Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1737




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 30 müzisyen gazete okuyor
 
 
Ömer Asan
 
 
Yayımlanan Sayı : 1589

“Bağlama” tahakkümü sona ersin - 09.06.2014





Artık müzikte de demokratikleşme istiyoruz.

 

Neden mi?

 

Halk kültürlerinin en önemli göstergesi halk şarkıları ve kullanılan enstrümanlardır. Sadece bu argümandan yola çıkarak Türkiye ve halkının ne kadar çok ve zengin bir kültüre sahip olduğunu kolayca anlayabiliriz. Ancak nedense bu alandaki halk kültürü öğeleri öne çıkarılırken bazı bölgelere ait unsurların “devlet” ve sözde otoriteler tarafından neredeyse yok sayılması söz konusudur. En çarpıcı örnek Karadeniz Bölgesi’dir.

 

Türk Halk Müziği’nin devlet destekli icracısı öncelikle TRT, sonrasındaysa Kültür Bakanlığı,  Halk Eğitim Merkezleri ve üniversitelerdeki konservatuar bölümleridir. Dolayısıyla söz konusu devlet politikasının göstergeleri bu kurumlarda yapılan uygulamalardır. Geçmiş yıllardaki uygulamaları ve gelinen yeri özetleyelim:

 

Resmi devlet politikasına göre Türk Halk Kültürünün ana öğesi/göstergesi (ikonu) -aynı zamanda tek sesli bir çalgı olan- bağlama’dır. TRT programlarında neredeyse bütün halk şarkıları/türküleri bu enstrümanla icra edilmekte, diğer enstrümanlar yancı/renk olarak eşlik etmektedirler ki zaten bağlamanın yüksek volümü diğer sesleri susturmaktadır. Bağlamanın olmadığı bir halk müziği orkestrası (örneğin TRT’de) neredeyse yoktur.


TRT, Karadeniz kemençesi, Karadeniz kavalı ve tulumunu halk kültürümüzün asli unsurlarından saymamaktadır. Neredeyse tüm Karadeniz
şarkıları/türküleri bağlama ağırlıklı olarak icra edilmektedir ki, bağlama Karadeniz otantik halk çalgısı değildir. Kimi araştırmacıların Karadeniz’de yaptığı derleme çalışmalarında bağlama/saz çalgıcıları ve türküleri bulunsa da, onların tıpkı Erzurumlu Emrah gibi gezgin aşıklar olduğu kolayca tespit edilebilir. Devamında Trabzon, Rize ve Artvin’de 1950 sonrası radyo programı “Yurttan Sesler” etkisiyle icracıları görülmektedir. Bağlamanın yanı sıra kemençe, tulum, kaval kullanılsa belki bu tarz kabul edilebilir; ancak sayısız halk müziği programlarında çoksesli (polifonik) bir çalgı olan Karadeniz kemençesi yerine Ege yöresine ait kabak kemanesi veya klasik kemençe kullanılmaktadır. Hatta yörenin türkücülerinden Volkan Konak uzun süre kemençe yerine orkestrasında kabak kemane kullanmıştır.


Karadeniz halk
şarkıları/türküleri program sonlarında “eğlencelik” olsun diye konulmakta, “icracı” kadrolu sanatçıların da ehil, yöresel ağız bilgisine sahip olmadıkları görülmektedir. Son 25 yıldır Karadeniz şarkılarını söyleyebilecek bölge kökenli sanatçı istihdamı yapılmamıştır.


Karadeniz
şarkıları söyleyebilecek tek kadrolu sanatçı İbrahim Can’dır. O da doğal olarak Trabzon Beşikdüzü yöresi Çepni ağzıyla sunum yapabilmektedir.


TRT’de
şu anda kadrolu kemençeci, İstanbul’da görevli olan Naci Keskin’dir. Oysa bağlama ve vurmalı çalgıcılarının sayıları oldukça yüksektir. Kaval ve tulum çalabilen kadrolu çalgıcı yoktur. Programlarda ara sıra (keyif bağışlama, yasak savma adına) bu çalgıların az sayıdaki ustaları misafir olarak ağırlanmaktadır.


Konservatuarlarda a
ğırlıklı olarak Halk Müziği dalında yine bağlama öğretilmekte Karadeniz Kemençesi, Karadeniz kavalı, tulum öğretimde ve eğitimde hiç yer almamaktadır. Sanırım yeni açılan Karadeniz Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuarı öğrencilerine çalgı eğitimi için seçme şansı sunmaktadır.


Karadeniz Halk Kültürü ve Müzi
ği nedense TRT ve Üniversitelerimizin ilgi alanına girememiştir. O nedenle bu konuda elle tutulur bir arşiv oluşturulamamıştır. Bir zamanlar Muzaffer Sarısözen’in tüm ülkeden müthiş bir çabayla derlediği 10 bin civarındaki hal şarkıları/türkülerinin TRT arşivlerindeki sesli kayıtlarının akıbeti belli değildir. Muzaffer Sarısözen’in başlattığı “Yurttan Sesler” programları ve özenle seçilen her yörenin icracı sanatçıları geleneği terk edilmiş, yerini “bağlamacıların” aldığı tek sesli gruplara bırakmıştır.


Kültür ve Turizm Bakanlı
ğının kadrolu sanatçıları konusunda bilgi sahibi değiliz. Kimleri hangi bölgeleri temsilen istihdam ettikleri bilinmemektedir; çünkü henüz icralarına geniş halk kitlelerinin tanık olmadığını görüyoruz.


Halk E
ğitim Merkezlerinin de Halk Müziği alanında TRT politikasıyla benzer faaliyetler yürüttüğü ve halk çalgılarından yine “bağlama”nın ana unsur olarak öğretildiği görülmektedir.

Karadenizli aydınlar olarak Türk Halk Kültürü ve özellikle Halk Müziği alanındaki araştırma, geliştirme ve istihdam bütçelerinin kamuoyuna sunulmasını bir hak ve zorunluluk olarak görmekteyiz. Oysa söz konusu kurumların böylesi bir sorumluluk üstlenmediği görülmektedir.


Tek sevindirici bilgi, KTÜ bünyesinde, Abdullah Akad öncülü
ğünde yapılan ve Eylül ayında açılacak olan arşiv çalışması. Adı KARMA (Karadeniz Müzik Arşivi) olan Türkiye’nin ilk bölgesel müzik arşivi elde edilen kayıtların tamamını dijitalleştirilerek hizmete açacak. Türkiye’ye ilişkin sahada alınmış en eski ses kayıtları (1902 yılından itibaren), ilk Kafkasya kayıtları, Romanya, Yunanistan, Bulgaristan, Gürcistan, Rusya, Kırım vb. birçok ülkenin de önemli miktarda eski kayıtları araştırmacıların hizmetine sunulacak.

 

Sonuç olarak görülmektedir ki, bugüne kadar halkımıza tek sesli “bağlama” ile dominant/baskın bir tek tiplilik dayatması yapılmıştır.

 

Bu dayatmanın sonucunda, örneğin İstanbul’un bir zamanlar uluslararası entelektüel merkezi olan Beyoğlu “Türkü Barlar” adı altında afyonlaşş masalarda mezeye dönüşş durumda. Sorunlarını bağlamayla ifade etmeye çalışan kitlelerin özgürlüğüne dokunma niyetim yok. Ancak müzik yalnızca ağlama duvar değil, çoksesliliğin, demokratik taleplerin özgürce ifade edilebildiği bir bilim dalıdır aynı zamanda.

 

Bu yazıda sunulan tespitler bir “bağlama karşıtlığı” veya kemençe, tulum şovenistliği olarak algılanmamalı. Örneğin, keman, ud, tambur, cümbüş, klarnet de halk çalgılarımızın ana unsurları olmasına rağmen aynı akıbetle karşı karşıyadırlar. Burada amaç, gelinen durumdan yola çıkarak, kaygılarımıza, en az bağlama kadar değerli halk çalgılarımızın ve icracılarının yok sayılması ve kaybolmasına dikkat çekmektir.

 

Anlaşılacağı üzere Türk/Anadolu Halk Kültürümüzle ilgilenen herhangi bir kamu kuruluşumuzun ilgi alanında, Karadeniz yoktur. Uygulamalardan çıkan sonuca göre de Karadeniz halk çalgıları ve sanatçıları resmi Türk Halk Kültürünün asli unsurlarından sayılmamaktadır. Bu durumun bilinçli bir tercih mi, yoksa ilgili kurumları yönetenlerin bölgeci, bölücü tutumlarından mı kaynaklandığı merak konusudur. Koskoca bir bölgeyi yok saymak olan bu fiili durum artık bölge kökenli aydınları/araştırmacıları rahatsız etmektedir. Bilinçli/bilinçsiz yapılan söz konusu ayrımcılık sonucunda bölgenin enstrümanları/çalgıları kent müziklerinde yer alamamakta, ulusal ve uluslararası temsil yeteneği kazanamamaktadır. Dolayısıyla söz konusu halk kültürü kır kültüründen öteye geçememekte, mahalli, amatör ve çoğunlukla yozlaştırmaya eğilimli icracıların eliyle değeri/önemi hafifletilmektedir.

 

Son söz olarak şunu söyleyebilirim; Karadeniz Halk Kültürlerinden yola çıkarak kaleme aldığım ve çok önemsediğim bu konunun tartışılmasını, yapılan haksızlıkların ortadan kaldırılmasını temenni ederim. İlgili kurumlar kapılarını farklı kültür coğrafyalarının yetenekli gençlerine açmalı, uluslararası standartlarda eğitim olanakları sağlanmalıdır. Ya da devlet, tüm kurumlarında halk müziği alanındaki “kadrolu” desteğini tamamen çekip kültürler arası haksız rekabete ve tahakküme yol açan uygulamaları ortadan kaldırmalıdır. Bu durumdaysa Kültür ve Turizm Bakanlığı, tıpkı sinema ve tiyatroya verdiği desteği benzer biçimde halk müziği alanında da vermelidir.

 

Bu hakkımızı almalıyız. Çünkü müzik, demokrasi mücadelesinin ana unsurlarından ve göstergelerinden biridir.

 

 

Mühim Hadiseler Enstitüsü

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019