Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1737




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 68 müzisyen gazete okuyor
 
 
Ayça Örer
 
 
Yayımlanan Sayı : 1357

Sübutay Kesgin'i nasıl bilirdiniz? - 10.01.2012





Sübutay Kesgin’i düne kadar tanımazdınız, bugün gazete alırsanız aslında Azer Bülbül’ün gerçek ismi olduğunu öğrenirsiniz. Anne babası niye Sübutay dedi, rahmetli de bilmiyordu, ama Azer Bülbül oluşunun bir hikâyesi vardı elbet:

“Yıldız Tezcan’ın aklına geldi, nedenini bilmiyorum. Ben o zaman türkü söyledi
ğim için herhalde. Öylece kaldı o isim. İlk gördüğü anda “Seni gruba dahil ediyorum” dedi. Hemen adımın yanına Azer Bülbül yazdı, o isimde kaldı gitti. ‘Niye Azer?’ diye sormadım. O zaman utangaçtım, çekingendim. Bir de yeni başlıyorduk, sorgulayamadım. Babam bile bana seslenirken ‘Azer Efendi nasılsın’ der, Sübutay 18 yıl yaşadı, Azer 20 yıl.”

‘Yoklar’ listesinin ba
şı

Gazetecilik hayatı boyunca ille bulmak, ille konu
şmak istediğiniz birileri vardır. Benim ille de konuşmak istediğim insan Azer Bülbül değildi ama nihayetinde bulmak için en uğraşğım insan o oldu. Arayışıma başladığımda yıl 2009’du, en son albümü ‘Zoruna mı Gitti’ 2007’de yayınlanmıştı.

Albümü yayınlayan plak
şirketi, adına açılmış internet sitesi kapanmış; Unkapanı Plakçılar Çarşı’nda Azer Bülbül ‘yoklar’ listesinin bir numaralı ismi olmuştu. Şansım varsa, İstanbul’da bir türkü barda yakalayabilirdim. Elimdeki adres Bayrampaşa’daki bir müzikholü gösteriyordu.

Bayrampa
şa’yı aradığımda, Ankara’da dediler. Ankara’ya haber saldım, üç dört gün ses çıkmadı. Uzun yıllar beraber çalışğı emekli bir kemancı, “O büyük yerlere çıkmaz, Dışkapı’ya bakın” dedi. Çankırı Caddesi’nin girişindeki Kristal Pavyona gittiğimde afişleri hâlâ duvardaydı ama o çoktan Konya’ya gitmişti. Bir yerde on günden fazla duramıyordu.

Devrimcilere sempati

Konya’dan Almanya’ya geçti, Almanya’dan Ni
ğde’ye. Artık her gün ailemi arar gibi elimdeki tek Azer Bülbül numarasını arıyor, şansımı deniyordum. Bir gün telefon açıldı, ben de, o da beklemediğimiz bir telefon konuşması yapmanın şaşkınlığıyla, randevulaştık. İstanbul’a geliyordu, yoldaydı. Acelem yoksa, yarın buluşabilir miydik?

İki aydır onu aradığım için bütün şarkılarını dinlemiş, röportajlarını, açıklamalarını okumuştum. Rivayetin muhtelifliğine göre, karısı için ‘ayakları kokuyor’ diyen, devrimcilere sempati duyan, sahnede selam verdikten sonra hiç konuşmayan bir garip adamdı. Onu aradığım zaman zarfında pavyon adabı, şöhretli şarkıcıların şöhretsiz halleri ve değişen müzik zevklerinin yarattığı yalnızlar ordusu üzerine hayli anı biriktirmiştim. Foto muhabiri arkadaşım Fulya Atalay’la verilen adrese gittiğimizde karşılaşğımız manzara duyduklarımın cismanileşmiş haliydi. 90’lara ışınlanmıştık. Merdivenlerden inerken, sarı saçları krepeyle taçlandırılmış bir kadın gözyaşları içinde çıkıyordu. Azer Bülbül maceramı öğrendiğinde, sessiz sessiz başını salladı, sakince “sağ olun, size zahmet vermişiz ama ortalarda olmak benim harcım değil” dedi. Ne zamandır röportaj yapmamıştı. 24 dakika konuştuk, uzun süre konsantre olamıyordu.

“Kendimi tanıtmaya ihtiyacım yok, ben zaten tanınmı
şım” diye başladı söze, göz önünde olmak istemiyordu. “Müslüm dede oldu, artık baba benim” diyecek kadar iddialıydı, biraz küskündü ve ikinci, üçüncü sınıf yerlerde sahne almaktan gocunmuyordu: “Bu meslek nankör bir meslek. Sen bırakmadığın anda bakıyorsunuz o seni bırakmış, bizim başka işimiz yok ki, bu işten ekmek kazanıyoruz…”

Kan tutuyordu!

Azer Bülbül’ü kan tutuyordu, tarihe geçsin isterim. Konserlerinde jilet atanları anlatırken bile fena olmu
ştu: “Şarkı söylerken gözümü açıyorum bakıyorum ki ortalık kan olmuş. Allahım... Ben zaten kan görmeye dayanamam. Kan tutar beni.“

Çok büyük
şöhretlere ulaşıp, çok küçük paralara çalışmanın verdiği mütevazılıkla uyuşturucu operasyonunu anlatırken, hayatının özetini de anlatmış aslında. İpi bir ucundan yakalamaya çalışıyordu: “Tükenmişlik, bunalım, hayatın bölümlerinden birisi işte. O kadar insanın içinden geliyorsun odanda tek başınasın, bu bir yalnızlık değil mi sizce?”

Röportajın en çok foto
ğraf kısmında zorlandık. Fulya en doğru kareyi yakalamak için uğraşırken, ya ben ya o mutlaka bir fire veriyordu. En sonunda elimizde bu kare kaldı. Aslında bu da bütün olayın özeti… Bir bunalmış kadın, bir şaşırmış adam…

Kalbinde iki damar tıkalıydı

Bülbül’ün Antalya’da kaldı
ğı otelde ölümüyle ilgili soruşturma sürüyor. Bülbül’le olay gecesi beraber olan ve gözaltına alınan Sibel A. “Bir hap kullandı, fenalaştı. Korktuğum için odadan ayrıldım” derken, şarkıcının kalp damarlarından ikisinin tıkalı olduğu ve ritim bozukluğu olduğu belirtildi. Savcılık kaynakları Bülbül’ün vücudunda yabancı madde olmadığını söyledi. Bülbül’ün cenazesi bugün 8 Ocak 2012 pazar günü toprağa verildi.

ANTALYA/DHA

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019