Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 13
Sayı: 1693




Müziğin Yaşamınızdaki Yeri Nedir?

Müzik Dinlemeden Duramam.
Müzik Dinlemem
Yaşamımdaki Yeri Çok Önemlidir!
Olmazsa Olmazım Değildir!
Müzik Dinlemenin Beni Geliştireceğini Düşünürüm!
Müzik Benim İçin Zengiliktir!
Çok Önemlidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 
Şu an 18 müzisyen gazete okuyor
 
 
Murat Beşer
 
 
Yayımlanan Sayı : 648

Özgürlüğe uçuşan notalar - 22.10.2008





“Durmayın, durmayın” diye sesleniyor kalabalığa. Sahneye geldiklerinde kısa buluyor alkışı. Ardından “İstanbul’u çok seviyoruz, ama trafiği Los Angeles’tan beter” diye şikâyet ediyor sahnelerimizin gediklisi, haklı olarak. Devamında mesai arkadaşlarını tanıtarak dünya barışı için çaldıklarını ilan ediyor; son albümlerine adını veren “Not in Our Name” ile başlıyor Liberation Music Orchestra lideri basçı Charlie Haden.

Kadroda adı geçen altocu Miguel Zenon nedense yok. Sahne düzeni bir Haden klasiği; en arkada ve yukarıda kendisi yer alıyor. Sekizi nefesli olmak üzere 12 müzisyen var İş Sanat sahnesinde. Seyirciye göre sol başta oturan Carla Bley, piyanosundan çok koklatmıyor. Daha ziyade orkestra şefi olarak parça başları ve bitimlerinde ayağa kalkarak direktif veriyor.

Düzenlemeleri harikulade; zekâ işi ve kusursuz yönetme yeteneği sergileyen cinsten. Ama, vücut dili soğuk ve küstah. Kalabalık orkestrayı karşısına alan Bley, arılarını etrafında toplayan Ana Kraliçe edasında.

Hayaller ülkesi Amerika

Sırada “The Falcon and the Snowman” filminde David Bowie tarafından söz yazılarak seslendirilen Pat Metheny bestesi “This is Not America” var. Hayallerin Amerika’sını düşleyen parçayı reggae ritimleriyle çalıyorlar. Bol sololu bir yorum. Solo aralarında ifadeci ana tema tekrarlanıyor. 

Marş ritminde yürüyen Bley bestesi “Blue Anthem”e genç ve süper yetenekli alto saksofoncu Chris Cheek’in bizi altmışlı yıllara götüren romantik solosu damgasını vuruyor.

Nefeslilerin üzerine kurulmuş enfes düzenleme “America The Beautiful”, Amerika’nın hayaller ülkesi olduğu zamanlardan kopup geliyor. Trompetçi Michael Rodriguez, geleneksel formları evrenselle sarmalıyor.

“Amazing Grace”e çıplak elleriyle çalgısının her yerini okşayarak giriyor davulcu Matt Wilson. Sıra dışı soloda, yüksek teknik isteyen performansın, bagetsiz de yapılabileceğini gösteriyor bizlere. Parça sonunda trompetçi Curtis Fowlkes’in “niiiiiii” diye uzayarak biten komik sesi ise ciddiyet içindeki eğlencenin ve soluklanma anlarının da yaşama dahil olduğunu vurguluyor.

Dvorak’ın “Yeni Dünya” adlı senfonisinden uyarlanan “Going Home”da sahnenin figüranı gitarcı Steve Cardenas, silik ve utangaç bir caz - blues solosu yapıyor.

Meksika müziğinden esintiler taşıyan “Rabo De Nube”nin devamında, Bill Frisell bestesi “Throughout”un girişinde ilk kez belirgin olarak duyuyoruz piyano tınılarını. Haden ve Bley atmosferik bir düet yapıyorlar.

Adagio ile bitişik çalınan davulsuz düzenleme “Silence”ı baştan sona ayakta yönetiyor Bley. Konserin bis’ine geleneksel “We Shall Overcome?” çok yakışıyor.

Cazın da trafiği yoğun İstanbul’da. Acele etmeli; zira Norveçli piyanist Ketil Björnstad, Nardis’te bizleri bekliyor.

Zıtlıkların uyumu

Bereketli caz akşamının ikinci konseri için koşturarak Nardis’e girenleri, Ketil Björnstad  - Anneli Drecker ikilisinin ilk setindeki son şarkı “The Anniversary” karşılıyor.   

Mucize. Bu sesi ilk duyduğumuz albüm, Bel Canto’nun “White-Out Conditions”ı, hayatımızı karartmıştı. O Cocteau Twins’in Elizabeth Frazer’ı ile bizim perimizdi. Şimdi ise bir metre ötemde. 

Anneli’nin sesi tanınmayacak halde. Oysa için için yanan tutkuların sesiydi o. Mesafeli, kopuk, rüyasal, metaforik, cismani olmayan bir sesti; tarzında güçlü bir 'cool’ hissiyatı olan. Hayır demenin mümkün olmadığı bir gizeme sahipti. O muazzam sesli kadın gitmiş, yerine bambaşka biri gelmiş. Altı ay önce anne olmuş ve hayli de kilo almış.

Donne’a ses verdi

Hayal kırıklığının ilacı Ketil oluyor. İkinci sette gözler onda. Alışıldık bir caz piyanisti değil; gerçek bir 'pürist’. Tercihleri de kendisi gibi. Bu akşam 400 yıl önce yaşayan metafizikçi İngiliz şair John Donne’un satırlarına ses veriyor.

Uzun bir solo doğaçlama yapıyor önce. Huşu içinde yudumlanan şaraplar eşliğinde dinleniyor bu fenni sololar. Anneli’nin aklı başka yerde. Huzursuzca sürekli cep telefonuyla meşgul, kapının solundaki kuytu bölmede.

“Song” ile sahneye geliyor. Bu sette galiba biraz daha iyi. “Love’s Usury”de tizleri hatasız inip çıkıyor. “The Indifferent”ta sıkıntısını dağıtmış gibi görünüyor.

Ketil, şarkıları zıtlıkların uyumu ve değişim üzerine kurmuş. Kimi zaman masmavi bir atlas ve sonsuz bir okyanus, kimi zaman kadife yumuşaklığında bir piyano duyumsatıyor. Vokal aralarına hınzır soyutlamalar yerleştiriyor. Çağdaş klasikçilere yakın pasajlar çalıyor. Metafiziksel şarkılara ayrıksı bir modernlik katıyor. Pamuk helvamsı bembeyaz saçları ile bir idil kahramanı gibi.

En yüksek coşku ve katılım, konserin son şarkısına nasip oluyor. “No Man Is An Island”a, en önde oturan Sabahattin Bey ve eşi elleri havada eşlik ediyorlar. Bu müzik, bir bebek elinin suya teması kadar yumuşacık çizgilere sahip.

İstanbul’un trafiğine hiç benzemiyor.

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2018