Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1720




Sizce Tarkan hala Türkiye'nin Megastarı mı?

Evet
Hayır

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 31 müzisyen gazete okuyor
 
 
Barış Yıldırım
 
 
Yayımlanan Sayı : 1076

Bandista`larımız ve kültürümüz - 30.09.2010





`Devrimci demokrat kamuoyu` denilen kesimden olup da Bandista adını duymayan kalmamıştır herhalde. İnsanlar birbirleriyle, internetin çeşitli iletişim kanallarını kullanarak www.tayfabandista.org  adresini ve `Artık bizim de devrimci bir ska grubumuz var!`coşkusunu paylaşıyorlar.

Bandista`nın müzikal ve politik hasletlerinden bağımsız olarak, tüm bunlar özellikle Tanzimat sonrasının `Batı tarzı ilk roman, ilk tiyatro oyunu vs.` söylemlerini hatırlatıyor bana. Bu ifadelerde birbiriyle bağdaşmaz bir kompleks ve gurur bir arada, birbirlerini besleyecek şekilde bulunur. `Türk` güvenmiş, çalışmış, Batı tarzı bir şeyler yaratmış, sıra övünmeye gelmiştir. İyi de övüntü vesilesi, `Türk olmayan`a ulaşmış olmaktan başka bir şey değildir. Bu Türklükten uzaklaştığı için Türklüğüyle gurur duyan Türk `karmaşa`sının çeşitli biçimleri, artık kültürel şifremize mi yazılmıştır nedir, her taşın altından çıkabiliyor.

Bandista`dan hoşlanan herkesin özenti olduğunu yahut da müziğinin iyi veya kötü olduğunu söylemediğimiz fark edilmiştir. Sadece bir tür düşünce biçiminin tezahürünü ve anlamını soruşturuyoruz; Yazılama`larda sık sık yaptığımız üzere.

Bandista, bilinen dünya halk ve devrimci müziklerinin üstüne yeni sözler yazmış çokluk. Latin ritimleriyle döşeli altyapılar üstündeki solo çalgıların önemli bir kısmı dünya folkuna ait. Vokallerde gırtlaktan zorlanarak çıkan ve eğlenceli olmaya çabalayan teatral bir tarz benimsemişler. Sözleri nadir yerler dışında ne zengin bir imgesellik ne sağlam bir ajitatif-propagandif retorik barındırıyor.

Buna rağmen, dünyanın başka yerleri değil de Anadolu esintili bir müzik eşliğinde normal bir diksiyonla ya da kırsal ağızla söylense, sözlerine `ıyy çok ajitatif!` diye burun kıvırabilecekler nezdinde belirli bir coşkuyla karşılandılar. Bunun sadece grubun `farklı` duruşuna yöneltilen oksidentalist sempatiden veya çoğu şarkıya sinmiş neşenin eğlence endüstrisiyle uyuşma potansiyelinden geldiğini söylemek haksızlık olur. Bandista, devrimci saflarda duruyor ve albümlerini internette yayımlayarak ticariliğe meydan okuyor; devrimci samimiyet bu topraklarda hâlâ geçer akçe.

Ama Bandista`nın yaptığı özünde bir toplama işlemi, sentez değil. Tıpkı geçenlerde bir aralık meşhur olan o Flamenko eşliğinde türkü söyleyen iki kardeş gibi. Farklılık her zaman yenilik demek değildir. Daha önce hasbelkader yan yana gelmemiş şeyleri yan yana getirdiğinizde yeni bir şey yaptığınız yanılsamasına kapılabilirsiniz. Karla ekmek yemeyi icat edip pek beğenmeyen Nasreddin Hoca`nın aksine `farklı`lığın bir beğeni dalgası yaratması da mümkündür. Ama en kabadayı erdeminiz yenilik içermeyen bir farklılıksa, ortaya sanatsal bakımdan güçlü ve kalıcı bir şey değil `farklı olsun da n`olursa olsun`cuların obur midelerine geçici bir aburcubur çıkarmış olursunuz.

Tüm bunları aslında şu tespiti yapmak için söylüyoruz: Devrimci müziğin ana damarı, bundan sonra da Ruhi Su-Livaneli-Şıvan Perwer-Grup Yorum hattında akmaya devam edecektir. (Eklenebilecek başka isimler de var elbette.)

Şematik bir açıklama yapacak olursak: Bu damarı oluşturan unsurların her birinin bir ucu Anadolu halk müzikleri, bir ucu dünya halk müzikleri, bir ucu da Batı müziklerinden oluşan bir üçgen düzlemin çeşitli koordinatlarına konumlandığını düşünebiliriz. Her bir nokta, bu uçlara belirli bir yakınlıkta ve uzaklıktadır. (Aslında burada ayrıntısına giremeyeceğimiz çok daha karmaşık bir yapı söz konusudur.)

Devrimci müziğin ana damarı bu olacaktır derken bu düzlemin dışına yerleşecek başka noktaların, başka damarların olmayacağı ya da olmaması gerektiğini zinhar söylemiyoruz. Bu, anlamsız bir reçetecilik, kehanet tellallığı ve darlık olurdu. Ama ana damarı görememek, göstermemek de `her şey gider` eyyamcılığından başka bir şey olmaz.

Anlatılan bizim hikayemizse, onu mümkün olduğunca çok kulağa ulaştırmak için anlatabileceğimiz her tarzda anlatmalıyız. Bandista`larımız da olmalı ama biz onların geleceğin kültürünün neresinde durduğunu iyi bilmeliyiz.

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019