keşfetmek Için managerlerinizin buraya gelip bizzat bizleri kendi yerimizde dinlemesi lazım. Gelin görün ve en iyilerimize siz karar vererekbizleri Türkiye'ye çağırın." Sonra onlar sahne alıyorlar ve ben de diğer dinleyicilerin arasına karışıyorum. Gembarof tıpkı Keith Jarrett gibi piyanonun başına oturuyor ve o an doğaçlama bir giriş yapıyor, bu sefer Azerbaycan havasını hissediyorum, biraz hüzün biraz çoşku ama hep gelecekten beklentileri olan bir ülkenin sesi. Bir sonraki seyahatimde onlara bizim jazz müzisyenlerinin kasetlerini götürdüm ve Rana hanıma teslim ettim. Her iki grubun da kasetlerini ve adreslerini aldım. Ilgilililere iletmek istiyorum. Ancak Bakü'nun bana bir sürprizi daha oldu. Oradaki Türk dostlarım Azeri jazz CD'leri bulurum diye beni yeni açılan bir dükkâna götürdüler. Adı Music Art Book and Cafe. Türkler İşletiyor. ön bölüm küçük bir cafe, divarlarda resimler var, çok iyi kalitede Italyan kahvesi Içip günün keklerinden yiyebiliyorsunuz. Orta bölümde değIşik tarzlarda kitaplar var. Arka bölüm ise CD'lere ayrılmış. Aradığım Azeri jazz'ını gene bulamadım ama İstanbul’dan eski müşterisi olduğum dostum Adil Topçu'yu buldum. Meğer o da Azerbaycan'daki Türkler ordusuna katılmış. Sarıldık ve hasret giderdik. Derviş dervişi sonunda tekkede bulmuş oldu. Eğer sizlerin de yolu birgün Bakü'ye düşerse mutlaka sizlerle paylaştığım kulübe gidin, Azeri jazz müzisyenlerini dinleyin. Adil'de bir kahve Için, keyifli doctluklar yaşarsanız kulaklarımı çınlatırsınız








 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019