Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1739




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 50 müzisyen gazete okuyor
 
 
Şule Çizmeci
 
 
Yayımlanan Sayı : 780

Türkçe sözlü ağır batı müziği - 08.05.2009





Kitap adları ne kadar önemli, bir ad sizi bir kitaba ya yakınlaştırır ya da uzaklaştırır. İçeriğini merak etseniz bile sırf adı yüzünden almadığınız kitaplar olur. Fırından yeni çıkmış 'Almanya'da Hayali Türkiye'nin Müziği' adlı kitabın önce adına vuruldum, sayfaları hızla tararken karşıma çıkan ilginç fotoğraflar merak katsayımı artırdı. Giriş bölümünü yuttuktan sonra bizim gurbetçilerin müzikal dünyasına bir yolculuk yapmak farz oldu.

Kitabın yazarı Alman müzikolog, etno müzikolog ve gazeteci Martin Greve, Almanya'da 60'larda başlayan göçün sonuçlarının artık hem Türkiye, hem Almanya kanadında soğukkanlı bir biçimde değerlendirilmesi gerektiğine inanıyor. Türk göçmenlerin entegrasyonunun sağlanmasına katkıda bulunmak amacıyla bir araştırmaya başlamış. 'Gurbetçiler'in dünyasına bir araştırmacının serinkanlı duruşuyla yaklaşmış önceleri, derken kendini Türklerin yanında bulmuş. Gurbetçi tabiriyle artık o 'Bizim Martin'.

"Almanya'daki pek çok kültür ve sanat kuruluşunda, mesela orkestra ve tiyatrolarda yabancı sanatçılar çalışırken Türk göçmenlerin izine rastlanmıyor. Türk kültürü ne Alman medyasında kendisine bir yer bulabiliyor, ne de Türkler kamusal teşviklerden yararlanıyor.

Toplumsal algıda Türk müziği adeta görünmez durumda; gerek Türkiye, gerekse Almanya asıllı Türk müzisyenlerin pek azı tanınıyor. Alman kamuoyunun bilincinde Türk müziği 'yüksek kültür' değil, az ya da çok 'otantik' bir folklor" diyen Greve, altı yıl süren araştırması sırasında Almanya'daki Türklerin yaşadığı tüm kentleri su yolu yapmış. Sponsoru ise Volkswagen Vakfı. Bu seyahatleri süresince 200 planlı söyleşi yapmış, serbest görüşmelerin sayısını ise hatırlamıyor. 1996-2000 yılları arasında Türk müziğiyle bağlantılı tüm kaset ve CD'leri satın almış ve dinlemiş.

Her Alevi evinde duvara asılı saz

Greve, Almanya'nın büyük kentlerinde Kürt göstericilerin yollara barikatlar kurduğu bir dönemde Türk mahallelerine girerek, Alevilerin ya da Kürtlerin konserlerine katılarak karmaşık kimliklerin dokusunu anlamaya çalışmış. Gündelik yaşamı bu projenin bir parçası olunca, ister istemez bir süre sonra kendisini Türk-Alman müziğinin bir parçası olarak hissetmeye başlamış. Hangi Alevi'nin evine gitse orada salonun duvarına asılı bir saz görmüş. Her ev sahibi kendisi için mini konserler vermiş. Dinlediği müzikle arasında bir gönül bağı kurulunca, 1997'de Berlinli halk müziği sanatçısı Sıddık Doğan'dan bağlama dersleri almaya başlamış. Bu sefer bir öğrenci olarak kendisini Türk müziği içinde farklı bir konumda bulmuş.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından yayımlanan 572 sayfalık, ansiklopediden farksız bu kitap üç bölümden oluşuyor. İlk bölümde hayali Türkiye'de müzik yaşamının oluşumu ve bugünkü durumu ele alınıyor. Yazarın peşine takılıp, bir müzik organizatörünün ofisinden çıkıp diğerine giriyorsunuz. Ayrıca gezip görmediğiniz düğün salonu ve gazino kalmıyor. Müzisyenlerin dertlerini dinliyorsunuz. Kitabın ikinci bölümünde Almanya'daki Türklerin müziğine ve müzik yaşamına etkide bulunan karmaşık kimlikleri ayrıştırmaya, onları anlamaya başlıyorsunuz. Adeta bir kimlik haritası sunuyor yazar. Üçüncü bölümde ise müzik bağlamında Almanlarla Türkler arasındaki kültürel farklılıklar sergileniyor.

Greve, Almanya'daki Türk yaşamı ve müziğinin göç dönemleriyle örtüştüğünü söylüyor. 1961-1973 yıllarındaki döneme Anadolu halk müziği ve gurbetçi şarkıları damgasını vuruyor (Kitaptaki örnekler harika). Almanya'ya göçün müzikteki ilk izleri, vatan hasreti ve göç konulu gurbetçi şarkılarında kendisini gösteriyor. 1973'te işçi alımının durması, işçilerin Türkiye'deki ailelerini yanlarına getirtmesiyle birlikte 'zorunlu uyum' süreci başlıyor. Çoğu gurbetçi, ayakta durmak için dönerci, kebapçı, manav açıyor. Yerleşik hayatla birlikte eğlence piyasası güçleniyor. Önce Alman organizatör Rainer Erhardt, 'Gurbet Kervanı' adlı bir konser acentesi kuruyor. Bunu diğerleri izliyor, çünkü organizasyon işinde iyi para var.

Bu dönemde popüler müzik ve özellikle de arabesk, tutunacak tek dal. 1990'ların başına kadar arabesk Türk eğlence piyasasının komutanı. Anavatana duyulan hasret, karşılığını arabesk müzikte buluyor. Üstelik, arabesk kasetlerin fiyatları daha ucuz.

Temas için cesaret

12 Eylül sonrası Almanya'ya kaçan siyasi entelektüel ve sanatçılar Alman müzisyenlerle işbirliğine giderek birlikte konserler veriyorlar. Bunlar entegrasyon sürecinde atılan önemli adımlar. 1990'ların ortalarından itibaren üçüncü kuşak, içlerindeki öfkeyi yansıtmak için en iyi yol olarak rap'i görüyor. Artık Almanca sözlü rap parçalar yazılmaya başlanıyor.

Greve, bu grupların birçok parçada milliyetçi duygulara ağırlık vermelerini rap'e yakıştıramıyor. Keza 2000'den bu yana yükselişe geçen hip hop'çular da yerelliğin etkisinden henüz kurtulabilmiş değil.

Almanya'daki Türk müzik yaşamının amorf ve olağanüstü bir dinamik yapısı olduğu, gerek ideolojik gerekse müzikal açıdan bir çeşitlilik ve melezleşme görüldüğü söylenebilir. Hayali Türkiye'nin arka planında, sürekli değişen sosyal kimliğe dair söylemler arzı endam ediyor. Greve'e göre milli, dinsel, siyasi ve sosyal yığıntılardan kurtulmak ise şimdilik zor. Ancak AB üyeliği başvurusuyla birlikte yakın gelecekte Türk ve Alman tarafı yakınlaşabilir. "Karşılıklı sınırlar kaldırılmalı" diyen Greve, Alman müzisyen, menajer ve müzik kuruluşlarında Türk-Alman müziğine dönük bir merak uyanmış olmasını ümit verici buluyor. Ona göre, somut ve yüz yüze karşılaşma için eksik kalan tek şey, sadece cesaret. Zaten bu kitabın yazılış amaçlarından biri de o cesareti vermek!

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019