Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1736




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 65 müzisyen gazete okuyor
 
 
Ayça Örer
 
 
Yayımlanan Sayı : 1285

Tekinsizlik bu işin bir parçası... - 23.09.2011





Kesmeşeker albüm yapınca, ritüel bellidir: albüm alınır, jelatini çıkarılır, sözler yutulurcasına okunur. Sonra başlanır dinlemeye. Bu rutini bilirdik de bunu yapmaya başlayalı 20 yıl olmuş, ondan haberdar değildik. 20 yıla altı albüm sığdıran grup, ismini henüz belirlemedikleri yeni albümü de bitirdi. Grubun mihenk taşlarından Cenk Taner’le buluştuk, aklımda “Mühimdir yalnızlık telaşlanma” dizesi, piyasanın tekinsiz halleri, Türkiye’de rock müziğin hezeyanları üzerine söyleştik.

Askeri darbenin getirdi
ği durağanlığın hemen ardından, müziğin kendine yeni geldiği dönemlerde yola çıktı Kesmeşeker, 20. yılını devirdi. Başladığınızda müzik piyasası nasıldı, şimdi nasıl?

80’lerde onlu ya
şlarının sonunda bir kuşaktık ve 70’leri bir ucundan yakaladık. 70’lerdeki Türkiye’deki müzikal birikim neydi, nasıldı az çok biliyorduk. O dönemlerde Türkiye’de radyo kültürü çok iyiydi, Türkçe müzik konusunda da, yabancı müzik konusunda da bir birikim oluşmuştu. Müzikte heyecan vardı, sürekli yeni insanlar, yeni gruplar çıkıyordu. 80’lerdeki kopuştan sonra nasıl bir kuraklık olduğunu çok iyi gözlemledik. Türkiye’de arşivcilik çok zayıf olduğu için kuşaklar arası müzikal bağlantı koptu. Yaşı yetip de izleyebilen insanlar daha önceki işlerden belki haberdardı ama yeni yeni yola çıkan insanlar, sonraki doğumlar için sanki 70’ler yoktu, hiç olmamıştı. Her şeyin el yordamıyla bulunduğu bir dönemdi 80’ler. Özel televizyonlar, radyolar 90’larda kurulmaya başladı. Çıkan yayın çok azdı, olanlar sansürden geçiyordu.

Aslında ilk kıpırdanmalar 80’lerin ikinci yarısında ba
şladı değil mi?

Çekirdek Sanatevi, Hodri Meydan gibi yerler kuruldu. Birbirinden haberdar olan insanlar komün gibi birliktelikler ortaya çıkardı. Kendi sözünü, kendi müziğini yazmak için ekip haline geldiler. 70’lerden bu tarafa gelen, müzik yapan, ekip olan insan çok yoktu. Cem Karaca yurtdışındaydı, Moğollar uzun bir ara vermişti. Üretim alışkanlığı olmadığı için insanlar çok kolay devam edemediler, yeni bir tarz benimseyemediler. Albüm yapılacağı zaman genellikle Unkapanı’na gidilirdi.

Sizin çıktı
ğınız dönemde Türkçe rock da piyasada kendini çok kabul ettirebilen bir tarz değildi. Şansınız azdı aslında…

Öyle gibiydi. Yeni bir
şeydi, alışılmadık bir tarzdı. 70’lerde daha çok Anadolu rock tanınıyordu. 90’larda daha çok şehirli bir müzik tarzı olarak ortaya çıktı. Artık dışa açılmayla birlikte insanların batıyla ilişkisi arttı. Biz de ilk 10-15 yıllık süreçte üç senede bir albüm yaptık, sürekli bizi takip eden bir kitle oldu. Şimdiki kuraklık başka bir şey, piyasada koşullar tamamen değişti. Bir sıkışma hali var…

Aslında
şöyle bir paradoks var değil mi, 90’larda insanların söyleyecekleri sözler vardı, koşulları el vermiyordu, şimdi koşullar var ama o zamanki gibi bir müzikal üretim söz konusu değil…

İnsanlar çok yanlış mecralara aktılar. Bizim tarzımızda çalışanlar sounda çok özen gösterdiler, içerik geri planda kaldı. Gitarın sesi iyi olsun, berrak olsun derken, ne söylediklerini kaçırdılar. İçeriği sağlam gruplar bir şekilde devam etti. Zaten geriye içerik kalır. Medya mecraları çok çoğaldı, bu insanlara imkan gibi göründü ama ne kadar çok olanak varsa o kadar daralma yaşandı. Sana çok seçenek veriyor gibi gözüküyorlar ama o bir yerden sonra seçeneksizlik haline geliyor.

Kesme
şeker bu ortamdan nasıl sıyrıldı da 20. yılına geldi?

Biz daha naiftik ilk çıktı
ğımız zaman. İlk üç dört albümümüz öyledir. Şimdi ayağımız daha çok yere basıyor. O zamanki albümler hayalleri olan, bu ülkeye dair bir şeyler yapılabilir umudu taşıyan albümlerdi. Bir yandan hayat devam etti. Türkiye’de herkes bir grup kuruyor ama okulu bitirip, askere gittikten sonra da o grup devam ediyorsa, ortada gerçek bir iş vardır. Şimdi daha karamsarız demeyelim ama ayaklarımız yere basıyor.

Teoman’ın müzi
ği bırakması çok tartışıldı. Orada “İnsanlar alternatif bir şey söylerken bile reklam pastasından payını almadan çalışamaz hale geldiler” vurgusu öne çıkıyordu. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Biz yıllardır sponsor sistemiyle çalı
şmadık. Stat konserleri oluyor, size hep bir şeyler sunuyor. Ne derler, büyük firmaların sürekli müziği sunma durumu var. Bir zaman sonra sponsorsuz konser yapılamayacak hale gelecek. Bağımsız mecralar yok olacak. Bunu içine sindirenler ve sindiremeyenler kalacak.

Sponsorla hareket etmeyen grupların kurtarıcısı internet oldu aslında.
Şimdiki alternatif mecra da bu…

Evet, Kesme
şeker’i çok seven insanların oluşturduğu siteler, alternatif kanallar var. O kanallar bize de çok yaradı. Biz zaten basında, televizyonda çok yer alan bir grup olmadığımız için o kanal bizi bilmeyen insanlarla buluşmamıza yaradı.

Kesme
şeker için bir inziva halinden söz etmek mümkün mü? Bir albüm yapıyorsunuz ve ortadan kayboluyorsunuz…

Aslında üç senede bir albüm yapıyorduk. Bir dönem seri üretimde bulunduk, yorulduk. Biraz
şarj olmak gerekiyordu. Zorlama bir şeyler yazmaktansa sindire sindire, yaşayarak yazmak istedik. Ancak şarj olduk…

Neden dolmu
ştunuz bu kadar?

Biz genellikle söze a
ğırlık verdiğimiz için beklenti de çok yüksek. Çıkan işlerin benim, bizim içimize sinmesi lazımdı. O da ancak oluyor. 2004’te hem kitap hem albüm bizi bayağı zorlamış. Bir yandan hayat da devam ediyor. Arada üretmeye devam ettik. 11 şarkıyı topladık. Toplamda 18-19 şarkılık bir albüm olabilirdi. Ama 11’le kısıtladık. Albüm çıktıktan bir saat sonra internete düşeceği için, o kadar şarkı yapmanın da alemi yoktu. Bir buçuk sene sonra yeni bir albüm yaparız.

20 yıl bu kadar tekinsiz bir piyasa için çok uzun bir zaman. Yine de bu piyasada 20 yıl kalmak da bir sürü
şeyi garanti altına almıyor…

Her zaman vardı tekinsizlik. 90’da da vardı, 2000’lerde de var. Tekin olsa bizi kıllandırırdı bilakis. Dolayısıyla bu i
şi yapan insanların bir parçası oluyor bu tekinsizlik, rock müziğe de yakışıyor aslında. Zemin çok kaygan. Bizim zamanımızda 100 bin, 200 bin tiraj gören rock grupları oldu, onlar da kayboldu. O kadar tiraj gördüğünüz zaman Serdar Ortaç’la konsere çıkmayı dayatıyor sistem. Türkiye’de sizi sahiplenmiş seyirci sizi başka bir kulvarda görünce posta koyuyor. Popçuların kulvarı çok yabancı zaten. İyi böyle tekinsizken…

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019