Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1739




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 








Şu an 43 müzisyen gazete okuyor
 
 
Nilgün Serimoğlu
 
 
Yayımlanan Sayı : 1420

Yönlendirmenin Üst Sınırını medya belirler - 06.04.2012





Medya aracılığı ile insanların gereksinimleri her gün biraz daha fazla kontrol edilmeye çalışılıyor. Zihinlere yapay istekler ekiliyor. Sonuçta hangi kesimden olursa olsun mantıksız bir şekilde tüketime yönelen doyumsuz bir toplum haline geliyoruz. İnternet ortamı bazı güzel fikirlerin, yapıtların paylaşılması açısından çok büyük kolaylıklar sağlıyor. Bazen öyle güzel mailler geliyor ki, oluşturanlara teşekkür etmek geliyor içimden. Bu maillerden birinde bir araştırma konusu işleniyordu; Boston’da bir tren istasyonunda ünlü keman virtüözü Joshua Bell kırk beş dakika boyunca ünlü eserlerden bölümler seslendirmiş ama kendisini kimse tanımamış. Tanımak bir yana iki akşam önce verdiği konsere girebilmek için 100–150 dolar ödeyen insanlar ünlü müzisyenin çok özel yeteneğini bile fark edemeyip, yanından geçip gitmişler.

Bir kez daha anladım ki, be
ğenilerimiz, seçimlerimiz açısından biz ne kadar bağımsız olduğumuzu sansak da yine de güdümlüyüz. Eğer söz konusu metronun kapısında afişler, ilanlar asılıp, ünlü müzisyenin yalnızca oradan geçeceği bile duyurulmuş olsaydı izdihamdan insanlar yürüyemezdi.

Haberlerde bir süre önce birçok önemli haberin yanı sıra bir de yeni çıkan bir kitap tanıtıldı. Yazar bu olana
ğı nasıl elde etti bilemiyorum ama kitapçı vitrinlerinde ve kitap raflarında önemli bir avantaj kazandı. Oysa günümüzde sürekli olarak piyasaya kitap v.s. yeni ürünler çıkıyor. Bunların büyük çoğunluğu ulaşmayı amaçladığı alıcıya hiçbir zaman ulaşamadan yok olup gidiyor.

Moda diye bir olgu var… Bu olguyu kontrol eden sektör insanlarla oyuncak bebeklerle oynar gibi oynuyor.
İstediğini giydiriyor, istediğini kullandırıyor. Moda denilen fenomene tümüyle karşı çıkan bir kahraman olmak pek olası bir şey değil. Nadiren başkaldıran cesurlar oluyor ama onlar da  “deli saraylı” yakıştırmasından kurtulamıyorlar.

Yine bir televizyon programından söz etmek istiyorum. Aslında yararlı bir program… Beslenme uzmanı olan bir doktor besinlerin i
şlevlerinden söz ediyor. Kırsal kesimde eskiden beri bilinen kurutulmuş meyveler, yemişler hakkında bilgi veriyor. Programın etkisini arttırmak için sanırım stüdyoya tepsiler içerisinde muhteşem görünümlü kuru yiyecekler getiriliyor. İçi badem ve cevizle doldurulmuş kuru kayısılar, incirler, lokum benzeri fıstık, üzüm, fındık çeşitlemeleri v.s…

Bu görsel
şölenden sonra kırk yıldır tanıdığımız, bildiğimiz bu yiyecekler doğal olarak ilgi ve satın alınma patlaması yaşıyor. Gücü yetenler ilk fırsatta yiyecek dolaplarını bu tür şeylerle doldurup, gerekenden daha fazla tüketmeye başlıyor.

O arada göz ardı etti
ğimiz önemli bir şey var. Bütün bu tanıtımlar, özendirme çalışmaları satın alma gücü olanlara yönelik. Ama nüfusumuzun büyük çoğunluğu yalnızca en gerekli şeylere zorla ulaşabilir durumda. Onlar ne yapacak? Televizyon dediğin en eski model de olsa, yeni çıkan lüks modellerden de olsa sergilenen aynı özendirici görüntüleri gösteriyor. Yani karnını zorlukla doyuran bir aile de, canının istediğini alıp yiyebilen bir aile de aynı görüntüleri görüyor. Dar gelirli olan aile varlığını belki bildiği ama durup dururken aklına gelmeyen yiyecekler, v.s. bu şekilde gözüne sokulunca ne yapsın? O ürünleri isteyen çocuğuna ne desin?

Arz-talep dengesinin kurulabilmesi, emek sonucu olu
şturulan tüm yapıtların kamuoyuna eşit şartlarda sunulabilmesi ile gerçekleşir. Ama bu özellikle Amerikan sistemi olarak çıkıp tüm dünya piyasalarına yayılan bir sistem tarafından yok edilmiş durumda. Bu sistemin mantığı bir ölçüde haksız rekabete dayanıyor.

Üretici veya yaratıcı ürününün kalitesinden çok tanıtım, özendirme konularından yardım umuyor. Bu konu yan bir çalı
şma alanı iken günümüzde başlı başına bir sektör, bir meslek haline geldi. Reklam-halkla ilişkiler üniversitelerde olarak okutuluyor. Deterjandan tutun pop yıldızlarına kadar her tür ürün önce piyasayı kontrol edenlerce seçilip sonra alıcıya empoze ediliyor. Empoze edilen ürünün benzerlerinin en iyisi olması diye bir kural da yok.

Bu gerçeklerden hareket ederek bazı zihinlerin belirledi
ği objelerle bezenmiş, kuralları yine o zihinler tarafından koyulmuş bir dünyada izin verilen ölçüde yaşıyoruz.

iletisim@nilgunserimoglu.com.tr

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019