Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1737




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 69 müzisyen gazete okuyor
 
 
Dinçer Sezgin
 
 
Yayımlanan Sayı : 679

Bir kitap, bir konser - 05.12.2008





Galiba benimki, kitaba kötü bir şartlanmışlık; bir resim sergisini, bir konseri bile, yeni çıkmış bir şiir, bir öykü kitabı gibi algılıyorum. İşin tuhaf yanı, kitapla onlar arasında ilişkiler de kuruyorum. Nasıl yazar, yeni çıkacak kitabına, son çalışmalarını, yayımlanmamış öykülerinden seçtiklerini koyarsa, ressamlar da son sergilerine son çalışmalarını ya da daha önce sergilenmemiş yapıtlarını koyar. Konser verecek bir sanatçı da konserinin, geçmiştekilerin kopyası olmasını istemez. Söyleyeceği parçaları değiştirir ya da yorumlarına yeni yorumlarını katar.

Her resim, kitabı oluşturan birer öyküdür sanki. Anlattıkları birbirine benzemez. Her birinde yazarının yüreğinin derinliklerinden kopup gelen kendine özgü 'bir şeyler' gizlidir. Konser veren bir sanatçı, söyleyeceği parçaların notalarına bağlıdır, ama icra edeceği her parçaya, notalarda olmayan, kendi yüreğinin derinliklerinden kopup gelen yorumla 'bir şeyler' koyar. Aralıklarla söylediği aynı parçanın son söylenişi, ilk söylenişinden farklıdır. Çünkü o arada sanatçı da değişmiştir. Bir öykü yazarı, ikinci bir öyküde aynı konuyu işlese de birincisinden çok farklı bir öykü çıkar ortaya. Bazı yerleri belki birinci öyküye benzer, ama bütün olarak bir benzerlik, 'aynı'lık kuramazsınız. Çünkü o da değişmiştir.

Burada 'Sen hepsine yazar gözüyle mi bakıyorsun' diye bir soru gelebilir aklınıza. Elbette böyle kesin bir yargım yok. Ama 'Neden olmasın ki?' diye yanıtlanabilir bu soru. Ressamın kalemi fırçaları, yazısı da bin bir renginden oluşmuştur diye, düşünemez miyiz? Konser veren bir sanatçının da yorumu kalemi, sesi de harfleridir diyemez miyiz acaba?

Yunus Kırılmış'ın konserini dinlemeye gittiğimde, Nursel Duruel'in hazırladığı ve 'Kitap-lık' dergisinin, bundan böyle her ay ek olarak vereceği 'A'dan Z'ye' dizisinin ilk kitabı olarak çıkan 'Cemal Süreya' adlı kitabı, yeni bitirmiştim. Nursel ülkemizin önde gelen öykücülerinden biridir. 'Cemal Süreya' adlı çalışması, öykücü Duruel'in başka bir yanıyla araştırmacı/biyografi yazarı yanıyla tanıştırıyor bizi. Evet o yanıyla tanışıyoruz, ama 'Cemal Süreya' tam anlamıyla biyografik bir çalışma mı? Hayır değil. Ama böyle bir çalışmaymış duygusunu da veriyor. Ne öyleyse? Bence 'Cemal Süreya Alfabesi'. Ama çok değişik bir yöntem uygulamış; zengin alıntılarla Cemal Süreya'yı, Cemal Süreya'ya anlattırmış. Sağlığında üzerine, önem verdiği bazı konuların, yaşamını oluşturan ve yönlendiren bazı düşüncelerin, alışkanlıkların, saptamaların, durumların kendince adlarını koymuş ve 36 değişik başlık altında yepyeni bir çalışma çıkarmış ortaya. Sıcacık dili ve alçakgönüllü yorumlarıyla bildiğimizi sandığımız Cemal Süreya'yı (C. Süreya denilen serüveni) ilgimizi dipdiri tutarak, yeniden okutup sevdirmiş bize. Yunus Kırılmış'ın konserine giderken de, onu birçok kez dinlediğim halde, bu konserinde bir yenilikle karşılaşacağımı düşünerek gittim. Çünkü o da her konserinin bir öncekinden farklı olmasını, bir yenilik taşımasını isterdi. O da ülkemizin önde gelen seslerinden ve yorumcularından biriydi.

1978 yılında konservatuvarın opera bölümünü bitirir bitirmez 'solist' sanatçı olarak göreve başlayan Kırılmış'ın yüreğinin bir yerlerinde, çocukluk yıllarında dinlediği türkülerin ve 9-10 yaşlarında tanıştığı bağlamanın sevgisi, taptaze durup duruyordu. Şan-opera eğitimi onu türkülere ve bağlamaya daha bir bilinçle yaklaştırdı. Türkülerin sadelik içindeki ayrıntılarını yakaladı. 1978'den bugüne değin birçok temsilde (Don Giovanni, Nasrettin Hoca, La Bohem, Çingene Baron, Rigoletto, Sevil Berberi, My Fair Lady vb.) görev aldı. Ama türküleri ve bağlamayı da ihmal etmedi. Ruhi Su ustayı tanıdı. Nâzım Hikmet'i okudu, Pir Sultan'ı, Karacaoğlan'ı, Emrah'ı dinleyip duyumsadı ve kendisine bir yol çizdi. Temsillerin bariton sesinin gergefine, türkülerden oluşan yeni nakışlar işlemeye başladı. Ezilen, horlanan, dışlanan insanımızın öykülerini anlatan türkülerimizi, o seçkin sesiyle, her söyleyişte yeniden yorumladı. O akşam da, kendisini ilk kez dinliyormuşum gibi tat aldım. Konseri bitince, yeni bir kitabını okuyup bitirmişim gibi alkışladım onu. Sanat dünyama iki yeni sayfa ekleyen Duruel'le, Kırılmış'ı sevgiyle kutluyorum.
 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019