Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1717




Müziğin Yaşamınızdaki Yeri Nedir?

Müzik Dinlemeden Duramam.
Müzik Dinlemem
Yaşamımdaki Yeri Çok Önemlidir!
Olmazsa Olmazım Değildir!
Müzik Dinlemenin Beni Geliştireceğini Düşünürüm!
Müzik Benim İçin Zengiliktir!
Çok Önemlidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 42 müzisyen gazete okuyor
 
 
Göktan Ay
 
 
Yayımlanan Sayı : 746

“Müzik Okuryazarı” olarak, müzik üzerine “Akademik” bir tahlil… - 18.03.2009





Sanatçı olmak, özellikle üretken bir sanatçı olmak büyük bir sorumluluktur. Oynamayı, gezmeyi arzu eden küçük yaşlarda, bir çalgıyı sevmek, onun için zamanının büyük bir bölümünü ayırmak, top oynayamamak, bisiklete binememek v.b. gerçekten zor…bir de pencereden baktığınızda arkadaşlarınızı görüyorsanız!

Sanatçılık disiplin, hoşgörü, saygı ve sevgi ister. Acaba, küçük yaşta sanat yoluna giren bir çocuk bunları düşünebilir mi? Veya, istediği çalgıyı seçebilir mi? Ailesinin telkinleri ile yürümek zorunda kalır mı/kalmaz mı? Üstelik bir de ana ocağından ayrılıp, ergenlik çağlarında dış ülkelerde eğitim yapmak, daha iyi olmak, iyi öğrenmek durumunda kalırsa… Bu gençlerin, içindeki fırtınaları, duygu sellerini bestelediği, çalacağı eserler de görmek mümkündür… Gerçekten bu gençleri kutlamak, desteklemek lazım, dalı ve alanı ne olursa olsun…

Yazılarımı ve ürettiğim projeleri takip edenler bilirler ki, hayatım boyunca (akademik olarak 1976’dan itibaren) konservatuarların ayrı olmasına karşı çıktım. Batı-Türk müziği mensuplarının bir birlerine olan anlayışsızlıklarını, küçümsemelerini anlamadım! Türk müziğinin eğitimde yer almaması için büyük uğraş veren, batı müziğinin değerli şeflerini, Profesörlerini Müzik Eğitimi Anabilim Dalları`nda Türk müziği çalgılarını küçümseyen öğretim elemanlarını; Türk müziğini öğrenmek istemeyenleri anlayamadım! Türkiye’de doğan büyüyen insanların, kendi kültürlerini; âşıklarını, bestecilerini, şarkılarını, türkülerini, çalgılarını öğrenmelerinde/ bilmelerinde ne gibi kötülük olduğunu çözemedim! Türk müziği ile batı müziğini bir arada öğreten Türk müziği konservatuarlarından mezun olanların, müzik alanında ne kadar çok dalda görev aldıklarını görmeyenleri, önemli olanın güzel-iyi-kaliteli müzikte ve müzik okuryazarlığında birleşmek olduğunu bildikleri halde bilmeyenleri, hele çoksesli müziği ulu önderimiz Atatürk ile ve Atatürkçülükle eşdeğer tutanları, Türk müziğini müzeye kaldırmak isteyenleri yadırgadım. Çünkü; anlamsız yasakların, yozlaşmayı getireceğini ve bestecilerin önünü tıkayacağını, üretimi durduracağını gördüm, hissettim.

Bazı yorumcular beste yapmazlar, sadece eserleri seslendirirler. Bu Türk müziği mensuplarında ve müzik öğretmenlerinde yaygın olan bir gerçektir. Solistlerin çoğu lisansta eğitim aldıkları halde (Konservatuar mezunlarını kastediyoruz) çalgı çalmazlar, beste v.b. üretimde bulunmazlar… Ülkemize yayılan korolar/topluluklar elemanları, çalışma saatleri dışında bulunduğu illerde derleme yapmazlar, okullarda korolar çalıştırmazlar. En büyük özellikleri, kendi içinden gruplar oluşturup, projeler hazırlayıp dışarılarda konserler vermeleridir. Çoksesli orkestra elemanları da ne kadar eleştirseler de, çalışma saatleri dışında stüdyolarda, Türk müziği nağmeleri ile birçok alt yapıda seslendirme yaparlar. Bu bir kısır döngüdür ve hiçbir zaman değişmez. O nedenle bence, `özgürlük kazanmak için, farklılık yaratmak` için ikisini de bir potada eritmek en güzelidir.

Her ne kadar birey ölümsüzlüğü istese de belli yaşa gelip, acılar, arızalar başlayınca bu görüşünden vazgeçmeye başlar. Yaşadığı sürece sağlıklı olmak en güzelidir. Burada üstüne vurgu yapılan iyi bir şekilde anılmaktır ki, bu aslında üreten insanların en büyük arzusudur. Amaçsız bir yaşam umutsuzluğu getirir. İnanırsanız, çalışırsınız, üretirsiniz, tanınırsınız. `Başlamak bitirmenin yarısıdır` demiş büyüklerimiz…Tarih kitapları; zamanında büyük olan ancak daha sonra yaptıkları ile ülkelerini batağa sürükleyen, insanlara acılar çektiren insanlarla doludur. Bence sanatçılar bu konuda şanslıdır; onların ülkelerine verecekleri kötülükler yoktur, çünkü onlar; hep umutlu hep üretkendirler…

Konservatuar hayatımda önemli bulduğum ve hep karşı çıktığım bir konudur. (Ben akademik alanda `çalgı` kullanıldığı için böyle kullanacağım.) çalgıları Batı, Türk diye ayırmak. Elbette her çalgının doğduğu ve kullanıldığı yerler/bölgeler/ülkeler vardır. Biz öğrenci iken (1976) Tar çalgısının radyo`ya girmesi/girmemesi için uğraş veriliyordu. Azeri çalgısı deniyordu. Sonra kabul gördü ve kullanılıyor, ne oldu? Dünyamı yıkıldı? Klarnet hala Türk müziği çalgıları içinde sayılmıyor; oysa biliyoruz ki; hem sanat müziğinde hem de halk müziğinde yaygın kullanılan bir çalgı. Uygulamada geniş bir sahada kullanılıyor. Cümbüş; ülkemizde yaygın kullanılıyor, ancak, Türk çalgıları içinde sayılmıyor. Keman, Türk çalgısı olmadığı halde, sayılıyor. Biz diyoruz ki, önemli olan bir çalgının menşei değildir, kullanıldığı ülkedeki/bölgedeki müzik yapılarına uyum gösteriyorsa, cevap veriyorsa, kullanılıyorsa olay bitmiştir. `Dünya bir medeniyet ise, çalgıları bir sahnede, projede buluşturursunuz, yanlış olmaz, buna da kimse karşı çıkamaz.`

Mevlana Yılı nedeniyle yapılan çalışmaları, takip ettim ve olumlu/olumsuz yönleriyle okurlarımla paylaştım. Ancak; Bakanlığa oldukça yoğun bir şikâyet geldiğini duyuyoruz. Daha yıl başlamadan, ülke çapında yapılacak etkinlikleri organize etmek gerekir dedik. Yüzlerce grup kuruldu, yurt dışına çıkıldı, gösteriler yapıldı - ki en çok eleştiri alan Bakanlığın yaptığı Konya gösterisi oldu galiba- paralar kazanıldı. Mevlana`nın önemli bir eseri olduğu, eserinde hangi konulara yer verdiği, felsefesinin öğretimi yapılamadı. Mevlana sadece `Sema` olarak algılandı –ilgili ilgisiz her mekânda dönüldü- ki en büyük yanlıştı. Üstelik bu Unesco`nun ülkemize verdiği 2. Mevlana yılıydı. Kültürel değerlere verilen uluslar arası bu destekler çok iyi kullanılmalı, sanat ve kültürümüz rant kapısı olmamalıydı.

İnsanoğlu ne kadar gezse de, evinde/vatanında duyduğu sıcaklığı alamaz. Hele sanatçı ise, üretiyorsa, onu besleyen, destekleyen damarlar/unsurlar/kaynaklar memleketindedir. Ara sıra kızsalar da, gönüllerinde yatan `ana vatanlarıdır`. Bir eli ile vatanı bir eli ile dünyayı kucaklamak` en doğru yoldur. Sanatçının devleti tarafından desteklenmesi de, sadece uluslar arası toplantılarda konser vermekle değil, ara sıra aranmakla, uğranmakla mümkündür. Sanatçı ile virtüöz ayrımı da iyi yapılmalıdır.

Çankaya`ya çağrılan davetli sanatçıları görünce elbette kırılmalar oluyor, biz de zaman zaman yadırgıyoruz. 12 yıl düzenli olarak süren, İstanbul Türk Müziği Günleri`ni yaparken, sponsor arayışlarında bizi en fazla zorlayan `Kameralar geliyor mu? Sanatçılar popüler mi? Sunucunuz mankenler mi? sorularıydı. Kameralar yoktu/paparazziler de geçmiyorduk, ama salonlarımızın neden dolup taştığını kimse görmek/anlamak istemedi. Bu toz bulut içinde devletin en üst kademesi bile popüler kültürün esiri olabiliyor. Valilik, Belediye Başkanlığı protokolleri de çok önemlidir. Her ilde iş adamları, sanatçılar, yetkililer bir potada buluşturulmalıdır. Sanatçılar büyük bir tanıtım gücüdür… Devlet, olacakları önceden görüp, tedbirleri almak zorundadır. Devlet; insana değeri zamanında ve yaşarken verebilmelidir.

Son yılların en büyük olayı, popüler kültürün ve yozlaşmanın iletişim araçları vasıtası ile evlerimize girmesidir. Saygı-sevgi-komşuluk-evlilik-sanatçılık-yorumculuk-eğitim-dürüstlük-erkeklik-kadınlık v.b. çok önem verdiğimiz değerlerin içinin hızla boşaltılmasıdır. Bu şekilde insanlar kültür ve sanattan kopmaya başlamışlardır. Bu tahribat büyük şehirlerimizde ekonominin bozulması ile maalesef artmıştır. Ancak, korkum, ilçelerimize ve köylerimize de bulaşmaya başlamasıdır. Yıkmak kolay, yapmak zordur. Bu konuda başta iletişim araçları sahipleri olmak üzere, ülkeyi yönetenlere, sosyologlarımıza önemli sorumluluklar düşmektedir.

Her bilim dalı insanları; toplum için, insanlık için, gelişme için, üretim için ele ele kol kola yürümelidir.

Vakit asla geç değildir...

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019