Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 13
Sayı: 1707




Müziğin Yaşamınızdaki Yeri Nedir?

Müzik Dinlemeden Duramam.
Müzik Dinlemem
Yaşamımdaki Yeri Çok Önemlidir!
Olmazsa Olmazım Değildir!
Müzik Dinlemenin Beni Geliştireceğini Düşünürüm!
Müzik Benim İçin Zengiliktir!
Çok Önemlidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 
Şu an 22 müzisyen gazete okuyor
 
 
Zeynep Ç. Yayınoğlu
 
 
Yayımlanan Sayı : 635

Rojin: Solcu erkek demokrasiyi kapı önünde bırakır - 25.09.2008





Türkiye’de Kürtçe şarkı söylemenin zorluğunu en iyi bilenlerden biri Rojin’e karın ağrısını sorduk. O ise sanatı bir kenara bıraktı, Türkiye’de Kürt bir kadın olmanın ne olduğunu samimi diliyle anlattı.

Yanık sesini bir kez duyduysanız unutmanıza imkan yok. Ama onunla bir kez sohbet etme fırsatı bulduysanız onun dilinden dökülenleri aklınızdan çıkarmanıza imkan yok. Dobra mı dobra bir kadın var karşınızda. Öyle “off the record” kısıtlamalarına hiç de girmeyen. Patır patır anlatıyor neler yaşadığını. Kürt milliyetçisi bir evde demokrasi eğitimleri verilirken nasıl da faşist büyütüldüğünü anlatıyor. Çekinmeden. Etkilenmemek mümkün değil. Çünkü karşınızda duran kadın kimliğini masanın tam orta yerine koyuveriyor ama anlattıklarıyla dinler, ırklar, bayraklar üstü bir anlayış sergiliyor.

Nereli olduğunuzdan başlayabilir miyiz?

Annem Lübnanlı, babam da Mardin, Nusaybinli ama ben Adana’da doğdum.

Çok yer gördünüz anladığımız kadarıyla...

Çok. Öyle ki gittiğimiz yerlerde kadınların sünnet olduğunu bile gördüm.

Türkiye’de değil herhalde...

Irak’ta bir köyde genç kızların evlenmeden önce sünnet edildiğini gördük. Bazı erkeklerin sünnet olmayan kadının elinden su bile içmediğini öğrendik. Haram diye bakıyorlar. Bana göre tarikat anlayışıdır bu. Kadın konusu hakikaten çok önemli bir konu. Benim de elimde değil, her konuda kadının yanında oluyorum. Kavga eden bir karı koca varsa araya giriyorum hemen ya barıştırıyorum ya da kadını koruyorum. Herhalde ileride kadınlara dair ya bir organizasyon yapacağım ya da bir dernek kuracağım.

Nedir bu kadınlara olan merhametiniz?

Hemcinslerime yazık ya... Mesela benim bir komşum vardı. Adamın hiçbir vasfı yok, okumamış ama kadına tüyleri diken diken edecek sözler sarfedebiliyor. Sanki evde bir köle ya da hizmetçi varmış gibi. Bu çok üzücü.

Siz nasıl bir ailede büyüdünüz? Kadına nasıl bakılıyordu ailenizde?

Biz on kardeştik, beş kaldık. Bizde kadın bastırılırdı. Okuyorsan mutlaka öğretmen filan olmalıydın. Başka bir meslek düşünülmezdi. Zordu öyle bir aileden gelmek.

Ne açıdan zordu en çok?

Yasakçı ve ahlakçı bir ailede olmak zordur. Mesela ben bir ilişkiden çıktığım zaman uzun süre toparlanamıyorum. Arkadaşlarım benim kronik yalnız olduğumu söylüyorlar. Ama öyle bir toplumdan geliyorum ki kolay adapte olamıyorum herşeye. Üniversiteye gittiğimde bile tek kaşım vardı benim. Bayır Gülü gibiydim. Kaşın ortasını almanın bir namussuzluk ve soysuzluk olduğunu düşünüyordum. Sonra aldığımda ise birkaç gece uyuyamamıştım soysuzlaştım mı diye. Bekaretini kaybetmekle eş bir şey nerdeyse. Öyle bir şey ki bu ağda yapmak bile çok ayıp. Halbuki çok insani şeyler bunlar. O yüzden üniversite hayatımı sakallı ve bıyıklı bir Rojin olarak geçirdim. “Pala Rojin’ derlerdi bana.

“BÜTÜN KADINLAR YALNIZ”

Mücadele ediyor muydunuz o dönem?

Ben ortaokuldayken bile kadınlarla ilgili bir şey olduğunda hemen tepki verirdim. Tuhaf bir şey bu. 80-90 yaşına gelinceye kadar, kadınlarla ilgili çok önemli şeyler yapacağımı hissediyorum yani. Bu konuda kendimi misyoner gibi hissediyorum. Belki de önceki hayatımda böyle bir durum vardı. Reenkarnasyona da inanırım çünkü. Hemcinslerimi seviyorum. En kendine güvenen kadın bile içimi cız ettiriyor çünkü hepsi yalnız. En tepede bile olsa yalnız. Çünkü erkekler güçlü kadınlardan korkuyor. Zaten ya boşanmış oluyorlar, ya da dul. Bir kısmı da çıtırlara tercih ediliyor.

Ya da artık suni döllenme yolutla kadınlar kendi kendilerine hayatlarına devam edecekler...

Ne kadar acı bir şey ama babasız çocuk. Mesela annem habire arıyor beni “Kızım konuştuğun kimse var mı?” diye. Meraklanıyor benim için.

Var mı konuştuğunuz biri?

Herkesle konuşuyorum ama özel biri yok.

Kadınlara karşı bu kadar merhametlisiniz. Peki ya ilişkilerinizde siz nasıl bir kadınsınız?

Bende bir çelişki var. Birlikte olduğum insanın ayağını bile yıkadığımı biliyorum. Çok kötü bir şey bu ama ne yapayım. Ben de böyleyim. İnanılmaz verici oluyorum sonra da çok itici oluyorum. Çok fedakarlık yapıyorum. Onlar da beni annesine benzetiyor. Hatta itildiğim, kakıldığım ilişkilerde bile mutlu olabiliyorum.

Her kadının içinde bu anlamda bir Kakılmış’lık var mı sizce?

Kakılmış’tan çok, bir Kak var içimizde. Çünkü ben vermeyi seviyorum, almayı değil ‘Fareler ve İnsanlar’daki Lennie karakteri var ya. Ona benzetiyorum kendimi. Severken boğuyorum. Bir türlü cool kadın olamadım yani.

Oysa çok da cool duruyorsunuz. Bir erkeğe çok da ihtiyacınız yokmuş gibi.

Güçlü duran, erkeğe ihtiyacı yokmuş gibi duran kadın ilişkide çok daha ezik davranıyor bence. İngiliz takılan kadınlar ise daha çok yönlendiriyorlar erkeği. İngilizler için önemli stratejileri yoktur, önemli çıkarları vardır derler ya. Aynen o hesap. Ben hiç öyle bir kadın olamadım. Her şeyi bir anda söylerim.

“SÜREKLİ TAKİP EDİLİYORUM”

Aileniz nasıl karşılıyor ilişkilerinizi?

Annem her telefonda ‘Yok mu kimse?’ diye soruyor. Kürt kadın bile ne hale geldi, düşün.

Onların istediği damat adayı nasıldır?

Kürt olsun, yeter. Ama baktığın zaman yıllarca Kürt damat diye tutturdular. En iyi damadımız ise Türk olandı. Zor bela istedi ablamı. Kavgalar çıktı. Sekiz kere kapıya geldi. Dövdüler ama sonuca bak. Diğer Kürtler ise tıs. Hayatta hiçbir şey için iddialı konuşmayacaksın. Maalesef ne kadar benim çocuğum bunu yapmayacak dersen tam tersi oluyor. Hala diyorlar ki seni Türk birine vermeyiz ama kim takar? Benim için insan olsun yeter.

Siz burada yalnız mı yaşıyorsunuz?

Evet.

Burada yalnız yaşamanıza ses çıkarmıyorlar mı?

Sürekli bir takip halindeyim. Mesela programıma gelip kontrol ettirdiklerini biliyorum.

Aile tarafından mı takip ediliyorsunuz?

Tabii. Herkes biliyor, herkes haberdar nasıl yaşadığımdan. O yüzden pek de yalnız yaşadığımı söyleyemem. Yalnızım ama evime kim giriyor, kim çıkıyor herkesin bilgisi var. Zorluğu şu aslında. Kürtçe müzik yapıyorsunuz ve sınırları var bunun. Ben sahnede çok konuşurum, espri yaparım, hikayeler anlatırım. Ama ağır abilerin suratı asılır. Hoşlanmazlar. Ben onlara Zulular diyorum. Afrika’nın en ilkel kabilesi gibi. Bir yerde memur olsaydım belki bu zorlukları yaşamazdım. İnternet siteme bile baksanız yüzlerce e-mail var. “Rojin Bacı neden omzun açık” diye yazan. İlkel ve şekilci bir anlayış bu.

“KENDİ DEĞERLERİMİZDEN MUTSUZUZ”

İşin sanat kısmından çok Kürt kısmının öne çıkıyor olması rahatsız edici, değil mi?

Kesinlikle çok rahatsız edici.

Kürtçe sözlü şarkı söylemek de bir sorun mu burada?

Evet tabii, hala büyük sorun. Ama ben gülüyorum bunlara. Bana ne Britney Spears’ın frikikinden ya da Jennifer Lopez’in ikizlerinden. Biz kendi değerlerimizden mutsuzuz. Benim yanı başımdaki Ermeni kardeşimin dili ne kadar güzel bir dil. Biz bu ülkeyi beraber kurtarmışız Kurtuluş Savaşı’nda. Nedir bu birbirimize nefretimiz, kinimiz? Kaç bin kilometre öteden Amerikalı’nın dili bize nasıl kutsal geliyor, tapınıyoruz. Ama Kürtçe ya da Ermenice’yi beğenmiyoruz. Hele bir de ben İngilizce şarkı söylesem olay oluyor. Bu ne kompleks, bu ne hastalıklı durum. Kürtçe şarkı söyleme olayında da resmen 15 sene geriye gittik.

Neden bir anda geriye gittik sizce?

Son bir yılda oldu bu. Hrant’tan sonra diyelim. O bir milat gibi oldu denilebilir. Bu ülkede birileri bir şeyleri korumaya çalışırken birileri de ateşe su serpmeye çalışıyor. Sen okşarken daha yavaş yol alıyorsun, dokunuyorsun, bakıyorsun ama o bir anda şırak diye patlatıyor. Bozmak kolay olan. İnşa etmek çok zor.

Burada Kürt olmanın nesi zor?

Ben mesela biraz dan dan konuşan biriyim. Geçenlerde Taraf’ta bir röportajım çıktı. Sonra bütün Kürt internet siteleri bana hücum etti. Sen nasıl babam Kürt-Faşiştti dersin diye. Adam küçücük bir çocuğu dövüyor Türkçe konuşma diye. Oysa ana dilini öğretmenin yolu bu mudur? Hayır. Devlet de babamın yaptığının bir başka türlüsünü yapıyor, daha katısını.

“SOLCU ERKEK DEMOKRASIYI AYAKKABASIYLA BERABER KAPI ÖNÜNDE BIRAKIYOR”

Türkiye’de Kürt milliyetçisi bir ailede yetiştirilirken dengeleri nasıl kurdunuz?

Çoğul kişilik yaşar hale geldim diyebilirim. Ortaokulda mesela babam Marks’ın Kapital’ini verdi elime. Okulda filan da değildim. Evde baba veriyordu eğitimi. Felsefe başlangıç ilkelerini öğrendim o yaşta. O zaman eve bir sürü insan gelirdi. Misafirler yer, biz artıkları yeriz. Eve her örgütten gelen var ama 1980 dönemi bu. Herkes okur, kitapları tartışırdı. İşte ben de bunu anlayamıyorum. O kadar okuyan insan nasıl böyle korkunç işkenceler yapar?

Nasıl bir işkenceden bahsediyorsunuz?

Aynı Gönül Yarası’ndaki adam gibiydi. Dışarıya çok iyi ama aileye ilgisiz. Mesela adamın biri cezaevinde. Onun ihtiyacını karşılardı. Ama biz evde açız, sefalet diz boyu. Bu bir çelişki değil mi? Solcu erkek demokrasiyi ayakkabısıyla beraber kapı önünde bırakıyor. Eve girdikten sonra çok farklı. Abilerimiz vardı eve gelen örneğin. Hiç ummadığım birinin karısını dövdüğünü öğrendim yıllar sonra. Kadın yıllarca gizlemiş. Adam öyle demokrat takılıyor ki halbuki resmen tapıyorsun. Bunları gördükçe de nefret ettim bu ikiyüzlülükten.

“HEPİMİZ BİRER HEDONİST MANYAK OLDUK”

Sizin nasıl bir politik anlayışınız oluştu?

Valla bütün ideolojiler ölüyor; doğuyor, yaşıyor ve ölüyor. Aslolan bireyin kalitesi. Bireyci desinler, bilmem ne desinler. Umrumda değil. Örgütçülüğe filan inanmıyorum. Kaliteli bireylere inanıyorum. Bakıyorum derneklere mesela. Ne kadar vasıfsız adam varsa orada. Burada bir yanlışlık var o zaman. Öyle donanımlı bir gazeteci olmalıyım diye düşünüyorum.

Bu donanım sadece eğitimle mi mümkün sizce?

Hayır, yeterli değil. Kişilik çok önemli. Bakıyorsun adam çok iyi bir yazar, çok iyi bir şair ama sapık, hasta ruhlu. O kadar çok karşılaşıyoruz ki bu tip şeylerle. Nefsini terbiye etmek, zaaflarını törpülemek gibi birşey kalmadı. Hepimiz birer hedonist manyak olduk zevklerimize dalıp. Bireycilikten kastım ego değil. İnsan egosunu ne kadar törpülerse o kadar insandır diye düşünüyorum.

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2018