Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1736




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 28 müzisyen gazete okuyor
 
 
Gün Zileli
 
 
Yayımlanan Sayı : 1602

Tam istediği Gibi Oldu: Onu Dini Törensiz Uğurladık… - 17.10.2014





Editör'ün Notu: 1993 yılından 2005 yılına kadar Trabzon DT'de birlikte çalışğım, İstanbul DT emekli Sahne Amiri arkadaşım Sevgili Sadun Belgin'i 10 Ekim günü kaybetmişiz. Cep telefonuma düşen bir SMS ile haberim oldu. Çok üzüldüm.  Sadun arkadaşım, bilgi birikimiyle, çevresiyle, düşünceleriyle, insani duruşuyla, samimiyetiyle iyi bir arkadaşımdı. Provalarda yarattığımız fırsatlarla, tiyatrodan, müzikten, anılardan, bireyin kuşatılmışğından, hülâsa insandan söz ederdik. Ne yazık ki o da çevresinde anlaşılamayan güzel yüreklerden birisiydi. Gün Zileli'nin bu değerli yazısını okuduğumda onunla yaşadıklarımıza gittim geldim. Yayın için verdiği izinden dolayı Sayın Gün Zileli'ye teşekkür ederim. Ve Sevgili arkadaşım Sadun, şimdi, sessizliğin ve huzurun simgesi Kınalıada'daki ebedi uykunda ışıklar içinde uyu kardeşim. Ruhun Şâd olsun

 






Acılarımızla beraber ya
şamayı öğrenecek…

 

Ve güzel olan her şeyi sevmeye devam edeceğiz

 

Sadun Belgin, 1987

 

 

 

 

 

Bu dünyadan göç eden “Ünlü”ler (nasıl bir türdür bu, o da ayrı bir konu) hakkında yazmak kolaydır, hatta istenen bir şeydir de. Bu sayede, siz de isminizi bir kere daha duyurmuş, “ünlü”ler kervanındaki mütevazı yerinizi biraz daha pekiştirmiş olursunuz. Esas zor olan, bu dünyadan, değer bilen birkaç insan tarafından sessiz sedasız uğurlanan biri için bir şeyler yazmaktır. Çünkü onun hakkında yazdıklarınız inandırıcı olmayacaktır. “Madem” diyecektir genel kabullere açık ortalama okuyucu, “bu kadar değerli nitelikleri vardı, neden bir köşede sessizce öldü? Neden bu niteliklerini gösteremedi hayatı boyunca?” Zeki ve bu dünyanın genel-geçer değerlerine kapılmamış az sayıda insanın buna vereceği tek cevap vardır aslında: “İşte o değerli nitelikleri yüzünden gösteremedi.” Bu cevap aynı zamanda “ünlü”lerin ünlerine de indirilmiş esaslı bir darbedir. Anlayana tabii.

 

Bu yazıyı okuyanların içinde, 10 Ekim 2014 tarihinde kaybettiğimiz Sadun Belgin’i (1947-2014) tanıyanların epeyce azınlıkta kalacağını düşünüyorum. Bu yüzden onun niteliklerinden söz etmem, tanımayanlara pek bir şey ifade etmeyecek, tanıyanlar açısından ise belki bir tekrar olacaktır.

 

Buna rağmen, birkaç önemli özelliğinden kısaca söz etmem, sanırım onu tanımayanlar için ilginç, tanıyanlar içinse bir hatırlama vesilesi olacaktır diye düşünüyorum.

 

Döneminin bütün duyarlı gençleri gibi sol harekete katıldı ve daha az sayıda duyarlı insan gibi, sol örgütlerde gördüğü dogmatizme karşı tavır aldı, onun için önemli olan, örgüt değil, devrimci mücadeleydi, bildiği yolda mücadelesini sürdürdü. İşkencelerden geçti. Geç 1968’lilerden farklı olarak erken 1968’liydi ve bu nedenle sanatla, edebiyatla, şiirle yakından ilgiliydi. Erken 1968’lilerde sanat ve edebiyat son derece önemli bir damardı. O dönemden tanışırdık.

 

Türkiye’ye dönmeden hemen önce, 2008 yılında Sadun’la yeniden bağ kurdum. Daha doğrusu, o eşsiz belleği sayesinde o benimle yeniden bağ kurdu. Buna aracılık eden, oğlu Evrensel Belgin oldu. Geçmiş 40 yıllık mücadelenin çeşitli safhalarını Evrensel’e neredeyse enstantaneler halinde aktarmıştı. 2009’da Türkiye’ye dönünce yeniden buluştuk. Diyebilirim ki, onu yakından tanımam bu beş yıl içinde olmuştur. Sadun da Evrensel de yakın arkadaşlarım oldu.

 

Keskin zekâsıyla, olayların ve gelişmelerin özüne neşteri indiren özdeyiş niteliğindeki sözleridir en önemli özelliği. Kısacası, ideolojik sis bulutlarının içinden işin özünü öylesine net bir şekilde görür, basit ve özlü bir şekilde ifade ederdi ki, şaşırıp kalırdınız. Uzun süren hastalığı sırasında, ölümün iyice yaklaşğı son günlere kadar bile. Kısa birkaç örnek vereyim:

 

“Sayın Muhbir Vatandaş” başlıklı yazım’da (15 Nisan 2009) bir arkadaşımın bana şöyle dediğini yazmıştım:

 

“Sabahleyin Taraf’ın ‘Postallı Hocalar Gözaltında’ manşetiyle uyanmak bir kâbustu.” (Bu makale her iki kitapta da yer almıştır: Rejimler, Partiler, Kişiler ve ‘Ulus’lar, Kibele, 2010; Muhafazakâr Liberalizm, İmge, 2014)

 

Bu arkadaşımın adı, birkaç gün önce kaybettiğimiz Sadun Belgin’dir. İtiraf etmeliyim ki, Sadun’un bu ve buna benzer saptamaları benim Ergenekon vb. davaları konusundaki uyanışımda belirleyici olmuştur. Ama Sadun gibi insanlar, bir an için sahneye çıkar, sessizce sözlerini söyler ve sonra da sislerin içinde uzaklaşırlar.

 

Ama sanılmasın ki, kaybolurlar. Hiç de değil. Sadun son derece iyi ve dikkatli bir okuyucuydu ve dünyada veya ülkede olup bitenleri keskin zekâsıyla yorumlamaktan bir an bile geri durmazdı. Bunları söylüyorum ama sanılmasın ki Sadun kuru kuruya bir siyaset takipçisiydi. Hayır. Her koşulda, hayatının son dört ayında, ölüme en yakın olduğu anlarda bile birinci sıraya daima estetiği koymaktan bir an bile vazgeçmedi. Karşısındaki duvarda Chagall’ın tablosunu eksik etmedi. Dışarıdan topladığı çiçek ve dallarla çevresini hep güzelleştirdi.

 

Evet estetik. Şair Sina Akyol gençlik döneminden arkadaşıydı. Ona Haziran ayında, Sina Akyol için özel sayı yapmış Üç Nokta dergisini götürdüm. O anda Sina’nın çok eskilerden, 1960’lı yıllardan bir dizesini hatırladı: “Küskün bir tay gibi başını önüne eğip…” Ben de internet üzerinden Sina’ya hem Sadun’un hastalığını bildirdim hem de hatırladığı bu dizesini yazdım. Sina’dan ilk gelen cevap şöyleydi: “Kiminmiş bu dize?” Ben, herhalde Sadun hastalığı nedeniyle artık bazı şeyleri karıştırıyor diyerek üstünde durmadım. Fakat Sina’dan ertesi gün bir mesaj daha geldi. “Evet hatırladım, bu benim dizemdi.” Hele konu sanat, şiir, tiyatro, sinema olduğu zaman, belleği hiçbir zaman teklemezdi.

 

Değinmek istediğim önemli bir nokta daha var. Bugüne kadar Tayfun Gönül dışında hiçbir devrimcide rastlamadığım önemli bir nokta. Öleceğini biliyordu ve öldüğünde dini tören istemediğini sıkı sıkı tembihlemişti. Son derece netti bu konuda ve “halk ne der” kolaycılığına kesinlikle yüz vermemişti.

 

11 Ekim 2014, Cumartesi günü, onu küçük bir topluluk olarak Kınalıada Mezarlığı’na defnettik. Şu anda çok sevdiği sigara tablası yanıbaşında, sonsuz uykusunda.

 

Kınalıada’da, bir avuç arkadaş, dost ve Adalı tarafından sessiz sedasız uğurlandı ama o sessiz tören, insanlığın ufkunda parlayan bir şimşek aydınlığından, yeri göğü sarsan bir gök gürültüsünden farksızdı.




ADAMIN B
İRİ

 

 

 

BİR ADAM TANIRIM.

 

ŞÜNMESİNİ

 

ÖFKELENMESİNİ

 

SEVMESİNİ, İYİ BİLİR.

 

 

 

DENİZİN DALGASINI,

 

İNSANIN DÜRÜSTÜNÜ SEVER.

 

 

 

HAMAMBÖCEKLERİNDEN

 

TİKSİNTİ İLE

 

SÖZEDER HEP.

 

VE BAZILARINI ONLARA BENZETİR.

 

 

 

BİR ADAM TANIRIM.

 

PARAMPARÇA YÜREĞİ

 

VE ADAM…

 

DELİCESİNE YALNIZ

 

 

 

SADUN BELGİN

 

1970/ANKARA

 

 

 

 

 

 

 

Kaynak: http://www.gunzileli.com/2014/10/14/tam-istedigi-gibi-oldu-onu-dini-torensiz-ugurladik/#ixzz3GZMSyKOu

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019