Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1737




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 75 müzisyen gazete okuyor
 
 
Mehmet Can Özer
 
 
Yayımlanan Sayı : 969

Elektroakustik Müzik Nedir? - 17.03.2010





Elektroakustik, elektronik ya da bilgisayarlı müzik kavramları bizlere ne çağrıştırıyor? Günümüz müzik dinleyicisinin “elektronik” müzik başlığı altında edindiği bilgi, bundan 20 yıl öncesinde elektronik müzik olarak tabir edilen türle koşutluk gösteriyor mu? Daha ileri giderek şunu da sorabiliriz, elektroakustik müzik yeni bir müzik türü müdür, çağdaş batı müziğinin ulaştığı son nokta mıdır, yoksa besteciler için yeni bir yoldam mıdır? Bütün bu olaylar nereden çıkmıştır? Tatminsiz çalgı yapımcıları neden yeni çalgılar geliştirmiştir? Hatta “ne gerek var bu müziğe”? Soruların sayısı arttırılabilir, cevap çabalarının da. Burada sözlük anlamı oluşturmaktan ziyade, kavramı betimlemeye gayret edeceğiz.

Öncelikle, “elektronik müzik” kavramı aslında elektroakustik müzik kavramıyla aynı şeydir. O halde neden elektronik müziği kullanmıyoruz? Dilimizin Batı’dan gelme bir başka kavrama mı ihtiyacı vardır yoksa daha havalı ve elit bir kelime olması bakımından mı kullanımı uygun görülmüştür? Eğer biraz daha sabredebilirsek bunların çözümü zihinlerimizde belirecektir.
 Elektronik müzik dedik, şimdi bunu tanımlayalım. Herhangi bir kelime + müzik dediğimizde (örneğin caz, klasik, “halk” ya da sanat müziği), müziğin nasıl yapıldığına dair bir ipucu ediniriz, yani tarihsel süreçte neler olduğuna dair pek çok veriyi bir araya toplarız, kimler yapar bu müziği, nereden çıkmıştır, kullanılan çalgılar nedir gibi. Bu durumda, bizimkisi de bir çeşit müzik ve onu belirleyen elektronik ya da elektroakustik(?) olması. O zaman aklımıza bir elektrik prizi getirelim. Bu prize bağlanabilen çalgılar için bestelediğimiz müziğe elektronik müzik mi diyoruz? Böyle ise, bir elektro-bağlamacı ve müziği (Sincan Havaları), bütün elektrogitar kullanılan müzikler, klasik müzik bestecilerinin eserlerini ses birleştireçleri (synthesizer) ile yeniden yorumlayanlar, DJ’lerin insanlara göbek attırmak için ürettiği müzikler, yine bu yeni elektronik çalgılarla yapılan, budunsal(etnik) motiflere (Kitaro) ya da “uzay ortamına” atıfta bulunan (Jean Michelle Jarre) “new age” bestecileri ve giderek daha çok teknoloji kullanan pop müzikçiler, sadece elektriğe bağlanabilen aygıtları kullandıkları için doğrudan bizim şeridimize girmiş oluyorlar.  Yukarıda sayılan müzik türleri ne kadar elektroniktir? Orkestra eserinde, cazda ya da herhangi bir tür müzikte kullanılabilecek bir elektronik çalgı (vibrafon, ses sentezleyici ya da elektrogitar) yapılan müziğin genetik yapısını değiştirmez, sadece farklı bir renk katar, sonuç yeni bir müzik türü değildir. İlhan Mimaroğlu’nun dediği gibi “gelişeduran teknolojiye karşı çürüyeduran kültür” aslında kafaları karıştıran en önemli nedendir. Öyleyse herhangi bir çalgının elektrikle çalışması, onun kullanıldığı müziği “elektronikleştirmeye” yetmez diyebiliriz. Günümüzde pek çok popüler müzik türünün bu sınıfa dâhil edilmesi, ne yazık ki elektroakustik müziğin yeterince bilinmemesinden kaynaklanmaktadır. Modern sanat yapıtının çıkışı, dayanak noktası ve arayışlar bize daha tutarlı bir yolda yürümemizi, müzik sanatının geldiği noktayı daha iyi anlamamızı sağlayacaktır.

Aslında sorunun temelinde, günümüzde “sanat” kavramının yok oluşu yatar. Biraz daha açalım. Batı ya da Doğu dünyasında müzik, dinsel amaçların ve dünya görüşünün kullanımındaydı. Batı’da dinleyicinin (izleyicinin) edilgen bir biçimde, sanat yapıtıyla dışarıdan bir seyirci olarak ilişkisi söz konusuydu. Bilinçlendirmeden yönlendirme (manipulation) önceleri kilisenin politikasıyken zamanla toplumsal yaşamın kuralı haline gelmiştir. Kitlelerin güdülmesi işte o zamanlardan kalan bir yönetimsel biçemdir. Doğu’da ise durum taban tabana zıttı. Sanat toplumdan kopuk ve yalnızca bir kesim için değildi. Aksine içinde yaşanan, muhatabını etken olarak işin içine sokan ve devingen bir dünya bilinciyle ortaya konan yapıtlardı. Resim sanatından örnek verebiliriz. İslam Sanatı’nda minyatür, satıh (yüzey) sanatıdır, yani öncelikle resmin sadece resim olduğu bilinci vardır. Batı’da ise yüzey artık yoktur. Derinlik, ışık-gölge kullanımları, resmin karşısındaki gözlerin gördüğü,  bir noktadan bakılarak anlaşılabileceği inancıyla ortaya konmuş yapıtların içeriğidir. Temelde bu zıtlık, Batı’nın Aristo’cu durağan varlık görüşüne karşı, Doğu’da varlığın devingen bir süreç olarak, noktasal değil de her şeyi kapsayan ve sonsuz mekânda bütünüyle görülecek şekilde algılanmasında yatar. Bu yaklaşım farklılıklarının Batılı sanatçılar tarafından anlaşılması, modern sanatın doğmasına yol açtığı için çok önemlidir. Picasso, devinimi kavrayan ve yapıtlarına uygulayan sanatçılardan biridir. “Arlésienne” adlı eserinde üç farklı yönden kadın yüzünü birleştirmiştir. Kandinsy’nin çalışmalarını da ancak içine girerek ve oradaki hareketle beraber yaşayarak algılayabiliriz, bir noktadan bakarak değil.

Öncü sanat akımlarının 20. yüzyıl itibariyle başlattığı bu hareket ve gelişim süreci tüm sanatlarda halktan kopuşu da beraberinde getirmiştir. Artık ressamlar başka ressamlar için, besteciler başka besteciler için üretmektedirler. Sanayi devrimi, üretim, hız ve tüketim yeni hayatın anahtar kelimeleri olmuştur. Öte yandan dünya düzeni değişmektedir. Kapitalizm ve Rusya’nın çöküşü sonrası küreselleşme kendini adeta insan kanıyla beslemektedir. Kapitalist ve küresel düzende ise sanata yer yoktur. Aslında sanat vardır ama yalnızca bir kesimin istediği şekilde, özgür ve özgün olmayan, kalıplaşmış, kabiliyetsiz, ahlaksız, insanları köleleştiren, iradelerini hiçe sayan ve onların parasına göz dikmiş bir “sanat”. Ve artık para her şeyden önce gelmektedir. İşte tam bu noktada, neden pek çok farklı müzik türün tamamına elektronik müzik denildiği ve bizim elektroakustik kelimesini kullanacağımız sanırım netleşmiştir.
 Biraz da nedenleriyle ilgilenelim. Tarih boyunca besteciler, yeni tınılara ve çalgılara rağbet etmişlerdir. Batı’da olup bitenin özeti olamazsa da, çevresel etkenler ve çalgıların özellikleri için yazılan müziklerin, evirilerek günümüze kadar geldiğini söyleyebiliriz. Ortamın yankılanma süresi, çalgıların fiziksel özellikleri ve bütün bunlara özel olarak müzik yazmak tınısal arayışları körüklemiştir. Örneğin, koro için yazılan bir parça, koroyu oluşturan elemanların özellikleri göz önünde tutularak yazılır. Ses renkleri, ses alanları, hangi partiden ne şekilde yararlanabilineceği, ne uzunlukta ve gürlükte (başka bir çalgının ya da topluluğun söz konusu olduğu durumlarda ses dengesini sağlayabilmek açısından) söyleyebilecekleri, söylerken aynı zamanda neler yapabilecekleri (başka çalgılar çalmak, yer değiştirmek, teatral hareketler, mimikler gibi), kısacası istenen müzikal etkiyi nasıl sağlanabileceğine ilişkin yoldamsal sınırlamalar ve çözümler, gerçekte yazılan müziğin kendisidir. Bir başka önemli kısım ise seslendirilecek mekânın müzik için elverişli olup olmadığıdır. Eğer ses üretildiği andan itibaren tamamen yok olana kadar çok kısa bir süre geçiyorsa, bu durumda müzik olumsuz yönde etkilenebilir. Çok uzun zamanlı bir ses sönümü de olumsuzluğa yol açabilir. Çok katmanlı (ya da çoksesli) müziğin ortaya çıkışı tınlaşım (resonans) olayı ile açıklanabilmektedir. (Kilise gibi büyük hacimli ve taş yapılarda, kaynağından çıkan sesin, ortamın yardımı ile üçüncü doğuşkanı olan beşlisi de duyulur. Aslında diğer doğuşkanlar da duyulur ama en çok beşlisi duyulduğu için bir kısım kulaklar bu beşliden söylemeye başlar ve zamanla farklı zamanlarda farklı melodiler söylenir. Sonuçta katmanların bir arada söylendiği ve parçaların toplamına müzik dendiği türün doğuşuna ilişkin fikirlerden birisidir.) Müziğin şekillenmesine yol açan önemli iki etken bunlardır ama belki de en önemlisi yeni çalgıların yapılmasıdır. Yeni çalgılar, bestecilerin üzerinde önemli bir etki yapmıştır. Bildiğimiz ve bilmediğimiz pek çok besteci yeni çalgılar için, bu çalgıların özelliklerine göre müzik yazmışlardır. Bir örnek olarak klavsen ve ardından gelen piyanoforte verilebilir. Besteciler klavsenin yapısal sınırlarına yönelik müzikler yazarken piyanonun sağladığı imkânlar daha farklı müzikler yazılmasına yol açmıştır. Örneğin, klavsende çabuk sönen sesleri tril ile (asıl ses ve bir alt ya da üstündeki notayı hızla çalma) uzatmaya çalışmak biçimsel ve belirleyici bir yoldamdı. Ayrıca ses gürlüğü bir düğme ile ayarlanabiliyordu,  yani uygulanan kuvvet çıkan sesi eşzamanlı etkilemiyordu. Bütün bu sorunlar piyano ile aşılmış ve bambaşka bir ses rengi de sesler evrenine katılmıştır.

Piyano için yeni müzikler, Bach’tan Mozart’a, Schumann’a, Chopin’e, Liszt’e, Debussy’e ve Ligeti’ye evirilmiş, her besteci bu çalgının gelişimi noktasında tınısal özelliklerini kullanarak yeni müzikler yazmışlardır. Günümüze kadar tüm çalgılar ve besteciler için bu bağıntı kurulabilir. Tınısal arayışlar özellikle bu yüzyılın başında çok önem kazanmış, besteciliğin yeniden tanımlanmasını gerektirecek kadar ilerlemiştir. Ortaya çıkan eserler de bir o kadar çeşitlidir.
 Elektronik çalgıların gelişimi yaygın kanının aksine elektronik müziği oluşturmamıştır. Asıl önemli nokta sesin saptanabilmesi yani kaydedilip daha sonra tekrar istenen bir zamanda seslendirilebilmesidir. Bu ilk ve önemli teknolojik gelişim bizim sanatımızın da içeriğinin ne olduğunu bildirmektedir aslında. Peki, bu kadar uzattıktan sonra elektroakustik müzik nedir? Öncü bestecilerden Vladimir Ussachevsky’nin tanımına göre “…elektronik müzik, sanatsal içerikli bir deyişle müzik yapmak isteyen bestecinin sesleri saptamak, yaratmak, başkalaştırmak ve örgütlemek için çeşitli elektro-akustik aygıtlardan yararlandığı bir yaratı alanı olarak ele alınmalıdır”. (Music in the Tape Medium, The Julliard Review, 1958) Barry Schrader ise “elektronik imkânlarla üretilmiş, değiştirilmiş ve yeniden üretilmiş olan müzik türü elektroakustik müziktir” (Introduction to Electroacoustic Music, 1982) der. Bu tanımla Milton Babbitt’in dediği gibi plak çalmak da elektroakustik müzik sınıfına girer. Tümünün özeti olarak elektroakustik uğraşın asıl amacı, yeni sesler ve bu sesler için yeni bestelerdir, tıpkı önceki bestecilerin “doğal” çalgılarla yaptıkları gibi. Tek farkımız, elektronik oyuncaklarımızın olması ve aramızda bağlantı kurabilirsek sınırların yalnızca hayal gücümüz olabileceği teknolojiyle çalışabiliyor olmamızdır. Mağara dönemi insanları hariç (ki onlar da kendi çalgılarını ve o çalgıların müziklerini yapma becerisine sahiptiler) tarihin hiçbir kesiminde besteciler kendi çalgılarını bu kadar rahat tasarlayıp onlar için müzik yapamamışlardır. Ama mağara döneminde bile bu denli bilinçsiz, uyuşuk, gelişigüzel ve çapraşık bir sanat yaşamı olmamıştır, en azından bulgular öyle diyor. Elektroakustik müzik terimi ise ileride göreceğimiz yoldamsal farklılıkları bir potada eriten öneri olarak Michel Chion tarafından “La musique electroacoustique (1982)” kitabında ortaya konmuştur. Elektroakustik müzik için sert çizgilerle sınırlar çizmek, bu müziği bestelemeye niyetli bestecilerin imgelemlerinde tahrip edici ve hatta onulmaz yaralar açabilir, edindiği saplantılı fikirleri yüzünden müzik yapamayan ya da yaptığı müzik işe yaramayan pek çok besteci buna kanıttır. Aksine, bilinçli olarak durumdan kaçıp, olan biteni olabildiğince genişçe anlatmaya çalışmak ve çıkarımları okuyucuya bırakmak, ümit ederim ki sadece bestecilerin yaratıcılığını körüklemekle kalmayacak, dinleyicilerin de müzikle olan ilişkisini yeniden gözden geçirmesine olanak sağlayacaktır. Tınısal arayışlar ve yeni çalgılar, bizleri tarihin ayrıksı durumlarıyla karşı karşıya getiriyor. Özellikle bu uğurda mekanik çalgılar ve kendi kendine çalışan düzenekler yapan bilim adamları, günümüz teknolojisinin öncelleri olması yönüyle ilgimizi çekiyor. Sonraki bölümde bu çabaların bilinen ilk örneklerinden başlayarak pek çok sanat dalındaki “ileri görüşlü” hatta biraz garip insanların yaşam öykülerini ve eserlerini inceleyeceğiz.  

© Mehmet Can Özer ,“Elektroakustik Müzik Tarihi”  

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019