Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 13
Sayı: 1707




Müziğin Yaşamınızdaki Yeri Nedir?

Müzik Dinlemeden Duramam.
Müzik Dinlemem
Yaşamımdaki Yeri Çok Önemlidir!
Olmazsa Olmazım Değildir!
Müzik Dinlemenin Beni Geliştireceğini Düşünürüm!
Müzik Benim İçin Zengiliktir!
Çok Önemlidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 
Şu an 13 müzisyen gazete okuyor
 
 
Burcu Fikretoğlu
 
 
Yayımlanan Sayı : 1039

İsyan edecek cesaret mi var? - 29.06.2010





Yunanistan’da sol hareketin önemli isimlerinden Maria Farantouri, yaşanan değişimlerden sonra kimsede isyan edecek cesaretin kalmadığını söylüyor.

Maria Farantouri, Yunanistan’ ı sarsan cunta döneminde büyüleyici sesiyle şarkılarını söylemeye devam ediyor. Sadece Yunanistan’da değil tüm dünyada sol hareketin bir sembolü o. Mitinglerde, yürüyüşlerde onun sesi duyuluyor hâlâ, insanlar onun sesiyle o güzel ütopyayı düşlüyorlar. Bu yıl Atina’yı erken vurdu, ama havanın rehaveti etkiliyemedi Farantouri’yu. Geçtiğimiz günlerde cazın akışına yön vermiş isimlerden olan Charles Lloyd’un konserinden sonra Mikis Theodorakis’in evindeydi Farantouri ve Taraf’ın sorularını yanıtladı...

François Mitterand sizin için ‘Maria Farantouri Yunanistan’dır’’ demişti. Böyle anılmak sizi hiç sınırlandırdı mı? Yapmak istediklerinize ister istemez bir yön belirledi mi?

Bu, benim seçimimdi. Bu kavrama hizmet etmek, ‘’Yunan şarkıcı’’ kimliğiyle tanınmak. Ama aynı zamanda sahip olduğum bu kimlikle uluslararası anlamda da tanındım. Başka dillerde şarkıları da repertuvarıma eklemiş olmama rağmen, Yunanistan dışında da tanınma sebebim, Dünyanın diğer dillerinde de söylediğimden değil. Ben her şeyi söylemek istedim. Gershwin söyledim, Livaneli söyledim, Charles Lloyd ile olan projem var... Ayrıca yakın zamanda Zülfü ile İstanbul’ a gidelim dedik. Charles Lloyd, o ve ben. Üçümüzün yer alacağı bir proje kapsamında. Bu seneye olur belki. Charles Lloyd ile birlikte Türkçe söylediğimizi düşünsene... Demek istediğim, Mitterand’ın bunu söylemesi çok güzeldi. O Yunan tarihi bilgisine sahipti. Antik Çağ’da sahip olduğumuz üne ve bugünün Yunanistan’ının durduğu yere dair çok şey biliyordu. Yunan tarihi hayranıydı. Mikis Theodorakis’in ve benim hayranımdı. Bu bana büyük mutluluk verdi. Ben zaten Yunanca söylemekten sıklıdığım zamanlarda kaçarım hemen. İçimden geleni yaparım. Sekiz yıl önce Lloyd ile tanışmıştım California’da, arkadaş olduk. Sesimi çok beğenmişti Lloyd ve böylece bu ‘’Free Jazz’’ projesini oluşturduk. Birçok bölgeye ait müzikle, Epiros, Pontus, adalar, Theodorakis’den, bir tane de Eleni Karaindrou’dan çalışmalara yer verdik. Muhteşem müzisyenlerle çalıştık. Basçı Reuben Rogers, bence dünyanın en başarılı davulcusu Erıc Harland, tek başına bir orkestradan bahsediyorum. Muhteşem doğaçlamalar, muhteşem bir deneyimdi. Yani, dediğim gibi kaçacak yerler yaratıyorum kendime. Ben onların rehberi gibiydim. Bakın bu şarkılar var, bu şarkı bu döneme, şu bölgeye ait diyordum, şarkıyı söylemeye başlayıp, gerisini onlara bırakıyordum. Her zaman aynı şarkıları, aynı müzikleri söyleseydim bu benim için de çok yorucu olurdu. Bunu yapamam. Tazelemem gerekir kendimi. Benim adımın dünyada duyulması, müzik endüstrisinin ‘’star’’ diye ürettiği bir şarkıcı gibi olmadı. Benim adımın duyulması Theodorakis ve Yunan müziği ile oldu.

Tarihsel olarak, devrimci fikirler hep sanatçılar ve entelektüel kesim içinden yükselir. Sanat ve politika arasındaki dikotomi içn ne söyleyebiliriz? Sanat eserinin yaşanan gerçekliğe yabancılaşması, ondan uzaklaşmasını mı önerir sistem?

Benim zamanım bambaşkaydı, tamamen farklı bir dönemde yaşadık. Biz hayalcilerdik. Daha iyi bir dünyanın rüyasını görürdük. Çok fazla politik harekete tanık olduk. Latin Amerika örneğin. Biz ellerimizde tuttuğumuza inanıyorduk değişimin ihtiyaç duyduğu gücü. Ama, işler pek de öyle olmadı sonradan. O zaman çok başarılı insanlar çıktı ortaya, çok başarılı gruplar. Amerikalı gruplar, onların parçası olduğu siyasi akımlar. Ama bizim bildiğimiz anlamda parti siyaseti değil. Bir ideoloji peşindeydiler onlar. Emekçiler, öğrenciler, hippiler, Woodstock, caz, pop müzik, Jimmy Hendrix... Sonra bu iş bir pazar oldu. Benim inandığım o yaratıcılık bastırıldı, kalıplara sokuldu. Buna izin vermiyorlar artık. Sadece sanatta değil, her alanda bu uygulanıyor. Bugün bambaşka bir yerdeyiz politik anlamda ve bu müziğe böyle yansıyor.

Solun artık var olmadığını mı söylemek istiyorsunuz?

Benim yakın durduğum parti tabii ki PASOK. Ama bahsettiğim, özlediğim sol bu partiler içinde değil. Kişisel olarak bir yere ait hissetmiyorum kendimi. Yeni bir sol olmalı artık. Geçmiş geçmişte kaldı. Bitti. Bunu görmeliyiz. Bugünün ihtiyaçlarının, şartlarının farklı olduğunu kabullenmeliyiz. Ekoloji, adaletin tanımı, insan hakları... Sistemin kendisi bir kriz içinde. Kapitalizmle savaşmak için yeni bir şey üretmek lazım. Genç insanlara ilham verecek bir şey olmalı. Büyük patron ‘’oturun, çalışın, razı gelin’’ diyor. Bu çok karmaşık. Bizim yüzyılda, 20. yüzyılda iki tane büyük değişim oldu. Lenin’le gelen hareket ve yüzyıl sonunda sosyalizmin çöküşü. Umalım ki, bu yüzyılda bir hareket doğacak. Ben insanların tepki göstereceğine inanıyorum. Şimdi, herkes rüya görüyor ama bunu gerçeğe dönüştürmek için cesaret yok. Ben bu yüzyıla inanıyorum. Şimdi bu sistemin arkasında olanlar da bilmiyor ne yapacaklarını, içine düştüğümüz durumu nasıl kontrol edeceklerini bilmiyorlar.

“Bırakın geçsinler” diyenler, artık isteseler de altından kalkamıyorlar yani mevcut durumun?

Evet, aynen öyle. Ben insanların buna karşı birleşeceğine inanıyorum. Gençler, sizin çağınız bunu gerçekleştirecek. Örneğin Türkiye, umut veren gelişmelerin olduğu bir ülke.

Zülfü Livaneli’yle birlikte pek çok defa çalıştınız. Nereden geliyor tanışıklığınız?

O İsveç’te sürgündeydi. 80’lerden bahsediyorum. Ortak bir tanıdığımız vardı, heykeltıraş. Zülfü sesimi çok beğeniyormuş, beni tanımak istemiş. Arkadaşım geldi, onun çok değerli biri olduğunu, yazdığı müzikleri anlattı. Yılmaz Güney’in filmi için yaptığı müzikleri anlattı. Yılmaz Güney’le tanıştım sonra. 82’de sanırım, o ölmeden birkaç yıl önce Paris’te. En son gidişimde de Yaşar Kemal’le tanıştım. O da çok değerli bir adam. Mikis Theodorakis’e bir mektup iletti benim aracılığımla. Theodorakis çok duygulandı... Bilmiyorum, Türkiye’yi çok seviyorum. Her yıl mutlaka bir ziyaretim olur oraya, bir sebebim olur oraları görmek için
.

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2018