Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1720




Sizce Tarkan hala Türkiye'nin Megastarı mı?

Evet
Hayır

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 35 müzisyen gazete okuyor
 
 
Elif Ekinci
 
 
Yayımlanan Sayı : 1484

Opera da yaşam gibi değişiyor - 09.07.2012





Opera Festivali’ni bu yıl üçüncü kez gerçekleştireceksiniz. Yola çıkarken hedeflenen neydi?
Ülkemizde operaya ili
şkin, geçmişten kaynaklanan kimi önyargılar olduğunu yadsıyamayız. Yıllar öncesine dayalı bazı yanlış ve çağşı uygulamalar, zihinlerde olumsuz izlenimler bırakmış olabilir elbet. Hatta bir adım daha öteye gidelim, opera sanatının elitist bir tavır sergilediği iddiasında bulunanlar bile çıkabilir aramızdan. Oysa asla göz ardı etmememiz gereken nokta şu: 20. yüzyılın son çeyreğinden bu yana opera sanatı, tıpkı yaşamın kendisi gibi büyük bir değişime uğradı. Hedef kitlesini genişletti, yeni ifade biçimleri geliştirdi, teknolojiden beslendi, yorumcularındaki farkındalığı arttırdı, çağdaş, atılımcı yapımlar üretmeye yöneldi. Bu bağlamda,Türkiye’de biz operacılara düşen en önemli görev, çağın gerisinde kalmadan, müzik ve tiyatronun ideal bileşiminden, insanlık tarihinin bu çok değerli kültür mirasından herkesin payına düşeni almasını sağlamak, yaygınlaşmaya hizmet etmek ve gerçek anlamda ulusal operamızı yaratmak. Opera Festivali’ni düzenleme ve buna süreklilik kazandırma çabamızın temel nedenini de, işte bu bakış açısı oluşturuyor zaten.
Hedefe ne ölçüde ula
şıldı, üç senede nasıl bir yol kat etti festival?
Üç yıl zarfında
İstanbullularda önemli bir farkındalık yarattığımız kesin. Tanıtım sponsorumuz Denizbank sayesinde yazılı ve görsel basında dikkat çeken, kendinden söz ettiren kampanyalarımız yer aldı. Bu tanıtımın ve sunduğumuz nitelikli, özel prodüksiyonların, yurtdışından, yurtiçinden davet ettiğimiz gerçekten çok önemli sanatçı ve grupların etkisi kesinlikle gişeye yansıdı, ilgiyi arttırdı. Henüz üçüncü senemizdeyiz, istikrarla devam eder, sürekliliği sağlarsak İstanbul Opera Festivali’nin dış dünyada da önde koşan festivallerden biri olacağına yürekten inanıyorum. Günümüzde dünyanın dört bir yanında düzenlenen opera festivalleri, hem o şehirde yaşayanların hayatına farklı bir kültürel ve sanatsal zenginlik katıyor, böylece yaz aylarını tekdüzelikten kurtarıyor hem de söz konusu kentin kültür turizmine büyük katkı sağlıyor. Örneğin, Salzburg, Bayreuth, Verona gibi, sırf buralarda düzenlenen gelenekselleşmiş festivallerin yarattığı artı değerden yararlanarak yaşayan, turizm gelirlerini her yaz inanılmaz boyutlara taşıyan şehirler var. İstanbul gibi gerçek bir metropolün konumu ise daha ayrıcalıklı. Sahip olduğumuz tarihsel zenginlikler opera sanatıyla buluşturularak sunulduğunda, şehir, hiç kuşkusuz, apayrı bir cazibe merkezi oluşturuyor.

Bu sene program nasıl olu
şturuldu? Programı belirlerken neleri göz önünde bulundurdunuz?
Türk bestecilerinin yapıtlarına, bizi konu alan yabancı bestecilerin ürünlerine ve elbet opera tarihinin ba
şyapıt niteliğini kazanmış eserlerine programımızda yer verdik. Yıldırım Bayezid, IV. Murat, Don Giovanni, Aşk-ı Memnu, Saraydan Kız Kaçırma, sözünü ettiğim ilkeler
do
ğrultusunda programa alındı. Amacımız 7’den 70’e her kesimden İstanbulluya opera sanatını tanıtmak, sevdirmek ve bu sayede daha geniş bir kitlenin operayı benimsemesini sağlamak.

Sizce programda “kaçırılmaması gereken”ler neler?
Her bir oyunun farklı, cazip özellikleri var. Bilet fiyatlarının 15 TL’den ba
şladığını, öğrenci ve grup indirimleri de yapıldığını düşünecek olursak, benim önerim seyircilerimizin vakit buldukları ölçüde hiçbirini kaçırmamaları.
Çünkü bütün eserleri festival dı
şında izleme olanakları yok.

Festivalin yabancı konu
ğu Arjantinli tenor Jose Cura olacak bu sene. Neden Cura’yı seçtiniz?
Jose Cura, üç büyük tenordan sonra en büyük ba
şarıyı yakalamış olan sanatçı. Malum, Pavarotti öldü, Carreras çoktan opera sahnelerini bıraktı, Domingo da ilerlemiş yaşı nedeniyle artık bariton partileri söylüyor. Oysa Cura henüz 49 yaşında, tüm dramatik rolleri dünyanın dört bir yanında çok büyük başarıyla oynuyor, Otello’su, Samson’u, Don Jose’si dillere destan. Sadece tenor değil, aynı zamanda orkestra şefi ve besteci, çok iyi bir yorumcu ve sahne üstünde inanılmaz karizması olan üst düzey bir oyuncu. Bu özellikleri altalta koyunca kendisini festivalimize davet etmek kaçınılmaz oldu.

PROGRAM
7 Temmuz - Don Giovanni- Haliç Kongre Merkezi
9-10-11- Temmuz Saraydan Kız Kaçırma - Topkapı Sarayı
12 Temmuz- José CURA Soprano Feryal Türko
ğlu -Aya İrini
14-15 Temmuz- IV.Murat- Topkapı Sarayı
16-18 Temmuz - Yıldırım Bayezid- Kadıköy Süreyya Operası
19 Temmuz- A
şk-ı Memnu- Bahçeşehir Kültür Sanat Merkezi

 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019