Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1739




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 39 müzisyen gazete okuyor
 
 
Tuncay Yılmaz
 
 
Yayımlanan Sayı : 1244

Misyon ve dejenerasyon… - 10.06.2011





Rodolphe Kreutzer 1766-1831 yılları arasında yaşamış büyük bir Fransız kemancı, besteci ve pedagogdur. Keman tekniğinin temelini oluşturan 42 Etüdü ise, eğer felsefesiyle uygulanırsa, başlı başına müthiş bir keman okuludur. Bu metodu, keman öğrenimimin temel yıllarında Andre Gertler’in anlayışıyla en ince ayrıntılarıyla öğrenme ve uygulama şansına sahip olduğum için kendimi şanslı hissediyorum.

Kreutzer’e hayranlık duyan Beethoven, dönemin usta kemancısına ithafen büyük bir keman-piyano sonatı besteler. Bu eser romantizmin en derin
şekilde yaşanmışğını ifaden, duygusal fırtınaların ve güzelliklerin yaşandığı bir filmdir sanki. Öyle ki lise çağımda okuduğum Tolstoy’un “Kreutzer Sonatı” adlı roman, yazarın yorumuyla da romantizmin en somut örneklerinden birini teşkil eder.

Kreutzer Sonatı ile ilgili kendi hikayeme gelince: bu eseri ilk kez Ankara Konservatuvarı mezuniyet sınavımda çalmı
ştım. Daha sonra Berlin-Mendelssohn Yarışması’na hazırladığım ve önceleri keman sınıfının önünde defalarca hocamla çalışğım yapıtı, öğrencilik dönemimden hemen sonra gerçekleştirdiğim ilk Almanya ve ABD resitallerimde bir çok kez seslendirmiş olmak, ayrıcalıklı bir mutluluk oldu. Önümüzdeki günlerde Emre Elivar’la birlikte yorumlayacağımız eserin ruh hali ve heyecanıyla yazdığım şu satırları okurken sizler neler hissetmektesiniz diye düşünüyorum?...

Keman, piyano gibi orkestral bir enstruman olmadı
ğı için, bestelenen eserler genelde piyano eşlikli olarak yazılmıştır. Bu durum, biz konser kemancılarının birlikte çalabileceği -en az kendi seviyemizde olan bir konser piyanistiyle- beraber çalmamızı gerektirir. Bu nokta, eserlerin teknik ve müzikal seviyesini yakalamanızı, ruh ve karakter hallerini ortaya çıkarmanıza imkan ve izin verir. Kendi adıma söyleyebileceğim, şimdiye dek her zaman gurur duyabileceğim en iyi piyanistlerle çalışma şansım oldu. Gerek sınıf piyanistlerimizden Oya Ünler, Margit Olah ve Uwe Brandt gibi değerli müzisyenlerle, gerekse Fazıl Say, Marek Zebrowski, Mehmet Okonşar, Burçin Büke ve Robert Markham gibi hepsi de birbirinden ayıramayacağınız üstünlük ve kalitede piyanistlerle çaldım. Ve bu sonu olmayan maratona, yine ‘en iyi’ olanlarla devam etmeyi arzu ediyorum…

Manası dü
şünüldüğünde misyonerlik, bir görevi başından sonuna en iyi şekilde yapmaktır. Bunun için başta dürüst olmak, kendini tanımak ve bilmek, çalışma azmi ve gücü gösterebilmek, araştırmak, çabalamak ve sabırlı olmak gibi erdemler bütününü içeren kalitelere sahip olmak gerekir. Kendinizin dışında kimseye yalan söyleyemezsiniz, hele misyonunuz gereği bulunduğumuz platformda ve o sahnede…

Konser hayatı dı
şında, misyonerliğin zengin deryasında: okullar, üniversiteler, ustalık kursları, yaz okulları açmak, kitaplar yazmak ve dergiler yayınlamak, bugünkü hayata ve geleceğe yatırım yaparak hizmet etmek gibi sayabileceğim daha bir çok özelliğe değinebiliriz. Ancak insanların kirlettiği dünyamızda ve yaşamda, her işi  elimizden geldiğince, en başta layığı ile -her türlü dejenarasyondan uzakta ve soyutlanmış şekilde- gerçekleştirmek zorundayız. Örneğin bir okul açmakla iş bitmez, amaç her dalda kalifiye öğrenci yetiştirmektir. Sanatçı ise, çok zor yetişir ve nadide şekilde ortaya çıkar. “Yetişti artık, oldu, bitti!..” demek: baştan savmaktan farksızdır ve her hangi bir misyonun samimiyetine hiç uymadığı için ‘etik’ değildir. Esas olan, ortaya çıkan değerlerin sonsuza dek yanında durmak/durabilmektir!.. Misyonerlik, sadece ‘pozisyon ya da güç’ elde etmek ve bir ‘ego’ sorunu değil, önce samimi olmak ve kendini adamaktır, sığ değil zengin gönül işidir!...

Kreutzer Sonat’ında, i
şte bu kirlilik ve gerilimlerin dışında gerçek sevecenliği, samimiyeti, belki bir insana veya bir misyona yaşam boyu duyulan tutkuyu, erdemi ve aşkı hissediyorum…

Habertürk

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019