Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1734




Sizce Tarkan hala Türkiye'nin Megastarı mı?

Evet
Hayır

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 16 müzisyen gazete okuyor
 
 
Barış Yıldırım
 
 
Yayımlanan Sayı : 664

Bugüne Sanatla Bakmak... (3.Bölüm) - 14.11.2008





Dünya sürekli bir değişim içinde, bu yüzden de anlatılacak şeyler asla tükenmiyor. Siz bakmayın Terentius’un “Hiçbir söz yoktur ki eskiden söylenmemiş olsun” cümlesinin söylenecek yeni söz kalmadığını ilan etmek için sık sık tekrarlandığına. Terentius bunu söylediğinde daha milada iki asır vardı ve Şekspir de doğmamıştı Dante de. Aradan geçen yaklaşık iki bin yıl içinde sanatçılar gök kubbenin altında söyleyecek yeni şeyler bulmakta hiç zorluk çekmedi. Terentius bir şeyi gözden kaçırmıştı: Onun içinde bulunduğu dünyada söylenecek her şey söylenmiş olsa bile (ki bu da olanaksızdı) yarın yeni bir dünya doğacak ve söylenecek yeni şeyler ortaya çıkacaktı. Atonal müziğin kurulmasında rol alarak binlerce yıllık tonal müzik duvarında bir gedik açan Schoenberg, [bestecilerce en çok kullanılan ton olan] “do majörde bile söylenecek çok şey var” dediyse bu yüzdendir. Sanatın binlerce yıldır konusu olan her şey ama her şey, her gün ama her gün değişiyor. Ne aşk eski aşk, ne sınıf mücadeleleri eski sınıf mücadeleleri, ne insan psikolojisi eskiden yaşamışinsanların psikolojisi. Bu değişikliklerin kimi gözle görülür, kimi henüz niteliksel bir dönüşümü açığa vuracak niceliksel birikime ulaşmamış, ama hepsi mevcut.

Sanatçılar binyıllardır dağarcıklarına kattıkları araçlarla bu devasa bir hızla büyüyen içeriği ürüne dönüştürüyorlar ve bu ürünler devasa bir hızla yayılıyor. Bir sanatçının “icat ettiği” bir yöntem kitle iletişim araçları yoluyla çok kısa bir süre içinde milyonlarca sanatçının ilgisine sunuluyor, binlerce kez taklit ediliyor, revizyona uğratılıyor, yeniden üretiliyor. Yöntem kıtlığı krizi doğuyor, derinleşiyor, çoğalıyor. Cemal Süreya, bunalımların yeni alanlar, yeni açılar bulunmasıyla sona ereceğini kehanet ediyordu.20 Ne var ki bu yeni araçlar, dünyadaki muazzam değişimin ve iletişimin hızına hiçbir zaman ayak uyduramıyor. Biçim her zaman içeriğin gerisinden gelir. İşte bu yöntem kıtlığı krizi, insanlığın sanatsal yaratıcılığının ortaya çıkardığı bütün yöntemlerin kullanılmasını gerektirir.

Adorno kültür endüstrisi ürünlerinin basitleşmesinden şikayet ediyordu.21 Sanırım bu salondaki ben dâhil herkes de endüstriyel kültürün yüzeyselliğinden şurada ya da burada şikâyet etmiştir. Tamamen kendi gözlemlerimden yola çıkarak bir başka tahmin yürüteyim, bu salondaki çoğu kişi
Lost, House M.D., Seinfeld vs. gibi ABD menşeli dizilerden bazılarını da izlemiştir. Meslekten birisi olarak şunu söyleyeyim, bu tür diziler üstün bir dramatik yapıya sahiptir. Shakespeare’in tragedyalarını oluştururken kullandığı kurgu tekniğiyle Jerry Seinfeld’in en fazla 25 dakikalık komedi şovlarını hazırlarken kullandıkları az çok aynı soydandır. Lost’ta felsefeye de bolca yer vardır, siyaset bilimine de.22 Bu ürünlerin ideolojik yönelimi ayrı konudur, ama sanatsal ustalık açısından önlerinde şapka çıkarmak gerekir ve bu eğilim sadece TV sektörüyle de sınırlı değildir.23 Ama bir taraftan Adorno’nun şikâyet ettiği basitlikte ürünler de dört bir yanımızı sarmış durumdadır.

Sebebi basittir: O da satar, bu da. Piyasada öyle kıran kırana bir rekabet vardır ve yöntem kıtlığı krizi öyle bir boyuttadır ki, çok yakında sanat tarihinin çöplüğünün aslında bir soğuk hava deposundan başka bir şey olmadığına emin olacağız. 18. yüzyılda doğup görece kısa bir ömür süren melodram türünün bugün muazzam bir endüstriye24 hammadde olması gibi, bugün silik ya da unutulmuş pek çok formun dirildiğine, yükseldiğine –ve elbette zaman zaman, sonradan yükselmek üzere– düşüşe geçtiğine tanık olacağız. Bu yüzden de kültür yaşamındaki çeşitlilik, Adorno’nun düşündüğünün aksine ve postmodernizmin sandığı gibi bir olumluluğun değil bir tükenişin, aşırı üretimden kaynaklanan yöntem kıtlığı krizinin emaresi olarak artmaya devam edecektir.

NASIL ÜRETMELİ: İKİ İLKESEL ÖNERİ  İşte bu çürüyen sistemin ve onun, kendi çürüklerinden beslenerek çürümesini bir amok koşusuna çeviren kültürünün ortasında sanatın ve o sanatın kuramının bu sıfatı hak edecek hakikilikte ve bilimsellikte toplumsal bir özne olarak ortaya çıkması politik, ideolojik, etik, hatta insanî bakımdan bir kat daha fazla önem kazanır. Bu sorumluluğu omuzlayan devrimci sosyalist sanatçıların üretimlerini ortaya çıkarırken yedeklerine alabilecekleri iki ilke önererek bu tartışmayı kapatmak –daha iyisi, geleceğe açmak– isterim. Ancak buların dengelenmesi gereken iki nitelik değil ikisinden de vazgeçilemeyecek, biri diğerini ikame edemeyecek iki ilke olduğunu vurgulamak gerekir.

Sanatın toplumsallığı bu ilkelerden ilkidir. Sanat, her zaman toplumsal boyuta sahip bir etkinlikti. Bireysel boyutunun neredeyse yok düzeylerinde seyrettiği zamanlar oldu, ama toplumsal boyutu sahneyi asla terk etmedi. Üstelik toplum gibi nereye çeksen gidecek (mesela bir bankanın hissedarlarını da içine alabilecek) bir kavram da işe yaramayabilir. İçinde yaşadığımız açlıkların, yoklukların, işsizliklerin, ecelsiz ölümlerin dünyasında; o dünyanın egemenlerinin bile muazzam adaletsizliğini itiraf ettiği bu dünyada, sanat gibi önemli bir araç kendine bir gıdım olsun soyluluk ve insanîlik (insansoyuna yakışırlık) mal etme niyetine sahip olacaksa, halk için, yani bu dünyanın mazlumları için söyleyecek bir sözü olmalıdır. Özbeöz halkın malı olan bu aracı halka zerre katkı sunmadan kullanmak mümkündür. Ama bu, o araca yapılacak haksızlıkların en büyüğü, değer hırsızlıklarının ise en adisi olacaktır.

Sanatın sanatlığı ise ikinci ilkemiz olmalıdır. Eğer bir önceki ilkemizin hakkını vereceksek, yani halka bir sözü olan bir sanat üreteceksek bunu halk için sanat üretiyor olmanın doğurabileceği faydasız bir gönül rahatlığı ile değil, en üst düzey sorumlulukla yapmalıyız. Evet, sanat, halk için olmalıdır; buna bir şey daha eklemek gerek, sanat halkla birlikte yapılmalı, sanat denilen araç, doğduğu kaynağın o muazzam ve üretken ellerine geri verilmelidir; ama “sanat” olarak. Sanatın tarihinin, aklının ve duygularının binlerce yıldır ürettiği birikimin zenginliğinden beslenerek ortaya çıkan “sanat” eserleri olarak.

Yararlanılan Önceki Yazılar
Yıldırım, Barış. «Büyüden Doğan Büyüsünü Yitirmiş: Sanatın Eve Dönüş Yolculuğu.»
7+Bir, no. 1 (Haziran 2008).
Yıldırım, Barış. «Folklor Sanata Ana.»
Sahne Dergisi, no. 15 (Temmuz-Ağustos 2006): 26-29.
Yıldırım, Barış. «Tiyatronun Ölüsü ve Dirisi.» no. 14 (Mayıs-Haziran 2006).

KAYNAKÇA

Adorno, Theodor W.
Kültür Endüstrisi - Kültür Yönetimi. Çeviren Elçin Gen, Mustafa Tüzel ve Nihat Ülner. İstanbul: İletişim, 2007.
Berger, John.
Ways of Seeing. London: BBC and Penguin Books , 1972.
Bilgi, Alaattin.
Marx-Engels Ekonomi Politik Sözlüğü. İstanbul: Yurt, 1992.
Gombrich, E. H.
Sanatın Öyküsü. Çeviren Erol Erduran ve Ömer Erduran. İstanbul: Remzi Kitabevi, 1997.
Meyer, Steven P., ve Jeffrey Steinberg. «The Congress for Cultural Freedom: Making the Postwar World Safe for Fascist `Kulturkampf'.»
Executive Intelligence Review, Haziran 2004.
Süreya, Cemal.
Folklor Şiire Düşman. İstanbul: Can, 1992.
Wu, Chin-tao.
Kültürün Özelleştirilmesi: 1980'ler Sonrasında Şirketlerin Sanata Müdahalesi. Çeviren Esin Soğancılar. İstanbul: İletişim, 2005.


*
Karaburun Bilim Kongresi için Bildiri

dipnotlar:


18 Burada yöntem sözcüğüyle sanatsal üretimin biçimsel bütünlüğünde yer alan tüm öğeler kastediliyor. Bu öğelerin arasında sanatsal türler de var, o türlerin gerçekleştirilmesinde kullanılan üslup öğeleri de, en “modası geçmiş”inden en revaçta olanına kadar akımlar da.
19 Süreya 1992, 25-26
20 A.g.e.
21 “Her filmin başından nasıl biteceği, kimin ödüllendirilip kimin cezalandırılacağı ya da unutulacağı anlaşılır; bundan başka, hafif müzikte, kulağı alıştırılmış dinleyici, şarkının daha ilk ölçülerini duyar duymaz devamını kolayca kestirir, tahmini doğru çıktığında da sevinir. ‘Short story’lerin ortalama sözcük sayısı kesindir.” (Adorno 2007, 54)
22
Bilmem Hangi Film ve Felsefe diye kitapların rafları doldurması tesadüf değil.
23 Geçtiğimiz yıl iki kardeş bir türküyü Flamenko gitar eşliğinde yorumlayarak Youtube üzerinden şöhret kapılarını araladılar. Yaptıkları şey bir toplama işlemiydi, sentez değil. Ama gerek böyle ekleme yöntemiyle gerek daha çok emek harcanan sentezlerle eski eserlerin diriltilmesi, canlandırılması, üne ve paraya çevrilmesi sık karşılaşılan bir durum. Öyle ki Türkçe müzik jargonuna “
cover yapmak” diye bir terim bile yerleşti. Benzer örnekleri müzik dışı alanlarda da çoğaltmak mümkün.
24 Pembe dizilerden bahsediyorum. Gâvurca karşılığı “
soap opera” teriminin bünyesinde yüksek sanatın en “prestijli” türlerinden birini barındırması tesadüf değil.

bitti
 



yildirimb@gmail.com

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019