Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 13
Sayı: 1707




Müziğin Yaşamınızdaki Yeri Nedir?

Müzik Dinlemeden Duramam.
Müzik Dinlemem
Yaşamımdaki Yeri Çok Önemlidir!
Olmazsa Olmazım Değildir!
Müzik Dinlemenin Beni Geliştireceğini Düşünürüm!
Müzik Benim İçin Zengiliktir!
Çok Önemlidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 
Şu an 11 müzisyen gazete okuyor
 
 
Editör'den
 
 
Yayımlanan Sayı : 1121

Murat Bardakçı dedesine de hoyrat davrandığının farkında mı? - 13.12.2010





Sevgili dostlar, Murat Bardakçı’yı çok önemsediğimi söyledi bir dostum geçenlerde. Müzik üzerine söylediği sözler için bu kadar önemsememesi gerektiğini de ayrıca vurguladı.

Benim amacım Bardakçı’yı önemsemek falan değil. Sadece iki araya bir dereye sıkıştırıp söylediği sözlerin gerçekten müzik camiasını çok incittiği ve bunun yanıtının ben veya birilerinin vermesi gerektiğidir.

Bugün Murat Bardakçı’nın müzik üzerine söylediği sözleriyle dedesine de hoyrat davrandığını vurgulamak istiyorum:

Biliyorsunuzdur, Ali Cemal Bardakçı, Murat Bardakçı’nın dedesidir.

Ali Cemal Bardakçı, Kurtuluş Savaşı sırasında Çorum’da mutasarrıflık görevinde bulundu. Daha sonra da sırasıyla Diyarbakır, Elazığ, Çorum ve Konya Valiliği yaptı. Alevi topluluğunun Kurtuluş Savaşı’na katılmasını sağlamak için Hacı Bektaş’a gitti, Şeyh Cemalletin ile tanıştı; gizli toplantılara katıldı, cemlerde yer aldı. Alevilere yönelik tüm yalan ve iftiralara göğüs gerdi.

Torunu Murat Bardakçı dede mirasına hoyrat davranmakla gündeme geliyor son zamanlarda.

Dedesinin dişiyle, tırnağıyla kuruluşunda yer aldığı Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında yaptığı hamleleri “yetersiz” buluyor.

Özellikle müzik konusunda yaptığı açıklamalarla şimşekleri üzerine çekiyor.

Müzik çevrelerini incitiyor hatta kırıp döküyor.

Hürriyet gazetesinde yazarken, saygın bir tarihçi olarak bilinirdi. Keyifli “Pazar” yazıları yazardı. Ne olduysa Habertürk’e geçtikten sonra oldu. Bir anda bulunduğu yerin, “olması gereken” yer olmadığını düşündü ve uçmaya başladı.

Tarihi bir kenara bıraktı, müziğe sarıldı.

Yetmedi, Fazıl Say’ı, ve Cumhuriyet dönemi çok sesli müziğin öncülerini diline doladı, müzik beğenisini ıslık çalmaya indirgedi.

Haçaturyan yetiştiremediğimizden bile yakındı...

10 Aralık Cuma günü bazı internet gazetelerine Şef Gürer Aykal’ın konu ile ilgili açıklamaları düştü. Umarım okumuşsunuzdur

Sıkıntılı olduğu seziliyordu açıklamalarında, şöyle diyordu:

“Bir ara felsefeyi yok kabul etti. Felsefenin saçma sapan bir şey olduğunu söyledi. Karşı çıkan pek olmadı. Onu ciddiye almadıklarından mı, yoksa kendilerini ciddiye almadıklarından mı anlayamadım. Üniversitelerin felsefe bölümleri de olaya tepki vermedi. Ardından müzik konusuna girdi. Bu doğru değildi. Dedesinin Cumhuriyetin kuruluşunda harcı olduğunu unutmuş gibi, Türk Beşleri diye anılan müzisyenlerimizi küçümsedi. Atatürk’ün müzik projesinin iflas ettiğini bile savundu.

Oysa Atatürk, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesini zengin Anadolu kültürüyle Avrupa kültürünü kaynaştırmak için kurdu. Konservatuarı kurarken, Orta Asya’dan kopup gelen Türklerin Anadolu’ya getirdiği ve kaynaştırdığı kültürle, çağdaş Avrupa kültürünü birleştirmeyi amaçladı.  Sümeroloji, Hititoloji gibi bölümleri kurdu; Türk gençliğine, gidin tarihinizi öğrenin dedi. Konservatuarı kurdu, çok sesli müziği sevdirmeyi, öğretmeyi istedi.”


Belli ki Gürer Aykal, Murat Bardakçı’ya çok kızmış. İsmini asla ağzına almıyor, ama kimi eleştirdiği de bence gayet açıktı.

Gürer Aykal’ı dinlemeye devam edelim:
“Şöyle bir adım geri çekilip, önce müzikten ne anlamamız gerektiğine bakmalı. Sonra da, kim bilir mezarlıklardan geçerken lazım olur diye, ıslıkla çalınan müziklerin kalitesiyle uğraşmalı.
Müzik, ruhunu matematikten (aman ha burada aritmetik ile karıştırma olmasın) alan bir bilim dalı. Bunda “hemfikir” olmayabiliriz o kişilerle. O yüzden açmam gerek. Müzik de matematik de soyuttur, öyle değil mi? Her ikisi de yöntemdir, bu da doğru mu? Basitten karmaşığa giden bir yapısı vardır müziğin de. Müzik yedi, matematik dokuz simgeyle ifade edilir. Matematik de müzik de sonsuzluk içerir.

Atatürk’ün bu işe kalkıştığındaki ülkenin durumunu düşünebiliyor musunuz? Haçaturyan veya Avrupa’nın diğer dev müzisyenlerinin yaşadıkları, eğitimleri ile karşılaştırmak mümkün mü? Avrupalılar, müziği bir eğitim olarak görmüşlerdir. Müzik dehaları, kendisinden önceki dehalardan doğmuştur. Çok sesli müzik orada bir gelenektir. Oysa bu işe gönül vermiş bizim müzisyenlerimiz her şeye sıfırdan başlamıştır. Birkaç yüz yıl beklemeye gerek kalmadan da, besteleriyle Avrupalı meslekdaşlarıyla yarışan müzisyenler yetiştirmiştir. Fazıl Say da bunlardan biridir işte. Müziği bir eğlence olarak görmek yanlıştır. Müzik bir eğitim işidir. Ben inanıyorum ki, Türkiye’nin her köşesinde müzik eğitimi verilse, Türkiye çağ atlar. Avrupa kültürünün çok üzerine çıkar. Şunu da söylemem gerek: Okullarda müzik dersinin seçmeli olmasına karşıyım. Bence üniversitelerde bile müzik dersleri mecbur tutulmalıdır. Türkiye çağdaş uygarlık düzeyine ancak bu yolla ulaşabilir.”

Gürer Aykal’ın açıklamaları burada bitiyor ama daha anlatacak çok şeyi olduğundan eminim.

Onun sormadığı veya belki sorup da benim duymadığım o soruyu şimdi ben soruyum sevgili dostlar: Murat Bardakçı böyle yapmakla dedesine de hoyrat davrandığının farkında mı?

Ne dersiniz?

Çarşamba günü görüşene değin esen kalın.



Müfit Semih Baylan
Editör


 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2018