Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1709




Müziğin Yaşamınızdaki Yeri Nedir?

Müzik Dinlemeden Duramam.
Müzik Dinlemem
Yaşamımdaki Yeri Çok Önemlidir!
Olmazsa Olmazım Değildir!
Müzik Dinlemenin Beni Geliştireceğini Düşünürüm!
Müzik Benim İçin Zengiliktir!
Çok Önemlidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 
Şu an 15 müzisyen gazete okuyor
 
 
Mehmet Toyran
 
 
Yayımlanan Sayı : 730

Sivas’ta Musuki Aslına Rucü Ediyor - 24.02.2009





Musikiyle, musiki aletleriyle ünsiyetiniz ne zaman başladı?

Güzel sanatlara ilgi temelde genetik yollarla tevarüs eden bir vakıa. Bir kişinin soyunda estetik bir sahada tebarüz etmiş hususiyetler varsa bu saik onu aslına doğru yönlendiriyor. Nitekim bende de öyle olmuştur. Hem anne hem de baba tarafında estetik sanatların birçok dalına matuf bir temayül zaten vardı. Altı yaşımdayken ilk müzik aletimi kendim yapmıştım. Bu ilkel enstrüman, bir tahta parçasının üzerinde muhtelif mesafelere çakılmış çivilere fikse edilen bobin tellerinden oluşuyordu. Bunu blok flüt, bağlama ve cümbüş izledi. Bu esnada arkadaş gruplarının tayininde müzik büyük rol oynadı. Birkaç arkadaş hem kendimizce çalıp söylüyor, hem de bir rekabet havası içerisinde birbirimizden musikinin teknik boyutlarını öğrenmeye çalışıyorduk. Musiki türünün seçiminde ablamın rolü büyüktür. En ağdalı ve ağır klasik türk musikisi parçalarını bile büyük bir maharetle meşk ederdi. Böylece ablam benim modelim ve ilk hocam oldu. On beş yaşıma henüz adım atmıştım ki şehrimizin hatırı sayılır müzisyenlerinden Kemanî Hasan Biroğlu’nu dinledim. Sivas’taki iki kemancıdan ( diğeri Doğan Tokgöz Hoca) biriydi. Yaylı sazlara karşı tarifi imkânsız bir heyecana kapıldım. Fakat o yıllarda (1969) Sivas’ta bir müzik reyonu olmadığı gibi benim de keman satın alabilecek maddi imkânım da yoktu. Ben de bir mandolin temin ettim. Birtakım marangozluk operasyonlarıyla kesip biçerek onu kemana dönüştürdüm (mandolinden keman yaptım). 1972 yılında eski öğretmen okulunda o yıllarda Sivas’ta görev yapan tamburî bestekâr Osman Babuşçu’nun korosuna iştirak ettim. Bu vesileyle kemanî Doğan Tokgöz hocayı da aynı ortamda tanımış oldum. Halk eğitim merkezindeki Kirkor Elmasdağlı riyasetindeki koral faaliyetlere (1974) katıldığım zaman da hoca vesilesiyle udu tanımış oldum. Bunlara ek olarak son on yıldır viyolonsel ile iştigal ediyorum.

Musiki deyince neyi anlarız, neyi anlamamız gerekir, yani popüler kültürün böyle revaçta olduğu bir zamanda musiki nasıl bir yer tutmalı sizce?

Musikinin klasik bir tanımı vardı: “Kulağımıza hoş gelen ölçülü seslere müzik denir.”şeklindeydi. Zaman içerisinde bu tanımın evrensel olmadığı ve bilimsellik içermediği anlaşıldı. Çünkü –kulağa hoş gelmek- izafi bir durumdu. Sizin kulağınıza hoş gelen bir İngiliz’in, bir İsveçlinin kulağına hoş gelen, bir Çinlinin kulağına hoş gelmeyebilirdi. Bu tanım terk edilirdi. Musikinin ilmî ve doğru olan tanımı şöyle; “ Belirli bir güzellik anlayışına göre düzenlenmiş ölçülü ses motiflerine müzik denir.”  Bu doğru tanım farklı kültürlerin ve farklı yörelerin tüm müzik türlerini meşru gören kabul eden ve hoş gören bir evrensel tanımdır. Ancak orijinallikleri ve özellikleri bozmamak muhafaza etmek şartıyla. Popüler kültür maalesef kültür emperyalizminin doğal bir sonucudur. Buradan devşirmek istedikleri şey dejenerasyondur. Değerlerimizi küçük görmekle başlar, kendimizi ifade edememek birbirimizi anlayamamak tarzında devam eder, ayrılık ve kutuplaşmak biçiminde de sonuçlanır. Bugün kökleri olmayan bir ağaç gibi küçük bir esintide bile çatırdamamızın sebebi bu. Kök hücre misali kök musikiye ulaşmak, onu ihya etmek kültür politikasının rotasını her alanda olduğu gibi musiki cephesinde de köklerimize yönlendirmek gerekiyor. Musiki insanı duygulu ve içli yapar. Ruhun – derinleşme- ihtiyacının bir tezahürüdür. Bizim ruhumuz köklerimize doğru derinleşmeli aslımızın değerleri yönünde duygulu ve içli olmalıdır. Bu gidişle çevremizde “ Yemen Türküsünden” duygulanacak “Mehter Marşından” etkilenecek bir tek vatan evladı kalmayacak. Emperyalistlerin istemiş oldukları tam da budur.

Şehrimizde musiki nasıl bir yer tutuyor?  Sivas’ta köklü bir musiki geleneği var mı?

Musiki terminolojik açıdan klasik Türk musikisini / Türk sanat musikisini ifade eder. Ancak köklerimize doğru tarihi bir yolculuğa çıktığımızda müzik türlerinin bir tasnife tâbi tutulmadığını ve türlere ayrışmadığını görürüz. Nitekim şehrimizin tarihinde de bu böyle olmuştur. Makamlar şehirlerde (özellikle tekke ve zaviyelerde) daha ustalıkla motiflendirilmekte, ince ince dokunmakta kırsal kesimlerde ise ton dizilerinin ilk dörtlüleri ve beşlileri ile basit motifler oluşturulmaktadır. 

Sivas’ta köklü bir musiki geleneğinin bulunduğu muhakkaktır. Sükuti olmayan ve cehri zikirle sülûk eden özellikle Kadiri, Rufai ve Mevlevi tekkelerinin hüküm sürdüğünü düşündüğümüzde (ki 19.yy’da şehir merkezinde sayıları 14 kadardır) bu kültür merkezlerinden çok zengin musiki eserlerinin neş’et etmesi beklenir. Ancak ayine-i devran çark ettiğinde bu zengin kültür kaynakları kaderine terk edilmiştir ( mesela 10 yıl öncesine kadar metruk bir harabe olan Alibaba Semtindeki Mevlevi Tekkesinin ortalarda sürünen kütüphanesi gözlerimin önünde talan edilmiştir). Ancak her şeye rağmen Sivas’ta musiki aslına rücu ediyor. Şu anda faaliyette bulunan 3 üç ayrı Türk Musikisi kuruluşu bunun açık bir göstergesidir.

Sivas’ta musikiyle ilgili profesyonel çalışmalar ne zaman başladı?

1972 Yılında Osman Bapuşçu’nun ilk koral çalışmalarından söz etmiştim. Bunu bir yıl sonra Udî Kirkor Elmasdağlı’nın kurduğu Halk Eğitim Merkezindeki Türk Musikisi Korosu izledi. 1974 yılında Kemani Doğan Tokgöz daha mücehhez bir ekiple kendi korosunu kurdu. Ancak sistematik olmayan bu koral çalışmaların tümü prensip olarak meşk usulüne dayanıyordu. Bunu 1980 yılında Dr. Arif Şanlı’nın kurduğu ve teknik anlamda profesyonelliğe kapı aralayan nota, usul, makam ve nazariyat derslerinin verildiği Halk Eğitim Merkezi Türk Musikisi Korosu izledi. Bu çalışmalar Belediye Konservatuarının kurulmasına zemin oluşturdu. Sistemli çalışmalar Konservatuar Müdürü Ömer Dilek Talı nezaret ve riyasetinde devam ettirildi. (Halen Sanat ve Kültür Evinde koro Şefi olarak çalışmalarını sürdürmekte) Kısa bir fetret döneminden sonra AKM Türk Musikisi Korosu Kamil Şakar’ın üstün gayretleriyle teşekkül ettirildi.

Musikiye emek veren kişilerden kimlerin ismini zikredebiliriz?

Bu açık uçlu soruyu ben bir tarih kesiti alarak sınırlandırmak düşüncesindeyim. Konuya böyle yaklaştığımızda 1940 yılından itibaren birçok değerli isim tebellür ediyor. Mesela sanırım Ömer Altuğ ve Sırrı Sarısözen öncülüğünde bir esnaf korosu ve saz heyeti oluşturuluyor. Uygun görürseniz o günlerden günümüze musikide üstlendikleri rollere göre bir tasnif yapmak istiyorum:

Tamburiler: Ömer Altuğ-Sırrı Sarısözen-Hüsnü Akyol (Nâm-ı diger Saatçi Hüsnü Emmi: TRT sanançısı ûdî Saim Konakçı, Baki Gökçen, Ülkü Başgül, Necla Erol ve Nezahat Bayram’ı yetiştirmiştir) Albay Osman Babuşçu-Nizamettin İrkin-Mustafa Akpınar-Doç.Dr. Sarper Yılmaz-Mehmet Ali Düzün

Kemaniler: Hasan Biroğlu-Doğan Tokgöz-İlhami Tokgöz-Nurettin Tekmen- Erol Başara-Ahmet Coşkun-Fatih Tüysüz-Cemalettin Görçün-Şahin Uluğ-Şehamettin Uluğ

Çellist: Kamil Şakar (udî / kemani/Lüthiyeci)-S.Eyyubi Işıksal (ûdî / kemani)

Neyzenler: Nail Başeski-Mustafa Akbulut-Anıl Mert-

Kanuniler: Bülent Uyaroğlu-Mithat Zincir-Aptullah Güvendi-Ömer Özdeş-Orhan Semercioğlu

Udîler: Kirkor Elmasdağlı-Çetin Sübütay-Metin Sübütay-Ö.Dilek Talı-Kenan Gergüy-Süleyman Akveran-Yavuz Karlı-Zeki Bölükbaşı Klarnetler: Şükrü Darende-Şemsettin Sübütay-Ahmet Dökmetaş

Kudümzenler: Haluk Çağdaş-Osman Pasinli

Koro Şefleri: Osman Bapuşçu-Kirkor Elmasdağlı-Doğan Tokgöz-Arif Şanlı-Hasan Esen-Ö.Dilek Talı-Kamil Şakar-Haluk Çağdaş-S.Eyyubi Işıksal-Zeki Bölükbaşı-Murat İrmek

Bestekârlar: Ömer Altuğ (TRT Tambur sanatçısı) – Yrd. Doç.Dr. Erol Başara (C.Ü.Öğretim Üyesi) – Hasan Esen (TRT TSM Koro Şefi) – Prof.Dr. Şahin Uçar (Ank.Üni.Tarih Böl.Bşk.-S.Eyyubi Işıksal (Türk Din Musikisi uzmanı) – Mustafa Birinci (Öğretim Görevlisi )

Ses Sanatçıları: Ahad Uruk - Murat İmrek - Necmiye Uluğ Seval Görener - Ahmet Tüysüz-Haluk Ağba- Kayhan Örnekol-Mustafa Karkınay-Meral Uyar.

Benim hatırlayabildiğim isimler bunlar. Adını hatırlayamadığım veya bu tasnifteki yerlerini beğenmeyenler haklarını helal etsinler.

Sivas’ın müzik konusunda şanslı olduğunu söyleyebilir misiniz, öz müziğimizi ayakta tutmak adına ne tür çalışmalar yapılıyor?

Genel Müzik çerçevesinden bakıldığında Sivas’ın zengin diyebileceğimiz bir müzik kültürüne sahip olduğunu söyleyebiliriz. Musikiye gelince makûs talihini yenmiş ve şanssızlığını tersyüz edebilmiştir. Bunun göstergesi kurumlaşması tekemmül etmiş ve sistemli musiki icra edebilen hâlihazırda üç adet koronun günümüzde faaliyet yürütebilmesidir. Rutin Konser Programları, Türk Musikisi Saz talimi ve lüthiyecilik çalışmaları sayesinde yeni nesil Sivaslılar öz musikilerini (özlerini) tanıma ve öğrenme imkânı bulabiliyorlar.

Peki, yapılan çalışmalar yeterli destek bulabiliyor mu?

Resmi kurumlar korolara çalışma alanı temin etmek hususunda yardımcı oluyorlar. Bu geçmişteki yaşadıklarımıza nispeten büyük bir gelişme. Bizler AKM Kültür Merkezi Binasında İl Kültür Müdürümüz Sayın Kadir Pürlü’den bunun da ötesinde yardımlar alabiliyor ve yüksek alakalarını gözlemliyoruz.

Sivas halkının musikiye teveccühü nasıl?

Halkın ilgi ve desteği de geçmişe oranla beklentilerimizin çok üstünde. Mesela tek seans konser programları yoğun katılım nedeniyle halkın ihtiyacını karşılamıyor.

Sivas’a has yerel diyebileceğimiz, tasavvuf müziği olsun diğer türlerde olsun ezgiler var mı, yani sadece bu şehirde terennüm edilen?

Sivas’ımıza has iki adet dinî musiki eserini düzenleyerek ve dikte ederek TRT Devlet Repertuarına kazandırmak bana nasip oldu. Bunlar Ramazan aylarında Sivas camilerinde iki yüz yıldır söylenegelen ilahilerdir. Biri Uşşak Hûzî makamındaki “Ya Hannan, Ya Mennan” şuğulü, ve Hüseynî makamındaki “ Gelin gönderelim şehr-i siyâmı “sözleriyle başlayan çok müstesna bir eser. Yine Şemsi Sivasî, Abdulmecid Sivasî, Abdulahad Nuri ve İhramcızade Hazretlerine ait çok sayıda sözlü eser var. Ancak bunlar ilimizin sınırlarını aşarak ve birçok bestekâr tarafından bu tasavvufi şiirler bestelenerek ülkemizin ortak değeri olmuşlardır. Benim de Şemsi Sivasi ve İhramcızade Hazretlerinin şiirleri üzerine yaptığım besteler TRT repertuarındaki yerini aldı. Bu konuda kendi alanımda üzerime düşen görevi bir nebzede olsa yerine getirmenin mutluluğunu yaşamaktayım.  

Şehirlerin kendilerine has bazı duruşları, hissiyatları vardır, insana benzerler kimi zaman. Şehrimizi bir makamla anlatacak olsaydık hangi makam denk düşerdi acaba? (Hocam bu benim fantastik sorum cevaplamak zorunda değilsiniz. Hüzne matuf bir yanı vardır ya şehrimizin bu manada soruyorum soruyu)

Hüzne matuf! Çok isabetli bir tespit gerçekten… Bakınız; Sivas halayı, Divriği semahı ve Huzi Ramazan ilahisi arasında şaşırtıcı bir benzerlik vardır. Buna Abdurrahman ve Madımak halayını ve tipik Sivas türkülerini de eklerseniz Dügâh kararlı ve Si koma bemollü bir diziye ulaşırsınız. Bu da sizi Uşşak- Hüseyni ve Gerdaniye makamlarına götürür. Başka bir yere değil. Bu makamların üçü de içli, duygulu ve yanıktır. Bağrı yanık, yüreği kavruk Sivas halkının haleti ruhiyesi bu makamlarda makes bulmuştur. Sizin sorunuza cevap olsun diye şöyle söyleyelim bu üç makamı tek bir kelimeyle ifade edersek şehrimizin makamı hüzün, hüzün, hüzündür.

Musikiyi sevmek, öğrenmek adına gençlere ne tavsiye edersiniz?

Gençler her şeyden önce içerisinde bulundukları kötü tablonun bir tahlilini yapmak zorundalar. Kişiliksiz, kimliksiz, ortalarda sürünmenin acı neticelerine bir gün istemeseler de katlanacaklar.

Sevgi, saygı ve aidiyet ihtiyaçlarını hissetmeliler. İşte musiki bu ihtiyaçları temin ediyor. Musikinin o cazip anaforu insanı kendisine öyle çekiyor öylesine tatlı bir meşguliyet içerisine sokuyor ki kafelerde oturmaya, kuşbazlık yapmaya, stadyumlarda küfretmeye, tinerci olmaya vakit bulamıyorsunuz.

Gençler tez elden müzisyen bir arkadaş bulmalı ve mutlaka onun etki alanına girmelidirler. “ Benim musiki yeteneğim yoktur.” diye kestirip atmamalılar. Bunu bilemezler. Böyle bir kabiliyete insan olan herkesin -az çok- doğuştan sahip olduğuna inanmalıdırlar. Hepimizin ruhunda derinleşme arzusu vardır. Ruhlar âleminde “elestü” nidasını hepimiz işitmedik mi?

1957 yılında Sivas’ta doğdu. Müzik hayatına 1972 yılında amatör müzik grupları içerisinde enstrüman icra deneyimleriyle başladı. 1974 yılında Kirkor Elmasdağlı yönetimindeki Sivas Halk Eğitim Merkezi Türk Klasik Musikisi korosunda korist olarak görev yaptı. Yine aynı yerde kemani Doğan Tokgöz’den keman ve ud eğitimi aldı. 1979 yılında Doğan Tokgöz yönetimindeki Türk Musikisi korosunda ud icracısı olarak yer aldı. Sivas Halk Eğitim Merkezi’nde Dr. Arif Şanlı yönetimindeki Türk Musikisi Derneği’nde keman sanatçısı ve repertuar kurulu başkanlığı yaptı. Dr. Erol Başara’nın engin prozodi ve kompozisyon deneyimlerinden istifade etti.

Sivas Belediye Konservatuarının kurulmasıyla birlikte bu kuruma geçen sanatçımız burada keman sanatçısı ve Türk Musikisi koro şefi olarak görevine devam etti. Birçok konser ve etkinlikte saz sanatçısı ve koro şefi olarak görev aldı.

1997 yılında Kamil Şakar tarafından AKM Türk Musikisi korosunun kurulması üzerine Belediye konservatuarındaki faaliyetlerine son vererek bu topluluğa katıldı. Hâlen AKM korosunda koro şefi ve viyola sanatçısı olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Düzenlediği ud ve keman dersleriyle musiki kuruluşlarında ve C.Ü. İlahiyat Fakültesinde çok sayıda öğrenci yetiştirmiştir.

Tüm bu sayılan hizmetleri milli ve zevkî duygularla fahrî olarak yürüten sanatçımız; Dini Musiki uzmanı olarak resmi görev icra ettiği C.Ü İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları bölümü öğretim görevliliğinden 2007 yılında emekli oldu.

S.Eyyubi Işıksal; Ömer Altuğ, Doçent Erol Başara, Prof.Dr. Şahin Uçar (Şahin-i Şeyda), Hasan Esen ve Mustafa Birinci ile birlikte şu anda ilimizde yaşayan ve TRT Devlet repertuarında eseri bulunan altı sanatçıdan biridir.

S.Eyyubi Işıksal’ın TRT Devlet Repertuvarında denetimden geçerek yayın hakkı kazanmış 14 Tasavvuf musikisi, 9 adet Türk Musikisi alanında toplam 23 eseri bulunmaktadır. Ayrıca Türk Tasavvuf Musikisi Ders Notları, Özgün Ud Metodu adı altında yayınlanmış  eserleri mevcuttur.

S.Eyyubi Işıksal, evli ve 3 kız babasıdır.

SULTANŞEHİR

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2018