Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 13
Sayı: 1700




Müziğin Yaşamınızdaki Yeri Nedir?

Müzik Dinlemeden Duramam.
Müzik Dinlemem
Yaşamımdaki Yeri Çok Önemlidir!
Olmazsa Olmazım Değildir!
Müzik Dinlemenin Beni Geliştireceğini Düşünürüm!
Müzik Benim İçin Zengiliktir!
Çok Önemlidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 
Şu an 10 müzisyen gazete okuyor
 
 
Burcu Fikretoğlu
 
 
Yayımlanan Sayı : 1041

Bizim için tekrar çal Leonard ... - 01.07.2010





Editör’ün Notu: Büyük Usta Leonard Cohen’in bir yıl önve ülkemize konser nedeniyle gelmesinden kısa bir süre önce yazılmış olan bu yazıyı güzel bir nostalji yazısı olabileceği düşüncesiyle yayımlıyoruz.

Sevgilinin ardından yas tutmanın ölçüsünü kaçırmış bir melankoli, hayata yayılmış monoton bir aşk; hayattan daha büyük bir aşk... Böylesi peyderpey kök salan melankoli, ondan başka bir Bob Dylan’da var belki, bir Dylan Thomas’ta. Küçüklüğümden beri bir Humphrey Bogart’ın, bir Milan Kundera’nın Sabrina’sının, bir de onun fötr şapkası boylarından büyük anlamlarla yerleştiler zihnime ve zaten “aşık olmak böyle birşeydir herhalde” diye de, ancak Dance Me To The End of Love, düşündürtebilirdi bir çocuğa belki de. “ ‘Acınası bir yerde, metruk bir evde yaşayan bilgeye adam sormuş’ der Cohen: ‘Nasıl beceriyorsunuz yaşamayı burada?’ diye. Bilge cevap vermiş: ‘Bu da birşey mi? Sen buraları bir de yazın gör. Öyle cehennem olur ki her taraf, ben de kendimi kaynayan yağ dolu bir teknenin içine atıveririm’ demiş. ‘Daha kötü değil mi öylesi?’ diye soran adama da: ‘Olur mu hiç, acı ulaşamaz kimseye orada’ ” Cohen’e göre, böyledir yaşamak işte. Bukalemun gibi, rengine bürünebilmek için hayatın, yeterince yoğun olmalıdır her şey. Sahne, kaynayan yağ kazanıdır onun için. Zaten içindedir tüm kesafetin, tüm gerilimin. Daha fazlası ne olabilir?

8 Temmuz 2008’de Atina’daki Philip Glass konseri sırasında (Book of Longing), Cohen’in kelimelerinin, Glass’ın bir ruh halinden diğerine ani geçişlerdeki başarısıyla kuşatılmasını büyülenerek izlediğimde, “Bu, Leonard Norman Cohen ile ilgili sahip olabileceğim en güzel anı” diye düşünmüştüm. Fakat, geçtiğimiz günlerde Yunanistan’ın Hydra Adası’nda kırk sene önce satın aldığı evin yanı başında, komşularına, ona iletsinler diye bir not bırakırken buldum kendimi. Kalem elimde titrerken “Size ulaşmaya çalışırken uğradığım bir durakta yazıldı bu not” gibi birşeyler yazdım kâğıda sanırım. Notumu bırakıp evden ayrıldığım an başladı pişmanlığım. Hâlâ da anlamsız buluyorum yazdıklarımı. Sanki gözlerinin içine bakıp “Seni anlıyorum Leonard” diyebilirsem eğer, mutlak ‘Hakikat’ gelip zihnime yerleşecekmiş gibi. Bu fanteziye sahip olsam da içten içe, bunu onun bilmesine hiç lüzum yoktu. Fanteziler kişiseldir ve öyle kalmalıdırlar çünkü. Keşke “Ben sizin hayranınızım” gibi birşey yazsaydım diyorum şimdi.

“Sevgilerimle, L. Cohen”

“Yazmak bir ayının sürekli arı kovanının peşinde olması gibi benim için” demişti, “Hem korkutucu, hem de çok lezzetli”. Otuz iki yaşındayken şair Cohen şarkı söylemeye başladığında, “Biraz geç kalmadın mı sence Leonard?” dediler. Bu soruya cevap olan kırk yıl yeterli bir sebep hayran olmak için ona. Geçtiğimiz sonbahar, Milano’da izlediğim Leonard Cohen konseri (Birleşmiş Kalpler Turnesi /Unified Heart Touring) üç saatlik bir nefes kesilmesi diye kaldı hatırımda. Defalarca Türkiye’ye geleceği umuduna kapılmış ve defalarca umudu kırılmış biri için önce fazla inandırıcı olamadı haberi aldığım kaynak (sonradan ahbap olduğum, Floransa’da yaşayan Pakistanlı bir internet cafe işletmecisi). Fakat doğruydu. Birkaç hafta sonraki Floransa-Milano tren yolculuğum, kulağıma çok hoş gelen ray sesleri sayesinde zaten pek sevdiğim tren seyahatlerimin en vaat dolu, en melodik ve en armonik olanıydı. Konsere böylesine dakik başlayan bir şarkıcı görmemiştim daha önce. Konserin sonuna kadar Cohen, şapkasını çıkarıp her selam verişinde artarak devam etti kadınların çığlıkları. Her birini defalarca diz çökerek yanıtladı Cohen. Ben onu görebileceğimi hayal bile edemez, bunun sorumlusu ilan ettiğim yaşıma lanet ederken, oradaydı, tam karşımda. Ara sıra şapkasının gölgelediği, bazen spot ışıklarının aydınlatmasına izin verdiği ihtiyar delikanlı suretiyle. Şimdi, “Sevgilerimle, L.Cohen” diyen onun el yazısı, kendi kitabının ilk sayfasında, kütüphanemde duruyor. Gerçek olmaz diye hayaliyle mutlu olmayı öğrendiğimiz, öyle kabul edip fazlasını aramadığınız her güzellik gibi; gerçek olduğunda ise sizi bambaşka yapan her hatıra adayı gibi. Orada, ve hâlâ rüya. 

Leonard Cohen’in Hydra’sı

Bütün Avrupa’yı gezmeye başladı, sonra 1960’ta babaannesinden kalan bir miktar parayla Yunanistan’ın Hydra Adası’ndaki o bembeyaz, üç katlı evi aldı. Evin elektriği, suyu bile yoktu! Yıllar sonra, adanın telefon telleri tarafından işgal edilmeye başlamasını, teknolojiden kaçamayacağının işareti saydı. Oturdu masasına ve yazdı: Teldeki kuş gibi/ eski gece yarısı korosundaki sarhoş gibi/ denedim kendimce özgür olmayı.

Nesneleri, yerleri, eşyaları onlara yüklediğim anlamlardan bağımsız göremeyişim zaman zamansinirlendirmiştir beni. Bu defa izin verdim zihnime: Leonard Cohen’in Hydra’sına ayakbastım ben. O’nun tavernasında içtim, O’nun yollarında yürüdüm, O’nun sabahına, kulağımda O’nun bas bariton sesi ve o sakin büyüleyiciliğiyle uyandım.

Şimdiyse, bilmiyorum ne düşünürdüm; onu bilmeden gördüğüm her yer, tanıdığım her insan ne söyleyebilirdi bana şimdiden farklı olarak.

Meşhur Marianne Jensen ile yaşadığı evi gördüm. Oğlu Adam’a yıllarca bakan Evangelia’dan dinledim Marianne’i. Leonard yazarmış, Marianne alışveriş için limana iner, eve dönüp dizinin dibinde otururmuş sonra. Cohen yine yazarmış. “Böyle bir adam çok sık gelmez dünyaya” dedi dostları. 

On birinci albümü The Future’ın piyasaya çıkmasından üç yıl sonra, asketizm bütün benliğine yayılmıştı artık. 1996’da Budizm’le tanıştı, Jikan, yani “Sessizlik” adını seçerek Los Angeles’taki Baldy Dağı’na çekildi yeisin peygamberi. “Bir erkek için iki eğlenceli aktiviteden biridir din” dedi. Öteki ise kur yapmaktı, tabii eğer hâlâ gençseniz. Bir erkeğin, güzel bir kadına duyabileceği cinsel arzu dinî bir ritüele dönüştü onun kelimelerinde. Şehvet masum bir köpek eniği olup sokuldu yanımıza, hatıralar geleceğe duyulan özleme dönüştü, küçük bir mum yaktık kıskansın diye sevgili, ama sinekler doluştu odaya onun yerine. Masum bakire aslında yalancı bir duldu, yaşı geçkin bir kadın bu ihtiyar adamı bir bebekmiş gibi doyurabiliyordu. İsa denizci oldu, çarmıhı da tahtadan bir kule. Yalnız boğulmak üzere olanların onu fark ettiğini görünce, dedi ki “Bütün  insanlar denizci olacak bundan böyle”. Ben alenen anlatamam aşk maceralarımı öyle kolayca diyordu Cohen, fakat Janis Joplin ile yaşadıklarını anlattığı “Chelsea Hotel- 2” bir istisna oldu. Sonra bir de Jane vardı, artık kimsenin kadını olamazdı; bir aşk üçgeninden geriye kalan tek şey eski dostun omuzu yırtılmış meşhur mavi yağmurluğuydu. “Amerika’ya demokrasi gelmiş” diyerek dalgasını geçti, sonra “Davut gizli bir akor çalmış, Tanrı’yı mutlu etmiş” dedi. “Not a Jew /Yahudi Değildir” adlı şiirinde: “Her kim/ Ben  Yahudi değilim diyorsa/ O kişi Yahudi değil demektir/ Çok üzgünüm/ Ama nihai karar budur” dedi; Cohen, Yahudi köklerini her zaman hissettirdi. “Dostum Layton’ın da söylediği gibi,” diyordu” bir yazar sürekli çatışma içindedir ve ancak eserleri yoluyla bu derin çatışma içinde bir uzlaşma sağlayabilir.” 

Geleceğe dair özlemlerin kitabı

En son, 2006 yılında, pesimizmin şair-i azamı, Hydra Adası, Hindistan ve Baldy Dağı anılarından, şiirleri ve kendi çizimlerinden oluşan eserlerini ‘Book of Longing/Özlemlerin Kitabı’nda biraraya topladı ve “Bu geleceğe olan özlemin kitabıdır” dedi. (Kitap henüz Türkiye’de yayımlanmış değil). Şimdi, melankolinin prensi, haziran ayına kadar Amerika ve Kanada turnesinde olacak. Hydra Adası’nda tanıştığım şair dostu Roger Green (hatta Leonard Cohen ile ilgili Amerika’da yayımlanan bir kitabı da var) , “Bu onun için çok önemli, Amerika ve Kanada onun gençlik iksiri olacak” dedi. Roger’dan bunu duyduğumda Cohen’in ağustos ayında bize yapacağı sürprizden bihaberdim, dolayısıyla da ekleyemedim “İstanbul’da yeniden doğacak” diye.

İçinde bulunduğu düzeni eleştiren anti-emperyalist söyleminden hiç vazgeçmedi, kadın-erkek ilişkisinin en mahremini yazarken de, öğretilmiş inançları sorgularken de mütereddit değildi hiçbir zaman Leonard Cohen. Nick Cave’in ve nicelerinin örnek aldığı o ilahi misali müziği ve kelimeleriyle, “Yalnız değilsiniz”  diye seslenerek ve Milano konserindeki son cümlesi gibi, “Hatam olduysa da hoş görün dostlar. Fakat her şeyde bir çatlak var; ışık da zaten ancak öyle içeri sızar” diye ekleyerek, içimizdeki kusurlu, huzursuz, geleceği özleyen, asi sesi uzlaştırdı bizimle. Şimdi, 2009 Dünya Turnesi kapsamında İstanbul’u da büyüleyecek işte nihayet. Leonard Cohen, Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde 5 ve 6 ağustosta iki konser verecek. Artık umudunu yitirip hayalleriyle avunan benim gibi nicelerine müjdeler olsun: “Hakikat” geliyor! 

fikretoglu_b @hotmail.com

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2018