Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1730




Sizce Tarkan hala Türkiye'nin Megastarı mı?

Evet
Hayır

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 19 müzisyen gazete okuyor
 
 
Seda Ayvazoğlu
 
 
Yayımlanan Sayı : 833

Sergey Prokofiev’in Romeo ve Juliet Balesi Üzerine Bir İnceleme - 23.07.2009





Bu incelemenin amacı ilk sahnelenmesinden günümüze kadar kalıcılığını sağlamış bir bale eserinin ortaya çıkmasındaki faktörleri inceleyerek, temeli oluşturan ayrıntıları kavramaya yöneliktir. Dört yüz yıldan bu yana, parlaklığından bir şey yitirmeden günümüze gelen Shakespeare’in romantik tragedyası, Romeo ve Juliet, aslında birçok ülkenin halk öyküleri içinde yer alan, bilinen bir “aşk” temasını ele alır. Prokofiev’in etkileyici ve çağdaş bestesi sayesinde Romeo ve Juliet balesi birçok koreografa ilham kaynağı olmuş ve modern versiyonlarının da ortaya çıkmasını sağlamıştır. Balenin konusunu oluşturan aşk teması hiçbir millet ayrımı gözetmeksizin var olan evrensel bir duygudur. Shakespeare tarafından “aşk” temasının güçlü bir şekilde işlenmiş olduğu bu bale, geçmişte olduğu gibi bundan sonra da başarılı sahnelenmeler olduğu sürece var olacağının habercisidir.

Romeo ve Juliet, birçok ressama ve şaire (Arthur Brooke, 1562)  ilham kaynağı olmuş, senfoni (Hector Berlioz 1838), opera (Vincenzo Bellini ve Charles Gounod), müzikal (Batı yakasının hikayesi, 1957’de Leonard Bernstein-Stephen Sondheim’ın müziğiyle Jerome Robbins tarafından sahnelenen) versiyonlarıyla çeşitliliğe sahip bir eserdir. Ayrıca film olarak da beyaz perdeye uyarlanmıştır.

Tchaikovski’nin Romeo ve Juliet’i senfonik eser olarak daha önce bestelemesine rağmen Prokofiev konuyu baleye uyarlamıştır. Muhtemelen en iyi bilinen Romeo ve Juliet eseri Prokofiev’e ait olan versiyondur. Eser Lavrovsky, Cranko ve Mac Millan’nın koreografileriyle üstünlük kazanmıştır. Cranko ve Mac Millan, Lavrovsky’den sonra özgün koreografilerini yaptıkları için, modern üslupları göze çarpmaktadır. Anılan koreograflar, eseri tümüyle kopyalamak yerine, Romeo ve Juliet temasından esinlenmişlerdir.

Lavrovsky, öykünün Shakespeare tarafından yazılmış versiyonuna koreografiyi orijinal olarak uygulamıştır. Diğer koreograflar ise bir model olarak ya da farklı formlarda yorumlamışlardır. Cranko’nun kordo dansçılarına verdiği ağırlık ve hikayeyi anlatma stili çok güçlüdür. MacMillan’nın Romeo ve Juliet’inde ise pas de deux çalışmalarının görkemi ve alıcılığı ön plandadır.

Kirov Balesi için özgün olarak ısmarlanan ve daha sonra Bolşoy Balesi’ne verilen Prokofiev’in balesi ilk olarak 1938’te Çekoslavakya’nın Brno şehrinde sahnelenmiştir. Ancak gösterinin sahnelenmesinden önce temsilin duyurusu iyi yapılamadığından eser ilgi görmemiştir. Sovyetler Birliği’ndeki ilk gösterisi 11 Ocak 1940’ta Kirov Tiyatrosu’nda Leonid Lavrovsky tarafından sahnelenmiştir. Az bir başarı umulmasına rağmen günümüze dek beğenisini korumuştur. Eser Lavrovsky’nin koreografisiyle 28 Aralık 1946’da Bolşoy Balesi’nde sahnelenmiştir.

Sergei Prokofiev’in Romeo ve Juliet adlı bale eseri, dönemin siyasal yaşantısının merkezi olan saray hayatının içerisinde geçmektedir. Bu bale eserinde Rönesans’ın evrensel değerleriyle kaynaşmış toplumsal içerikli bir aşk öyküsü anlatılmaktadır.

Bu balenin koreografisinde; İtalya’nın Rönesans dönemindeki saray dansları, eserin koreografı Lavrosky tarafından folklorik Rus adımları ve klasik bale ile harmanlanmıştır.

Ancak diğer klasik bale eserlerinde uygulanan koreografik düzen ve sıralama bu balede bulunmamaktadır.

Balo sahnelerinde maske ve peruklarla balenin ilk ortaya çıktığı zamanlardaki gibi dans adımları sergilenmiştir. Diğer bölümlerde ise klasik balenin adımlarına bağlı kalınmadan zaman zaman da bu adımlara özgürce uyarlanmış birçok bale hareketi birleştirilmiştir. Bu eseri genel olarak oluşturan demi-klasik koreografi, dansçıların rollerine kendi ruhlarını yansıtabilmelerine olanak vermektedir. Bunun sonucunda zengin bir ifade ile dans edilen özgür ancak öyküsü nedeniyle trajik son içeren bir bale sergilenmektedir.  Ancak mutlu sonla biten versiyonları da vardır.

Bu eseri yazmaya başladığında, Tchaikovsky ve Berlioz’un eserlerine kulağı aşina olan Prokofiev, kendine has bir şey yapmak istemiştir. Müzik dilinin karakteristik özellikleri olan neoklasizm ve lirik özellikleri ön plana çıkartarak eseri bestelemiştir. Sovyet otoriteler Prokofiev’in Romeo ve Juliet’i için uyumsuz armoniler içermekte olduğunu belirtmiş ve bağımsız tarzda bir besteleme biçimi gibi olumsuz eleştirilerde bulunmuştur. Prokofiev’in, Rusya’da pek çok bale tiyatrolarına da bu eseri kabul ettirmesi zor olmuştur. Eser, 1938 yılında ilk olarak Çekoslovakya’da sahnelenmesindeki başarısının ardından 11 Ocak 1940 tarihinde Lavrosky’nin koreografisi ile Rusya’da sahnelenmesiyle kalabalık bir seyirci kitlesine ulaşarak kendisini kanıtlamıştır. (1)

Shakespeare’e ait öyküyle Lavrosky tarafından sahneye uyarlanmış Romeo ve Juliet balesi, daha sonra sahnelenmiş birçok klasik ve modern versiyonlara rağmen günümüzde halen sıkça sahnelenmektedir. Koreograf Lavrosky eseri hakkında şu yorumu yapmıştır:

“…Fikirlerin ve kavramların derinliklerinde Shakespeare’in trajedisinin kahramanlarını taşımamız gerektiğini bilmenin yoğun baskısı ile dansı ve mimikleri bir araya getirdim. Romeo ve Juliet’te sözler yok, ama her mimik, bedenin her hareketi eserin metnini destekliyor ve sahnede var ediyor. Gösteride mimiklerin seviyesi asla düşmemeli, karakterlerin duyguları ve tutkuları, Shakespeare’in trajedisindeki oyuncuların ses yükseklikleri, balede bedenin hareketleriyle ifade edilmelidir. Balede mimik ve hareketler, mutlak surette dansın üstün bir şekilde sunulabileceği bir eşzamanlılıkla sunulmalıdır.” (2)

Koreograf Lavrosky, bu balede folklorik Rus adımlarını sıkça uygulamış ve Rönesans devrini betimleyen saray danslarıyla eseri zenginleştirmiştir. Prokofiev’in bestesi içinde müzik açısından benzer yorumlar yapılmıştır. Prokofiev’in eseri geleneklere bağlı, bilinen Rus motifleri ile aynı zamanda formalizme karşı uyumsuz armoniler içeren bir müzik olarak tanımlanmıştır. Prokofiev, bestelediği minuet, gavot ve madrigal bölümleri ile Rönesans devrini anlatmaktadır. Ayrıca müziğinde dinleyicinin alışık olmadığı bir takım yenililikler ile farklı karakterleri yorumlamıştır; geleneksel tonalite anlayışına yenilikler getirmiş, geleneksel ölçü düzeninde de bir takım değişiklikler yaparak dinleyicinin alışık olmadığı bir takım yenililikleri ortaya koymuştur.

İngiliz tiyatrosuna çağ atlatan, antik kültürden, eski İngiliz ve kuzey halklarının halk bilimlerinden, Fransız ve İtalyan edebiyatından yurtseverliğe dayanan, İngiliz tarih anlayışından ve hümanist öğretilerden de yararlanan Shakespeare’e ait insanı temel alan sahneler, eserdeki karakterlerin çevresindeki dünyanın dokusunu, hem psikolojik, hem de tiyatral açıdan derin bir perspektif ile inandırıcı bir biçimde vermektedir. Shakespeare, Romeo ve Juliet’te; aşk – nefret, romantik aşk – kibar aşk, atılganlık – ölçülülük, hoşgörü – katılık, mutluluk – keder, saflık – şehvet, gündüz – gece, uyku – ölüm, Montegue – Capulet gibi karşıtlıkları karakterler arasında dengelenmiştir. Romeo, Paris ve Mercutio ile oranlanmıştır; Juliet, Rosalindee, Dadı ve Lady Capulet ile Tybalt, Benvolio ile ölçüye alınmıştır. Bu oyunda Mercutio karakteri, olay örgüsü içinde uyumsuz bir öğedir. Eserdeki trajik akım içinde Mercutio, komik karakteriyle olagelenlerin kurgusuna uymaz ve onun için de kurgunun dışında kalır. Bu sebeple sahneden oldukça çabuk ayrılır. Shakespeare, Mercutio’yu ve O’nun gibi hayatı alaya almayan Romeo karakterini tersinleme yoluyla açımlamıştır.

Prokofiev müziğinde, Lavrosky ise eseri sahneye uyarlarken, Shakespeare gibi duyguların anlatımını daima ön planda tutmuşlardır. Prokofiev eserde, zaman zaman bir melodiyi bir karakterle bütünleştirmiş, coşkuyu, üzüntüyü ve mutluluğu güçlü bir ifadeyle ortaya koymuştur. Koreograf Lavrosky de sık sık konunun anlatımı için klasik bale kalıplarının dışına çıkmıştır.

Eserin birinci perdesinin ikinci sahnesindeki Romeo ve Juliet tarafından dans edilen “balkon sahnesi” meşhur bir sahnedir. Bu sahne aşık çiftin arasındaki hissedilebilir tutkunun ortaya çıktığı sahnedir ve eserin doruk noktası olarak kabul edilmektedir.

Esere genel olarak bakıldığında karakter açısından zengindir. Demi-karakter danslar hemen hemen her sahnede görülmektedir.

Koreograf Lavrosky, eserin hikayesini yalın bir ifadeyle danslardaki karakterlere uyarlamış ve Rönesans devrini güzel bir şekilde yansıtabilmiştir. Diğer koreograflar günümüze ait unsurları uyarlayarak ve yenilik arayışı içindeki tarzlarıyla ortaya modern bale eserleri çıkartmaktadırlar.

Prokofiev’in Romeo ve Juliet adlı bale eseri, klasik bale eserlerinin “ beyaz bale ” diye adlandırıldığı dönemde (Romantik dönem) ortaya çıkan eserlerden biri değildir. Romeo ve Juliet balesi öykü, kostüm, dekor, koreografi ve müzikal açılardan incelendiği zaman eserin hangi döneme ait unsurları taşımakta olduğu ortaya çıkmaktadır. Örneğin; 1800’lü yıllarda balenin Romantik döneminde dekorlara havagazı ile ışıklandırmanın getirdiği kolaylıklar eklenmiştir. Koreografilerin temaları gerçekdışı, gerçeküstü öyküler, düşler, hayaller ve peri gibi hayali yaratıklardan oluşmuştur. Romeo ve Juliet’de gerçek dışı hiçbir konu bulunmamakta, insanların günlük yaşamlarındaki duygularının aktarımı gerçeğe yakın bir şekilde uygulanmıştır. Balede Romantik dönemde ortaya çıkan beyaz tül kostümler, Romeo ve Juliet’in hiçbir sahnesinde kullanılmamaktadır.

Folklorik Rus adımlarının ve dansçıların oyunculuğunun ön plana çıkarılmış olduğu sahneleriyle Romeo ve Juliet adlı bale eseri incelendiğinde, eserin koreografı Lavrosky’nin dönemin diğer koreografı olan Fokine’nin kaidelerinden etkilenmiş veya bu unsurları ilke edinmiş olduğu düşünülebilir. Üç yüz yıl önce İtalya’da yaşam bulan jestler ve mim hareketleri Fokine’nin dans dramalarında lirik mimetik jestler en yüksek noktaya ulaşmıştır. Petipa’nın gelenekselleşmiş bale formunu değiştirmekte başarılı olan Rus koreograf ve dansçı Fokine, kendi deyişle ‘‘dansçının başından ayağına kadar duygulu’’ olabileceği koreografiler yaratarak öykülü bale eserlerini tarzı haline getirmiştir. Baleyi basit bir eğlenceden çok derin, dramatik bir sanat dalı şekline sokup konuya yönelmiştir. Fokine kendisini bu tarza yönlendiren düşüncesini şu sözleriyle dile getirmiştir: “Bir balenin konusunu anlamak için muhakkak konuyu okumak gerekiyorsa, o balenin koreografı başarılı olamamış demektir.”

Notlar:

1) Okan Sungu, Edebiyat, Müzik ve Dans, “Bale Sahnelerinde Bir Shakespeare Başyapıtı: ROMEO VE JULIET” Erişim: 15.10.2005: http://www.obarsiv.com/vct_0506_sunguokan.html

2) Okan Sungu, Edebiyat, Müzik ve Dans “Bale Sahnelerinde Bir Shakespeare Başyapıtı: “ROMEO VE JULIET” Erişim:13.04.2006, http://www.obarsiv.com/vct_0506_sunguokan.html
 

BoltArt.net
.

 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019