Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1739




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 39 müzisyen gazete okuyor
 
 
Nilgün Serimoğlu
 
 
Yayımlanan Sayı : 1322

İnsanlığın bittiği nokta... Kanıksamak... - 22.11.2011





Biyolojik canlılarda fiziksel anlamda bir acı eşiği olduğu bilinen bir gerçektir. Akademik kaynaklara baktığımız zaman bu kavram için “kişinin ağrı duyusunu hissedebilmesi için geçilmesi gereken bir minimum uyaran sınırı vardır. Ağrı eşiği yüksek olan insanlar kolay acı çekmez” anlamında bilgilere rastlarız. Bu bağlamda düşündüğümüz zaman acıya karşı duyarlılık derecemiz tepkilerimizi de yönetir. Ağrı, acı yolunda gitmeyen bir şeylerin belirtisidir. Bedenimiz acı duyusuyla zor durumda olduğunu haykırarak bizden çözüm ister. Lakin acı eşiğimiz gerekenden daha fazla yüksekse bu seslenişi duymaz ve zarar görmemize yol açabilecek bir tepkisizlik içinde oluruz.

Bu konu ço
ğu kez doğuştan gelen bir özellik olsa da bazen de çok sık ve şiddetli bedensel acılara maruz kalmış kimselerde de görülmektedir. Ben çocukluk yıllarımda hiç görmemem gereken bir olaya tanık olmuştum. Doğum yapmakta olan bir kadın saatlerce bağırdı. Çektiği acı korkunçtu. Çocuk doğduktan sonra doktor onun yırtılan bazı organlarını dikerken artık sesi çıkmıyor, doğan çocukla ilgileniyordu. Bu akıl almaz olayın nedenini sorduğumda artık genital bölgedeki sinirlerin daha fazla acı iletemeyecekleri bir duruma geldikleri için doğal anesteziye geçtikleri söylendi.

Bu konu yalnızca bedensel de
ğil duygusal yapımız için de geçerlidir. İnsanlar duygusal konulardaki duyarlılıkta da farklı eşiklere sahiptirler. Acı olaylar kimisini sarsıp, uç tepkiler vermeye yönlendirirken kimisini etkilemez bile. Unutmamamız bir başka nokta var aslında. Duyumsamakla tepki vermek her zaman paralel değildir, bazı kimseler duyumsadıkları ölçüde dış dünyaya yansıtmazlar. Bu çok farklı nedenlerle bağdaştırılabilir. Bu konuya böyle baktığımızda acı duyma derecesiyle, tepkilerin baskılanma, kontrol derecesini ayrı başlıklarda incelememiz gerekir.

Bireylerin acı e
şikleri toplumsal olaylar tarafından zorlandığında ortak bilince mal olan toplumsal bir acı eşiği gelişir. Bu acı eşiği toplumların tepkilerine yansıdığı için o toplumların kaderinde önemli bir rol oynar. Seyrettiği acıklı bir film karşısında gözyaşlarına boğulan birisi şehit cenazelerinin gösterildiği bir haber programında normal sohbetine devam edebiliyor. Daha önce üşüyen, aç birini görünce yardım etmek isteyen, lokmaları boğazında düğümlenen bizler deprem bölgesinde soğuktan donan bebekleri, beslenemeyen çocukları duyduğumuz halde sıcak yatağımızda yorganlarımıza sarınıp, akşam yemeğini çok kaçırdığımızı düşünebiliyoruz. Ulusal birliğimizi, ülkemizi tehdit eden olaylar açık seçik bir şekilde her gün yaşanıyor. Bizler ne yapıyoruz? Devekuşu gibi başımızı, gözümüzü, kulağımızı aldatıcı gündemlere gömüp var olduğunu sandığımız şeylere sarılıyoruz. Çünkü benzeri olayların peş peşe gelmesi sonucu doğum yapan o kadın gibi  duyularımız da, algılama gücümüz de taşıyamayacağı bir acı karşısında uyuşuyor.

Bunların hepsinin temelinde korku var. Yüzle
şmekten korkuyoruz, ruhumuzun acımasından korkuyoruz. Güvenli sandığımız dünyamıza çekilip, kendimizi uyuştururken varlık bilincimizden de vazgeçtiğimizi fark etmiyoruz.

Sözlerimi Shakespeare’den bir alıntıyla bitirmek istiyorum. “
İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor. Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için. Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için. Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu  için. Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için. Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için. Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için. Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için." Shakespeare

iletisim@nilgunserimoglu.com.tr  

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019