Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1734




Sizce Tarkan hala Türkiye'nin Megastarı mı?

Evet
Hayır

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 16 müzisyen gazete okuyor
 
 
Nilgün Serimoğlu
 
 
Yayımlanan Sayı : 1443

Tarih boyunca Türklerde kültür ve sanat ... - 11.05.2012





Türk sanatı, Türk dili, Türk örf ve adetlerini kapsayan Türk kültürü, yazılan tarihin çok daha öncesine dayanır. Türkler, Nuh peygamberin oğullarından Yâfes'in Türk adlı oğlunun neslindendir. Türk kelimesinin aslı "türümek" fiilinden gelmektedir. Bu fiilden türetilmiş, kişi ve insan anlamında "türük" zamanla  "Türk" sözcüğüne dönüşştür. Anadolu'da bir kısım göçebeler de yürümek fiilinden yola çıkarak "yürük" adını almışlardır. Türk sözcüğü çeşitli kaynaklarda; "töreli, töre sahibi, olgun kimse, güçlü, terk edilmiş, usta demirci ve deniz kıyısında oturan adam" anlamında kullanılmaktadır.

Co
ğrafî ad olarak Turkhia (Türkiye) söylemi ise altıncı yüzyıldaki Bizans kaynaklarında, Orta Asya için kullanılmıştır. Dokuzuncu ve onuncu asırlarda, Volga'dan Orta Asya'ya kadar olan alana denilirdi. Bu da Doğu ve Batı Türkiye olmak üzere ikiye ayrılıyordu. Doğu Türkiye, Hazarlar'ın, Batı Türkiye ise Türk asıllı Macarların ülkesiydi. Memlukların ilk zamanlarında, Mısır'a da Türkiye deniliyordu. Selçuklular zamanında, onikinci yüzyıldan itibaren Anadolu'ya Türkiye denilmeye başlandı. Türk kelimesini, Türk devletinin resmî adı olarak ilk defa kullanan, yedi ve sekizinci yüzyıllarda hüküm süren (681-745) Göktürk Devleti'ydi. Göktürkler devrinin en önemli yapıtı “Orhun Anıtları”dır. 38 harften oluşan Göktürk yazısı ile yazılan üç anıt, 725-735 yılları arasında diktirilmiştir. Burada Bilge Kağan ile kardeşi başkumandan Kültigin'in ve Bilge Kağan'ın kayınpederi olan Vezir Bilge Tonyukuk'un, bir ara Çin esaretine düşen Türk devletini yeniden kalkındırmak için gösterdikleri çabalar anlatılır.

Türkler modern bilimin temelini olu
şturan uygulamaları da çok önceden başlatmışlardı. Bir yılı 365 gün 6 saat olarak hesaplayarak 12 hayvanlı Türk Takvimini oluşturmuşlardır. Uygurlar tahta harflerden matbaayı ve pamuktan kâğıdı yapmışlar, madencilikte özellikle de demircilikte ileri gitmişlerdir. Kazakistan’ın başkenti Alma Ata yakınlarında bir kurgandan çıkarılan “Altın Adam Heykeli” Türk maden sanatının ne kadar geliştiğini gösterir.  Halı Türklerin Dünya medeniyetine bir katkısıdır. Altaylarda Pazırık Kurganı’nda bulunan halı dünyanın en eski halısıdır. Türkler bilim ve sanattaki yapıtlarını belgelemek ve kültür alışverişinde bulunmak için belgeler oluşturmuş ve bunun için  Arap, Kiril ve Latin alfabelerini kullanmışlardır.

Yapılan ara
ştırmalara göre Türk ırkına ait en erken devirlerden itibaren görülen kaya resimleri (petroglif)ise, kaya ve mağara yüzeyleri üzerine yapılmışlardır. Bunlardan bazıları boya ile yapılmış, bazıları da kazıma ve çizme yoluyla gerçekleştirilmiştir. Kaya resimleri, Orta ve İç Asya'da milattan önceki bin yıllardan, M.S.14. ve 15. yüzyıllara kadar çok çeşitli konuları kapsar.

Geleneksel Türk sanatlarının bir kısmı
İslam öncesi dönemden kaynaklanır. Türklerin İslam dinini kabul etmesinden  sonra  Türk-İslam sentezi sanatlar ortaya çıkmaya başladı. Dinsel inanışlar nedeniyle heykel ve resim gerilerken Tezyîni Sanatlar, Türk Musikisi, Türk Mutfağı, Mimari, Temaşa Sanatları bu sentezin etkisinde bir gelişim gösterdi.Bu sanatların başında Minyatür gelmektedir. İslam sonrası gelişen sanatların başlıcalarını, Bezeme, Hat sanatı (Hüsn-i Hat), Tezhib, Yaprak Üzerine Hüsn-i Hat, Tuğra, Ferman, Ebrû, Gravür, Kat'ı, Çini, ve Kalem işi, Seramik olarak sayabiliriz. Hunlardan başlayarak yüzyıllar boyu dünyanın bir çok yerinde varlığını sürdüren Türklerin dönemlerinde yarattıkları sanat yapıtlarının ve kültür miraslarının zamanımıza kadar ulaşması, kültür ve sanat tarihi açısından önemli bir göstergedir.

Günümüzde ileti
şim olanaklarının gelişimi global kültür etkileşimini de çok basite indirgemiştir. Bu durum bazı açılardan bir avantaj sayılsa da yozlaşmanın bir virüs gibi yayılmasına da zemin hazırlıyor. Tarih öncesinden başlayarak kültür ve sanatta başlatıcı olmuş bir ırk bu gün hiç sorgulamadan batıdan gelen her şeyi sindirmeye çalışıyor. Global payaşım doğal olarak çok önemli. İçe kapanıp kısır döngülerle benzer yapıtlar oluşturmaktan söz etmiyorum. Batıdan, doğudan neredn gelirse gelsin kolektif zihne mal edeceğimiz etkileşimler yeni boyutlar, yeni bakış açısı kazandıran şeyler olmalıdır. Herşeyde olduğu gibi kültür-sanatta da farklı düzeyler bulunur. Kendi birikimlerimizi daha üst düzeylere taşıyacak ivmeyi elde edebilmek gerekir. Bu da değerli örneklere kandimizi açmamızla oluşur. Bozulmaya uğramış, çarpık izdüşümlerle oluşan izlenimler doğal olarak köklü bir kültürün unsurlarıyla bağdaşamaz. Bu durumda ne yazık ki, bilişim ve promosyon denilen büyük gücü arkasına alan öz değerler yerini yozlaşmaya bırakıyor. Eğer kendi öz kaynaklarımıza, kültür-sanat mirasımıza sahip çıkmazsak içten ve dıştan gelen olumsuz dalgalar Türk Kültür ve Sanatını yalnızca tarih sayfalarında bırakacak.

 

iletisim@nilgunserimoglu.com.tr

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019