Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1736




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 68 müzisyen gazete okuyor
 
 
Ersin Antep
 
 
Yayımlanan Sayı : 844

Notaların Ardındaki Yüzler - 11.09.2009





Ülkemizde örgün nitelikli müzik eğitiminin başlangıcı 1831 yılına dayanır. Usta-çırak ilişkisinin devam ettiği bu eğitimden, günümüzdeki biçimiyle örgün niteliğine geçilmesi ise; Cumhuriyet dönemine rastlar. Bir başka deyişle; müzik alanında resmi eğitim 1830'lara, öğrenim ise; Cumhuriyet dönemine dayanır. Bu kurumlardan Musika-i Hümayûn bünyesindeki eğitimde, duyulan kaynak ihtiyacı; yurtdışındaki yayınlardan "gerektiğinde faydalanmak" biçiminde giderilir. Cumhuriyet döneminden itibaren ise; Musiki Muallim Mektebi, Dar'ül Elhan[1][1], Musiki Gedikli Erbaş Ortaokulu, Ankara Devlet Konservatuarı, Gazi Müzik Eğitimi Bölümü gibi öğrenim kurumlarında Türkçe yazılı kaynak ihtiyacı baş gösterir. Rauf Yektâ'nın yanında Mahmud Ragıp Gazimihal, Gültekin Oransay, Cevad Memduh Altar ve Ahmed Adnan Saygun gibi özellikle yurtdışı öğrenimli müzik adamlarının kitapları; ilgilisinin faydasına sunulur. Bu yayınlar arasında; Türkiye ve civar ülkeler hakkında müzikolojik araştırmalar, ünlü besteciler hakkında çeviriler, organolojik ve tarihsel çalışmalar yer alır. Bir başka deyişle, ülkenin müzik ortamında ihtiyaç duyulan konularda telif ve çeviri kitaplar üretilir.

Yurtdışında yaygın biçimde yapılan biyografi türündeki müzik kitaplarının, ülkemizde ancak 1990'larda yer bulduğu gözlenmektedir. Yalnızca 1900'lerin ilk çeyreğinde Rauf Yektâ Bey'in, Divân Musikisi'nin[2][2] ünlü isimleriyle ilgili olarak hazırladığı risalelerden Zekâî Dede, Abdülkadir Merâgî ile Dede Efendi hakkında ve onlara ait bilgileri; "Esatiz-i Elhân" başlığı ile kitap olarak yayınladığı bilinmektedir. Bunun da; Divân Musikisi alanında öğrenim gören ya da icrada bulunan kişilere yardımcı olacak nitelikte, bir ihtiyaca cevaben planlandığı anlaşılmaktadır.

Biyografik türdeki müzik kitaplarının yayınlanmasının gecikmesi; birkaç sebebe bağlanabilir. İlk sebep olarak; Osmanlı döneminde kitap basımına gerek görülmediği bilinir. (Bu madde ile ilgili hususu yukarıda bildirmiştik.)

İkinci sebep; o dönemde basılan birkaç kitap da olsa; dağıtımdaki olanakların kısıtlılığıdır. Bugünkü anlamda müzik baskı ve yayım kuruluşlarının olmaması, Milli Eğitim Bakanlığı ile daha sonra kurulan Kültür Bakanlığı'nın basım ve yayına çok sonra girmesidir. Bu konuda bir hususun da altını çizmekte fayda bulunmaktadır. Ankara Devlet Konservatuarı'nca basılmış veya kişisel çabayla oluşturulmuş kitapları istisna olarak kabul etmek gerekir. Yurtdışındaki öğrenim kurumlarında kullanılan yayınlara göz atıldığında ve özellikle nota yayımcılığının dahi yeni yeni yapılmaya başlandığı düşünüldüğünde, bizdeki yayıncılığın ne seviyede olduğu anlaşılacaktır.

Üçüncü sebep; müzik alanında temel bilgi ve tarihsel kaynaklara öncelikli ihtiyaç bulunmasıdır. Yurtdışında olduğu gibi uygarlığımızda da eski tarihlerde yazılmış kitaplar bulunsa da; arkası gelmemiştir. Dolayısıyla; öncelikle bu konuda oluşması gereken literatürde eksiklik, uzun süre devam etmiştir.

Biyografi kitaplarının geç yayımı ile ilgili dördüncü sebep ise; müzik alanında gündemde belli isimlerin bulunması ve bu isimler arasında kişisel sebeplere uzanan çeşitli sorunların bulunmasıdır. Bu maddeyi biraz açalım:

Divân Musikisi alanında bulunan birkaç isimle ilgili olarak Rauf Yektâ Bey'in hazırladığı risalelerden söz açmıştık. Çağdaş müzik alanında ise; ağırlıklı olarak yabancı müzisyenler ön plandaydı. Mehmet Ali Bey, Saffet Atabinen, Mehmed Zati Arca, Osman Zeki Üngör, Leyla Saz, Rauf Yektâ, Mehmed Veli Kanık gibi Osmanlı'da adı geçen müzik insanlarının, yabancı müzisyenlerin gölgesinde kaldığı anlaşılmaktadır. Bunların yanında bir-iki ismin söz sahibi olmasına rağmen haklarında özellikli bir yayına ihtiyaç duyulmamasının sebebi ise başkadır: Elbette bu adlar arasında tevazu sahibi olanlar çoğunluktadır. Atabinen ve Arca gibi isimler de dahil olmak üzere Osmanlı döneminde biyografilerin yazımına ihtiyaç duyulmamıştır. Bu biraz da; tüm Osmanlı vatandaşlarının "Padişahın Kulu" gibi görülmesi, herhangi bir şekilde sivrilmesinin genel terbiye ve sosyal, geleneksel yapı açısından uygun olmadığı gerçeğinden de kaynaklanmaktadır. Bir de bu isimlerin en verimli dönemi; Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecine denk gelmiştir. Yani bu iki isim; ülkenin kabuk değiştirme sürecinde kurumsal ve sosyal sıkıntılarla karşılaşmış, gözden kaçırılmıştır. Dolayısıyla; faaliyet alanlarında büyük daralma yaşanmıştır. Sarayda tiyatro ve kumpanya oluşumunda dahi çalışan isimler; savaş yıllarının çalkantısında geri planda kalmıştır. Üngör ise; kişiliği ve konumundan ötürü, çağdaş müziğin yapılandığı dönemde büyük mücadele vermiştir. Gelgelim bu dönemde sergilediği dirayete karşın sertliği ve uygulamaları ile itici ve soğuk bir biçimde değerlendirilmiştir. Ulu önder Mustafa Kemal'in müzik alanına verdiği önem ve özerkliğine istinaden "bir konum çıkarı" hedefleyen muhalif yapılanma da ayrıca söz konusudur. Ankara Devlet Konservatuarı'nın kuruluşuna uzanan etkinlik becerisi ile muktedir olabilen bahse konu muhalif yapı; Üngör'ü adeta "istenmeyen ve unutulması gereken adam" olarak değerlendirmiştir. Böyle bir durumda; geriye kalan tek aday olarak Üngör hakkında biyografik kitap yazılabilme ihtimali de; doğal olarak ortadan kalkmaktadır.

Diğer yandan Cumhuriyet döneminde; Üngör ve Kanık gibi isimlerin faaliyetini sürdürdüğü görülmektedir. Bu isimlere; yurtdışında öğrenim gören Altar, Yönetken, Saygun, Akses, Alnar, Künçer, Gazimihal, Erkin ve Rey gibileri eklenmiştir. Öğretim elemanı olarak kullanılan besteci, teorisyen ya da müzik tarihçilerinin çoğunlukta olduğu bu isimler arasında; keman sanatçısı ve şef olarak yurtdışına davet edilmiş Üngör, icrasıyla tanınmış flütçü Saffet Atabinen, klarnet ekolünün son temsilcilerinden İhsan Künçer gibileri yer almıştır. Ancak bu kişiler; yalnızca icracı sanatçı olarak etkinlik göstermemiştir. İcracı sanatçı yetiştirmek üzere İnönü döneminde çıkarılan yasayla yurtdışına gidebilen Suna Kan, İdil Biret, Ayla Erduran gibi ilklerle; icracılık alanındaki profesyonelliğe, dahası kişisel icra meziyetlerine dikkat daha da artmıştır. İlerleyen yıllarda bu isimlerin yanına Verda Erman, Gülsin Onay, Hüseyin Sermet, Fazıl Say, Özgür Aydın, Cihat Aşkın gibi icracıların, Hikmet Şimşek, Gürer Aykal, Rengim Gökmen gibi şeflerin, Adnan Saygun, Bülent Arel, İlhan Usmanbaş, İlhan Mimaroğlu gibi bestecilerin sınırlar dışında tanınmaya başlaması ile ülkede bu konudaki dikkatin ekseni ve niteliği de olumlu yöne doğru gelişmiştir. Yurtdışında bu isimlerin tanınması ve yurtta kendilerine karşı merak ve özenin artışının yanında, 1990'lardan itibaren çoğalan konservatuar ve güzel sanatlar liselerindeki artış da dikkat çekmektedir. Önceden az olan müzik öğrenci ve mezun sayısının git gide fazlalaşmasına bağlı olarak; hem örnek sanatçının hayatını öğrenmek, hem de kendi geleceğini çizmek anlamında bu tür yayınlara duyulan ihtiyaç daha da artmıştır. Yalnızca sanatçının gördüğü eğitim değil, yaşam biçiminin de öğrenildiği bu yayınlar sayesinde; sanatçı adayları daha bilinçli referanslara kavuşmaktadır. Ayrıca; ülkedeki eğitimli nüfusun ilgi alanını gazeteler ve dergiler sayesinde bu alana kaydırması da, olumlu etken olarak katkı sağlamaktadır. Tüm bunlar; icrada beliren ve sınırlar dışına taşan, dolayısıyla örnek alınan kişilerin meziyetlerine ve yaşam öykülerine dair yayınlara karşı merakı da arttırmaktadır.

SCA'nın hakkı büyük!

Türkiye'nin köklü kurumlarından biri haline gelen Sevda Cenap And Müzik Vakfı'nın rolü büyüktür. Vakıf; başkanı Cevza And'ın vefat ettiği 6 Aralık 1988 tarihini milat kabul etmiş ve 1989'dan itibaren her yıl aynı gün bir onur ödülü vermeye karar vermiştir. Onur ödülü verdiği isimlere, bir yıl sonraki törene basımı yetişmiş birer armağan kitap tasarlamıştır. Yukarıda adı geçen birçok müzik insanının ödüle layık görüldüğü ve kitabının yayımlandığı ödülün içeriği son yıllarda değişmiş olsa da; yayınlarla önemli bir biyografi kitaplığı oluştuğu itiraf edilmelidir.

And Vakfı'nın ödül verdiği ve hakkında kitap hazırlattığı kişiler arasında; Adnan Saygun, Ulvi Cemal Erkin, Necil Kazım Akses, Cemal Reşit Rey, Ferid Alnar, Ferit Tüzün, İlhan Usmanbaş, Nevit Kodallı, Faik Canselen gibi besteciler, Kamuran Gündemir ve Ferhunde Erkin gibi usta müzik pedagogları, İdil Biret, Suna Kan, Leyla Gencer, Ayhan Baran gibi usta icracılar, Hikmet Şimşek gibi bir şef bulunmaktadır. Armağan kitapları; Erdoğan Okyay, Üner Birkan, Filiz Ali, Evin İlyasoğlu, Şefik Kahramankaptan, Nejat Başeğmezler, Zeynep Oral, Koral Çalgan, Erhan Karaesmen ve Önder Kütahyalı gibi isimler kaleme almıştır. Bunlar arasında ilk yayın olan "Saygun'a Armağan Kitabı" tek bir yazar tarafından değil de, ilgili ve bilgililerin sanatçı hakkında yazdıklarının bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. Diğer armağan yayınların; tek yazar tarafından kaleme alınmasına itina edilmiştir.

Biyografi türündeki müzik kitap literatürünün çoğunluğunu, hatta belki de temelini oluşturan bu serinin anlamı ve katkısı büyüktür. Hakkında birkaç gazete ve mecmuada bilgi verilebilmiş isimler; bu sayede hem onurlandırılmış, hem de haklarında kalıcı, temel teşkil edebilecek referans bilgiler derli toplu hale getirilmiştir. Bunun yanında kimi kitaplardan kaynaklanan esinleri ile yazarlar, bu alanda siparişe gerek duymadan başka isimler ile ilgili telif yayınlar oluşturmuştur.

SCA Biyografi Kitapları…

Sevda Cenap And Müzik Vakfı'nın verdiği onur ödülü vererek armağan kitabı hazırladığı kitaplar şu şekildedir[3][3]: Cevad Memduh Altar (1989), Ahmed Adnan Saygun(1990), Ulvi Cemal Erkin (1991), Necil Kazım Akses (1992), İlhan Usmanbaş (1993), Leyla Gencer (1994), Cemal Reşit Rey (1995), İdil Biret ve Suna Kan (1996), Nevit Kodallı (1997), Hasan Ferid Alnar (1998), Ferhunde Erkin (1999), Ferit Tüzün (2000), Kamuran Gündemir (2001), Hikmet Şimşek (2002), Faik Canselen (2003), Ayhan Baran (2004)[4][4].

Vakfın yayınladığı kitapların ilki olan Cevad Memduh Altar'a armağan kitabı; biyografi düşüncesinden çok, konu edilen kişinin mesleki çalışmalarının da anlatıldığı makaleleri ile kurgulanmıştır. Saygun için yazılan kitap ise tanıyanların; hakkında kaleme aldığı anı, düşünce, tespit ve methiyelerle oluşmuştur.

And Vakfı'nın 1991 yılında Onur Ödülü verdiği Ulvi Cemal Erkin için de kitap yayınlamak arzusu üzerine teklif götürülen Koral Çalgan; 1992 yılında "Duyuşlar'dan Köçekçe'ye" başlığı ile Erkin üzerine bir biyografi kitabı daha kaleme almıştır. Yapıt; "Vakıf Etkinlikleri ve Türk Bestecileri", "Erkin'in yaşamöyküsü", "Erkin hakkında yurtiçi ve dışında çıkan tüm yazılar" ve "Erkin yapıtları" üzerine kurgulanan dört bölümden oluşmuştur.

Necil Kazım Akses hakkında Nejat Başeğmezler tarafından hazırlanan ve 1993 yılında yayınlanan "Cumhuriyetin Özgün Bestecisi" başlıklı kitap ise; 80 sayfadan ibaret yapısıyla en kısa olanıdır. Kitap; bir çeşit tanıtım kitabı olarak tasarlanmıştır.

1994 yılında İlhan Usmanbaş'a armağan olarak Evin İlyasoğlu tarafından hazırlanan "Yeninin Peşindeki Bağdar" başlıklı kitap; emekleyen biyografi kitaplarında olgunlaşmanın ilk gösteren bir nitelik özellik taşımaktadır. İlyasoğlu; besteci ile gerçekleştirdiği iki söyleşiyi bölmeden kullanmıştır. Bu; metne enerji katkı sağlamış ve kolay anlaşılmasında da olumlu katkıda bulunmuştur. Zira İlyasoğlu; Usmanbaş'a sorduğu sorularla, bestecinin dilinden kendisi ve çalışmaları hakkındaki tanımlamaları, fikirleri, düşünceleri ve müzikal görüşü aktarmaktadır. Eser referans bilgileri ve listesini de vermektedir. Kitabı "biyografi türünde olgunlaşma" olarak nitelendirmemizin sebebi; içeriğin hem bilimsel çalışmalara temel teşkil edebilecek bilgilere, hem meraklısını yormayacak bir dile, hem de ilgi çekecek detayların altının çizildiği bir yapıya sahip olmasından kaynaklanmaktadır.

Leyla Gencer'e armağan olarak Zeynep Oral tarafından hazırlanan "Operanın Türk Divası" adlı kitap incelendiğinde; uzun bir gazete yazısı okurmuş izlenimi edinilmektedir. Bir bölümün de; belli başlı isimlerden alınan yazılarla oluşturulduğu gözlenmektedir.

1996 yılında Cemal Reşit Rey için yazılan "Unutulmaz Marşın Büyük Bestecisi" başlıklı armağan kitabı; Filiz Ali hazırlamıştır. Rey'in hayatının bölümler halinde alındığı, ek olarak eserleri hakkında bilgi verildiği, hakkında çıkan yazılar ve kaleme aldığı mektubunun yer bulduğu, fotograf ve konser programlarından kesitlerin sunulduğu kitap; nitelikli bir biyografi niteliği taşımaktadır.

Üner Birkan'ın İdil Biret için hazırladığı armağan kitabı; bir methiye yayını olarak göze çarpmaktadır. Zira yazar; sanatçı hakkında etkisinden çıkamadığı bir hayranlığın içindedir. Ancak, özellikle ve neredeyse İdil Biret'in sanatsal üretiminin başladığı tarihten, kitabın ikinci baskısının yayınlandığı tarihe kadarki süreçte basında çıkan yazıların da yer alması; kitabın değerini arttırmaktadır. Kitabın sonunda Biret'in yurtdışına öğrenim için gönderildiği özel kanun ile diskografisinin de eklenmesi; müzik araştırmacıları için büyük kolaylık sağlamaktadır.

Müşeref Hekimoğlu'nun hazırladığı Suna Kan kitabında, yazarın bir yakın arkadaş olarak farklı bir izdüşümü göze çarpmaktadır. Erdoğan Okyay'ın hazırladığı Nevit Kodallı kitabı ise; Okyay'ın Alnar hakkında bulduğu tüm materyali kullandığı, mümkün mertebe ortaya "besteci hakkında referans yayın" oluşturmaya gayret ettiği gözlenmektedir. Bu; Okyay'ın kaleme aldığı biyografi kitapları içinde farklı ve yeni bir anlam taşımaktadır.

Filiz Ali'nin Ferhunde Erkin için yazdığı "Tuşlar Arasında…" başlıklı yayın; yazarın sanatçıyı yakından ve uzun yıllar tanıması avantajının yanına bulduğu materyali eklemesiyle oluşturulmuş nitelikli bir biyografi halini almıştır. Ali'nin ikinci biyografik kitabı olmasından kaynaklanan tecrübe; kitabın akışında olumlu yönde ağırlıklı olarak fark edilmektedir.

Sevda Cenap And Müzik Vakfı'nın onu ödülü dizisindeki kitapları içinde hazırlanması en zor olanı; kuşkusuzdur ki Ferit Tüzün için Şefik Kahramankaptan tarafından hazırlanan yayındır. "Çeşmebaşı'ndan Esintilerle" başlığını taşıyan bu kitap için yazarın elinde; ne vefatının üzerinden çok yıl geçmiş sanatçı ile yapılabilecek bir söyleşi imkânı, ne danışacağı bir yakını, ne hakkında derli toplu bir arşiv, ne de yayın listesi bulunmamaktadır. Bu güç koşullara rağmen Kahramankaptan; gerçekten zoru başarmıştır. Hayatta olan tanıdıklarının verdiği bilgilere kadarki süreci, yani işin en zor yanı olan süreyi yazar; bir müzikolog gibi araştırmış ve biyografi içindeki dengeyi sağlamaya muvaffak olmuştur. Yukarıda da değindiğimiz gibi bu kitap; vakfın yayınladığı biyografiler için hazırlanması en güç olanıdır.

Ünlü Türk piyanistlerin hocası olarak tanınan Kamuran Gündemir için Erhan Karaesmen tarafından yazılan "Piyanist, Hoca ve Cumhuriyet Aydını" başlıklı kitap, mühendis menşeli olan yazarın hayat üzerine matematiksel çözümlemeleri açılmakta, söz ülkenin durumuna getirilmektedir. Kitap içinde "Kamuran Gündemir Olayı", "Kamuran Bey"  gibi biyografiye uygun olmayan ibarelerin yer aldığı kitabın kurgusal oluşumunda en büyük avantaj; geçen yıl kaybettiğimiz Gündemir'in hayatta olması ve anlattıklarının bir bütünü işaret etmesidir.

Önder Kütahyalı'nın Hikmek Şimşek için yazdığı "Işığı Taşıyan Adam" başlıklı kitabı; tıpkı Filiz Ali'nin Ferhunde Erkin kitabında olduğu gibi, uzun geçmişe dayanan yakınlığın olanaklarını yansıtmaktadır. Şimşek; eline kalem almayı, yazı üretmeyi seven bir kişidir ve çoğu zaman fikirlerini başta Orkestra Dergisi olmak üzere birçok yayında iletmiştir. Kütahyalı'nın da; kitabın içeriğini kurgularken bu olanağı iyi değerlendirdiği anlaşılmaktadır.

Yaşayan en yaşlı bestecimiz olan Faik Canselen için Erdoğan Okyay tarafından hazırlanan kitap; camiada kimi ilişkilerin ortaya çıkmasında vesile olmuştur. Okyay; Canselen'in ağzından hayatını yazarken kalemi titretmemiş ve olanları tüm açıklığıyla aktarmıştır. Bir dönemin Canselen'in hayatının akışını nasıl değiştirdiğini kaleme alırken tıpkı bir sır perdesini aralamıştır. "Eğitime Tutkulu Bir Besteci" başlığı ile yayınladığı kitaba bestecinin eserleri ve hakkında basında çıkan önemli yazılarla birlikte üç yakının önem arz ettiğini düşündüğü yazılarını da almıştır

Şefik Kahramankaptan'ın kaleme aldığı Ayhan Baran'a armağan kitabının başlığı "Bel Canto'nun Efsâne Ustası"dır. Vakfın yayınları içinde en çetrefilli yayınları hazırlama şanssızlığı ile karşılaşan Kahramankaptan; gazeteciliğin ve yazarlığın verdiği tecrübe ile zorluğu aşmaktadır. Zira hakkında bilgi, belge ve tanıdık bulmakta güçlük çekilen Ferit Tüzün'den sonra yazar bu kez, etkinliklerini arşivlemeyen, birçoğunu unutan ve "ikna edilemeyecek tevazu"sundan ötürü aktarılması gereken bilgileri vermekten de kaçınan bir sanatçının biyografisinin yazımı ile baş başa kalmıştır. Neyse ki tecrübesi; sanatçının mükemmeliyetçi yönünün sağladığı başarının yanında prensip ve özel hayatı ile ilgili kimi tercihlerinden ödün vermemesine kadar özgeçmişini gözler önüne sererken "sanatçı" ile "insan Ayhan Baran"ı da tanımlayacağı soruların bulunmasına yazara yardımcı olmuştur.

İlk Biyografiden Bugüne…

Ülkemizde basılmış ilk biyografi kitabının; Rauf Yektâ Bey'in Esâtîz-i Elhân başlığı ile "Hoca Zekâî Dede Efendi, Hoca Abdülkadir-i Merâgî ve Dede Efendi"nin hayatını kaleme aldığı kaynak olduğunu yukarıda bildirmiştik. Kitabın Osmanlıca'dan günümüz Türkçesi'ne çeviri yayını; Nuri Akbayar tarafından hazırlanarak Pan Yayınevi'nden 2000 yılında yayınlanmıştır. Eski kelimelerin çoğunlukta olduğu ve anlaşılabilirlikte sıkıntı yaşanan kitabın, bu çevriminden bir müzik öğrenimli tarafından güncellenmesi gerekmektedir.

Murat Bardakçı'nın 1986 yılında Pan Yayınevi'nden çıkan "Maragalı Abdülkadir" başlıklı kitabı; bu müzik bilgininin hayat hikâyesi, verdiği teknik bilgiler, eserlerinde aktarılan müzik bilgileri, hakkındaki belgeler bulunmaktadır. Kitap; biyografik nitelikten çok; bir referans kitap örgüsüyle kurgulanmıştır.

Vakfın hazırladığı biyografi çalışmalarından bağımsız olarak Prof.Koral Çalgan'ın, hocası Ulvi Cemal Erkin hakkında hazırladığı ve 1991 yılında "Duyuşlar" adıyla yayınlanan kitabı; Müzik Ansiklopedisi Yayınları'ndan çıkmıştır. Gerçekten de bu kitap; çoksesli müzik alanında, özgün ve ilk olarak değerlendirilebilecek biyografi türündeki müzik kitabı özelliğini taşımaktadır. Çalgan kurguyu; çocukluğunda babasının yakın arkadaşı olarak Erkin'den hocasına, sevdiği, saydığı bir kişilikten örnek aldığı bir müzik adamına uzanan perspektifte değerlendirmiştir.

Evin İlyasoğlu'nun 1997 yılında Yapı Kredi Yayınları'ndan ilk, 2005 yılında Dünya Kitapları'ndan gözden geçirilmiş ikinci basımını yaptığı "Cemal Reşit Rey-Müzikten İbaret Bir Dünyada Gezintiler" başlıklı kitabı; yazarın hazırladığı radyo programı vesilesiyle yaptığı söyleşiler, öncesindeki araştırma ve sonrasındaki ek araştırma ile kurgulanmıştır. İlyasoğlu'nun radyo programı için bir araya geldiği önemli bestecileri, yansıtacak güçte soruları oluşturmaya yönelik tecrübesi ile birkaç yıl önce And Müzik Vakfı için hazırladığı İlhan Usmanbaş kitabının getirdiği bilgi ve tecrübesi baştan sona hissedilmektedir. İlyasoğlu'nun Ayla'yı Dinler Misiniz? kitabının kurgusuna öncül olarak nitelenebilecek şekilde, yer yer roman dili kullanması gözden kaçmamaktadır. Şayet biyografi türünde müzik kitabı hazırlanması anlamında yazar için; Usmanbaş kitabı bir çıraklık, Cemal Reşit Rey kitabı kalfalık ve Ayla Erduran için yazdığı kitabı ile Bülent Tarcan için hazırladığı "Bir Hekimin Senfonik Öyküsü" başlıklı kitabı ustalık göstergesi olarak değerlendirilebilir. Ancak yine de; Ayla Erduran'ın hayatının roman biçiminde aktarıldığı Ayla'yı Dinler Misiniz? başlıklı kitap; diğerlerinden farklı olarak da görülebilir. Zira Erduran'ın romanlara konu olacak hayat öyküsü, yazara bu olanağı kolayca sunmaktadır. Oldum olası merak edilen hikâyesi ile Erduran hakkındaki kitapta İlyasoğlu; kullandığı akıcı dil, olayları kurgularken bulduğu üslûp ile örnek oluşturmuştur. Öte yandan Bülent Tarcan hakkındaki kitabında, çeşitli sebeplerden ötürü Erduran kadar olanak bulamasa da, nitelikli bir biyografi ortaya koymuştur.

Türk müzik yaşamında "Operet Kralı" olarak hatırlanan Muhlis Sabahattin Ezgi'nin Berrak Taranç tarafından kaleme alınan yaşam öyküsü; "Operet Kralının Gizli Dünyası" adıyla Meta Yayınları'ndan 2005 yılında yayınlanmıştır. Hakkında pek az bilgi bulunan Muhlis Sabahattin ile ilgili çok önemli bir başvuru kaynağı olan kitap; besteci, operet, tiyatroda müzik gibi konularla ile ilgili geniş bilgi vermektedir.

Emre Aracı'nın "Donizetti Paşa-Osmanlı Sarayının İtalyan Maestrosu" başlığı ile  2006 yılında Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkardığı kitabı; Padişah II.Mahmud'un çoksesli müzik alanındaki açılım için İtalya'dan getirttiği Giuseppe Donizetti'nin hayatını konu edinmektedir. Aracı; kitabı üniversitede hazırlamaya başlamış, ardından da yurtdışındaki araştırmaları ile bütünleştirerek oluşturmuştur. Nitelikli bir referans kitap olarak değerlendirilebilecek kitabın bir diğer yönü de; yazarın Donizetti'yi yansıtırken seçtiği üslûpta ortaya çıkmaktadır.

Saygun Biyografileri…

Yıllar geçtikçe, yaşamı, eserleri, yurtdışında taşmışlığı, eğitimciliği, etnomüzikolog yönü gibi birçok farklılığı ile adının altındaki çizgi kalınlaşan haliyle Ahmed Adnan Saygun hakkında birçok biyografi yazıldığı görülmektedir. Öğrencileri Orkestra Şefi Gürer Aykal, Piyanist Gülsin Onay ve Orkestra Şefi Rengim Gökmen'in teyit ettiği üzere "yurtdışında Türk müziği denince akla O'nun geldiğine, bilindiğine" dair ifadeleri düşünüldüğünde; Saygun hakkında hazırlanan kitapların da çokluğu anlaşılacaktır. Bu kitaplardan ilki; müzikolog Gülper Refiğ'in Saygun ile Mustafa Kemal'in isteği üzerine yazılan Özsoy Operası hakkında kaleme aldığı "Atatürk ve Adnan Saygun Özsoy Operası" başlığıyla 1997 yılında Boyut Yayıncılık tarafından basılan kitaptır. Kitap içinde yazarın açıkça bestecinin tarafını tuttuğu, oluşturduğu dil incelendiğinde ortaya çıkmaktadır. Kitabın yazıldığı dönemde ülkede halen Saygun'un görmezden gelindiğine dair oluşan güçlü tepkisi ve hakkında nitelikli ürün verilmemiş olması; doğaldır ki yazarı bir duygusal yoğunluğunun içine sürüklemiştir. Kitabın esas yararı; müzik tarihimiz ve Saygun ile ilgili çok önemli ve kritik ipuçlarına sahip olmasıdır. Bu nedenle de; nitelikli her yayının kaynakçasında veya alıntılarında, kitabın yer aldığı gözden kaçmamaktadır.

Saygun hakkında yazılan ikinci biyografi Müzikolog Emre Aracı'ya aittir. Aracı kitabı; doktora tezi olarak seçtiği Saygun konusunu kitaplaştırarak nitelikli bir yayın olarak sunmuştur. Yapı Kredi Yayınları'ndan 1999 yılında basılan yapıtta Aracı'nın en büyük şansı; bestecinin eşi Nilüfer Saygun'un hayatta olması ve Bilkent Üniversitesi'nde kurulan Ahmed Adnan Saygun Müzik Araştırma ve Eğitim Merkezi'nde besteci hakkındaki en önemli materyalin muhafaza altına alınmış olmasıdır. Yazar; bu olanakları bilinçli ve titiz biçimde değerlendirmiştir. Eser analizleri ile bütünlenen kitabın uluslararası nitelikte bir yapısı bulunmaktadır.

Saygun hakkında biyografi olarak hazırlanan üçüncü yayın ise; Bağlam Yayınları'nın biyografya dizisi içinde yayınladığı beşinci kitaptır. Sosyolog Ali Ergur'un Saygun'un çevresindeki kişilerden aldığı çeşitli yazılar ve söyleşilerle oluşturduğu "Biyografya 5: Ahmed Adnan Saygun"; bir biyografiden çok, nitelikli referans kitabı konumundadır. İçinde biyografik yazıların da bulunduğu yayın; pek çok yazıya kaynaklık eden bir niteliğe haizdir.

Dinçer Yıldız'ın Sun Yayınevi'nden 2007 yılı içinde yayınlanan kitabı "Doğumunun 100.Yılında Ahmed Adnan Saygun" başlığını taşımaktadır. Kitap ilk bakışta; bestecinin hayatında yaşadığı olumsuzluklara dair taraflığı ve seçilen üslûbun sertliği ile dikkat çekmektedir. Bugüne dek telâffuzunda zorluk çekilen, ancak yavaş yavaş birçok uzman tarafından dillendirilen gerçekleri Yıldız; kendisine has sertlikte ve titizlikte değerlendirmektedir.

Son sözler…

Türkiye'de yazılmış biyografi türündeki müzik kitaplara göz atıldığında; bir geç kalınmışlık karşılaşılmaktadır. Rauf Yektâ'nın risalelerinden çok sonraları bu türün yeniden hatırlandığı gözlenmektedir. Bu anlamda Sevda Cenap And Müzik Vakfı'nın onur ödülü vesilesiyle hazırladığı armağan kitaplar, üniversitelerde tez olarak hazırlanan çalışmaların kitap haline getirilmesi, Evin İlyasoğlu gibi müzik yazarlarının kendiliğinden, söyleşi gibi pratik yöntemlerle nitelikli ve git gide çıtası artan biyografiler hazırladığı, ancak biyografiler anlamında bestecilerin "ezici" bir ayrıcalığa sahip olduğu, Saygun'un ise; bu anlamda bir ayrıcalığının olduğu görülmektedir.

Kimi zaman "konu edilen kişi hakkında nitelikli bir referans", kimi zaman "hakkında yazılanların ya da söyleşilerin yazıya geçirilmişliği", kimi zamansa "bir romana dönüşen müzisyen hayatı" niteliği taşıyan biyografi türünün zamanla, yeni yayınlarla destekleneceği ve çoğalacağı aşikârdır. Zira; ülkede müzik öğrenimli sayısı gün geçtikçe artmış ve artış sürmektedir. Üniversitelerde hazırlandığını bildiğimiz birçok biyografik tez henüz kitaplaşmamış olsa da; böyle bir ortamda ortaya çıkan talebe istinaden, yeni tezlerin oluşacağı, var olanların da kitaplaşacağı düşünülmektedir. İşte bu durumda üç etken kendini göstermektedir: biyografi türüne kapılarını açacak yayınevlerinin çoğalması gerekliliği, yayınevlerini ikna edecek biçimde hazırlanmış yayın metinlerin oluşturulması ve biyografi türüne birincil şekilde ihtiyaç duyacak olan müzik öğrenimi görenlerin bu gerekliliğin farkına varıp satın almaya yönelimi… Gün geçtikçe, kitap okuma oranının azalması, yayın evlerinin elektronik iletişim karşısında ekonomik sıkıntıya düşmesi ve özellikle müzik öğrenimlileri arasında hazırlanan çalışmaları nitelikli bir yayına dönüştürecek bilinç azlığı, hem de gerekli iletişim becerisinin pek az kişide olması; bu yöndeki endişeleri arttırmaktadır. Ancak yine de; durum umutsuzluğa düşecek kadar vahim değildir. 1990'larla müzik alanında başlayan biyografilere, zamanla duyulacak ihtiyacın artacağı yönündeki umut; daha ağır basmaktadır.

[1][1] Daha sonraki adıyla İstanbul Belediye Konservatuarı.[1][2] Kimilerince Türk Sanat Müziği, kimilerince Klasik Türk Musikisi, kimilerince ise; Türk Musikisi olarak adlandırılan bu tür için biz; "Divan Musikisi" tabirini kullanacağız.
[1]
[3] Tüm armağan kitaplar, ödülün verildiği tarihten bir yıl sonraki ödül töreninde yayınlanmıştır.[1][4] 2005 yılında ödülün kapsamı değişmiş ve mesleği müzik olmayan Prof. Dr. İhsan Doğramacı'ya verilmiştir. 2006 yılında ödül verilen Ayla Erduran'ın kitabı ise; 2007 yılı sonunda yayınlanacaktır.

*Bu yazı;
Dünya Gazetesi'nin Kitap Eki'nde 2007 yılında yayımlanmıştır.

Müzikoloji.org
 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019