Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1736




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 27 müzisyen gazete okuyor
 
 
Müslüm Güney
 
 
Yayımlanan Sayı : 1138

Serâ Tokay: Arabesk müzik insanların etnik-kalıtımsal özelliklerden kaynaklanıyor. - 05.01.2011





“Serâ Tokay ile daha önceki sohbetimizdeTürkiye klasik müzik ortamına yoğunlaşştık. Bu sohbetimiz ise özellikle arabesk ve Türkiye’deki Batılı ve Doğulu müzik anlayışlarına yaklaşım üzerine yoğunlaştı. Fazıl Say’ın kısa bir süre önce arabesk müzik hakkında ifade ettiği şeyler bir “yavşaklık” edebiyatının arasında güme gitti. Bu sohbet vesilesiyle arabesk tartışmasına bir de Serâ Tokay’ın bakış açısı üzerinden yaklaşmanızı öneriyoruz.”

“Arabesk müzik, arabesk yaşam tarzının betimlemesidir. Aydınlığın, sanatçılığın sırtına külfettir. Etik dışı “yalan dolanla” doludur. Ortadoğu işi, 3. sınıf, acındırmaca, tembellik, yeteneksizlik, rant, çamur, muallaklıklar üzerinden yaşar. Bu sayfaya tek gık diyeni yukarıdaki sebeplerden hemen atacağım! Türk halkının arabesk yavşaklığından utanıyorum, utanıyorum, utanıyorum.” Sözleri Fazıl Say’ın. Yanlış şeyler mi söyledi Say ? Arabesk yavşaklığı” ifadesinin müzikal, sosyolojik, siyasal anlamı var mı sizce

Tanınmı
ş kişileri, yetkinlik alanlarına girsin ya da girmesin, her konuda tercihlerini belirtmeye yüreklendiren medya iletişim sarmalına Star sistemi denir. Özellikle edebiyat kültüründen yoksun Türk basınına, popülizm ve demagojiyle geçinen köşe yazarlarına, anlamadıkları bir konuyu sömürmek için kaynak oluşturuyor. Dikkat ederseniz, bu usandırıcı polemiklerde konunun içeriği, özü, ya da doğru olup olmadığı değil, kim tarafından söylendiği önemli. Önyargı, şovinizm, kutuplaşma, tüm bunlar belki bazı okurlara eğlenceli geliyor ama, insanların kişisel yargı kapasitesini körletmek açısından çok etkin bir yöntem.

Türk medyası  pedagoji de
ğil Reality show arayışında. Star sistem Pazarlama anlayışını savunur; ABD’de, ünlü kişilerin söylediklerini öven ya da yeren magazin türünde, CNN’in Larry King söyleşileri star sistemin en başarılı örneklerinden biridir: şöhretler tribün önünde, siyasetten cinselliğe kadar her konuda tercihlerini açığa vurarak gündemde kalmayı başarırlar. Buna karşıt bir örnek ise, tartışmalı bir konuda dinleyicileri aydınlatmayı amaçlayan BBC’nin Hard talk programı; inceleme ve araştırmaya dayalı, bilgi ve teknik gerektiren ustaca sorularla söyleşiden etkin yanıt almayı hedefler. Birincisi “eğlence”, diğeri “kültür” kategorisine aittir. Klasik müziğin de pop ya da halk müziği gibi bir “eğlence” kategorisine indirgenmiş olması şaşırtıcı değil !.

Batı’da oldu
ğu gibi, Star sistemin getirdiği kültür sefaletine karşı direnebilecek, düşünür, sanatçı, ve bilim adamlarından oluşan bir Intelligentsia sınıfı oluşturmak gerekli.

Arabesk müziğini tartışmaya açmak gerekmez mi ? Türkiye’de bazı sanatçıların, halkta arabesk denilen bu müziğin “müzik” olmadığı inancına gerekçe gösterilebilir mi, yoksa yalnızca bir önyargıyla mı bakıyorlar ? Arabeskin karşısına Batı klasik müziğini koymak doğru mu ?

Elitist yakla
şımlarla halk müziğini klasik müzik statüsüyle karşılaştırıp, klasik müziğe kendi içeriğinde olmayan bir evrensellik niteliği vermek tümüyle dogmatik ve önyargılı hatta safça bir özcü’lükten ileri geliyor. Arabesk müzik insanların seçimine, istemine ya da ahlak anlayışına dayalı bir yaşam tarzından değil, etnik kalıtımsal özelliklerden kaynaklanıyor. Büyük olasılıkla Mısır kökenli arabesk müziğin sosyolojik koşulları etno-müzikoloji uzmanlığına girer.

Di
ğer yönden, etnik müziğin anonyma ve kollektif karakterine karşın, klasik müziğin, her ne kadar kişisel anlatıma dayanıyor da olsa, tarihsel boyutu çok daha ön planda.

Tartı
şmalar, bilgi, yargı ve özeleştirel çerçeveden çıktığı anda toplumsal histeriye dönüşür. Balzac’ın roman kişiliği Godissart’ı anımsayalım !

Üstelik de, Popüler kültürü azımsamaya yeltenmek için önce Türkiye’deki klasik Batı müzi
ğinin tartışılmaz bir performans düzeyine varmış olması gerekir ki, tam tersine, yerel klasik müzik “camiası” sanatsal ölçütlerden ve özeleştiriden uzak, şoven duygular, yandaşlara övgülerle karışık, tarikat ve ticarete bulanmış bir ayrıcalıklılar topluluğu oluşturuyor. Öyle ki, yukarıda sözünü ettiğiniz arabesk müziğine gönderilen deyişler Türkiye’deki klasik müzik atmosferini çok daha iyi tanımlıyor…

Öyleyse Arabesk ne anlama geliyor ? Başka toplumlarda başka anlamlar kazanmış mı ?

Arabesk sözcü
ğünün doğuş anlamı 19. yüzyıl Alman Romantizm teorilerinden geliyor. Duyguların psikolojisindeki raslantısal ve düzensiz iniş çıkışları simgeleyen edebiyat, müzik, ve şiir biçimlerine filozof Schlegel’in kazandırdığı özgün bir deyiş. Orientalist olduğu kadar, tinsel ve alaycı bir anlam da taşıyor. 19.yüzyıl orta-Avrupa’sında, popüler kültür, volksgeist, Dvorak Senfonilerin, Brahms, ve Beethoven melodilerinin doğuşuna neden olmuş, Halk ruhu Tolstoi, Dostoyevski’nin olduğu kadar, Shostakovich’in, Tchaikovsky’nin de yapıtlarının içine işlemişti… bu iki kavram tarihte birbiriyle symbiose içinde, mutlu bir karışım olarak gelişmiş.

Saydığınız isimler derin demokratik ya da insancıl düşüncelere ve duygulara sahip insanlardı aynı zamanda. Aslında, besteci siyasi olarak ileriye yöneldikçe “halk ruhu”yla yakınlaşş mı oluyor?

Nietzsche der ki “ besteciyi esinleyen “tanrısal ses” aslında Halk’ın sesinden ba
şka bir şey değildir”. Totaliter rejimlerden, devlet sanatçılarından besteci çıkamaz. Bestenin değerlendirilmesi tarihsel dönüşümlerin sarmalında oluşan toplumsal yargılama kapasitesi ve köklü bir eğitimin sonucudur. Demokrasi ya da aristokrasi, yalnızca kişisel isteme özgürlük tanıyan koşullar yaratıcılığı besler.

Etnik kalıtımsal özellikler derken, bir beğeni tarzının, o beğeniyi besleyen sosyal koşulların, kuşaklar boyunca aktarılmasını mı kastediyorsunuz? Nasıl doğar bir müzik?

Evet, Arabesk müzi
ği tanımlarken Kültürel kalıtımdan ve alışkanlıklardan söz ettim, sosyal koşullardan değil, ama bu müziği açıklayabilmek etnoloji, hatta antropolojiye varan bir bilimsel alanı tanımayı gerektiriyor. Türkiye’de dinlenilen Arabesk müzik, bir etnik habitus; yani bir davranım şeması.

Bir ba
şka örnek, Rap müziği; kenar kesimde yaşayan zencilerin yoksun edildikleri siyasi anlatım yerine geçen bir tür başkaldırı anlatımı. Jazz müziğinin zencilerin elinden alınarak elit burjuvaya mal edilmesi de rol oynuyor Rap’ın doğuşunda.

Klasik müzi
ğe bir doğuş kuramı bulmak istiyorsak, Pythagor’un müzikal matematiğine kadar inmek gerekir. Eğer “müzik yapıtının” doğuşundan söz ediyorsak, bestecinin tarihsel koşullarını anlamalıyız; Alman müziği köklerini, Luther’in Reform’undan başlayan Idealizm, Transandantal, Doğa felsefeleriyle Romantizm kuramının derinliğinde bulur. Slav müzikleri de Avrupa tinselliğinin bir başka rengini oluşturur. Diğer uygarlıklara gelince, Avrupa kültürünü ithal etmekten başka bir şey yapmadılar.

İthal kültür” terimini biraz daha açıklarmısınız?

Klasik müzi
ği kısa bir süreçte benimseyen Güney Pasifik ülkeleri, Çin, Kore’deki müzisyenlerin yeteneği ve sayısı şaşırtıcı boyutlarda ! Son iki yılda Dubai, Oman ve Qatar’ın ithal orkestraları, Türkiye’deki orkestraların 70 yıldır ulaşamadıkları bir performans düzeyini elde etmiş. Uluslar arası müzik sahnelerinde Avrasya ülkeleri Avrupa ülkeleriyle yarışta; Hintli yazarların İngiliz diline kazandırdığı özgün edebiyat kültürü, Avrupa tinselliğinin sınır tanımayışının kanıtı.

Bu durumda, Türkiye’nin Avrupa’yla olan jeopolitik yakınlı
ğına karşın 70-80 yılda Batı uygarlığına fazla katkı yapmamış olmasını Atatürkçü “modernizmin” halka yayılmadan bir elit burjuvanın tekelinde kalmış olmasıyla açıklamak aydınlatıcı olur.

Halkın beğenisi, sanata yaklaşımı, değerlendirmesi, yakınlaşması, yargısı, “sanat için sanat” doktriniyle trajik biçimde çatışıyor mu ? Sonuçta, sanatçı dediğimiz kişi kimdir ya da sanat nedir?

Sanatsal yargı kapasitesiyle, sanat yapıtı arasındaki ili
şkiye dokunduğunuz için sorunuza felsefeci olarak yanıt vermek istiyorum. Önce sanatçıyı sanattan ayırt etmek gerekir. Heidegger “sanatın kökeni sanat yapıtının içindedir” derken, sanatçının kişiselliğinin değil, yapıtı’nın, dünyada yeni bir yer açarak, insanın sanatsal gerçekle olan ilişkisine bir yeni boyut kazandırmasından söz ediyor. Örneğin, Bruckner’in 3. Senfonisi, kendinden başka hiçbir şeyi temsil etmediği gibi, yalnızca öz-varlığına gönderi yapıyor. Sanat yapıtı ufku kendine kapalı (monadik) bir oluşumdur. Sanatçının yaşamından kalkarak yapıtı değerlendirilemez: Bruckner’in varoluş dramı, dini inançları, aşkları, ülkesiyle ilişkisi, Wagner’e hayranlığı, bestelerine motivasyon olsa da, yapıtlarının içinde yer almaz.

Platon’cu deyi
şle, sanat eseri gerçekleri taklit etmez, gerçeğin temelindeki kavramı biçimler. Bir müzik yapıtı gerçeklere yeni bir alternatif tanımaktır. Bu yapıtın, ulusal, jeopolitik, etnik, ırksal kategorilerle ilişkisi tümüyle dolaylı, hatta düşsel bir anlam taşır. Örneğin Van Gogh,’un Hollandalı oluşu, “miserabilist”, “realist”, “dinsel”, ve “izlenimci” tanımlarının ardında kaybolduğu gibi, Debussy’nin Estampes’ını oluşturan pentatonik Japon, Çin gamları, İspanyol motifleri, müziğin ulusallık kavramıyla ilişkisiz olduğunu kanıtlıyor. Bestenin içinde ulusçu duygular aramak şovenizmdir.

O zaman, “Türk bestecisi” kavramı ulusalcıdır diyorsunuz. Doğru mu?

Bir müzik yapıtı fazlaca geleneksel-ulusal motifler ta
şırsa ona etnik müzik denir. Brahms Senfonilerin duyumsattığı Alman halk ruhu, tonal armoni ve kontrpuan kurallarıyla harmanlanmıştı, bu nedenle Alman ulusuna propaganda oluşturmadı. Oysa Türkiye’de futbol taraftarı görüşüyle klasik müziğe yaklaşmak çok yaygın bir görüş. Sporda geçerli olan kriterleri klasik müzikte kullanmanın dayanılmaz saflığı yanında “Türk bestecisi” teriminin temelinde analiz edilmemiş bir ideoloji yatıyor. Atatürk modernizmini yorumlamaya gelince; Kültür devrimi yapmak, tarihe geçebilecek değerde sanatçı yaratmak için bir garanti veremez. Hatta bir kültür devriminden söz etmek tümüyle yanlış olur, çünkü devrimler kurumsaldır kuruluşları ve kurumları değiştirir dönüştürür. Mustafa Kemal’in de örnek almak istediği Batı kurumlarıydı. Shostakovich, Prokofiev gibi besteciler özgün sanatlarını Ekim devrimine değil, tarihsel Rus aristokratik kültürüne borçlular. Eğer Türkiye, müzisyen yetiştiren kurumları desteklemek yerine, “beste” yapmak için finans olanakları tanıyorsa, bu ne yazık ki, sanata değil endüstriye ve yararlananlara ayrıcalık tanımaktan başka bir anlama gelmez.

Avrupa tarihinde halk kültürüyle, halk müziğiyle, klasik müzik arasında çatışma oldu mu ? Bu iki zıt müzik, yoksa, iki ayrı kültür ve iki ayrı toplumu mu simgeliyor Türkiye’de ? Kültürel bölünmeden söz edilebilir mi?

Türkiye’de, biri aydın di
ğeri karanlıkçı iki aykırı müzikten çok, biri ucu İmparatorluğa, diğeri Devrime dayanan iki tarihsel aşamanın neden olduğu toplumsal aykırılıklar var. Marxist Sınıf çatışmasından söz etmiyorum; Avrupa kültürel değerlerini özümsemek isteyen Modernizm ile, Doğu ‘ya ait olduğumuzu anımsatan gelenek ve törelerin hiçbir zaman kaynaşmamasından gelen çatışmalar söz konusu. Bu bağdaşmazlık, hukuksal alandan, siyasi, eğitimsel, düşünsel ve sanatsal alana kadar yaşam tarzımızı etkiliyor. Örneğin, “Laik” ler, egemen anayasa anlayışını savunup klasik müzik tercih ederken, toplumun diğer bir bölümü kurban kesip halk müziği dinliyor. Ülkeyi, filozof Kant’ın deyişiyle, kültürler arası bir kampfplaz (savaş meydanına) dönüştürmemek için tek çıkış yolunun eğitim olduğuna inanmak gerek. Türkiye’nin Doğu’ya ait olduğunu savunan Amerikalı kültür kuramcı Huntington’un Uygarlıkların çatışması başlıklı kitabında anlattıkları bir kör yazgı olmamalı.

* http://sanatkop.com/index.php/sera-tokay-arabesk-muzik-insanlarin-etnik-kalitimsal-ozelliklerden-kaynaklaniyor/

**Simla Sarahan’a teşekkürlerimizle …

http://www.tokayfilarmoni.com/

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019