Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1720




Sizce Tarkan hala Türkiye'nin Megastarı mı?

Evet
Hayır

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 35 müzisyen gazete okuyor
 
 
Fatma Babuşçu
 
 
Yayımlanan Sayı :

Sözün bittiği yerde… - 16.06.2006





Şehir merkezine geçtiğim bir öğle sonrasıydı. Uzun Sokak’ın hemen başındaki gazete büromuza doğru gidiyordum.

Yanımda, Avusturya’dan tatil dolayısıyla gelen küçük yeğenim Dolu vardı. Avucumda sımsıkıydı o küçücük eli…

O daracık sokakta; hareket halindeki insan kalabalığının arasından, ortasından geçerken ezilmesin diye özen gösteriyordum.

Aslında kısa bir mesafeydi… Ama aşırı kalabalık yüzünden, ağır çekim edasında ilerliyorduk. Neden sonra, gazetenin bulunduğu iş hanına varabildik.

Onu iyice koruduğum için, o sıkışıklıktan fazla etkilenmemiştir diye düşünüyordum.  Tam o sıra, “Ya halaa, herkes bana yanaşıyoo!”diye tüm tatlılığıyla bağırmaz mı?

Küçük yeğenim, Uzun Sokak’ın yıllardır süregelen sorununu, işte böyle dile getirdi.

İstanbul’un İstiklal Caddesi’nden, Ankara’nınsa Yüksel Caddesi’nden küçük bir esinti taşıyan bu meşhur sokağımızda rahat yürümek, soluklanmak gerçekten zor.

Bu sokağın trafiğe, araçlara kapatılacağı ne zamandır söyleniyor ama hala gerçekleşen bir şey yok.

Uzun Sokak böyle de diğer sokaklardayken daha mı rahatız? Değil. Oralarda da benzer sorunları yaşamak mümkün. Biri size çarpmadan, sizi itmeden, sıyırıp geçmeden bir sokağın başından girip sonunu getirirseniz helal olsun!

Uzun Sokak’taki o tatsız alışkanlık, oralarda da sürdürülüyor ne yazık!  

Geçen gün, bir arkadaşımla Maraş Caddesi’nde ilerliyorduk. Hava yağmurluydu. Hava şartlarının verdiği olumsuzlukla olacak, ne istediğini bilmeyen şaşkın karıncalar gibiydi insanlar. Oradan oraya koşuşturuyorlardı.

Benim ruh halim de onlarınkinden farksızdı… İnadına, gri renklerine bürünen hava bir yana, sokaktaki gözlemlerim de yormuştu beni.  

Sanat Sokak’ın orada bir kenarda durduğumuz sıraydı. Az ilerde bir bey, yanında duran küçük çocuğunu kaptığı gibi, üstümüze, üstümüze doğru yürüdü ve bana çarparak geçti.

Sanki insan değil, bir kayaydı karşısındaki, ya da kesik bir ağaç kütüğü! Ardına bakmadan, bana bir özür borcu olduğunu düşünmeden umarsızca geçip gidebildi!

Şaşkınlığımı atıp, kendimi toparlamaya çalıştım. İstanbul’dan buraya ilk kez gelen ve burada kendine yeni bir sayfa açmak durumunda kalan arkadaşım,

“Ne bu böyle? Özür bile dilemedi senden!” diye öfkeyle patladı.

Bir özür dileği, evet!.. Bu tür durumlarda neleri değiştirmezdi ki! Her şey tatlıya bağlanır; saniyeler içinde karşı tarafta büyüyen öfke, gerginlik dağcıklarını eritiverirdi… Özür dileği, öyle sanıldığı gibi, insanı alçaltmaz, aksine yüceltir… Ah, bunu bir kabullenebilsek!

“Sağ olsunlar, insanlarımız biraz böyledirler!” diyerek yatıştırmaya çalıştım arkadaşımı. Sokaklarda sıkça yaşanan bu tür davranış bozuklukları, aslında üzüyor beni. Sevdiğim bu şehir adına, duyarlı insanları adına üzüntü duyuyorum.

Keşke daha ince, daha zarif davranabilsek! Bunlar neyse ne de sözün bittiği yerde, silahlara sıra gelmese! İyi bir intiba bıraksak karşımızdakilerde, dışarıdan buraya gelen konuklarda!

Keşke!

Ciddi bir bahanemiz var: Sokaklar dar, şehir kalabalık, köylerden şehre doğru aşırı yığılma var, diyor yine de anlamaya çalışıyoruz bu karışıklığı.

Ya başka konularda durum nasıl? Örneğin çevre temizlik konusu? Oturmak için belli yerlere konulan bankları daha çok da yaşlılar mı, gençler mi kullanıyor? Dahası, dolmuşlarda nasılız? Yürümek konusunda sınıfı geçemediğimiz kesin de, oturup kalkmak konusunda nasılız?

Keşke olumlu yanıtlar verebilsem bunlara!

Özellikle de dolmuşlar konusunda biriktirdiklerim öyle çok ki! Erkekler, genelde evdeki koltuğuna yayılmış gibi oturur arabalarda. Bayanların rahat yolculuk etmesine gölge oluşturur bu davranışları…

Ya bayanlar? Onlar da pek masum değil bu konuda. Onlar da hemcinslerinin yanında sere serpe otururlar. Yolculuk sırasında, sıkça yaşadığım örneklerden birini vereceğim yine:

Önceki gün evden çıkmış, şehir merkezine doğru gidiyordum. Yolda aşırı kilolu bir bayan bindi arabaya. Hemen yanım boştu. İki kişi sığacak kadar bir boşluk… Bayan geldi geldi, ben farkında olmadan bacağımın üstüne bıraktı kendini.

O bacağım yüzümden neler çekmişim ben. Ameliyatlar, alçılarda yatmalar… Alçı alındıktan sonra da çok zaman aldı yürümem. Nerdeyse, yeniden hastanelik ediyordu beni!

“Neden dikkat etmiyorsun?” dedim. Ters ters baktı yüzüme.“Dokundum da ne oldi? Yedim mi seni?” dedi.

Bu tür durumlardaki genel yaklaşım bu; hem suçlu, hem güçlü! Bazen kızıyorum ama bir yandan da çok komik geliyor bana bunlar.

Her defasında kendimi saf, hoyrat, komik ve yepyeni bir fıkranın içinde hissediyorum!

E-Posta: fatmababuscu@hotmail.com




 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019