Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 13
Sayı: 1682




Müziğin Yaşamınızdaki Yeri Nedir?

Müzik Dinlemeden Duramam.
Müzik Dinlemem
Yaşamımdaki Yeri Çok Önemlidir!
Olmazsa Olmazım Değildir!
Müzik Dinlemenin Beni Geliştireceğini Düşünürüm!
Müzik Benim İçin Zengiliktir!
Çok Önemlidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler





 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 
Şu an 12 müzisyen gazete okuyor
 
 
Sevin Okyay
 
 
Yayımlanan Sayı : 875

İki festivalin ardından... - 28.10.2009





Ekim ayını İstanbullu olarak en sevdiğimiz aylardan biri, belki de en sevdiğimiz ay haline getiren iki festival, sağ-salim sona erdi. Yani, festivallerin sağlığı konusunda zaten bir endişem yoktu da, ben kendimden biraz şüpheliydim. Antalya’nın ardından Filmekimi ile Akbank Caz Festivali biraz fazla gelir diye düşünüyordum, öyle de oldu. Hele son günde, “Ben doydum Allah arttırsın, sofrayı kuran kaldırsın” demenin eşiğindeydim artık, yorgunluk insana böyle şeyler yapabiliyor. Ama görevden kaçılmıyor. Ben de ayaklarımı sürüyerek olsa da Beyoğlu istikametine gittim. Özellikle 19. Akbank Caz Festivali’ni parlak bir şekilde kapattığımızı söyleyebilirim.
Woody Allen, Theo Angelopoulos, Costa Gavras, Ken Loach filmlerini zaten görmüş olduğum için, Filmekimi’nde işim daha kolaydı. Ama orada da bir filmi fark etmemiş, önceden sözünü etmemiş olduğuma inanamıyorum. Bu yakınlarda ‘Choke’ta parlak bir performansını izlediğimiz Sam Rockwell’in kendini aştığı ‘Moon/Ay’. Umarım, Duncan Jones’un kısa sürede gösterime girer. Astronot Sam Bell’in (Rockwell) ve ona eşlik eden bilgisayar Gerty’nin (Kevin Spacey’nin sesi) ortak hikâyeleri (biraz felsefe de yapıyor), müthiş oyunculuğu ve müziğiyle izlemeye değer bir film. Mevcudiyetinden haberdar olduğum andan itibaren alesta durumda bekliyordum zaten. Alnımın kara lekesi ise, hem Antalya, hem İstanbul’da, toplam dört gösterime rağmen Haneke’nin ‘Beyaz Bant’ını kaçırmış olmam. Gösterime girmesini hasretle bekliyorum.

Evet, yorulduk ama insan her gün film seyredip konsere giderse, bir tür enerji depo etmiş gibi de oluyor. Sonuçta Filmekimi’ndeki filmlerin çoğunu görmüş oldum, biri Babylon’da beş konseri izledim. Son günün parlak performansı ise, Aksanat’taki panel oldu. Önce konserler...

Dediğim gibi, beş konsere gittim. Hepsinden çok memnun kaldım. Yıllar sonra Cecil Taylor’ı gene ‘live’ olarak dinlemek ve hiç değişmediğini görmek, çok sevindiriciydi. Şair yanını ortaya koyması ve Tony Oxley ile birlikte gelmesi de cabası. Marilyn Mazur’u hep severiz, ilk görüş ânında haksızlık etmiş olsak bile. Hatırlarsanız, ilk olarak Miles Davis’le, sonra da Jan Garbarek’le gelmişti (hamileydi). Bu sefer Mazur’u kendi grubuyla dinledik. Çakı gibi bir gruptu. Aynı akşamın  (CRR’nin son konser akşamı) ikinci konseri ise, Mazur konserinden bile daha fazla memnuniyet uyandırdı. Richard Bona, dünyanın en canayakın müzisyenlerinden biriymiş. İki nefeslisinin başı çektiği, gitaristi ‘Mbutu’nun rock gitaristine benzediği grubuyla hem takdir, hem sempati topladı. Bize de koro halinde garip sesler çıkarttırdı.

Joe Lovano ve grubu Us Five’ın, Haneke’ye gitmek için az daha es geçeceğim konseri ise, beklediğimden de iyiydi. Gencecik kontrbasçısı Esperanza Spalding, İspanyol gitar çalar gibi kontrbas çalıyor. Üstelik de ufak tefek bir hanım olduğu halde. Ayrıca çift davulcu fikri de harika bir fikirmiş. Herkesin zevk aldığı, kaliteli bir konserdi. Ne var ki benim Akbank Caz’da favorim, Babylon’da haddini bilmeyen bir delikanlı ile de kapışmama yolaçan konser oldu: Trio 3. Alto saksta yıllar önceki halinden hayli farklı ama gene aynı derecede hoş görünen, World Saxophone kurucusu Oliver Lake ile basta Coltrane yadigârı Reggie Workman ve davulda Cecil Taylor’ın eski silah arkadaşı Andrew Cyrille, tarihten bir yaprak gibiydiler. Saygıyla eğiliyoruz...
Son gün seferimiz ise, Akbank Sanat Merkezi cihetinde gerçekleşti. ‘Beyazperde’de Caz’ diye bir panelimiz vardı.

Ben moderatördüm, bu tarife de sonuna kadar sadık kaldım. Caz konusundaki iki duayenim, Hülya Tunçağ ile Ali Sönmez de konu∫macıydılar. Her ikisi de yıllar boyunca TRT Radyo programcılığı yapmıştır. Hülya’nın sinema eğitimi var, Ali ise on beş yıldan uzun süreyle Uluslararası İstanbul Caz Festivali’nin yardımcı direktörlüğünü yapmıştır. Belgesel ve kurmaca film örnekleri getirmişti, onları gösterdik, konuştuk. Sürpriz bir konuğumuz da vardı: en beğendiğimiz kurmaca caz filmi olan ‘Round Midnight’ ile Oscar’a aday gösterilmiş tenor saksçı Dexter Gordon’un eşi Maxine Gordon. Bize filme ilişkin anılar nakletti. Velhasıl, hoş bir kapanıştı. Seneye görüşürüz diyelim.

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2017