Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1736




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 29 müzisyen gazete okuyor
 
 
Ahmet Atan
 
 
Yayımlanan Sayı : 718

Estetik değerlerin bireyler arası ilişkilere katkısı - 06.02.2009





           
En ilkelinden en gelişmiş olanına kadar bütün insan topluluklarının hayat binası dört sütun üzerinde yükselmiştir; bunlar dil, din, gelenek ve sanat’tır. Dil’siz, din’siz, töresiz toplum olmadığı gibi, kendine özgü bir sanatı olmayan toplum da gösterilemez.

Türk Milleti, yüzyılların kasırga gibi, fırtına gibi yok edici saldırılarına karşı sadece direnmekle kalmamış, hayatı boyunca “büyük devlet” olmasını da bilmiştir. Yetmişiki düvelin baskı ve entrikalarına rağmen Türkiye’de, Türk varlığı devam edecektir. Türk tarihi incelendiğinde böyle bir ifadenin gerçeğe aykırı olmadığı görülecektir. Gerçekten de yaklaşık 5000 yıllık tarihimiz; sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel ve sanatsal geçmişimizin ne kadar eskilere gittiğini göstermektedir.

Bilinmektedir ki; millet,  meydana getirdiği kültür ve uygarlıktan soyutlanarak açıklanamaz. Bu görüşten yola çıkılarak denilebilir ki; Millet, yapay bir sosyal yapı değildir. Her millet tarihin ve coğrafyanın imbiğinden geçerek günümüze gelmektedir. Milletler, inkar edilmeleri imkansız birer “sosyolojik gerçek”tirler.[2]

Türkiye yeryüzünün doğudan batıya uzanan tek yarımadası, Asya, Avrupa ve Afrika’nın merkezi. Bu topraklarda Dünya’nın en uzun ömürlü ve geniş devleti kurulmuş, devam etmekte ve duamız o ki; kıyamete kadar da devam etsin. Bu jeostratejik coğrafya ve tarih, millet olarak geleceğe daha dikkatli, daha disiplinle yönelmemizi gerektiren sebeplerdir. Hiç şüphesiz, bir millet, milli birliğini sağlama, koruma ve kollama politikasını tayin ve tespit ederken, içinde yaşadığı dünyaya gözlerini kapayamaz. Her millet, başka milletlerin ekonomilerini, ekonomik faaliyetlerini, sistemlerini, planlarını, deneyimlerini ve kültürel gelişim ve yozlaşmalarını dikkatle takip etmek ve buna göre teşkilatlanmak zorundadır. Çünkü bireyler arasında olduğu gibi, milletler arasında da etkileşimlerin olması kaçınılmazdır.

Estetik değerlerden payını almayan bilgi, tek başına ve sadece bir hafıza yükü olarak kaldıkça büyük bir önem taşımaz. Ancak bilinçaltı ve refleks biçiminde birey ve toplum hayatına yansıtılabildiği zaman bir değer kazanır. Yığın halindeki estetikten yoksun bir bilgi cansız, ruhsuz ve kadavradan ibarettir. Bütün estetik değerleri, gönüllerde hissedilen bir idrak olgunluğuna ulaştırılmayan mesleki bilgiden - polislik bilgisinden- yarar beklemek boşunadır denilebilir. Demek ki, her şey estetik değerler ile yoğrularak daha duygusal hale getirilime meselesidir. Bilinçli bilgiden amaç, bilginin estetiğe dayalı duygusal unsurlarla birleşmesidir. Yalnız bilgi kendi başına bu işe yetmiyor. Bilgili birçok meslek adamı sadece bilgi sahibi olmakla mutlu olamıyor. İnsan o ki; bilgiyi güzel bir biçimde hayata geçirendir.

Sanat ve estetik bilince sahip bir kimse, kendini yüksek duygusal doyum içine bulur. İnsan bir toplumun üyesi olarak yaşamak durumundadır. Ünlü sosyolog E.Durkheim’in dediği gibi, keder ve sevinçleri ile haşır-neşir olduğu, kendi gibi düşünen, aynı inanca bağlı, kendisi gibi davranan insanlarla bir arada bulunmaktan büyük mutluluk duymaktadır. Bu doğal eğilim bireyleri dünya kültür ve sanatından çok, kendi kültür ve sanatına yöneltmektedir. Bu durum ise bireyde milli kültür ve sanat şuurunu oluşturur.[3] Karanlıktan kurtuluş bilgiye estetik nitelik kazandırmakla mümkündür.

Toplum olarak, güzel sanatlar olmadan da yaşayabiliriz. Fakat, o zaman; ruhumuz, iç dünyamız boş kalır; bir çöle benzemiş olur; bizler, barbarlaşırız ve o zaman da, belli bir uygarlığımız olduğu için, “uygar barbarlar düzeyine düşeriz !.” Güzel sanatlardan yoksun olan insanların hayatları da bir çok nimetlerden yoksun kalır; o kadar fakirleşir ve bir anlamda bitkisel hayata girerler. Güzel sanatlar; Toplum bireyleri olan insanlarda güzelliğe, güzele ve mükemmele karşı şiddetli bir istek, bir susamışlık duygusu uyandırır. Güzel sanatlar; hayatı anlamlandırır ve sevdirir. Güzel sanatlar insanların ruhlarını yükselterek onları erdemli hale getirir; yüksek ve derin düşüncelerle olgunlaştırır, Güzel sanatlar insanların duygularını inceltir davranışlarını nazikleştirir ve güzel yaşamanın yollarını gösterir. Denilebilir ki; Güzel sanatlardan yoksun insanlar veya toplumlar aynı zamanda temiz ve asil duygulardan da yoksundurlar. Ancak Güzel sanatlar, toplumları; yüksek bir kültür düzeyine eriştirir. Şu bilinmeli ve kabul edilmelidir ki; Güzelin kendisi topluma muhtaç değil, toplum güzel sanatlara muhtaçtır.

Bireylerin estetik birikimi ile, hayata karşı hareketli, yenilikçi bir davranış sergilenir. Hangi meslek grubunda yer alırsa alsın insan yaratıcı yeteneklerini sergilemekle dikkat çeker. 1986 yılında Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığında Yüzbaşı rütbesi ile görev yapan şimdi Genel Kurmay Başkanlığında Tuğ General Şahap Tuncer Sanatçı askerlerimizden biridir. 18 Mart Çanakkale Şehitlerini Anma Günü nedeni ile benden istenen tabloları yapım sürecinde tanıştığımız ve dost olduğumuz bu kişinin bir Graphos (Güzel Yazı Yazma Seti) vardı. Bu yazı takımı ile çok güzel yazılar yazıyordu, bir de bana hediye ettiği “O’nun Ülkesi” adında yazmış olduğu Tiyatro kitabı vardı. Bunlar Tuğ General Şahap Tuncer’in Sanatçı kişiliğinin dışa vurumu olan eserleri idi. Böyle sanatçı ruhun teknik bilgi ile donatılması, yeteneklerin spontane bir şekilde dışa vurumu onu Askerlik mesleğinde de yükselmesine vesile olmuştur. Neden Polis Mehmet aynı sanatçı duyarlılıkta sanat eserleri ortaya koymasın?... Eğer Polis Mehmet Sanatçı yeteneklerini ortaya koyabilme cesaretini, becerisini ortaya koyabilmeyi başarabilmişse ben inanıyorum ki; mesleki kariyeri de buna göre yükselecektir. Belki bu görüşümüze karşı çıkacaklar olabilir. İşte örnek; Bir bilim yarışmasında Jean-Jacque Rousseau (1712-1778) Güzel sanatlar aleyhindeki şu görüşlerini ortaya koymuştur;”İyi bir asker için bilim, felsefe ve güzel sanatlar faydalı değil; tamamıyla zararlıdır. Çünkü: İyi bir asker için önemli olan şey, zihninin bilimlerle işletilmesi ve zevklerinin güzel sanatlarla inceltilmesi değil; kollarının, vücut kaslarının ve organlarının sağlam ve kuvvetli olmasıdır.” Jean-Jacque Rousseau’nun ileri sürdüğü bu düşünceler ve yaptığı yargılamalar; ünlü filozoflardan Volteire’in dikkatini çekmiş ve Jean-Jacque Rousseau’ya bir mektup yazarak onu “İnsanları dört ayak üzerine yürümeğe zorlamakla” suçlamıştır.[4]

Batılı Türkoloji uzmanı Lord Kinros diyor ki; “ 17. yüzyılda Türklerin bir süre savaşı bırakıp bahçeleri ile uğraştığı günlerde Avrupa ilk defa Lale’yi tanıdı”. Aynı şekilde Lord Kinros başka bir tespitinde görüşünü şöyle ifade ediyor:” Zevk sahibi olduğu kadar savaşçı bir insan da olan Türk erkeği süslü silahlar kullanmış ve gümüş işlemeciliğini bir büyük sanat haline getirmiştir. Lord Kinros’un bu görüşüne göre demek ki Türk Milleti çelik yumağa sarılı kadife gibidir. Bu nedenle Polis olmamız, sanatçı olmamıza engel değildir. Sanatçı olmamız da, vatanın bölünmez bütünlüğünün korunmasında hassas olmamıza engel değildir. Polis’lik mesleği çelik yumruk, Sanatçı ruh da kadife eldivendir. Anadolu Türkiye Cumhuriyeti’nin öz topraklarıdır. Bunun en kesin kanıtları Türk Kültür ve sanat eserleridir. Yüzyıllardır kan ve gözyaşı ile kurulan, korunan ve kollanan bu vatan toprakları, analarımızın, bacılarımızın el emeği göz nuru halı, kilim, yazma ve daha nice el işi işlemeleri ile, en güzel şekilde süslenmiştir. Sizler bu anaların evlatları olarak göreve başlayacaksınız. Onları anlamak gerekir. Analarımızın bacılarımızın o sanatkarane ortaya koydukları vatan süslemelerine aynı duyarlılıkla sahip çıkmak bir vatanseverlik gereğidir. Ancak bunu yaparken son aşamaya kadar kırıp dökmeden sanatçı ruh ile yaklaşmak gerekir. Bizde bir söz var “Nus ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir”. Biz sanatçı olarak köteğe varmadan sorunun çözümünden yanayız. Ve sanat eğitimcisi olarak; insanları sanat yolu ile kazanma yöntemi uygularsak sanırım önemli oranda daha olumlu sonuçlar elde edebiliriz.

Sanat ile meşgul olmak, o sanat eserini ortaya koyan, izleyen, gözleyen, yorumlayan bir şeyler almaya çalışan insanlarla meşgul olmak demektir. Bu da aynı zamanda, belki de hobi bağlamında insan psikolojisini tanıma olgusudur. İnsan psikolojisini tanımak, o’na daha bilinçle yaklaşmak demektir. Her halde böyle bir yaklaşım insan ilişkilerine pek çok olumlu katkılarda bulunacaktır.

Rus yazarı Dostoyevski “ Evreni kurtaracak güzelliktir” demek suretiyle, güzelliğin insan ve toplum hayatında, insanlığın kurtuluşunda oynayacağı önemli rolü belirtmeye gerek görmüştür. Dostoyevski, evreni kurtaracak bilimdir, felsefedir, politikadır dememiş, “güzellik”tir demiştir. Çünkü; bilim de, felsefe de, politika da türlü temelsiz inançlara bürünerek, yararsız ve sağlıksız biçimler alabilir; bozgunluklara, fesada uğrayabilir; her biri ağır suç sayılan türlü biçimlere bürünebilir ve o zaman; bilim de, felsefe de, politika da insanları karanlığa sürükleyen bir kara güç haline gelebilir. Bunun için; bilimin de art düşüncelerden ve her türlü kusurlardan sıyrılarak insanlığın hizmetinde bulunmasına şiddetle ihtiyaç vardır. Felsefenin  de, politikanın da dürüst, olgun, kusursuz ve mükemmel olması; kasıtlı sapmalar ve duraklamalar yapmadan işlemesi; insanların ruhlarını ve vicdanlarını huzura kavuşturan sevimli, kandırıcı bir inanç kaynağı nitelikleri içinde varlığını sürdürmesi lazımdır. Çünkü yalnız güzellik bilime de, felsefeye de, politikaya da; amaçlarına uygun alanlarda kalmayı; bu amaçlara uygun etkinliklerde bulunmayı sağlayacaktır.

Sanat yoktur sanatçı vardır. Bir sanat eserinin meydana gelmesi için, sanatsal sentezi yapabilecek potansiyel ve yetenekte bir sanatçının olması gerekir. Sanatçı, duygusal zekayı kullanabilen insandır. İnsan sanatçıdır. Sanat bir toplumun olduğu kadar bir insanın da duygu, düşünce ve zevkinin yansımasıdır. Estetik değerlerle donatılmış insan, görgülü, yetenekli ve seviyelidir. Hangi şartlarda nasıl davranılması gerektiğini bilir. Nüansları fark ederek herkesten biri olmadığını görür ve gösterir. Sanatsal etkinliklerde bulunmak, insanın kendi estetik sayfalarını yeniden okumasıdır. Ya da insanın yeniden kendini keşfidir. Okunmamış, fark edilmemiş sayfalarını yeniden okuması ile kendini yenilemesidir. (…) Bu kitabı olgun bir yaşta yeniden okuduğumuzda, kaynağını unuttuğumuz ve bizim iç mekanizmamızın bir parçası olmuş bir değerler sistemini yeniden buluruz. Klasikler, kendilerini unutulmaz olarak kabul ettiren hafızanın kıvrımlarına gizlenerek çok özel bir etki yapan kitaplardır. [5] Bu kitap Yüksekokul ve Üniversite’nin söyleyebileceği ya da öğretebileceği şeylerden daha fazlasını insana öğretir.

Her değişim gelişim olmamakla beraber, toplum hızlı bir değişim ve gelişim sürecini yaşamaktadır. İnsanlar eskiye nazaran daha kolay bilgiye ve habere erişebilmektedir. Her gün yeniden güncellenen hayatımız, sağlam kafa sağlama vücut sahibi olmayan insanları bir çığ gibi ezmektedir. Özgür beyni terk etmeden klasiklerimizi de unutmamalıyız. İşte o zaman toplumsal ve bireysel özgünlüğümüzü bulmuş oluruz.

Estetik değerlere sahip olmak için hiçbir yaş erken ya da geç değildir. Bebeklikten yaşlılığa varıncaya kadar estetik değerler öğrenilerek hayata uygulanabilir. Ve hayatımız estetik ile hayatlanır, yaşantımız estetik ile süslenir renk bulur. Kıyamet koparken bile ağaç dikmemizi isteyen İslam, güzel şeylerin yapılması için zaman ve mekan kavramının geçersizliğini vurgulamıştır. (…) “Zehir hazırlanırken, Sokrates bir flüt parçası öğrenmeye çalışıyormuş. ‘Bu ne işine yarayacak?’diye sormuşlar. ‘Ölmeden önce bu parçayı öğrenmeme,’ diye yanıtlamış.”[6]

Sanatsal etkinliklerde bulunurken insan, rastlantıların kaçamak zevklerini yaşar. Estetik keşiflerle obje üzerindeki geçici olanlardan ebedi olanı çıkarır. Bu yüzden resim yapın. Göze dayalı belleği geliştirin. Sanatın dilini öğrendikçe, estetik hazza varırken hayatınız da güzelleşecektir. Alkol ve uyuşturucu nasıl kötülüklerin anası ise; sanat ve estetikle uğraşmak da öylece güzelliklerin anasıdır. İnsanın içinde, bir değil birçok yetenek, birçok güç vardır. Ancak kendisini geliştirmek durumunda olan insan, ilgilendiği sanat alanı ile yalnız birini en iyi şekilde geliştirir. İşte burada insanın sanat ve estetiğe olan yaklaşımı çok önemlidir. İnsanın sanat ile olan meşguliyeti ona özgür olma hissini verecek: Bu özgür ortamda, insan cesaretle özgün eserlerini ortaya koyma sürecine girecektir. Bilgi çağında, sanat  uğraşısı olan bireyin, sanatsal gelişim kaynaklarını ve onları oluşturan nedenleri iyi araştırması ve bu güne kadar “gelinen aşamayı aşması gerekmektedir”. Bu bağlamda yeni durumlara, yeni sorunlara, değişik olay ve olgulara yönelmek gereği ortaya çıkmaktadır. Bu fenomenin araştırma ve geliştirme ortamı sanat atölyeleridir. Bu yüzden en kısa zamanda kendiniz için kendinize göre kendiniz tarafından bir atölye kurun ve başlayın resim yapmaya. İnanıyorum ki; kendiniz bile kendinize şaşıracaksınız. Bunun bir masa tenisini öğrenmek gibi bir şey olduğunu göreceksiniz. Hani derler ya “Zurna’da peşrev aranmaz, çala çala girer havaya”. Siz de bunu göreceksiniz. Uğraşı sonucu bir takım somut sonuçlara vardınızı yaşayarak göreceksiniz. Ve şaşıracaksınız. İngilizce’de bir deyim var; “It is happiness to wonder”, “Şaşırmak mutluluktur”. Yine aynı şekilde “It is a happiness to dream”.”düş kurmak mutluluktur”. Şu halde size güzel sanatlar ve estetik meraklısı ünvanını vermemi istiyorsanız, bütün sorun ne tür yöntemlerle hayreti yaratmak veya şaşırma hissini yaşamak istediğinizin bilinmesidir.” İstemek başarmak, başarmak şaşırmaktır.” Güzel her zaman hayret vericidir. Güzel daima şaşırtıcıdır. Ama hayret verici olanın her zaman “güzel” olduğunu sanmak yanlıştır. O halde estetikten yoksun hayret verici şey mutluluk vermeyebilir. Şimdi Estetiğe dayalı şaşırmanın ve düş kurmanın mutluluğunu yaşamak için kendinizi hazırlayın. Bunu ancak sıradan insanlar yapamaz. Beceriksiz insanlar yapamaz. Aslında bu bir anlamda küçük ruhların göstergesidir. Belki de o zaman insan bilişim teknolojisinin yan etkileri sarmalına düşmüştür. Dünya mahşeri materyaller deryasına dönüşürken, ruhlar da büyük sahra çölüne susuzluktan çatlamak üzeredir. Belki de asıl afet, asıl felaket budur insan için, insanlık için.

Yaşamakta olduğumuz şu acınası dönemde, insanlar; yüce değerler adına ne kalabildiyse onu da batırmaktan geri durmuyor. Neredeyse bu eylem kayık batırmaktan basit oldu artık. Ve bir “sektör”. İşte böyle bir dönemde insanlığın imdadına “güzel” yetişecektir. Güzel sanatlar yetişecektir, estetik yetişecektir. Bu can simidine tutunan kurtulur, tutunmamakta ısrar eden boğulur. Dünya bu acınası dönemde Rio karnavalına döndü. Eğlence adına çılgınlıklar yeryüzüne yayıldı. Estetikten yoksun çılgınlıklar eğlence adına birçok ocak söndürmeye başladı. Güzel adına “çirkinlikler” toplumu çepeçevre sardı. Sık sık isim değiştiren tehlikeli bir terör örgütü kadar, “fuhuş” memlekete zarar vermeye başladı. Toplum saygınlığını yitirme sürecine girdi. İşte böyle bir “yapay afet”e karşı en güzel önlem, “güzel” dir. Buradaki güzeli, gelişi güzel kullanılan bir kelime değil, insanların tensel ve tinsel bütün işlerine düzen verecek çok kudretli ve sınırları dikkatle ölçülmüş “yapıcı ve yaratıcı bir güç” karşılığı olarak kullanıyoruz. Makyajının arkasında dişiliğini öne çıkaran vampirin kucağına düşmek kadar ölümcül olan bir dış kandırmaca değildir bizim kastettiğimiz güzel. Veya dış görüntüsüne aldanarak burnumuza yaklaştırıp, kokusunu içimize çektiğimizde, zehirleyici etkisinin beynimizi sardığı kötülük çiçeği de değildir. Buradaki güzel, bazı resimlerin ya da heykellerin, görsel açıdan “özel başarısından ya da güzelliğinden” daha çok önemli bir güzel’dir. Buradaki güzel, doğrular dairesinde yer alan, bireysel ve toplumsal mutluluğu sağlayacak insani ve ilahi bir güzellik kavramdır.  

Resmi ve müziği ölü sanatlar olarak görenlere, bu alanlara ilgi duymak için zekaları ya çok hafif ya da çok kaba olanlara, bunlardan yarar umanlara, hemen zevk almayı bekleyenlere yolları açmak ve etkileri çok ani, açık ve şiddetli olduğu için varlığını yadsıyamadıkları bazı ürünlerle sanat arasında bağlantı kurmak bir derece olumludur. Ama sanat sadece bu değildir. Sanat sadece bir “ürün” değildir. O sır dolu, sihirli bir mesaj kutusudur. Belki de sanat, dünyanın helal dairesinde yer alması gereken “Yapay Cenneti”dir. İnsan bunu böyle bilerek “güzele” yaklaştığında, kendi iç dünyasında saklı olan kalıcı zevkleri keşfedecek ve huzur bulacaktır.

Sonuç ve Öneri;

İnsanlar “Estetik meraklar” ile, güzel sanatların eşiğine çekildiği takdirde mutlu olacaklardır. Sonsuz mutluluğa kavuşma talebinin ne kadar “yüce bir istek” olduğunun ciddiyetini o zaman kavrayacaktır. Dünya sarayının sütunları arasında saklambaç oynayan biz ana-babalarımızın çocukları; her şeyin en güzeline layıkız. Ve buna sahip olmak için çaba göstermek zorundayız. Evreni  ve kendi dünyamızı güzelleştirmek için el ele verenlere selam olsun. Yaptıkları güzel şeylerle, şu gök kubbede hoş bir seda olarak kalabilenlere selam olsun. Yapacakları güzel şeylerle gelecek nesillere, güzel şeyler bırakabilenlere selam olsun. Hepinize selam olsun.

DİP NOTLAR

[1] D.Ü.Z.G. Eğitim Fakültesi, Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi.
[2] Arvasi, s. Ahmet, Milletler Arası Temaslar ve Ekonomi, Türk-İslam Ülküsü 2, Burak Yayınevi, İstanbul, Dördüncü Baskı, s. 55
[3] Kafesoğlu, İbrahim, Milli Tarih şuuru, Kültür ve Sanat, Boğaziçi Yayınları,1980 İstanbul, s.12                                 
[4] Şişmanov, Prof. Dr. İv. D., Sofya Üniversitesi, Petrov, Grigory, Olaylar İçinde Büyük Sanatçılar ve Üstün Yapıtları, Çev. Hasip A. Aytuna, İnkılap ve Aka Kitabevleri, İstanbul, 1979, s. XX
[5] Batur, Enis (Hazırlayan), Modernizmin Serüvenleri (Bir “Temel Metinler” Seçkisi), Yapı Kredi Yayınları, İstanbul,s. 16
[6] Batur, Enis (Hazırlayan), Modernizmin Serüvenleri (Bir “Temel Metinler” Seçkisi), Yapı Kredi Yayınları, İstanbul,s. 19
 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019