Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1720




Sizce Tarkan hala Türkiye'nin Megastarı mı?

Evet
Hayır

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 31 müzisyen gazete okuyor
 
 
Ali Tufan Koç
 
 
Yayımlanan Sayı : 1246

Derinizin altına sızabilmek istiyorum... - 14.06.2011





Geçen hafta Londra’daydınız. Nasıldı?
Londra’yla aramda tuhaf bir ba
ğlantı var. Yağmuru da grisi de bana çok iyi geliyor. İnanılmaz derecede ilham veriyor. İnsanlar, müzeler, tiyatrolar... İçi boş enjektör gibi gidiyorum, tüm gördüklerimi, okuduklarımı “Vjjjt” diye çekip, beslenip geri geliyorum. 

Londra’da ne filmler, kitaplar, albümler ‘enjekte’ edip gelmi
şsinizdir..
Çok güzel bir film seyrettim. Diyalog yok, müzik yok. Hangili dilin konu
şulduğunu bile anlamıyorsun. Mutlaka seyretmelisin. Bir de hayvanların seks hayatı üzerine bir sergiye gittim... 

Neler çıktı kar
şınıza?
Çok
şey öğrendim! (Nil kahkahası) Doğada yok yokmuş, meğer. Bizim meşhur Nemo balık vardı ya, sen hiç onun öyle şirin gözüktüğüne bakma! Gençken kadın olup yumurtluyor. Yaşlanınca bakıyor ki cazibesini yitiriyor erkeğe dönüşüp harem kuruyor. Annesini yiyen organizmalar, çiftleşirken kafa koparan, kafa kopmasına rağmen çiftleşmeye devam edenler... Tavşan ve maymunları hiç saymıyorum bile. Sadece hayatlarından çok memnunlar diyeyim sana! 

Bitmek bilmeyen bir merakınız var sanki...
Beyninin arkasındaki o iyimserlik noktası olmasaydı herkes depresyonda olurdu. Çünkü hepimiz ölece
ğiz ve bu gerçeği unutmuş vaziyette yaşayıp gidiyoruz. Hayata karşı iyimser, heyecanlı bir merakım; her şeyi görmeye, duymaya karşı müthiş bir açlığım var. 

Hiç mi kendinizi depresyonda hissetmezsiniz?
Resimlerde gülerek çıkıyorum diye insanlar beni 24 saat mutlu zannediyor. Ama yok öyle bir durum. 

Malum, herkes depresyonu farklı ya
şar. Kimi iki gözü çeşme, kimi farkında bile olmadan...
İnsan belli bir mutluluk seviyesiyle doğar. Araştırma sonuçları tarafından kanıtlanmış bir durum. Bazıları daha mutlu doğar. Hangi ülkede nasıl bir ortamda doğarsa doğsunlar, ötekilerden doğaları gereği daha mutludurlar. Mutlu olmak benim genlerimde var. 

Enjekte hal hiç bitmiyor; hayattaki her
şeyden beslenen bir haliniz var..
Do
ğru! Tıpkı sünger gibi çekiyorum her şeyi. Hüseyin Çağlayan demişti bana, “Sünger gibisin” diye. 

Sizi kitap/film dolusu bir odaya kapatsalar aylarca çıkmazsınız sanki...
Üç gün eve kapanıp okudu
ğum, izlediğim, dinlediğim zamanlar oluyor. Sonra “Manyak mıyım ben? Niye evde oturuyorum? Yaşlanınca zaten evde olacağım!” diyerek kendimi sokağa atıyorum. Fakat sokakta olunca da müthiş bir vicdan azabı duyuyorum. 

Malum, ‘Ya kaçırıyorsam?’ hissi...
Geçenlerde kendimi dizimde laptop, sa
ğımda iPad, solumda iPhone şeklinde buldum. Üçüyle de farklı şey yapıyorum. İnsanlarla sohbet edemiyorsun ve sürekli bir aygıt seni dürtüp “Bak bak bak, mail geldi”, Bak bak bak mesajın var.” diyor. Kişisel filtrelerimizi daha akıllıca kullanmamız gereken bir dönemdeyiz. Filtre, kontrol çağımızın en anahtar kelimeleri. Kendimi dışarı bırakmak istediğim kadarını bırakıyorum. İçeride kalan kısmım mahremim. Bu anlamda çok kontrollüyüm. Belki de fazla kontrollü... 

Yormuyor mu a
şırı kontrollü olma hali?
Çok. Yoruldu
ğumu hissediyorum. Her şey kontrolümde olsun, her şey mükemmel olsun durumu var. Bunu biraz aşmam, kendimi bırakmayı öğrenmem lazım. 

Zamanla olacak bir
şey mi?
Herkes kendiyle barı
şmak zorunda. Herkes başkasına benzmeye çalışır. Ne kadar çok benzersen kendini o kadar rahat hissedersin. Çünkü öne çıkmıyorsun, sivrilmiyorsun. Sürüde kaybolup gidiyorsun. Beni ben yapan farklılıkları kapamak yerine daha da açıp göstermeyi öğrendim. Çok güzel bir şey. Farklılıklarımın altını çizmek dışında yapabileceğim bir şey yok. Zaten hepimizin geni yüzde 99.9 aynı. Bizi diğerlerinden farklı kılan neyse onun üzerine gitmek lazım. Herkes kendi skalasına baksın, orada nelerin sesi açıksa onları iyice abartsın. 

Kendi farklılıklarınızın sesini bu kadar rahat açabildi
ğiniz için belki de Nil denince akla rengarenk bir kişilik geliyor.
Gırgır’da bu hafta
şöyle bir karikatür var: “Yavrum, olur da ben öldükten sonra hayatımı film yaparsanız Nil Karaibrahimgil soundtrack’inde yer almasın. Şarkıları fazla neşeli. O kadar neşeli bir hayat yaşamadım ben.” (Nil kahkahaları)
24 saat dönme dolaplar üzerinde dolanıp ne
şeli şarkılar söylemiyorum tabii. 

Şarkılarınızda satır aralarında ağdalı arabesk kokusu var mıdır?
Hangi arabeskten bahsetti
ğimize bağlı. Orhan Gencebay şarkılarına bayılırım mesela. Pek çok şarkımda darbuka ve arabesk tınılar vardır. Aslında çok seviyorum. Bıraksanız 24 saat göbek atabilirim ama Batılı tarafım “Hop! Otur bakalım” diyip engelliyor. Toplumumuzun özeti bu. Düğünlerde de başlarda ağırbaşlı oturup yemeğimizi yeriz; sonra birden kalkarız halaya. 

Hangi taraf daha a
ğır basar?
İçimde hem kavga ediyorlar, Hacivat’la Karagöz gibi, hem de birbirlerini besliyorlar. 

Single’da
şarkının ismi ve bazı sözler iPhone mesaj balonu gibi yazılmış. Bu tarz ‘cin’ fikirler, albümlerinizin olmazsa olmazlarından artık...
Fikir, U
ğurcan Ataoğlu’na ait. “Hakkında Her şeyi Duymak İstiyorum”u iPhone mesajı olarak yazdığın zaman daha gerçek oluyor. Bir kadına böyle bir mesaj atabilirsin ve bu gayet karizmatik bir mesaj olurdu. Paslaşmak çok önemli. Alain De Botton’un bir kitabında, kiminle konuştuğuna göre diyaloğun nereye gittiğine dair bir örnek var. Birinde sayfanın sonuna kadar gidip çok ilginç bir yere bağlanıyor, diğerinde iki satırda bitiyor. Yaratma hali doğru paslaşmayla ilgili. İnsanlar Türkiye’de ‘Her şeyi ben buldum’cu olduğu için, arkaya bir perde çekip fikrin arkasındaki kişileri görmezden geliyor. Hep birlikte oturmuş konuşurken şöyle bir süreç gelişti: Hakkında her şeyi duymak istediğin zaman ne yaparsın? Falcıya gidersin. Evet, kadınlar falcıya bayılır. Bir kahve içelim, kapatalım o zaman. Hadi, bu şarkının simgesi oldu. Şapka gibi oldu, dur şunu kafama koyayım. Süper. Kıpırdama çekiyorum! 

Kadınların aklındaki soru...
Kadınların fal merakı hiç bitmeyecek de
ğil mi?
Kadın, gelece
ği bilmek istiyor. Çünkü plan yapması gereken taraf. Bir kadının kafasında, özellikle 30’unda sonra tek bir soru vardır: “Kiminle evleneceğim ve kimden çocuk yapacağım?” Çok doğal, utanacak bir durum yok. Bilinçaltında sana verilmiş bir emir. Kadın planlayıcı olduğu için önünde neler olduğunu bilmek istiyor. 

Fala inanır mısınız?
İnanmam... 

Falsız kalır mısınız?
Kalmam... Ama astrolojiye inanıyorum. Bende de tüm kadınlar gibi gelecek merakı var. 

Peki plan yapma hali?
Çok planlı bir tip de
ğilim. Şu anı yaşıyorum ve şu anın en büyük plan olduğunu düşünüyorum. Ne kadar planlarsan planla, direksiyonda olan biz değiliz. Her zaman yan koltuktayız. 

Evlilik planlı bir
şey miydi?
Hem her zaman aklımda olan hem de özgürlü
ğüme düşkün olduğum için pek gündem olmayan bir şeydi evlilik. Biz Serdar’la o kadar uzun süre birlikteydik ki evlenelim/evlenmeyelim gibi bir çelişkiye hiç düşmedik. Hazır romantik bir fikir bulduk ‘hadi evlenelim’ dedik. 

Bundan sonra ne var? Önünüzde nasıl bir engel, hedef kaldı?
Şarkılarla ilgili plan yapmaya inanmıyorum. Kalbinin söylemek istediği şeyleri yakaladığın takdirde insanlara dokunabilirsin. Popüler bir iş yapmak daha kolay. Benim derdim gerçek bir koku salmak, derinin altına sızabilmek, “Aynen ben de böyle hissediyorum” dedirtmek. Ne olmak istediğimden çok ne olmak istemediğimi söyleyebilirim: 60 yaşında, suratına binlerce iğne enjekte etmiş, photoshop’larla ve filtrelerle ayakta duran bir kadın olmaktansa Joni Mitchell gibi kırışıklarıyla gitar çalıp şarkı söyleyen biri olmayı tercih ederim.



FOTO
ĞRAF: MUHSİN AKGÜN

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019