Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1736




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 36 müzisyen gazete okuyor
 
 
Doğan Yazıcı
 
 
Yayımlanan Sayı :

Globalizm Yerel Kültürleri Öldürüyor’ - 14.04.2006





Fuat Saka, 1952 yılında Trabzon’da doğdu. İstanbul’da resim, Fransa ve Almanya’da müzik eğitimi aldı.

Tiyatro ve film müzikalleri dışında yüzlerce solo konser verdi. Yerli ve yabancı sanatçılar için düzenlemeler yapan Saka, halen yurtdışındaki grubu ile müzik çalışmalarını sürdürüyor. İstanbul - Paris - Hamburg üçgeninde yaşamını sürdüren Saka’nın bugüne kadar kaset, plak ve CD olmak üzere 15 albüm çalışması vardır.

Farklı uluslardan gelen müzisyenlerden oluşan bir grupla çalışıyorsunuz. Bu grup nasıl oluştu? Böyle “enternasyonal” bir grubun oluşmasına temel olan düşünce nedir?

Bu benim yurtdışında çalışmalarımı sürdürmemden kaynaklandı. Yurtdışında müzik yapacağımız Türkiyeli çok sınırlıydı. İkincisi hep Anadolu’yla Avrupa’nın armonik müziği arasında bir köprü kurulsun istedim. Bu yüzden de Avrupa’da dünya müziğine ilgi duyan müzisyenlerle ilişkim oldu. Benim müziğimi olumlu yönde etkileyen şeylerden birisi budur. Grup elemanları kendi enstrümanlarını çalarken benim müziğime eşlik bile etseler kendi karakterlerini, yaşam biçimlerini, kültürlerini koyarlar. Karşılıklı bir etkileşimdir bu sonuçta. Onların yaşadıklarıyla benimkileri bir araya getirdiğimizde ortak bazı değerler yakalama şansımız oldu. O arkadaşlarla birlikte biz kendi okulumuzu kurmuş olduk. Yaklaşık 20 yıldır beraber müzik yaptık hâlâ da yapıyoruz.

Bugüne kadar hep aynı müzisyenlerle mi çalışmalarınızı sürdürdünüz?

Birçok kişi değişiyor tabii. Evlenenler, yorulanlar, yaşlananlar oluyor. Bunu da anlayışla karşılamak lazım. Kadro değişmekle birlikte çekirdek yapı hep aynı kaldı.

Yeni ve ulus ötesi bir müzik diline inanıyor musunuz? Globalizm, sözde sınırları kaldırıyor. Diğer yandan sizin ulusal kimliklere yönelişinizi buna bir tepki olarak düşünebilir miyiz?

Globalizm, yerel kültürlerin yerine kendi seçtiği, desteklediği ve koruduğu –sadece müzikte değil, bütün alanlarda; plastik sanatlarda, edebiyatta her şeyde– kültürü koymaya ve dayatmaya çalışıyor. Yerel, bölgesel hatta ülkenin genel kültürünün önüne çekilmiş bir duvar var. Ülke kültürlerinin birbirlerine yakın olanlarını bulup çıkarmak ve ortak bir dilde sunabilmek bu işe gönül veren müzisyenlerin işi olmalıdır. Bu çok önemli, çünkü kaybolmakta olan birçok yöresel kültür var. Yöresel kültürün en önemli aracı müziktir. Müzikler Anadolu’da dahi kaybolmak üzereydi. Ancak son 5–10 yıldır yerelle ilgilenen sanatçılar ve yayıncılar birlikte ortak güzel şeyler başardığımıza inanıyorum. Dejenerasyona uğratılan, onun yerine bu diye ifade edilmeye çalıştıkları şeyin önüne geçmek gerekirdi. Çokkültürlü bir ülkede yaşamanın avantajlarını değerlendirmeye çalıştım diyebilirim.

Globalizmin sadece müzik alanında değil insanın yaşam biçimine ilişkin önerilerinin karşısında yer alan bir müzisyen olarak beni değerlendirebilirsiniz.

Yerel ezgileri yeniden yorumluyorsunuz. Değişik bölgelerden yaptığınız çalışmalardan sizi ve müziğinizi en çok neler etkiledi?

Anadolu müziğinin tamamı beni etkilemiştir. Anadolu’nun her bir yöresinin belirli bir ritminin ifade biçimi vardır. Birçok bölgeyi, dili ve ritmi düşündüğünüzde onların ortak dilini de müzikle ifade etme şansınız var. Ben kendi yaptığım müziği ifade ederken her zaman söylerim. Türk müziğinden klasik batı müziğine, Afrika ritmleri ve melodilerinden batı armonisine oradan Latin Amerika tınılarına kadar bütün dünyayı dolaşan bir müzikal yolculuğum vardır. Dünya müziğinin esprisi de öyle olmak zorunda zaten. Kültürlerarası etkileşim. Müziğin kendisi zaten bunu yaratıyor. Müziğin frekanslarında, tınılarında bunu yakalamak mümkün. Anadoludayken dünyadaki müzikleri olanaklarım ölçüsünde takip etmeye çalışan biriydim. Yurtdışına çıkınca onu pratikte ve yerinde inceleme fırsatı buldum.

Yurtdışında yayınladığınız albümlerden biraz bahsedebilir misiniz? Bu albümleri Türkiye’de yayınlamayı düşünmüyor musunuz?

Tamamını yayınlamamız çok zor. Teknik olarak mümkün değil. Yaklaşık 300 tane şarkı. Bunlardan çok az bir bölümü “Seçmeler 1–2” olarak yayınlandı. Belki ileride yeni bir seçmeler yayınlayabilirim.
Türkiye’de ve dünyada müzikte bir tıkanıklık var. Yeni pek fazla eser çıkmazken Deep Purple, Pink Floyd, Beatles, Rolling Stones vb. yeniden yeniden basılıp dağıtılıyor. Bu ülkemizde de böyle. Cem Karaca, Livaneli, Moğollar, Orhan Gencebay’ın eski şarkıları yeni çalışmalarından çok daha fazla ilgi görüyor...

İnsanlar heyecanlarını kaybettikleri zaman hiçbir şey yapamazlar. Müzik yapabilmenin tek nedeni yaşananlardan heyecan duymak. Yaşadığı sosyal ve kültürel dönemi iyi kavramak. Sanatçılar heyecanlarıyla birlikte çok önemlidirler. Heyecanın yitirildiği yerde müzik de olmaz, heykel de, resim de, edebiyat da olmaz. Bu tür geri dönüşlerin nedeni yaşanan dönemin iyi değerlendirilmemesinden de kaynaklanabilir. Bu insanlar ’60’larda ve ’70’lerde bu müzikleri yaparken sosyal ve kültürel olayların doğrudan içinde yer aldılar. Gençliklerini o dönemlerde yaşamış insanların yaşadıkları olaylar müziklerine yansımıştır diye düşünüyorum. Bugün bu arkadaşlarımız yaşadığımız dünyada aynı şeyleri yaşayamayabiliyorlar, paylaşamayabiliyorlar. Bir de ülkemizin içinde bulunduğu sosyopolitik durumun bunda payı vardır diye düşünüyorum. Benim bu işi yapmam lazım demek var, bir de bu işin böyle olması lazım, ben bu işi yapacağım iddiası ile yapmaya çalışmak var. Birbirinden çok farklı şeyler bence.

Karadeniz ve Kürt müziğinin yoz ve kalitesiz şekilde yorumlanması söz konusu. İlk başlarda Kürt müziği furyası sonradan da Karadeniz “Nurcanım, Misiri kuruttun mi, Sosyete kızı Suzan vb.” Bunlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Nasıl bunların önüne geçilebilir?

Kaliteli işler yaparak, iyi müzik yaparak bunların önüne geçebiliriz. Zaten insanlar da onu görürler. Kaliteli işle kalitesizini yan yana koyarsak durum ortaya çıkar zaten. Bu “sanatçıların” yapmaya çalıştıkları şeyler örnek aldıkları sanatçıların çok kötü bir kopyası oluyor. Bundan da onların bir atımlık barutları olduğu hemen hissediliyor zaten. İyi müzik yapabilmek ciddi bir kültürel altyapıyı gerektirir. Müzisyen kolay kolay olunmuyor, sanatçı hele hiç olunmuyor. Karadeniz müziğinde son dönemlerde çok kötü örnekler yaşıyoruz. İsmail Türüt, Davut Güloğlu, Kont Adnan gibilerini buna örnek verebiliriz. Popüler müzik yapmakla yaptığın müziği bugünden yarına taşıyabilecek bir altyapıyla yapmak apayrı şeylerdir. Kont Adnan benim bir şarkıma söz okumuş, altına da geleneksel yazmış ve yayınlamış, bu düpedüz hırsızlıktır. Yasal yollarla uğraşmak da hiç sevmediğim şeyler. Bu gibi sorunları devletin hukuki yollarıyla çözmek işi kesinlikle bana göre bir şey değil.  Benim tavsiyem, insanlar üretim yapamadıkları zaman çalmasınlar, üretimi zorlasınlar. İlk başlarda ortaya kötü şeyler çıkabilir ama sonradan garanti vermemekle birlikte iyi şeyler de ortaya çıktığı oluyor.

“Lazutlar”da özellikle vurmalılar öne çıkıyor. Bu Karadeniz müziğinde pek rastlanmayan bir durum. Bu şekilde türküleri yorumlamanız nasıl bulunuyor?

Karadeniz’de ilk kez doğru dürüst ritm çalındı diyebilirim. Kemençe de orkestrayla yaptığım müziklerde hem ön planda yerini aldı hem de tam yerine oturdu. Yaşadığımız Anadolu coğrafyası müzikal açıdan tam bir ritm ülkesi. Ben “Lazutlar”ı yapana kadar doğru dürüst kimse müziklerinde ritme önem vermemiş. Bu albümlerdeki vurmalıların başarısından sonra ritm gruplarının albümleri yayınlanmaya başladı. Bu hoş bir şey. Anadolu gibi ritm ülkesinde ritmlerin hak ettikleri gibi öne çıkmaları gerekir diye düşünüyorum.
Etkilendiğiniz müzisyenler kimler?

Türkiye’de bu çok sınırlı. Dünyada da çok az, çünkü popüler müzik çok etkili, benim de popüler müzikle hiç işim olmaz. Yine de dünyanın birçok yöresinde dünya müziği yapan müzisyenler ve gruplar var, bunları severek dinliyorum. Eskilerden Pink Floyd, Deep Purple, Rolling Stones’u sayabiliriz. Yani ’60 ve ’70’li yılların rock gruplarından herkes gibi biz de etkilendik. Yenilerden de mesela Metallica grubunun bazı müzikleri bana enteresan geliyor. Türkiye’de en çok etkilendiğim sanatçıların başında Ruhi Su geliyor. Yeni bir saz ve vokal kullanımı, sazın vokale eşliği çok önemli şeyler. Yeni, genç müzisyenler onu pek tanımıyorlar ama müziğiyle tanışmalarında bence fayda var.





 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019