Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1736




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 34 müzisyen gazete okuyor
 
 
Emel Burçin Özgüneş
 
 
Yayımlanan Sayı : 991

Chopin... Piyanoca konuşmak... - 16.04.2010





Yirmi yaşına kadar canlı hareketli bir çocuktu, Fransa'ya gittikten sonra durgun, küskün ve hastalıklı bir insan oldu.

Bir halk çocuğuydu ama kibar çevrelerde oraya aitmiş gibi davranmak için kendini zorlardı.

Duyguluydu, sıkılganlığından dolayı acılarını belli etmemeye çalıştı ve bu nedenle büyük acılar çekti.

İç dünyasını sadece piyanosu ve besteleriyle ortaya çıkarıyordu. Bir müzik tarihçisinin dediği gibi o piyanoca konuşuyordu.

Chopin bir hasret bestecisiydi. Memleketindeyken müziğini dünyaya duyuracağı günlerin özlemiyle başka ülkelerin hasretini çekerdi.

5 Mart 1791'de doğdu. Orta sınıftan bir ailenin çocuğuydu.

Polonya'nın Mozart'ı olarak anılmaya ve nota basımevleri tarafından "Kuzey Yıldızı" olarak tanıtılmaya başladı.

"Şehirler, kasabalar yanmış, yıkılmış. Dostlarım, Titus, Matuszynski ölmüş olsa gerek.... Hey Ulu Tanrım . Neredesin, öc almayacak mısın? Cinayetlere doymadın mı? Yoksa sende mi Moskofsun?" ..Frederic Chopin

Chopin'in Avrupa konserlerinde son durağı Paris oldu. Bu büyülü kent, genç besteciyi de etkisi altına almakta gecikmedi. Bundan sonraki yaşamı Paris'te geçecekti.

Ondan ders almak, onunla tanışabilmek için herkes birbiriyle yarışıyordu. Kadınların başını döndürüyor, erkekleri kıskandırıyordu. Sürekli ders verdiği için iyi para kazanmasına rağmen elinde pek bir şey kalmıyordu.

16 yaşındaki Maria'ya aşık olmakta gecikmedi. Aşkına karşılık da bulmuştu. Paris'e gelince bu aşkın da gücüyle daha yoğun çalışmaya başladı ama ciğerlerinden hastaydı, bir ara öldüğüne dair söylentiler bile çıktı. Yaz aylarında Maria'yı babasından istemeye gittiğinde aile hastalığını yüzüne vuracak, ona tedavi olmasını önereceklerdi.

...Schumann'la görüştü. Chopin onu pek beğenmezdi ama Alman besteci ona hayrandı. Eserlerini dinledikten sonra hayranlığını bir kez daha tekrarladı: "Kuzeydeki baskıcı hükümdar Chopin'in eserlerinin pek basit görünen o mazurkaların kendisi için ne korkunç birer silah olduğunu bilse çalınmasını yasaklar. Chopin'in besteleri çiçekler içine saklı toplar gibidir."

"Chopin bulunmaz dehasını hep beş, altı kişilik dinleyici grupları saklardı. Bugün kalabalıklara karşı beslediği çekingenliği yenmiş görünüyor. Dileriz ki, bu bir dönüm noktası olsun. Büyük besteci bencillikten kurtulursa, en başta gelen piyanist kim, sorusuna dünya 'Hayır Liszt ya da Thalberg değil, Chopin' diye haykırarak yanıt verecektir."

Londra'da Kraliçe Victoria'nın önünde çaldı. Evinde ise sürekli çaldığı eser, Majorca'daki en verimli günlerinde yazdığı ve halen bir bölümü Cenaze Marşı olarak bilinen Opust 35 Sonat'tı. Dinleyen herkes bunun bir veda eseri olduğunu biliyordu. Chopin, ne zaman dinletilerinde bu eseri çalsa, ne kadar alkışlanırsa alkışlansın piyanonun kapağını kapar ve sahneyi terkederdi.

Chopin'in son günlerini Franz liszt şöyle anlatıyor: "Öleceğini biliyordu. Ancak bir teslimiyet içinde değildi. Öksürük nöbetleri geçtiği zaman yapmak istediklerinden, planlarından söz ediyordu. Daima aklı başında konuşuyordu. Yalnız bir ara Bellini'nin yanına gömülmek istediğini söyledi. Onu görmeye gelenler ölümün geldiğini yüzünden anlıyorlar ama yüzüne yerleşen o apayrı güzelliğin ona daha da yüce bir hava kattığına inanıyorlardı."

Cenaze töreninde Mozart'ın Requem'inin çalınmasını, bitmemiş eserlerinin hepsinin imha edilmesini ve yayımlanmamasını, yakılıp ortadan kaldırılmasını istedi. Ancak bu sözü yerine getirilmedi. Bitmemiş eserleri arasında bugün hayranlıkla dinlenen pek çok çalışması bulunmaktadır.

Lizst, Chopin'in son dakikalarını şöyle anlatıyor: "16-17 Ekim gecesi yarı uyku, yarı uyanıklık halinde sabaha kadar kıvrandı. Saat 2'ye doğru can çekişmeye başladı. Alnından oluk gibi terler geliyordu. Bir ara kendine gelir gibi oldu ve yanında kimin olduğunu sordu. Kendisine destek olan Gutmann'ın elini öptü ve son nefesini verdi. Kapının önü insan doluydu. Sabaha kadar hıçkırarak başında beklediler. Çiçeği çok sevdiği biliniyordu, ertesi gün o kadar çok çiçek geldi ki, odanın her yanı rengarenk olmuştu. Çiçekli bir bahçede yatıyordu sanki... Yüzüne gençlik, saflık ve güzellik gelmişti. "

Cenaze töreninde isteği üzerine Mozart'ın Requem'i çalındı. Öldükten sonra kalbinin çıkarılarak Polonya'ya gönderilmesini vasiyet etmişti. Vasiyeti yerine getirildi. İkinci Dünya Savaşı'nda kalbin bulunduğu müze bombalanınca, isteği tam anlamıyla gerçekleşti.

Büyük bestecinin kalbi kül olup, memleketinin toprağına karıştı.

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019