Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1736




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 62 müzisyen gazete okuyor
 
 
Erol Mutlu
 
 
Yayımlanan Sayı : 768

Pop müzik, gündelik hayat ve sol ... - 17.04.2009





Pop müziğin ciddiye alınması gerekir. Çünkü en klişesinden en gelişkinine pop müzik gündelik hayatın sesidir, onun ritmiyle, sıkıntılarıyla, dertleriyle, hazlarıyla titreşir. Pop müzik bugüne dairdir. Gündelik hayat ve bugün ne kadar ciddiye alınıyorsa, pop müzik de o kadar ciddiye alınmalı.

Pop müzik ciddiye alınmalıdır; sırf gündelik hayatla sıkı fıkı ilişkisi nedeniyle veya zaten gündelik hayatın bir parçası olduğu için değil, aynı zamanda popüler olduğu, yani gündelik hayatı farklı biçimde, hatta tümüyle farklı biçimde tecrübe edenleri bir araya getiren ve kapitalizmin içinde yaşadığımız halinde, özellikle de büyük şehirlerde giderek nadirleşen bir aradalık mekânlarından biri olduğu için de ciddiye alınmalıdır.

Pop müzik rock gibi ya da alternatif müzik gibi tepkiselliği, muhalefeti dillendirmez, yani kendisini nispeten marjinal alanlarda konumlandırmaz; farklılıkların dili olmak yerine farklılıkları alabildiğine gidermeye çalışır, çünkü başka türlü popüler olamaz. Solun gündelik hayat pratiklerinde farklılıklara sıkışıp kalarak marjinal bir proje olmaktan kurtulmanın bir yolunu görmesi, yani sosyo-ekonomik farklılıkların belli bir duygu mecrasına akacak şekilde nasıl giderilebildiğini anlaması için pop müziğin dilini iyice analiz etmesi gerekir. Ama sırf analiz etmek de yetmez...

Çeşit çeşit sol proje var; solun en kısırlaştığı düşünülen şu halimizde bile çok sayıda sol proje var. Ama bunların hepsinin ortak noktası herhalde dünyayı daha yaşanabilir, daha sahici bir yer haline gelecek şekilde değiştirmek, yani gelecek için umut vaat etmektir. Dünyayı değiştirecek bir projenin en zorlu, çatallı sorunu ise gündelik hayatı kavramak, gündelik hayata müdahale etmek, bu hayatı nasıl değiştirebileceğine dair düşünmek, ama esas önemlisi bu alanda neler vaat ettiğini ortaya koymaktır.

Kopya ile asıl arasındaki rabıtanın alabildiğine dolambaçlı bir hal aldığı, zihinlerin kopyayı asıl gibi tecrübe etme çaresizliğine kıstırıldığı bu modern zamanlarda gündelik hayatın görünürdeki rutinini asıl gibi algılayan bir zihniyet, insanlığın gelecek "umudu" değil, olsa olsa "nostalji" olur. Kuşak nostaljilerinin, burada özellikle 68'lileri anmak gerekiyor elbette, bugüne ve yarına derin izler bıraktığı şu halimizde gelecek umudunun nostaljikleşmesi de bana hiç paradoksal görünmüyor. Bugün bir sol projenin "nostaljik" olmayıp, ciddiye alınabilmesi için, gündelik hayatla sırf analitik değil, yani yukarıdan bir yerlerden değil, duygusal olarak da ilişki kurması, gündelik hayatı fevkalade ciddiye alması gerekiyor.

Pop müzikle bugünün solu arasında nostalji üzerinden bir akrabalık kurulabilir gibi geliyor bana. Geçenlerde izlediğim bir müzik kanalında, çiçeği burnunda bir yeni popçuya gelecek için planları sorulduğunda, "nostalji olmak istiyorum" cevabını vermişti. Gencecik bir popçunun hedefini nostalji olarak tespit etmesi garip görünebilir ilk bakışta, ama pop müzikte kalıcılığın klasik değil
"nostaljik" olduğu düşünülürse bu tespit çok da doğrudur.

Bir pop eserin nostaljik olabilmesi için, yani gelecekte bugünü yaşamış olanlar tarafından yeniden tüketim çevrimine sokulabilmesi için, bugünle, gündelik hayatla, ritim ve melodi ve sözler aracılığıyla alabildiğine anlamlı bir ilişki kurması lazım. Daha bilimsel bir terimle söylenecek olursa, bu anlamlılığın seviyesi ile bir pop müzik eserinin gelecekte "nostaljik" olma ihtimali arasında kuvvetli bir korelasyon var.

İşte akla hemen gelen birkaç örnek: Cem Karaca'nın, "İşçisin Sen İşçi Kal", "Hep Bir Hallı Turhal'lıyız" gibi eserleri değil ama "Belki Bir Gün Hayatta" adlı eseri nostalji oldu bugün; yani reaksiyoner (tabii o zaman öyle olduğu düşünülmüyordu) bir sol dil veya feodal-sol karışımı bir dil değil, hayata dair duygular bugüne taşınabildi. Onca pop-sol eser içinden bir tek bugün hâlâ Sabahattin Ali'nin dizeleriyle "Başın Öne Eğilmesin" yaşayabiliyor; üstelik bugün bu eseri icra eden gençlerin Sabahattin Ali'nin kim olduğunu bildiklerinden bile şüpheliyim. Ajda Pekkan'ın ise tümden nostalji olduğunu söylemek bile gereksiz.

Ama burada hemen şu çok önemli açıklama da eklenmeli: Pop müzik eserlerinin nostaljik olması sırf üretildikleri dönemle anlamsal münasebetine değil, en az onun kadar müzik endüstrisinin (ve genel olarak kültür endüstrisinin) işleyişine de bağlıdır.

Solun ise gelecekte "umut" olabilmesi için duyguyu asla ikinci plana atmayacak şekilde gündelik hayatla akli ve duygusal sıkı ilişki kurması gerekiyor. Bunun için pop müziğin, sırf kültür endüstrisi üzerinden tahliliyle kendini sınırlamaması, bu müziğin sesine de kulak vermesi, yani solun pop müziği ciddiye alması lazım.

Gündelik hayata müdahale etmek demek, elbette bu alanın günümüzde insanın belki alışkanlık, belki çaresizlik, yani alternatifsizlik (hissiyatı) nedeniyle ama en çok da popüler kültürün sunduğu hazlarla katlanmayı sürdürebildiği metalaşmışlığıyla cebelleşmek demektir. Ama eğer bu hayatı dönüştürmek söz konusuysa o zaman alternatifler tasarlamak ve bunları canlandırmak ve ayakta tutmak gerekir.

Gündelik hayat bütün metalaşmışlığına karşın, üstelik tam da bu metalaşmanın üzerinden bize hâlâ keyif ve haz imkanları sunar. Kendi oyunlarımız, kaçamaklarımız, entrikalarımız, aslında tam da gözetim altında olan ama bizim kendimize ait sandığımız alanlardaki mahrem tecrübelerimiz bir yana, medyaya baktığımızda bile bu imkanları derhal gözümüze çarpar: Arkası yarınlar, yerli yabancı diziler, cehaletin ödüllendirildiği büyük ödüllü yarışma programları, Reha Muhtar'lar, dedikodu dergileri, dedikodu gazeteleri; hatta bizzat bulvarlaşan ciddi gazeteler, daha niceleri ve pop müzik.

Dönüştürmeyi gerçekten ciddiye alıyorsa, solun dönüştüreceği gündelik hayat pratiklerine sunacağı alternatif, mevcudun tam tersi bir ciddiyette değil, bilakis metalaşmış hazları sahicileriyle ikame edecek bir şenlikte olmalıdır. Yani solun metalaşmamış Ajda Pekkan'lara, Reha Muhtar'lara ihtiyacı vardır. Bunun için de önce mevcutların ciddiye alınması gerekir
 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019