Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1736




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 55 müzisyen gazete okuyor
 
 
Murat Katoğlu
 
 
Yayımlanan Sayı : 1179

Müzik! - 03.03.2011





Müzik sosyal hayatın vazgeçilmezlerindendir. Şöyle bir düşünürseniz, insanla müziğin bitip tükenmez birlikteliği veya karşılaşması bir ömür boyu sürer gider. İnsanoğlu onunla doğar doğmaz ‘ninni’ler aracılığıyla tanışır; ölümünde de ‘ağıt’larla uğurlanır. Okul sıralarında eğitsel müzik, spor alanlarında taraftarlarca tutulan tempolar, düğünde, gazino ve diskoteklerde eğlence müziği (hafif müzik), sinemada, reklamda, askerlikteki kullanımlarıyla bu müzik denen ses alemi çeşitli kılık, biçim ve duyarlılıktaki tınılarla hayatı donatır.

Müzik üretmek ve icra etmek, her
şeyden önce bir hünerdir. Peki, bu hüner bir sanat mıdır? Meslek olduğunda kuşku yoktur. Sanat meselesine gelince iş çatallaşır.

Bir kere müzik ya
şamın bir ihtiyacıdır. Bu ihtiyaç elbet marifet sahibi insanlar tarafından karşılanır. Sinema dünyasının, törenlerin, eğlence yerlerinin, partilerin, farklı müzik türlerine talepleri vardır. Bunlar bazen de kesişir, benzeşir; ortak kullanımlarına rastlanır. Kısacası tam olarak sosyal bir etkinlik aracıdır.

De
ğişik toplumlarda insanların kulakları, duygu alemleri beşikten itibaren farklı müziklerle beslenir ve alışkanlıklar (isterseniz müzik zevki diyelim) oluşur. Bu sebeple de ‘müzik’ konusunda herkes ister istemez kendi zevkini dile getirmeyi hak sayar. Çünkü çoğu zaman müzik bir ‘estetik’ konusu olarak değil, kişisel ses duyarlılığı, alışkanlığı olarak tartışılır. Bu durum üstelik insanın okul eğitiminden bile bağımsızdır. Sosyal ortamın, o ortamın ses aleminin kişiye vurduğu damgadır. Sosyal ortamda müziğin çoğu zaman insanın seçmesine fırsat bırakmadan kabullenip algılandığını biliyoruz. Gündelik yaşamın müzik alanında da bir ‘sosyal’ sesi / sesleri olduğunu kabul etmeli. Bireylerin çoğu zaman kendi iradelerinin dışında duyup katılıp, dinleyip algıladığı bir genel ses dünyasının varlığını unutmamalı.

Şimdi müziğin bir başka boyutuna geçelim:

Yakla
şık 15. yüzyıla kadar bütün Akdeniz yöresinde ve Ortadoğu’da aşağı yukarı benzer enstrümanlar ve benzer bir ses dünyası vardı. Bu bilindiği gibi tek sesli bir müzikti. Bu coğrafyayı anmamızın nedeni, günümüze doğru gelişen ve yükselen müzik türlerinin dünyanın bu bölgesinde oluşmasıdır. Buraya kadar andığımız müzik olgusunun 16. yüzyıldan başlayarak yeni boyutlar kazandığı biliniyor. Gündelik hayata eşlik eden müziğin dışında işlenmiş, yüksek estetik değerlere kanatlanan artık çok sesli, çok enstrümanlı, dramatik ifadeli bir müzik türü ve anlayışının, yepyeni bir ses dünyası ve müzik formlarıyla doğuşudur. Bu doğuş, hiç kuşkusuz Rönesans Avrupası’nın bilim, siyaset, sosyal reformlar, mimarlık, resim ve heykel sanatlarındaki büyük devrimci yenilikler, aklın ve bireyin yükselişiyle bağlantılıdır. Tıpkı güzel sanatlarda olduğu gibi müzikte de artık ‘birey’ olan, yüksek estetik değerde eser yaratma bilincindeki kompozitörler yani ‘sanat’çılar devri açılmıştır.

İşte müziğin ‘sanat’; daha doğrusu yüksek sanat olarak tanımlanacak bir türü daha böylece ortaya çıkmıştır. Bu müzik 1600’lerden başlayarak Avrupa’da hızla yayıldı, yükseldi, çeşitlendi, zenginleşti. Enstrümanlar gelişti, volümleri büyüdü ve dehşetli zengin bir ses tını boyutu kazandı. İnsan zekâsı ve yaratıcılığının müzik alanındaki en yüksek değerdeki eserleri ‘sanat müziği’ denilen bu türde muazzam bir repertuvarı da yüz senede meydana getirdi. Bunun genellikle ‘klasik müzik’ diye anıldığını da görüyoruz. Tamamıyla Avrupa’nın çocuğu olan bu müzik, günümüzde yalnızca doğup geliştiği yerin değil, bütün gelişmiş toplumların ve insanlığın en yüksek müzik olarak kabul ettiği bir sanattır. Bu alanda hiçbir geleneği bulunmayan Japonya, Çin gibi dünya devleri ile Amerika kıtası ve Avustralya’da da yaşanan, kabul gören bu çok sesli müzik olmuştur.

Türkiye’nin zorlu
ğu, insanlığın dört yüz beş yüz sene önce erişip yakaladığı bir ses zenginliği ve teknolojisiyle kurumsal ve metotlu olarak ancak yirminci yüzyılda tanışmasıdır. Tıpkı matbaa ve yayım hayatıyla; tıpkı üniversite ve bilimle de çok yakın bir tarihte buluşması gibi. İnsanlığın herhangi bir meslekte eriştiği en yüksek bilgi, teknik ve becerinin sonucu olan ürün ve eserlerden daha geri bir standartta verimlerle yeryüzünde rekabet edilemez, söz sahibi olunamaz. Gelenekler ise ancak geleceğin özgün yaratıcılığı için bir kaynak oldukları vakit değer kazanırlar.  

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019