Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1730




Sizce Tarkan hala Türkiye'nin Megastarı mı?

Evet
Hayır

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 51 müzisyen gazete okuyor
 
 
Berrin Karakaş
 
 
Yayımlanan Sayı : 1257

“Üzülmek de düşünmek de Doğu'ya düşüyor” - 29.06.2011





Albüm kapağı 90’larda bir öğrenci evi ambiıansı verdi bana. Böyle bir düşünceniz oldu mu?
Bir seneden uzun zamandır albüm kapa
ğını sinema afişi mantığıyla hazırlamak düşüncesindeydim. Referansım afişti. Severim öğrenci evlerini. Koşulları kolay olmasa da üzerinden yıllar geçince en sevilen anılar oluyor o evler, odalar, kasetçalar, dağınık ortam, kitaplar, kirli tabaklar, dağınık yataklar vesaire. O tadı yakalayabildiysem ne güzel.

Elinizde tuttu
ğunuz ‘Hayvan!’ dövizinin isyanı nedir, kimleredir?
Ki
şisel bir şey değil. Bir duruma, bir olaya, bir bi’şeye karşı genel bir tepki hissiyatıyla yazılmış bir şarkı. Annem ilk dinlediği gece “Bu aşıkların taşlaması gibi olmuş” demişti. Ağzından bal akıyordu sanki, bayılmıştım bu tespitine. Aslında birçok insanın gündelik lazım olduğunda zulada taşıdığı bir laftır diye düşünüyorum. Bana bu lafı söyletecek nedenlerden biri de şöyle bir durum olabilir mesela: Kundera’nın ‘Bilmemek’ romanında delikanlı kızı ormana götürür, öpmek ister, kız kendini geri çekince delikanlı kızın canını yakmak amacıyla “Biz Prag’a taşınıyoruz” der. Kız ağlamaya başlar. O hıçkırıklara boğulduğunda, delikanlı kızın hıçkırıklarını sayar, bunu da gidip günlüğüne yazar. “İşkenceci muhasebeci” diye anlatıyor bunu Kundera. şimdi bu çocuk bunu hak ediyor mu, etmiyor mu?
Fazıl Hüsnü Da
ğlarca içindeki bir şiir hayvanından bahseder. Sizde de öyle bir hayvan var sanırım.
Bu benim için büyük iltifat. Edebiyatın en yüksek çıtasından bahsediyoruz çünkü. Ben yazarım söz olur, Da
ğlarca yazdı mı şiir olur.

Albümün isim annesi, anneniz. Annenizle nasıl bir ili
şkiniz vardır? Giderek ona benzediğinizi hissediyor musunuz?
Huyumla suyumla anneme çok benziyorum zaten, giderek de
ğil. Anneme benzemek de bana gurur veriyor.

‘Bebi
şim’i de oğlunuzla birlikte yaptınız. Nasıl bir ilişkiniz var? 
Sa
ğlıklı bir ana-oğul ilişkisi olduğunu düşünürüm. Aramızda çok az yaş farkı olduğundan beraber büyüdük sayılır. 17 yaşında bir annesi vardı oğlumun. Perdelerin arkasına saklanan, ölü taklidi yapan, bu abukluklarla çocuğunun sevgisini sınayan bir anneydim. Bugüne geldiğimizde birbirine güvenen insanlarız özetle. Serkan kararlarını tek başına alabilen, muhallebi çocuğu olmayan bir adam. Yıllar önce “Sana bir albüm yapalım mı?” dediğimde “Hiç kimse benim elime mikrofon aldıramaz” dediğini hatırlıyorum. Bu kararlılığını hâlâ sürdürüyor olsa da ne yapıp edip şimdilik bir şarkı sözü yazmasını sağladım. Attık içine bir mikrop, artık gerisi gelir. İnsan kendine özgür düşünme ve yaşama hakkı tanıyor da çocuğundan esirgiyorsa, onun özgüveni nasıl gelişecek? Nasıl kendi olacak? Bir gün annesiz kaldığında çuvallamasın da ne yapsın o çocuk? Bir arkadaşım vardı, çocuk neredeyse 30’una geliyor ama anne yarım saatte bir oğlunu arıyordu. Sonunda aileyi de, kendini de batırdı oğlan. Bir arkadaşım daha var, şimdi annesi Hafiyesi Mahmut gibi iz sürüyor oğlunun peşinde. Serkan bu anlamda şanslı bir çocuktu sanırım. Hayatına hiç müdahale etmedim. Hayatının ipleri kendi elinde, istediği gibi dizginliyor yani.

Perdeye kar
şı edebiyat

‘Normal’i nasıl tarif edersiniz?
Daha dürüst, daha riyasız, daha onurlu, daha iyi, daha kendinde, daha dü
şünceli, daha duyarlı, daha temiz, daha insancıl, daha güvenilir, daha güleryüzlü, daha dost, daha samimi, yani artık olması pek de mümkün olmayan bir normal. Bak bu ‘daha’lardan da iyi bir şarkı yazılabilir. şaka bir yana, bütün bunları istemesi çok şey midir Allasen...

‘Böyle Konu
şma’, Elif Şafak’ın ‘Aşk’ından etkilenerek yazılmış. ‘Masumiyet Müzesi’ üzerine de şarkı yapmışğınız var. Edebiyatın hayatınız ve şarkılarınızdaki yeri nedir?
İnsanın gözündeki perdeyi kaldırıyor edebiyat. Rehberliğini sağlam bir dosta benzetirim. Hani gözünü kırpmadan güvenebileceğin dosttur o. 1994’te ‘Ben Böyle Aşk Görmedim’ albümünde Orhan Kemal’in unutulmaz ve klasik eseri ‘Avare Yıllar’ı kaleme aldıktan sonra 2008’de Orhan Pamuk’un ‘Masumiyet Müzesi’ndeki Füsun ve Kemal karakterlerinin aşkını ‘Canım Benim Nasılsın’ diyerek şarkılamışımdır. Böylece bu üçlemenin son ayağı olan ‘Böyle Konuşma’ şarkısı ise Elif Şafak’ın ‘Aşk’ romanından ilham alarak yazılmış ve benim açımdan üçlemeye nokta koymuştur. Şarkılarıma bundan âlâ rehber mi olur?

En güzel sa
ğaltım yazmak

A
ğlayana terapi lazım’ sözlerinden dolayı soruyorum. İşe yarar mı terapi sizce, siz gider misiniz?
En güzel sa
ğaltım yazmaktır benim için. Bu çok işe yarıyor. Hele biraz dibe vurdun mu tam düze çıkarıyor adamı. Gözyaşına panzehir gibi oluyor sığındığınız bu liman. Anne kolunda uyumak hâlâ en güvenli yerdir, ki bunu hâlâ yapıyorum valla. Bir anadan daha iyi terapiyi kim yapabilir ki?

‘Beni Dü
şün’ şarkınızın sözlerinden çıkarak, nelerdir Nazan Öncel’de seneler de geçse hiç değişmeyenler?
Kafası de
ğişmedi sanırım. İnsan neyse odur be güzelim. Hâlâ dostlarım eski dostlar. Hâlâ anneme elimle mektuplar yazıp, postaya veriyorum, hâlâ annemin margarinini kullanıyorum. Çakmak yerine kibrit kullanıyorum mesela. Hâlâ radyo dinliyor, rock seviyor, türküleri seviyorum. Hâlâ kovayım. Hâlâ anadan doğduğum gibiyim, göbek gıdık, falan filan meselesi... Yaşlandığımı görmek istediğim damarımı koruyorum. Hâlâ umudum var ama ayaklarım popoma vuracak kadar değil. Gelecek güzel günlerin beklentisini herkes kadar ben de korumaya çalışıyorum o kadar.

‘Çirkin Olsun Benim Olsun’ , ‘Üzüle üzüle dert sahibi oldum ben’ diyor. Herkes kendisini ne
şeli ol ki genç kalasın’a adamışken, üzülmek ne tarafa düşüyor günümüzde?
Üzülmek de dü
şünmek de Doğu’ya düşüyor. Bırakalım Batı’yı şen olsun. Karıncaya sormuşlar ‘Nereye gidiyorsun?’ diye. ‘Dostuma’ demiş. ‘Bu bacaklarla zor’ demişler. Karınca, ‘Olsun, varamasam da yolunda ölürüm’ demiş. Dostluk, komşuluk böyle bir şeydir. Hani nerde kaldı Batı’nın dostluğu...

Moda laflara ta
ş atmak
Üzmeye dayalı bir tiran sistemi de var. Nasıl kar
şılarında pozitif bir ‘neşeyle’ durabiliriz sizce?
İnsanların afyonu kederdir ya, vur abalıya gitsin. Bir toplum ne kadar uyuşturulursa o kadar az düşünür. Gökhan Özen’in okuduğu ‘Sitemkâr’da şöyle bir dize yazmıştım: ‘Yoksulluk gizlenmiyor, mutsuzluk gibi zaar’ gerçi o da zor anlayıp ‘zor’ diye okumuş ya neyse... Konumuza dönersek, suiistimalden misal olmasa da güzel bir güne uyanan kaç ülke vardır bilmiyorum. Mutluluk denilen meret de anlardan oluştuğu için kıymetli ya aslında. Bünye hüzne alışş, mutlulukla arası hiç iyi değil halkların. Valla formülünü ben de bilmiyorum. Biraz elektrik almak lazım mutluluktan. Elektrik, sinerji, keyif gibi sözlerle de aram hiç iyi değildir bu arada. Moda laflara taş atayım dedim.

Albümün kapa
ğındaki resim size mi ait? Resim yaptığınızı biliyorum. Resim yapma hali ne zaman gelir, şarkı yazma hali ne zaman?
Adam ha gitmi
ş kahvede iki şeş, bir dübeş atmış, ha benim gibi iki çizgi sallamış. Benim çizdiklerime bakarsan ikisi de aynı kapıya çıkıyor. Esti mi yazacaksın, esti mi çizeceksin. Elime fırçayı aldım mı belki zamanla ben de iyi bir çizer olabilmenin hayallerini kuruyorum işte. Albüm kapağındaki de böyle bir hayalle çizmeye çalışğım resim. ‘Parçalanmış Anatomi’; bir de ad koymuş üstüne... Olacak inşallah, çalışa çalışa…

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019